Sosyal Medya’nın Gerçek Devrimi

Demir Demirkan’ın beni Retweet ettiğini görmek beni çok düşündürdü. (Retweet edilen mesaj) Üstelik ne ben Demir Demirkan’ı takip ediyorum, ne de o beni. Bizim ünlüleri Retweet etmemiz normal, ama onların bizi Retweet etmesi…

Sosyal Medya’nın iletişim açısından gerçek devrimi en tahmin etmediğimiz insanlara bile birer mesaj uzakta olmamız. Bir mesajımla Cumhurbaşkanı’na bile ulaşabilirim. Özetle, eğer söyleyecek bir şeyim varsa, ulaşılmazlık artık problem değil ve bu yeni dönemde içerik kalitesi her şeyden daha önemli. 6 Degrees of Seperation ( Dünya’daki herhangi bir insana 6 adım uzakta olduğumuzu söyleyen fikir) artık geri sayıyor. 3,2,1…

Twitter Gazetecilik Müfredatına Girdi

Güzel bir habere denk geldim bugün:

Türkiye’de Blogger / Gazeteci tartışmaları zaman zaman gündeme gelirken, Amerika’da bir üniversite Gazetecilik Bölümü müfredatına  “Journalism 520: Digital Editing: From Breaking News to Tweets.” ( Gazetecilik 520: Dijital Editleme: Son Dakika Haberlerinden Tweetlere )’yi ekledi.

Bu gazetecilik müfredatını çok yenilikçi buldum. WordPress’in temellerinden, SEO’ya ve Vatandaş Gazeteciliğine kadar, birçok konu akademik düzeyde tartışılacak. Darısı Türkiye’deki üniversitelerin başına.

Detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Sosyal Medyanın Kişisel Marka Olma Üzerine Etkileri

Özlem Hoşcan, sosyal medyanın kişisel marka olma üzerine etkileri konulu bir tez yazıyor. Kendisi de beni bu konuda çok değerli kişiler ile birlikte kişisel marka olarak değerlendirmiş ve bu konudaki sorularını bana da yöneltti. Son zamanlarda sosyal medya konusunda tezlerin arttığını gözlemliyorum.  Benden yardım ve görüş isteyen birçok üniversitelinin tezine yardım ediyorum. Bu sebeple literatürde benim de bir parça tuzum bulunduğu için mutlu oluyorum. Aşağıda bu konudaki görüşlerimi okuyabilirsiniz:

Sosyal Medyanın Kişisel Marka Olma Üzerine Etkileri Sorular:

1. Ne zamandan beri sosyal medyada aktif olarak yer alıyorsunuz?
2006’dan beri aktif blog yazarlığı yapıyorum. Benim sosyal medya olarak kabul ettiğim ilk aksiyonum bu olduğu için 2006 yılını başlangıç olarak kabul edebilirim.

2. Kaç tane sosyal medya aracını günlük olarak kullanıyorsunuz? İçlerinde en çok kullandığınız hangileri?
Gerek işim, gerek kişisel hayatımda aktif bir sosyal medya kullanıcısıyım. Facebook, Friendfeed ve Twitter’ı gün boyu kullanıyorum. (ortalama 10 saat) Her gün mutlaka takip ettiğim blogları okuyorum. Bunun dışında haftada 2-3 kez blog yazmaya gayret ediyorum. Linkedin profilimi de haftada 2-3 kez kullanıyorum.

3. Blog sayfanız var mı?
Evet, 2006’dan beri blog yazıyorum

4. Blog sayfanızın adı, isminiz ile aynı adı taşımıyorsa, blog adı telaffuz edildiğinde sizinle ilişkilendirilebildiğini düşünüyor musunuz? Evet ise bu bağlantıyı nasıl sağladığınız hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Domainim kendi adımı taşıyor. ( Hasanbasusta.com )

5. Sosyal medyada aktif yer almaya başladıktan sonra, profesyonel hayatınızda olumlu/olumsuz bir yansıma oluştu mu? Kısaca bilgi verebilir misiniz?

Çok aktif olarak sosyal medyayı kullanmaya Friendfeed’de başladım. Şimdiki işim olan Dijital Pazarlama Stratejistliği görevinin bana teklif edilmesinde bu paylaşımlarının etkisi çok büyük. Evet özellikle profesyonel anlamda çok fazla yararı oldu diyebilirim.

6. Takipçileriniz ile kurduğunuz karşılıklı iletişim ile var olan algı/istenen algı arasında bir denklik oluşturduğunuza ya da etkileşimin istenen algı konusunda etkili bir yol olduğuna inanıyor musunuz? Sizi etkileyen bir örnek verebilir misiniz?

Beni takip eden kişilerle sık sık Likemind, e-tohum gibi organizasyonlarda buluşuyorum. Birçok kişi aslında bizi olduğumuzdan daha bilgili olarak gözünde büyütüyor diyebilirim. Spesifik bir örnekten ziyade genel bir örnek vereyim: Peki, şunun hakkında ne düşünüyorsunuz? tarzı sorularla sık sık karşılaşıyorum. Arada bilmediğim, hiç duymadığım modeller, girişimler olabiliyor. Böyle durumlarda kısaca bilgi isteyip, fikrim varsa söylüyorum. Demek istediğim okuyucu bizi her konuda bilgili olarak bir otorite olarak konumlandırıyor zihninde. Böyle bir algıdan hoşlanmıyorum, aslında bizler sadece faydalı olabilecek içerikleri paylaşan ve üzerine yazı yazan kişileriz. Otorite olduğumuzu düşünmüyorum.

7. Sosyal medya ile daha çok kişi tarafından tanınıp bilindiğinizden ya da sizi tanıyan/ takip eden kişilere bir değer/ fayda oluşturduğunuzdan söz edilebilir mi?
Paylaşımlarımda en öncelik verdiğim konu bu. Bloğumda bir yazı yazmadan, Friendfeed’de, Twitter’da herhangi bir paylaşım yapmadan önce beni takip eden kişilere ne gibi yararı olacağını sorguluyorum. Eğer faydasız bir şeyse kesinlikle yayınlamıyorum. Bazen de yayınladıktan sonra siliyorum. Binlerce kişi tarafından takip edilince ister istemez bir sorumluluk duygusu oluşuyor. Sonuç olarak, takipçilerim için bir değer oluşturduğumdan umarım söz edilebilir.
8. Bildiğiniz gibi, marka bir ticari değeri olan, algılar ile şekillenen ve uzun vadeli pek çok iletişim çabası ile “yaratılan” bir şeydir. Bu açıdan baktığımızda, sizin de bir kişisel marka olduğunuzdan, ya da bu amaç ile planlarınız/hedefleriniz olduğundan söz edilebilir mi?
Bu konuda stratejiler geliştiren, planlar yapan biri hiç olmadım. Sadece faydalı paylaşıma odaklandım. Hedeflerim hep vardı, hala da var. Kişisel marka olup olmadığım benim takdirimde değil. Marka, kişinin değil başkalarının bu sıfatı verdiği kişilere denilebilir diye düşünüyorum.

9. Sosyal medya ile kişisel markanızı yaratmak için bir pazarlama stratejiniz olduğundan söz edilebilir mi? Evet ise, kısaca bilgi verebilir misiniz?
Az önce de bahsettiğim gibi bu konuda bir stratejim olmadı. Faydalı odaklı sosyal medya paylaşımları, nitelikli Webrazzi yazıları , günlük hayattan ve örnek olaylardan (case study) beslenen ve eşsiz içeriğe odaklanan bloğumun etkisi diyebilirim.

10. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, profesyonel hayatınızda “sosyal medyadan önce/ sosyal medyadan sonra” şeklinde bir ayrım olduğundan söz edilebilir mi?
Kesinlikle söz edilebilir. Sosyal medya hem kişisel hayatımı, hem profesyonel hayatımı hem de hobilerimi en temelden etkiledi.

11. Sosyal medyanın kişisel marka olma üzerine etkileri açısından bakıldığında, sizce gelecekte hayatımızda ne tür değişiklikler yaşanacak?

Bireyler için marka olmanın her zamankinden daha kolay olduğu algısı var. İnternete erişimi olan herkes neredeyse sıfır maliyetle marka olabilme ve topluluklar tarafından takip edilebilme şansına sahip. Eskiden marka olmak için mutlaka kitap yazmak, televizyona çıkmak, konferanslar vermek gerekirdi. Günümüzde ise 140 karakterlik cümleler ile marka olabiliyoruz. Bu, marka olmanın zorluğunu azaltmış gibi görünse de aslında öyle değil. Çünkü paylaşım ve rekabet her zamankinden fazla. Bize ulaşan inanılmaz bir bilgi çöplüğü var. Andy Warhol’un da dediği gibi herkes 15 dakikalığına ünlü olabilir. Önemli olan bu imajı sürekli kılmak ve devamını getirmek. Bu imajı sosyal medya ile paylaşım odaklı bir şekilde devamlı kıldığımız takdirde herkes için daha faydalı bir hayat yaşayacağımızı söyleyebilirim.

Hasan Başusta

Sosyal Medya Uzmanları İçin Bulunmaz Bir Kaynak

social-mediaGeçen gün Global şirketlerde çalışan Sosyal Medya Stratejistlerinin, Community Manager’ lerinin, Evangelistlerin listesine rastladım. Tam da aradığım bir kaynaktı bu. Dünya’da başarılı sosyal medya kampanyalarını yapanlar kimler, bugüne kadar ne yapmışlar hepsinin bir listesiydi. Üstelik kişilerin Linkedin Profillerine ya da Bloglarına link verilmişti. Linkedin profillerinden de Twitter’a ve diğer sosyal medya profillerine ulaşmak mümkündü.

Bu listeyi saatlerce inceledim. Uzun zamandır aynı şeyleri okuduğumu fark ettiğim RSS’imi değiştirmemin de zamanı gelmişti. RSS Listesinden bloglarını uzun zamandır güncellemeyenler gitti, yerlerine bu listeden yepyeni ilhamlar alabileceğim kişiler geldi. Liste 2008 yılına ait olsa da birçok kişi günümüzde görevine devam ediyor. Bugün bir işin sosyal medya tarafında olabilirsiniz, markalara danışmanlık veriyor, markalarda ya da bir ajansta çalışıyor olabilirsiniz ya da sadece bu konulara ilginiz olabilir. O zaman bu linke uzun saatler ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Tweet'leyerek Girişim Sermayesi Alanlar

Ağustos ayında Webrazzi’de yazdığım “140 Karakterde Girişim Sermayesi Almak” konulu yazım oldukça ilgi çekmiş, Türkiye’den çok sayıda girişim fikri twitter vasıtası ile girişim sermayesi adayı olmuştu.

Konunun özeti şuydu: Richard Branson’a iş fikrinizi Twitter vasıtası ile direk  gönderebileceğiniz bir ortam oluşturulmuştu. Bunun için tek yapmanız gereken iş fikrinizi @PerfectBusiness‘a Tweetlemek ve Hashtag (#) olarak Micropitch yazmaktı. Geriye kalan 111 karakterde de iş fikrinizi anlatmak.

Pazartesi günü bu yarışma sonuçlandı. Türkiye’den hiçbir iş fikri dereceye giremese bile ilk üçe giren fikirler görülmeye değerdi. Normal şartlarda Richard Branson ile tanışmaları pek mümkün olmayan girişimcilerin kısa mesaj atar gibi fikirlerini gönderme imkanları artık girişim sermayesi alma konusunda da yeni bir çağa adım attığımızın göstergesi, internet sayesinde eskiden hayal bile edemeceğimiz imkanların parmaklarımızın ucuna geldiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Umarım, yakın zamanda bu örnekleri ülkemizde de görmeye başlarız.

Friendfeed'i Twitter'e, Onu da Facebook'a Bağlamak

Uzunca sayılabilecek bir süreden beri sosyal ağlarda varım. Facebook ve diğer kullandığım sosyal medya araçları ( Bloğum, Twitter’im, Youtube, Linkedin profilim, Picasa, Flickr, Digg, Google Reader, Slideshare profillerim…) Friendfeed’e bağlı. Bu ilişkiyi uzunca bir süre tek taraflı devam etti. Daha sonra Friendfeed’i Twitter’e bağladım. Benzer platformlar olduğu için gayet de iyi oldu.

Uzunca bir süredir ayrı tuttuğum Facebook’u ise geçenlerde Twitter’e bağladım, dolayısı ile FF, Twitter üzerinden Facebook’a bağlanmış oldu. Böyle olunca, FF’i çok sık güncellediğim için özellikle sosyal medyadan olmayan arkadaşlarım tepki göstermeye başladı. Ben de birkaç gün denedikten sonra Facebook’un FF entegrasyonunu kaldırdım. Nedeni şuydu: Facebook, lise-üniversite arkadaşlarının, akrabaların bulunduğu bir yer. 13 milyon üyesi var Türkiye’de. Herkes orada. Twitter, FF gibi platformlar ise daha çok “ilk kullanıcıların” (early-adopters) yeri. O yüzden orada verilen iki mesaj çok farklı etki yapıyor. Facebook kitlesi doğal olarak “sosyal medya hatta Facebook rakamları” ile bile ilgilenmiyor. Tek amaçları o sosyal platformda arkadaşları ile kontakta kalmak. Öyle olunca da paylaşmanın bir anlamı kalmıyor. Biz Friendfeed’de yüzlerce kişiyi akışkan bir ekranda takip etmeye çok alışkınız ama ortalama bir Facebook üyesi sadece kendi çekirdek çevresini takip ediyor.

Sonuç olarak, siz de FF kullanıcısı iseniz ve benim gibi Facebook arkadaşlarınız lise- üniversite arkadaşlarınız gibi sosyal çevrenizden farklı ise FF’i Facebook’a bağlamamanızı öneririm.

Geleneksel Pazarlama VS Yenilikçi Pazarlama

Geleneksel Pazarlama: Mesaj iletmeye çalışmak

Yenilikçi Pazarlama: Cevap vermek

Ortalama bir Amerikalı 245 reklam mesajıyla karşılaşıyor her gün. Ayda 7485 mesaj eder. Herkes reklam yaptı, oyunun kuralı buydu. İnsanlar mesajları absorbe etti bir süre için. Aslında bu süre baya uzun sürdü. İnsanlar sıkıldı. Bir süre sonra reklam onlara bir şey ifade etmemeye başladı. Televizyonda görünce kanal değiştirdiler, bilboardda görünce kafalarını çevirdiler. Pazarlama iletişimi değişmeye başladı. İnsanlar dinlemediler. Ta ki kendileri isteyinceye kadar.

Ve geleneksel pazarlama yara aldı. Ölmedi ama can çekişiyor. Sonra, insanlar merak ettikleri markaların peşine düşmeye başladılar. Google’ da arattılar, web sitelerine girdiler. O zaman bile iletişim tek yönlüydü. Daha sonra dijital araçlar geldi. İnsanlar sosyal medyada kalabalıklar oluşturmaya başladıkça markaların dikkatini çektiler. Facebook’ ta grup kurdular, uygulamalar geliştirdiler. Cebimize kadar girdiler, Twitter’ dan iletişime geçtiler. Bloglar yazdılar, yorumlar aldılar. Aralarında başarılı olanları müşterilere içerik yarattırdılar, diyaloga geçtiler. Kitlesel iletişim geride kaldı, bireysel iletişime geçildi. İnsanlar markaları tekrar dinlemeye başladılar. Ta ki yeni bir yol bulunana kadar, o yeni yol ne miydi…