Promoqube’den Ayrılıyorum

Önce, beraber çalıştığım arkadaşlarıma yazdığım maili aşağıda yayınlayayım, sonra nedenlerine ve ne yapmak istediğime geleceğim:

“Uzun bir yazı olacak bu belli. Uzun zaman beraber çalıştığımız için belki de. Öncelikle Promoqube’ün ilk çalışanı olarak başladığım bu yolda 2 yıl sonra ayrılıyoruz. Ayrılma kararı zor, yürek burkucu ama olması gerektiği gibi aslında.

En başta yakın çalıştığım Korhan ve Özgür olmak üzere hepinize yürekten teşekkür. Ayrılırken bile verdikleri destek göz yaşartıcı, söyledikleri sözler onore edici. Allah herkese böyle bir işten ayrılık nasip etsin.

Bu süreçte birçok ilki beraber yaşadık. Birçoğunuz ile ilk görüşmeyi ben yaptım, uzun zaman beraber aynı ekipte çalıştık, fikir aldık, fikir verdik.  Müşteri tarafında, Sense, Kampanyalar, Reklamlar tarafında şu anda fatura kestiğimiz ne varsa, ilk olarak alma, deneyimleme ve devretme şansı bulduğum için kendi adıma şanslıyım.

Bugün görüyorum ki bir masa etrafında 3-4 kişi başladığımız bir yolculuk 4 kata sığmaz olmuş, yaklaşık 55 kişi devam ediyor. Türkiye’deki özellikle ajans dünyasını düşündüğünüzde inanılmaz bir gelişme. Hepimiz bunun bir parçası olduğumuz için şanslıyız, bu kadar gelişmede en ufak bir katkım olduysa ne mutlu bana.

İş hayatımızının daha çok başındayız. Hepinizle tekrar görüşürüz, konuşuruz.  Bana her zaman ulaşabilirsiniz. Soru sormak istediğiniz, danışmak istediğiniz her konuda bana danışabilirsiniz.
Bu süreçte herhangi birinizi kırdıysam özür dilerim. Hiç bir kötü niyetim olmadığını umarım anlamışsınızdır. Sizinle çalışmaktan çok keyif aldım ve ömrümün her 2 yılı umarım en az geçtiğimiz 2 yılı kadar keyifli olur.”

Evet, işte böyle. Bu kararda etkili olan gelişmelerden bir tanesi yeni baba olmam, bir diğeri de doğru zaman olduğuna inanmamdı. Geçtiğimiz 2 sene boyunca, bir kez bile “Keşke başka bir yerde çalışssaydım” dememem benim en büyük şansımdı.

Önümüzdeki dönemde ise odaklanacağım 2 konu var: Birincisi, eğitimler. Bu haftadan itibaren Yeditepe Üniversitesi’ne hoca oldum. MBA altında Yeni Ekonomi ve Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Dersi veriyorum. Bunun dışında 2010 yılının sonlarında başladığım Kadir Has Üniversitesi’ndeki eğitimlerimiz devam ediyor. Şirketlere sosyal medya ve dijital pazarlama eğitimleri veriyorum. Büyük konferanslara, seminerlere konuşmacı olarak katılmaya devam edeceğim. Galatasaray, Boğaziçi gibi üniversitelerde önümüzdeki dönemde konuk hoca olarak yer alacağım. Yani, bir parçam her zaman akademinin içinde olacak, öğrendiklerimi paylaşacağım, toplumdan aldığımı tekrar topluma vermek için küçük adımlar atacağım.

İkinci odaklanmak istediğim konu ise uzun zamandır üzerine düşündüğüm Sosyal Ticaret. (Ağustos 2010 tarihli yazım.) Şu anda Türkiye’de (ve Dünya’da) çok az bilinen yeni nesil ticaretin Türkiye’deki (ve umarım Dünyadaki) öncüsü ve sektör kurucularından bir tanesi olmak için çalışmalar yapıyorum. Yakın zamanda bu bloğun daha sosyal ticaret üzerine olacağını göreceksiniz ve umuyorum ki yazıları okuduktan sonra yeni fırsatlar konusunda bana hak vereceksiniz. Belki de sonrasında beraber çalışacağız, belli mi olur?

Bu süreçte yanımda olan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve bu bloğun okuyucularına sonsuz teşekkürler. Söylediğim gibi, her 2 senemiz, geçtiğimiz 2 sene kadar keyifli olsun :)

Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret – P&G Örneği

Sosyalleşen dünyada bir tek medya kelimesinin önüne bu kelimeyi koyma vizyonunu göreceli olarak ufak buluyorum. Sosyal medya trend olmasına rağmen, buzdağının görünen ucu bile değil. Markalar için çok fazla fırsat var. En önemli gördüğüm 3 fırsat ise şunlar:

1- Sosyal İletişim: Şu anda içinde bulunduğumuz durum. Markaların sosyal ağlarda topluluk yaratması yani iletişim yapabilecekleri yeni bir medya yaratmaları. Aynı televizyon gibi, radyo gibi…

Önemi Türkiye’de anlaşılmaya, efektif sonuçlar alınmaya başlandı. Öncü markalar tarafından uygulanıyor. ”Me too” ( Ben de orada olmalıyım) markaları ”me too” (sosyal medyada çok para varmış, bu işi biz de yaparız ajansları) ile hızla bu alana yatırım yapıyorlar. Sıradanlaşma başlıyor, taklitler çoğalıyor ama pasta da büyüyor. Ajanslar için ”cash cow” zamanı.

Sonuçta ajans mantığı çoğu zaman sektörden yalnızca tek bir marka ile çalışmaya müsait. En iyi ajansları de en iyi/öncü markalar alıyor. Park yeri gibi, en iyileri önceden kapılmış oluyor.

2- Sosyal CRM: En dar anlamıyla markalarının databaselerinin Facebook id’leri ve diğer sosyal hesaplar ile eşleştirilmesi sonucunda müşterisini daha iyi tanıyan, daha kişiselleştirilmiş öneriler yapabilen akıllı sistemler yaratmak.  (Sanıldığının aksine sosyal ağ destek programı yapmak değil.) Tabii ki, sadece bundan ibaret değil ama bu konunun Türkiye’de anlaşılmasına henüz var. Dünya’da bile çok başarılı bir örneğe rastlamadık çünkü. Aslında bu büyük bir fırsat çünkü dünyadaki en başarılı örneği Türkiye’den çıkarabilme şansımız her zamankinden yüksek.

3- Sosyal Ticaret: İşte ticareti, e-ticareti, iş yapma biçimimizi yani aslında dünyayı kökten değiştirecek bir yeni bir kavram. Üstelik teknolojisi hazır, uygulamaların ilk örneklerini gördük. İlk uygulama örneklerinden bir tanesi, dünyanın en öncü markalarından, Procter and Gamble’den geldi:

P&G güzellik ürünlerini Facebook’tan satmaya başlıyor. Şu cümle dünyada ticaretin geleceğinin ne olacağının bir özeti gibi sanki:

Max Factor has become the first Procter & Gamble brand to sell directly to consumers via Facebook as the FMCG giant experiments with ecommerce initiatives.

Facebook bu konuda sayfaları ile, reklamları ile, Places ile, Credits’i ile tüm ekosistemini kuruyor. Çok yakında Facebook’a girip, ürün satın alabilecek, ödemesini Facebook’tan yapabilecek bir duruma gelebileceğiz.

Burası herkesin korktuğu, kimsenin nasıl davranacağını bilmediği yepyeni bir alan. Bu konularla ilgilenen varsa lütfen benimle kontakt kursun. Beraber ne yapabiliriz, oturalım konuşalım, en azından bir kahve içelim. Çalışmalara şimdiden başlayalım, gelecekteki yerimizi şimdiden alalım.