Facebook (F-ticaret) Satış Kanalı Olarak Başarısız mı?

Son zamanlarda Facebook’tan satış yapmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğu, birkaç büyük markanın Facebook dükkanlarını kapattığı haberleri yazıldı. Gerçekten durum bu mu? Facebook’tan satış yapılamaz mı? Sosyal ticaret ve bu konu üzerine görüşlerimin özetini bu ayki Turkish Time dergisinde okuyabilirsiniz. Dijital pazar ile ilgilenenler için Nisan Turkish Time sayısını öneririm bu arada. Bu sayıyı Dijital Ekonomi’ye ayırmışlar ve çok değerli röportajlar, yazılar var. Kendi konumu burada daha geniş bir şekilde yorumlayayım:

Öncelikle sosyal ticaret, f-ticaret (Facebook ticareti) ayrımını yapalım. F-ticaret sosyal ticaretin bir parçası. Sosyal ticaret, hem Facebook içinde, hem Facebook dışında hem de sosyal ağlarda paylaştığımız verileri kullanarak daha akıllı sistemler yaratmamızı sağlayan yeni nesil bir e-ticaret özelliği. Herhangi bir sosyal ağda arkadaşlarımız vasıtası ile satın alma kararımızı etkileyecek ve sonunda ağırlıklı olarak kredi kartı ile satın almamızı sağlayacak eylemlerin bütünü. Bir ürünü satın almadan arkadaşlardan tavsiye almak, sosyal ağ verisi ile kişiselleştirilmiş ürünler sunmak, ürünü aldıktan sonra Twitter’da, Facebook’ta paylaşmak gibi eylemler hep sosyal ticaretin parçası.

Örneğin ben Fenerbahçeli isem bu verimi (benim iznimle) Facebook’tan alıp bana yeni çıkan Fenerbahçe formasını önermesinin ardından benim formayı satın almam, sonrasında aldığım bu yeni ürünü paylaşmam senaryosunda olduğu gibi.

Ayrımı açıkladıktan sonra neden kişilerin henüz Facebook üzerinden yeterli derecede alışveriş yapmadığını açıklayayım: Facebook 2004’te öncelikli olarak arkadaşlarımız ile iletişim kurabileceğimiz bir sosyal ağ olarak doğdu. Marka sayfaları ise 2007’de geldi. (Twitter’da ise marka sayfaları hala beta-test aşamasında.) Yeni yeni gelişen bu süreçte, marka sayfaları öncelikli olarak satış yapmaktan ziyade müşterilerine marka mesajlarını iletebilecekleri bir platform olarak devam etti. Bunun bir sonraki aşaması ise Facebook’tan satış yapılması. Bu konuda başarılı olmuş markalar var ama zamana ihtiyacı olan bir konsept. Doğru kurgularla uygulandığında önümüzdeki birkaç sene içerisinde Facebook’taki mağaza sayılarının arttığını göreceğiz. Bunlarda öncelikli olarak doğru şekilde uygulanmayanlar kapanacak ve her zaman olduğu gibi dijital seleksiyona uğrayacak, güçlü veya akıllı olanlardan ziyade değişime en hızlı adapte olan markalar ayakta kalacak.

Bir de sadece bu haber değil Facebook karşısında yapılan haberlerin bir kısmının sebebi çok daha derinlerde: Sosyal ağlar özellikle Facebook birçok endüstiyi yeniden düşünmemizi sağladı. Bunlardan bir tanesi de basın-yayın endüstrisi. İnsanların habere ulaşma biçiminde köklü değişiklikler oldu. Herkes yüzlerce arkadaşına yayın yapabilen bir medya bireyi haline geldi. Sosyal medya denmesinin ana sebeplerinden bir tanesi bu. Özellikle Washington Post, Huffington Post gibi gazetelerin Facebook uygulamalarına bakarsanız benim okuyacağım haberlerin filtresinin arkadaşlarım olduğunu görebilirsiniz. Yani tanımadığım bir editörün sıraladığı haberleri değil birebir tanıdığım arkadaşlarımın okuduğu haberleri okuyorum. Burada çok bahsedilmeyen daha önemli bir durum var. Facebook bunu yaparak, benim normalde gazetede veya gazetenin internet sitesinde okuyacağım haberleri Facebook’ta okumamı sağlıyor. Yani bu içerikten gelen reklam gelirlerini kendi üstüne alıyor.

Bu da doğal olarak tüm dünyada çok ciddi bir çıkar çatışmasına dönüşüyor. Facebook’u destekleyen, bu değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünen yayın kuruluşları Facebook’un yanında yer alırken, diğerleri karşısında yer alarak sürekli olarak Facebook aleyhinde haberler yapıyorlar.

Tabii ki Facebook’un gelir kaynağının şu anda çok büyük bir kısmı reklam iken, zamanla Facebook’un para birimi olan Credits’in ve diğer gelir modellerinin ağırlığının artması bekleniyor. Bunun olabilmesi için en önemlisi de sanal olsun, gerçek olsun ticareti kendi içine alması. Yani, en büyük potansiyeli kullanması için ticareti kendi içinde döndürebilecek bir platform haline gelmesi gerek.

Şimdi durum böyleyken neden bazı Facebook mağazalarının kapandığı sorusuna gelelim. Öncelikle, henüz bu yolun başındayız ve deneme yanılma aşamasındayız. Facebook bir satış kanalı haline gelecek ama bu alanda da başarılı olmak, herhangi bir alanda başarılı olmanın kurallarından farklı değil. Hatalar yaparak, hatalardan ders alarak en efektif yolu bulmak kaçınılmaz bir süreç. Bu hataları minimum indirmek ise elimizde. Sosyal ticaret de olsa, f-ticaret de olsa, eticaret de olsa bu işin temeli ticaret ve ticaretin platforma uygun spesifik kurallarını bilmeden bu işte başarılı olmak  imkansız. Bugün gerçek hayatta da dükkanlar kapanıyor, e-ticaret siteleri de. Bu ticarette veya eticarette para olmadığı anlamına gelmiyor sadece bu işin çok doğru yapılmadığı anlamına geliyor.

Bu işin bir bilgi birikimi var, sadece Facebook dükkanı açmak da çok büyük fırsat yok. Bu bir ekosistem. Facebook reklamları ile, uygulamaları ile, Open Graph’ı ile, sayfaları ile, Kredileri ile… Ve eğer bunları doğru bir şekilde uygulamadan sadece hayranlarına Facebook dükkanı açtım, benden satın alın derseniz kapatmamanız şaşırtıcı olur. Ama doğru şekilde uygulanırsa, o zaman -henüz ülkemizde örneğini görmediğimiz- başarılar elde etmek için çok fazla fırsat var. Tek yapmamız gereken bu fırsatları değerlendirmek…

Sosyal Medya ve Eticaret Başarısı: Fab.com

Sosyal ticaretin en basit tanımıyla “Sosyal Medya ve E-ticaretin keşisim kümesi” olduğunu daha önce çok kez söylemiştim. Bugün bu kesişimi güzel bir şekilde başarıya dönüştürmüş bir örnekten bahsedeceğim: Fab.com Dünya’nın en hızlı büyüyen e-ticaret şirketlerinden bir tanesi. Daha 9. aylarında 1 milyon adet ürün satmayı başardılar ve sadece Aralık 2011’de 40 milyon dolar yatırım aldılar. Kurucuları bugün London Web Summit’te 20 dakikalık bir sunum yaptı ve birinci senesini yeni dolduran bu tasarım odaklı eticaret sitesinin neden başarılı olduğunu ve iş modelini nasıl değiştirdiğini anlattılar. Daha da önemlisi çok taze rakamlar verdiler. Merak edenler buradan izleyebilir, ben aşağıda en önemli bulduğum birkaç rakamı paylaşıyorum:

Benim en dikkatimi çeken rakamlardan bir tanesi bu. Birinci yılında 3 milyon üyeye ulaşmış olmaları büyük başarı ama daha da önemlisi bu üyelerin %50’sinin sosyal ağlardan gelmesi. Yanlış anlamadıysam sosyal derken neredeyse tamamı Facebook, %1-2’de Twitter ve Pinterest’ten geliyor. Arkadaşını davet et, doğası gereği sosyal bir kurgu ama ülkemizde hala ağırlıklı e-mail üzerinden gerçekleşiyor. Yakın zamanda, Facebook, Twitter gibi ağları üye kazanmak için entegre kullanmamak kabul edilemez olacak, bu belli.

Diğer önemli rakamlara gelelim:

  • Günlük “log-in’lerin” %40’ı mobilden geliyor. Çok çok önemli bir rakam, geleceğin “Sosyal Mobil Ticaret” olduğu aşikar. Toplumun kaç senede adapte olacağını hep beraber göreceğiz.
  • iPad kullanıcıları web kullanıcılarının 2 kat hayat boyu değerine sahip. iPad uygulamasını indiren kişilerin ilk hafta alışveriş yapma oranı: %10. Bu herhalde daha önce  sektörde görülmemiş bir rakam.

Dünya’da örneği var mı bilmiyorum ama ben açıkçası sadece tablet için tasarlanmış bir eticaret sitesinin ülkemizde oldukça başarılı olacağını düşünüyorum. Gene kritik öğe zamanlama, ipucu vereyim: hemen değil.

Fab.com büyük bir başarı olsa da gelecek eticaret sitelerinin yanında çok küçük bir başarı olarak kalacak bana kalırsa. Sosyal ağları iyi entegre etmişler, birinci adımları tamam ama önlerinde daha çok uzun bir yol var. Siteye özel sosyal medya kurguları ile alışveriş dönemi başladığında bu örnekler ve başarılar bize komik gelecek, buna eminim.

Türkiye’de Sosyal Ticaretin Potansiyeli Yüksek

Campaign Dergisi Sosyal Ticaret’e 2 sayfa ayırdı ve mart sayısında çok güzel bir yazı yayınladı. Benim de görüşlerime birkaç defa yer verildiği yazıda Sosyal Ticaret’in nereye gideceği, ne kadar güvenli olduğu ve Türkiye’nin sosyal ticaretin neresinde olduğu konularına kısaca değinildi. Sunumlarımda verdiğim birkaç örnekten yola çıkarak yaratıcı sosyal ticaret uygulamalarından bahsedildi. Konuyla ilgileniyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Bana en çok sorulan konuların başında Sosyal Ticaret’in potansiyeli geliyor. Cevabım aşağıda, özeti ise şu: sosyal ticaretten verim alınabilmesi için henüz erken olduğunu ama başlamak için o kadar da erken olmadığını düşünüyorum. (Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.)

Webrazzi Eticaret12 Konferansı’nda Sosyal Ticaret

Webrazzi Eticaret Konferansı bence ülkemizdeki en önemli birkaç Eticaret Konferansından bir tanesi. Konuşmacılar da, katılımcılar da bu savımı destekler nitelikte. Markafoni kurucusu ve CEO’su Sina Afra, Doğan Online (ve Hepsiburada.com CEO’su) Yenal Gökyıldırım,  Gittigidiyor’un kurucuları ve daha bir çok saygı duyduğum, önemli isim ile aynı sahneye çıkmak benim için büyük şans. Yaklaşık 500 e-ticaret profesyonelinin katıldığı böylesine büyük bir konferansta Türkiye’de ilk defa işlenen bir konuyu anlattım: Sosyal Ticaret.

Sosyal Ticaret’i daha çok yazmak, daha çok konferansta anlatmak istiyorum. Kendisini sürekli yenileyen bir konu ve her konuşmamda mutlaka yeni bir şeyler eklenmiş oluyor. Ama zamanım çoğu zaman el vermiyor, bu yüzden sadece büyük konferanslara katılabiliyorum. Ben bu konuyu daha çok yazmaya çalışacağım. Siz de şimdilik konuşmamın kısa bir özetini Webrazzi’deki şu yazıda okuyabilirsiniz.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 4

Sanırım, birinci, ikinci ve üçüncü yazılar şu ana kadar sosyal ticaretin ne olduğu konusunda fikir sahibi edinmemizi sağlamıştır. Bu yazı dizisini “Gelecekte ne olacak?” sorusu ile bitiriyorum:

Ticaret kelimesinin önüne latin alfabesinin her harfinin geldiğini gördük. E-(lektronik), F-(acebook), M-(obil), T-(ablet) Ticaret gibi ama işin özü şu: Eğer ticaretin temelini bilmiyorsak önüne hangi harfi koyduğumuzun bir önemi yok, hepsinde başarısızlığa mahkumuz. Bunun için araçlardan ziyade işin mantığını kavramamız gerekiyor.

Mantığı kavradıktan sonra araçları ve şirketleri konuşabiliriz. 5 sene sonra da sosyal ticaret konuşmaya devam edeceğiz, araçlar çoğalacak. Yakınsama bir adım daha ilerlemiş olacak. Online-offline entegrasyonları daha da önemli hale gelmiş olacak. Doğal olarak Google Wallet’ı daha çok konuşacağız büyük ihtimalle. Şu anda f-ticaret, sosyal ticaret ile eşanlamlı kullanılıyor, birçok kişi aradaki farkı bile bilmiyor. Bu, şu anda sosyal ağ ile Facebook kelimesini eşanlamlı kullanmamıza benziyor. Google, sosyal ağlarda (henüz) çok başarılı olamadı ama bu işin geleceği olan Mobil, Google’in alanı. Android’i ile, 2009 yılında 750 milyon dolara aldığı Admob ile 2011 yılında 12,5 milyar dolara satın aldığı Motorola ile bu alandaki en geleceği olan şirketlerden bir tanesi.

Özetle, daha büyük alan, daha büyük oyuncular getirecek. Google gibi, 2 milyon çalışanı olan, yıllık cirosu 421 milyar dolar olan Walmart gibi. (Fikir vermesi açısından söylüyorum. Dünya’nın en büyük ordularından ve ekonomilerinden biri olan ülkemizin ordusu yaklaşık 800.000 kişi, TÜİK verilerine göre Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 2010 yılında 735 milyar dolar. )

Markalar, sosyal CRM vasıtası ile neye ihtiyacımız olduğunu bize söyleyecek ve biz akıllı telefonlarımız ile satınalma yapabileceğiz.  Korkutucu mu? Daha doğru soru tehdit mi, fırsat mı? Bu anlattığım şeyler hayal ürünü, konsept, prototip değiller, hepsinin teknolojisi hazır, yukarıdaki videoda da görüyorsunuz, Amerika’da kullanılıyor, yaygınlaşması yaklaşık 5 sene sürecek. Yani, bizim fırsatları değerlendirmemiz için biraz vaktimiz var. 

Google Wallet, Google hesaplarımızın datası ile harmanlandığında (burada en önemlisi o zamana kadar kitlesel olmayı başarırsa Google Plus olacak, ya da Google’ın henüz çıkmamış sosyal ürünü) arkadaşlarımızın ne satın aldığını direkt olarak görebileceğiz. Sonrasında zaten buna sosyal ticaret demeyeceğiz, ticaret diyeceğiz. Bizim için normal bir alışveriş şekli olacak çünkü. Doğru zaman olduğunu hissetmemiz, bizim ne kadar başarılı marka yöneticileri, girişimci veya pazarlama profesyonelleri olduğumuzu direkt etkileyecek. Süre işliyor, istediğiniz fırsattan başlayabilirsiniz, herkese başarılar…

Not: Bu yazı dizisi hakkında ne düşündüğünüzü ya da hangi konularda yazmamı istediğinizi bir tweet ile gönderirseniz memnuniyetle değerlendirmeye alırım.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 2

İlk yazımda konuya bir giriş yapmış ve özetle Amerika’yı bırakalım, ülkemize bakalım diye bitirmiştim. E-ticaret verileri açısından ülkemize bakarsak: IAB verilerine göre e-ticarette ödemelerin %77’si Kredi Kartı ile yapılıyor. Türkiye, Kredi Kartı açısından bir cennet. Penetrasyonda Avrupa’da İngiltere’den sonra ikinciyiz.

BKM verileri 2011 yılındaki (burası önemli, kredi kartı ile gerçekleşen) e-ticaret hacminin yaklaşık 20 milyar TL olduğunu gösteriyor. Glenbrook verilerine göre Türkiye e-ticaret pazarı 2010 yılında 14 milyar dolardı ve sağlıklı bir şekilde büyüyor. Türkiye e-ticaret pazarı, Avrupa’nın potansiyeli en yüksek birkaç pazarından bir tanesi olarak gösteriliyor. 34 milyon internet kullanıcısının 12 milyonu (%34’ü) aktif online satın alma yapıyor. Yurtdışındaki Girişim Sermayeleri (Venture Capitalist) için Türkiye’ye yatırım yapmamak vizyon eksikliği, fırsat kaçırma olarak görülüyor. Alanındaki 4. oyunculara bile ciddi yatırımlar gelebiliyor.

Her zaman söylendiği gibi genç nüfusumuz büyük avantajımız. Türkiye’deki internet kullanıcı rakamları her geçen gün olumlu anlamda değişiyor. Bir diğer önemli kriter olan lojistik altyapımız çok güçlü. Türkiye’nin büyük bölümüne 24 saat içerisinde ürün ulaştırabiliyoruz.

Şimdi verileri birleştirip bir çıkarsama yapalım: Türkiye’deki yaklaşık 34 milyon internet kullanıcısının büyük kısmının kredi kartı var, dışarıda alışveriş yapıyorlar ama online alışveriş yapanların sayısı sadece 12 milyon. İşte önümüzdeki senelerin fırsatları burada. Türkiyenin online alışverişte gideceği çok yol var. Peki, bunu ne hızlandırabilir?

Sosyal Ticaret’in Potansiyeli var mı?

Evet, potansiyeli var. Bunu söyleyenin ben olmadığımı, Mark Zuckerberg olduğunu defalarca yazdım.

Zuckerberg, her sene yaklaşık 1 saatlik bir konuşma yapıyor. F8’te, G8’te vs. Bu konuşmalar geleceğin nereye gittiğini göstermesi açısından çok önemli. Daha önceki konuşmalarında tüm endüstrileri sosyalleştireceğini ve buna oyunlardan başladığını çünkü oyunların buna en müsait olduğunu söylemişti. Zynga’nın ya da daha yerel bir örnek verelim Peak Games’in başarısı ortada. Daha birinci senesi dolmadan 70 milyon dolardan değerlendi. Fırsatın ne kadar büyük olduğunu anlatmak için daha fazla söze gerek yok sanırım.

Sırada ise 3 endüstri olduğunu söyledi Zuck: 1- Film 2-Müzik 3- Basın, Kitap

Huffington Post’un, Washington Post’un Social Reader gibi Facebook uygulamalarını incelemediyseniz, şimdi incelemenizi şiddetle öneririm Gelecekte bu endüstrinin nereye doğru gittiğini göstermesi açısından çok önemliler. Özetle, öncelikli fırsatlar film, müzik ve kitap endüstrilerinde. Daha sonrasında ise fiziksel ürünlerde. Bunların hepsi adım adım gerçekleşecek.

Bakalım, heyecanlı bir gelecek bekliyor bizi. Bir sonraki yazımda ise öncelikli fırsatlara değineceğim. Yazı dizisini nasıl bulduğunuz hakkında tweet gönderirseniz sevinirim. Geri bildirimlerinize göre sanırım 4  yazıda bitireceğim bu konuyu.

Not: Konuyu 4 yazıda bitirdim. Daha iyi bilgi sahibi olmanız için mutlaka üçüncü ve dördüncü yazıları da okumanızı tavsiye ederim.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 1

Birkaç hafta önce, herkese 2012 trendleri soruluyordu, hatta #2012tahminleri Twitter’da Trending Topic’ti. 2012 Trendlerinde 2011 yılından farklı hiçbir şey yoktu, gerçekten. Sosyal medya çok büyüyecek, dijital pazarlamaya verilen önem artacak, e-ticaret hacmimiz artacak…  2012 tahmini olarak geçtiğimiz üç yıldan farklı olarak Şubat 29 çekecek yazılsa belki daha faydalı olabilirdi 🙂

Bu konuları uzun zamandır takip ediyoruz. 2 ana trendi biliyoruz: Sosyal Medya ve E-ticaret. Sosyal medya iletişimi yapmak ve markalarımızın ürünlerimizi internet üzerinden satarak satışlarımızı arttırmak. Bazen markafoni gibi siteler aracılığı ile bazen kendi internet sitemiz üzerinden.

Her zaman söylenen “Amerika’nın 10 sene gerisindeyiz abi” gibi kahvehane muhabbetleri en azından Sosyal Medya için geride kaldı. Türkiye olarak en büyük şansımız sosyal ağları Dünya’da en çok kullanan, en fenomen haline dönüştüren ilk birkaç ülkeden biri olmamız. Comscore verilerine göre Türkiye’de interneti olan insanların yüzde kaçı sosyal medya kullanıcısı, biliyor musunuz? %96.

Bir diğer konu özellikle Markafoni, Trendyol, Grupanya, Grupfoni gibi firmalar ile parlayan 2011 yılı, üstüste gelen on, yüz milyonlarca dolarlık değerlemeler, yatırımlar… Geçen gün paylaştım, 192 CEO, 2012 için genel olarak karamsarken, dillerinden düşürmedikleri, daha fazla önem verecekleri belki de tek ortak alan e-ticaret.

Sosyal medyayı biliyoruz, her gün yarısının giriş yaptığı 30 milyon Facebook üyesi gibi herkesin verdiği rakamları tekrar etmeyeyim. E-ticareti de biliyoruz, yukarıda anlattığım gibi. Peki ya bu ikisi birleşirse ne olur? Ya, önümüzdeki en büyük fırsat SOSYAL TİCARET ise, ya ticaret ya da en azından e-ticaret tarihinde hiç değişmediği kadar değişmek üzereyse? İşte bu sorunun cevabını verebilirsek, Sosyal Ticaret’teki fırsatları daha iyi anlayabiliriz.

Burada siteye Like, Tweet butonu koymak ya da sadece Login with Facebook entegre etmekten bahsettiğimi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. “Social by Design” konsepti çok önemli ama yeterli değil. Ayrıca, bu argümanların çoğu bana ait değil. Burada anlattığım fikirlerin bir çoğu şu anda Amerika’da, ağırlıklı Silikon Vadisi’nde konuşulan konular. Evet, sosyal ticaret yani Sosyal Medya ile e-ticaretin birleştiği noktanın “THE NEXT BIG THING” olma olasılığı yüksek. Şimdi, Sosyal Ticaret’in ne olduğu konusunda fikir sahibi isek NEDEN bu kadar büyük fırsat sorusunun cevabına daha doğrusu analizine geçelim. Amerika’yı bırakalım, ülkemizdeki rakamlara bakalım. Bir sonraki yazıda…

Not: Daha detaylı bilgi sahibi olmanız için ikinci, üçüncü ve dördüncü yazıları da mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Promoqube’den Ayrılıyorum

Önce, beraber çalıştığım arkadaşlarıma yazdığım maili aşağıda yayınlayayım, sonra nedenlerine ve ne yapmak istediğime geleceğim:

“Uzun bir yazı olacak bu belli. Uzun zaman beraber çalıştığımız için belki de. Öncelikle Promoqube’ün ilk çalışanı olarak başladığım bu yolda 2 yıl sonra ayrılıyoruz. Ayrılma kararı zor, yürek burkucu ama olması gerektiği gibi aslında.

En başta yakın çalıştığım Korhan ve Özgür olmak üzere hepinize yürekten teşekkür. Ayrılırken bile verdikleri destek göz yaşartıcı, söyledikleri sözler onore edici. Allah herkese böyle bir işten ayrılık nasip etsin.

Bu süreçte birçok ilki beraber yaşadık. Birçoğunuz ile ilk görüşmeyi ben yaptım, uzun zaman beraber aynı ekipte çalıştık, fikir aldık, fikir verdik.  Müşteri tarafında, Sense, Kampanyalar, Reklamlar tarafında şu anda fatura kestiğimiz ne varsa, ilk olarak alma, deneyimleme ve devretme şansı bulduğum için kendi adıma şanslıyım.

Bugün görüyorum ki bir masa etrafında 3-4 kişi başladığımız bir yolculuk 4 kata sığmaz olmuş, yaklaşık 55 kişi devam ediyor. Türkiye’deki özellikle ajans dünyasını düşündüğünüzde inanılmaz bir gelişme. Hepimiz bunun bir parçası olduğumuz için şanslıyız, bu kadar gelişmede en ufak bir katkım olduysa ne mutlu bana.

İş hayatımızının daha çok başındayız. Hepinizle tekrar görüşürüz, konuşuruz.  Bana her zaman ulaşabilirsiniz. Soru sormak istediğiniz, danışmak istediğiniz her konuda bana danışabilirsiniz.
Bu süreçte herhangi birinizi kırdıysam özür dilerim. Hiç bir kötü niyetim olmadığını umarım anlamışsınızdır. Sizinle çalışmaktan çok keyif aldım ve ömrümün her 2 yılı umarım en az geçtiğimiz 2 yılı kadar keyifli olur.”

Evet, işte böyle. Bu kararda etkili olan gelişmelerden bir tanesi yeni baba olmam, bir diğeri de doğru zaman olduğuna inanmamdı. Geçtiğimiz 2 sene boyunca, bir kez bile “Keşke başka bir yerde çalışssaydım” dememem benim en büyük şansımdı.

Önümüzdeki dönemde ise odaklanacağım 2 konu var: Birincisi, eğitimler. Bu haftadan itibaren Yeditepe Üniversitesi’ne hoca oldum. MBA altında Yeni Ekonomi ve Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Dersi veriyorum. Bunun dışında 2010 yılının sonlarında başladığım Kadir Has Üniversitesi’ndeki eğitimlerimiz devam ediyor. Şirketlere sosyal medya ve dijital pazarlama eğitimleri veriyorum. Büyük konferanslara, seminerlere konuşmacı olarak katılmaya devam edeceğim. Galatasaray, Boğaziçi gibi üniversitelerde önümüzdeki dönemde konuk hoca olarak yer alacağım. Yani, bir parçam her zaman akademinin içinde olacak, öğrendiklerimi paylaşacağım, toplumdan aldığımı tekrar topluma vermek için küçük adımlar atacağım.

İkinci odaklanmak istediğim konu ise uzun zamandır üzerine düşündüğüm Sosyal Ticaret. (Ağustos 2010 tarihli yazım.) Şu anda Türkiye’de (ve Dünya’da) çok az bilinen yeni nesil ticaretin Türkiye’deki (ve umarım Dünyadaki) öncüsü ve sektör kurucularından bir tanesi olmak için çalışmalar yapıyorum. Yakın zamanda bu bloğun daha sosyal ticaret üzerine olacağını göreceksiniz ve umuyorum ki yazıları okuduktan sonra yeni fırsatlar konusunda bana hak vereceksiniz. Belki de sonrasında beraber çalışacağız, belli mi olur?

Bu süreçte yanımda olan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve bu bloğun okuyucularına sonsuz teşekkürler. Söylediğim gibi, her 2 senemiz, geçtiğimiz 2 sene kadar keyifli olsun 🙂

Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret – P&G Örneği

Sosyalleşen dünyada bir tek medya kelimesinin önüne bu kelimeyi koyma vizyonunu göreceli olarak ufak buluyorum. Sosyal medya trend olmasına rağmen, buzdağının görünen ucu bile değil. Markalar için çok fazla fırsat var. En önemli gördüğüm 3 fırsat ise şunlar:

1- Sosyal İletişim: Şu anda içinde bulunduğumuz durum. Markaların sosyal ağlarda topluluk yaratması yani iletişim yapabilecekleri yeni bir medya yaratmaları. Aynı televizyon gibi, radyo gibi…

Önemi Türkiye’de anlaşılmaya, efektif sonuçlar alınmaya başlandı. Öncü markalar tarafından uygulanıyor. ”Me too” ( Ben de orada olmalıyım) markaları ”me too” (sosyal medyada çok para varmış, bu işi biz de yaparız ajansları) ile hızla bu alana yatırım yapıyorlar. Sıradanlaşma başlıyor, taklitler çoğalıyor ama pasta da büyüyor. Ajanslar için ”cash cow” zamanı.

Sonuçta ajans mantığı çoğu zaman sektörden yalnızca tek bir marka ile çalışmaya müsait. En iyi ajansları de en iyi/öncü markalar alıyor. Park yeri gibi, en iyileri önceden kapılmış oluyor.

2- Sosyal CRM: En dar anlamıyla markalarının databaselerinin Facebook id’leri ve diğer sosyal hesaplar ile eşleştirilmesi sonucunda müşterisini daha iyi tanıyan, daha kişiselleştirilmiş öneriler yapabilen akıllı sistemler yaratmak.  (Sanıldığının aksine sosyal ağ destek programı yapmak değil.) Tabii ki, sadece bundan ibaret değil ama bu konunun Türkiye’de anlaşılmasına henüz var. Dünya’da bile çok başarılı bir örneğe rastlamadık çünkü. Aslında bu büyük bir fırsat çünkü dünyadaki en başarılı örneği Türkiye’den çıkarabilme şansımız her zamankinden yüksek.

3- Sosyal Ticaret: İşte ticareti, e-ticareti, iş yapma biçimimizi yani aslında dünyayı kökten değiştirecek bir yeni bir kavram. Üstelik teknolojisi hazır, uygulamaların ilk örneklerini gördük. İlk uygulama örneklerinden bir tanesi, dünyanın en öncü markalarından, Procter and Gamble’den geldi:

P&G güzellik ürünlerini Facebook’tan satmaya başlıyor. Şu cümle dünyada ticaretin geleceğinin ne olacağının bir özeti gibi sanki:

Max Factor has become the first Procter & Gamble brand to sell directly to consumers via Facebook as the FMCG giant experiments with ecommerce initiatives.

Facebook bu konuda sayfaları ile, reklamları ile, Places ile, Credits’i ile tüm ekosistemini kuruyor. Çok yakında Facebook’a girip, ürün satın alabilecek, ödemesini Facebook’tan yapabilecek bir duruma gelebileceğiz.

Burası herkesin korktuğu, kimsenin nasıl davranacağını bilmediği yepyeni bir alan. Bu konularla ilgilenen varsa lütfen benimle kontakt kursun. Beraber ne yapabiliriz, oturalım konuşalım, en azından bir kahve içelim. Çalışmalara şimdiden başlayalım, gelecekteki yerimizi şimdiden alalım.