Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret – P&G Örneği

Sosyalleşen dünyada bir tek medya kelimesinin önüne bu kelimeyi koyma vizyonunu göreceli olarak ufak buluyorum. Sosyal medya trend olmasına rağmen, buzdağının görünen ucu bile değil. Markalar için çok fazla fırsat var. En önemli gördüğüm 3 fırsat ise şunlar:

1- Sosyal İletişim: Şu anda içinde bulunduğumuz durum. Markaların sosyal ağlarda topluluk yaratması yani iletişim yapabilecekleri yeni bir medya yaratmaları. Aynı televizyon gibi, radyo gibi…

Önemi Türkiye’de anlaşılmaya, efektif sonuçlar alınmaya başlandı. Öncü markalar tarafından uygulanıyor. ”Me too” ( Ben de orada olmalıyım) markaları ”me too” (sosyal medyada çok para varmış, bu işi biz de yaparız ajansları) ile hızla bu alana yatırım yapıyorlar. Sıradanlaşma başlıyor, taklitler çoğalıyor ama pasta da büyüyor. Ajanslar için ”cash cow” zamanı.

Sonuçta ajans mantığı çoğu zaman sektörden yalnızca tek bir marka ile çalışmaya müsait. En iyi ajansları de en iyi/öncü markalar alıyor. Park yeri gibi, en iyileri önceden kapılmış oluyor.

2- Sosyal CRM: En dar anlamıyla markalarının databaselerinin Facebook id’leri ve diğer sosyal hesaplar ile eşleştirilmesi sonucunda müşterisini daha iyi tanıyan, daha kişiselleştirilmiş öneriler yapabilen akıllı sistemler yaratmak.  (Sanıldığının aksine sosyal ağ destek programı yapmak değil.) Tabii ki, sadece bundan ibaret değil ama bu konunun Türkiye’de anlaşılmasına henüz var. Dünya’da bile çok başarılı bir örneğe rastlamadık çünkü. Aslında bu büyük bir fırsat çünkü dünyadaki en başarılı örneği Türkiye’den çıkarabilme şansımız her zamankinden yüksek.

3- Sosyal Ticaret: İşte ticareti, e-ticareti, iş yapma biçimimizi yani aslında dünyayı kökten değiştirecek bir yeni bir kavram. Üstelik teknolojisi hazır, uygulamaların ilk örneklerini gördük. İlk uygulama örneklerinden bir tanesi, dünyanın en öncü markalarından, Procter and Gamble’den geldi:

P&G güzellik ürünlerini Facebook’tan satmaya başlıyor. Şu cümle dünyada ticaretin geleceğinin ne olacağının bir özeti gibi sanki:

Max Factor has become the first Procter & Gamble brand to sell directly to consumers via Facebook as the FMCG giant experiments with ecommerce initiatives.

Facebook bu konuda sayfaları ile, reklamları ile, Places ile, Credits’i ile tüm ekosistemini kuruyor. Çok yakında Facebook’a girip, ürün satın alabilecek, ödemesini Facebook’tan yapabilecek bir duruma gelebileceğiz.

Burası herkesin korktuğu, kimsenin nasıl davranacağını bilmediği yepyeni bir alan. Bu konularla ilgilenen varsa lütfen benimle kontakt kursun. Beraber ne yapabiliriz, oturalım konuşalım, en azından bir kahve içelim. Çalışmalara şimdiden başlayalım, gelecekteki yerimizi şimdiden alalım.

Yeni Pazarlama Teknolojileri Geliştirmek

Eğer Dijital Pazarlama alanında çalışan bir profesyonel iseniz ve vizyonunuz sadece Sosyal Medya ise yanlış yoldasınız. Bugünlerde sırf trend diye sosyal medyaya ilgi duyan, geleceğin burada olduğunu söyleyen kişiler görüyorum. Halbuki vizyon sosyal medyayı öğrenmek değil, yeni pazarlama teknolojileri geliştirmek olmalı. Sosyal medya ile birleştirebileceğimiz yeni pazarlama teknolojileri. Aynı yandaki görsel gibi sosyal medya üzerine oturtabileceğimiz yeni parçalar.

Eğer markalara en fazla faydayı sağlayabilecek yeni teknolojileri hızlıca uyarlayarak, hızlıca sonuç alabiliyorsak, o zaman değerli olabiliriz. Bu ise ancak sonsuz bir öğrenme merakı ve okuma ve araştırmayı yeni fikirler ile birleştirmek ile olur. Deneyip, yanılmak, yılmamak ve ne olursa olsun sonuç almak. Bu özelliklere sahip olduğumuz zaman Türkiye’den dünya çapında işler yapmaya başlayabiliriz.

Twitter Gazetecilik Müfredatına Girdi

Güzel bir habere denk geldim bugün:

Türkiye’de Blogger / Gazeteci tartışmaları zaman zaman gündeme gelirken, Amerika’da bir üniversite Gazetecilik Bölümü müfredatına  “Journalism 520: Digital Editing: From Breaking News to Tweets.” ( Gazetecilik 520: Dijital Editleme: Son Dakika Haberlerinden Tweetlere )’yi ekledi.

Bu gazetecilik müfredatını çok yenilikçi buldum. WordPress’in temellerinden, SEO’ya ve Vatandaş Gazeteciliğine kadar, birçok konu akademik düzeyde tartışılacak. Darısı Türkiye’deki üniversitelerin başına.

Detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Sosyal Medya Ajansı ile Çalışmaya Başlamadan Önce Markaların Sorması Gereken 52 Soru

Müthiş bir yazıya denk geldim. Yazar, bu yazıda bir sosyal medya şirketi ile çalışmaya başlamadan önce markaların sorması gereken 52 soruyu sıralamış. Ve burada Online Takip’ten, İtibar Yönetimine,  Sosyal Medyadan, Topluluk Yönetimine soruları gruplamış.

Eğer marka tarafında iseniz sizin için çok güzel bir kaynak. Bir sosyal medya ajansı ile görüşüyorsanız ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, bu soruları sormakla başlayabilirsiniz.

Tüm sorulara en ideal cevapları vermek mümkün değil tabii ki ama en azından Global’deki rakiplerimize rekabette kalmak istiyorsak bu sorulara mantıklı yanıtlar vermek ile başlamalıyız.

Dünya çapında işler yapmak istiyorsak, sunumlar havada kalan süslü sözlerden oluşmamalı. Bunun yerine, kendimizi bu soruların cevaplarını en iyi verecek şekilde stratejiler, sistemler ve teknolojiler geliştirmeye adamalıyız. Şimdiye kadar ülke olarak bu yolda çok başarılı olamadık ama 20 milyonluk Facebook nüfusunun avantajını kullanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Siz ne dersiniz?

Sosyal Medyanın Kişisel Marka Olma Üzerine Etkileri

Özlem Hoşcan, sosyal medyanın kişisel marka olma üzerine etkileri konulu bir tez yazıyor. Kendisi de beni bu konuda çok değerli kişiler ile birlikte kişisel marka olarak değerlendirmiş ve bu konudaki sorularını bana da yöneltti. Son zamanlarda sosyal medya konusunda tezlerin arttığını gözlemliyorum.  Benden yardım ve görüş isteyen birçok üniversitelinin tezine yardım ediyorum. Bu sebeple literatürde benim de bir parça tuzum bulunduğu için mutlu oluyorum. Aşağıda bu konudaki görüşlerimi okuyabilirsiniz:

Sosyal Medyanın Kişisel Marka Olma Üzerine Etkileri Sorular:

1. Ne zamandan beri sosyal medyada aktif olarak yer alıyorsunuz?
2006’dan beri aktif blog yazarlığı yapıyorum. Benim sosyal medya olarak kabul ettiğim ilk aksiyonum bu olduğu için 2006 yılını başlangıç olarak kabul edebilirim.

2. Kaç tane sosyal medya aracını günlük olarak kullanıyorsunuz? İçlerinde en çok kullandığınız hangileri?
Gerek işim, gerek kişisel hayatımda aktif bir sosyal medya kullanıcısıyım. Facebook, Friendfeed ve Twitter’ı gün boyu kullanıyorum. (ortalama 10 saat) Her gün mutlaka takip ettiğim blogları okuyorum. Bunun dışında haftada 2-3 kez blog yazmaya gayret ediyorum. Linkedin profilimi de haftada 2-3 kez kullanıyorum.

3. Blog sayfanız var mı?
Evet, 2006’dan beri blog yazıyorum

4. Blog sayfanızın adı, isminiz ile aynı adı taşımıyorsa, blog adı telaffuz edildiğinde sizinle ilişkilendirilebildiğini düşünüyor musunuz? Evet ise bu bağlantıyı nasıl sağladığınız hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Domainim kendi adımı taşıyor. ( Hasanbasusta.com )

5. Sosyal medyada aktif yer almaya başladıktan sonra, profesyonel hayatınızda olumlu/olumsuz bir yansıma oluştu mu? Kısaca bilgi verebilir misiniz?

Çok aktif olarak sosyal medyayı kullanmaya Friendfeed’de başladım. Şimdiki işim olan Dijital Pazarlama Stratejistliği görevinin bana teklif edilmesinde bu paylaşımlarının etkisi çok büyük. Evet özellikle profesyonel anlamda çok fazla yararı oldu diyebilirim.

6. Takipçileriniz ile kurduğunuz karşılıklı iletişim ile var olan algı/istenen algı arasında bir denklik oluşturduğunuza ya da etkileşimin istenen algı konusunda etkili bir yol olduğuna inanıyor musunuz? Sizi etkileyen bir örnek verebilir misiniz?

Beni takip eden kişilerle sık sık Likemind, e-tohum gibi organizasyonlarda buluşuyorum. Birçok kişi aslında bizi olduğumuzdan daha bilgili olarak gözünde büyütüyor diyebilirim. Spesifik bir örnekten ziyade genel bir örnek vereyim: Peki, şunun hakkında ne düşünüyorsunuz? tarzı sorularla sık sık karşılaşıyorum. Arada bilmediğim, hiç duymadığım modeller, girişimler olabiliyor. Böyle durumlarda kısaca bilgi isteyip, fikrim varsa söylüyorum. Demek istediğim okuyucu bizi her konuda bilgili olarak bir otorite olarak konumlandırıyor zihninde. Böyle bir algıdan hoşlanmıyorum, aslında bizler sadece faydalı olabilecek içerikleri paylaşan ve üzerine yazı yazan kişileriz. Otorite olduğumuzu düşünmüyorum.

7. Sosyal medya ile daha çok kişi tarafından tanınıp bilindiğinizden ya da sizi tanıyan/ takip eden kişilere bir değer/ fayda oluşturduğunuzdan söz edilebilir mi?
Paylaşımlarımda en öncelik verdiğim konu bu. Bloğumda bir yazı yazmadan, Friendfeed’de, Twitter’da herhangi bir paylaşım yapmadan önce beni takip eden kişilere ne gibi yararı olacağını sorguluyorum. Eğer faydasız bir şeyse kesinlikle yayınlamıyorum. Bazen de yayınladıktan sonra siliyorum. Binlerce kişi tarafından takip edilince ister istemez bir sorumluluk duygusu oluşuyor. Sonuç olarak, takipçilerim için bir değer oluşturduğumdan umarım söz edilebilir.
8. Bildiğiniz gibi, marka bir ticari değeri olan, algılar ile şekillenen ve uzun vadeli pek çok iletişim çabası ile “yaratılan” bir şeydir. Bu açıdan baktığımızda, sizin de bir kişisel marka olduğunuzdan, ya da bu amaç ile planlarınız/hedefleriniz olduğundan söz edilebilir mi?
Bu konuda stratejiler geliştiren, planlar yapan biri hiç olmadım. Sadece faydalı paylaşıma odaklandım. Hedeflerim hep vardı, hala da var. Kişisel marka olup olmadığım benim takdirimde değil. Marka, kişinin değil başkalarının bu sıfatı verdiği kişilere denilebilir diye düşünüyorum.

9. Sosyal medya ile kişisel markanızı yaratmak için bir pazarlama stratejiniz olduğundan söz edilebilir mi? Evet ise, kısaca bilgi verebilir misiniz?
Az önce de bahsettiğim gibi bu konuda bir stratejim olmadı. Faydalı odaklı sosyal medya paylaşımları, nitelikli Webrazzi yazıları , günlük hayattan ve örnek olaylardan (case study) beslenen ve eşsiz içeriğe odaklanan bloğumun etkisi diyebilirim.

10. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, profesyonel hayatınızda “sosyal medyadan önce/ sosyal medyadan sonra” şeklinde bir ayrım olduğundan söz edilebilir mi?
Kesinlikle söz edilebilir. Sosyal medya hem kişisel hayatımı, hem profesyonel hayatımı hem de hobilerimi en temelden etkiledi.

11. Sosyal medyanın kişisel marka olma üzerine etkileri açısından bakıldığında, sizce gelecekte hayatımızda ne tür değişiklikler yaşanacak?

Bireyler için marka olmanın her zamankinden daha kolay olduğu algısı var. İnternete erişimi olan herkes neredeyse sıfır maliyetle marka olabilme ve topluluklar tarafından takip edilebilme şansına sahip. Eskiden marka olmak için mutlaka kitap yazmak, televizyona çıkmak, konferanslar vermek gerekirdi. Günümüzde ise 140 karakterlik cümleler ile marka olabiliyoruz. Bu, marka olmanın zorluğunu azaltmış gibi görünse de aslında öyle değil. Çünkü paylaşım ve rekabet her zamankinden fazla. Bize ulaşan inanılmaz bir bilgi çöplüğü var. Andy Warhol’un da dediği gibi herkes 15 dakikalığına ünlü olabilir. Önemli olan bu imajı sürekli kılmak ve devamını getirmek. Bu imajı sosyal medya ile paylaşım odaklı bir şekilde devamlı kıldığımız takdirde herkes için daha faydalı bir hayat yaşayacağımızı söyleyebilirim.

Hasan Başusta

Sosyal Medya Konusunda Takım Arkadaşı Arıyoruz!

Daha önce birkaç yazıda yazmıştım. Sosyal Medya konusunda yetiştirebileceğimiz bir junior arıyoruz diye. Bu sefer gene junior arıyoruz ama biraz bilgisi olması da fena olmaz. Bu konuda biraz bilgili, dijital ajanslarda çalışmış, staj yapmış kişiler avantajlı. Çok hızlı büyüyen bir ekibiz. Şu yazımda da yazdığım gibi:

Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketiz ve yakında Global Projelere imza atmak istiyoruz.

Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden  markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…

Sosyal Medya Uzmanı (!) Arkadaşlara Tavsiyem

Geçtiğimiz günlerde Serkan Cura benimle Sosyal Medya üzerine bir söyleşi yaptı. Daha doğrusu Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, internet kullanımı, yeni trendler, dikkat edilmesi gereken noktalar ve etkin internet kullanımı hakkındaki fikirlerimi söylediğim bir röportaj. Okumak isteyenler buradan okuyabilirler. Tamamını okumayacaksınız bile bence aşağıdaki bölümü okumalısınız, özellikle kendinizi Dijital Pazarlama sektöründe yetiştirmek istiyorsanız. Soru şuydu: “Dijital Pazarlama” konusunda, kendisini bu sektörde yetiştirmek isteyen öğrenci arkadaşlara tavsiyeleriniz ne olur?

Hasan: Hiçbir konunun uzmanı ya da otoritesi değilim. Onun için genç arkadaşlara tavsiye vermekten ziyade onlarla naçizane düşüncelerimi paylaşabilirim. İnternet çok hızlı değişiyor. Bu sebeple, Dünyayı ve yeni trendleri çok yakın takip etmek gerekiyor. Web 2.0’ ı çok iyi anlamak, Web 3.0 için hazırlanmak gerekiyor. Kişiselleştirme ( Personalization ), Foursquare gibi Lokasyon bazlı sosyal ağlar , Augmented Reality, Mobil İnternet gibi kavramlara bilgi anlamında kendimize yatırım yapmak gerekiyor.

Özetle demek istediğim şu: sosyal medya uzmanı (!) olmak yerine daha niş alanların uzmanı olarak kendimizi farklılaştırabiliriz. İnternet veya sosyal medya uzmanı olmak yerine önümüzdeki senelere damgasını vuracak “Augmented Reality” uzmanı olarak kendimizi konumlandırmak daha akıllıca geliyor bana. Türkiye’de bu işin bir uzmanı var mı derseniz aslında benim bildiğim yok, o yüzden potansiyel faydaları diğerlerinden daha yüksek.

Philips Türkiye Sosyal Medya’da

Philips Türkiye’den bir bülten geldi az önce mailime. Bülten güzel, Tüketici Ürünleri Genel Müdürü Özlem Fidancı’nın mesajı ile geliyor. Yalnız, bültenin sonunda ise Philips Türkiye’nin Sosyal Medya’ya ilgisini görüyoruz. Twitter ve Facebook adresleri var, ne kadar güzel diyip tıklıyorum. Facebook’ta gördüğümüz adres şu: http://www.facebook.com/PhilipsTurkiye

Acaba nasıl bir landing page yaptılar, nasıl uygulamalar diye geliştirdiler diye merakla tıklarken karşımıza bir insan profili çıkıyor.

Global şirketlerin Sosyal Medya’ya ilgileri olması çok güzel. Buradaki iyi niyeti de görüyorum. Ama en temel bilgileri tekrar hatırlatmakta fayda var. Bu profil, bir insan profili ve şirketler bir insan gibi profil açamazlar. Mutlaka sayfa açmak zorundalar. Şirketleri arkadaşınız gibi ekleyemezsiniz, sadece hayran olabilirsiniz.

Edit:  Bu yazıdan hemen sonra Philips’in PR Ajansı Bersay beni aradı. Bir süre sonra da http://www.facebook.com/PhilipsTurkiye adresini sayfaya çevirdiler. Hızlı hareket için tebrikler.

Sosyal Medya Sırrı

Eğer sosyal medyaya girmek isteyen bir marka bana tavsiyemi sorsaydı, ilk söyleyeceğim şey şu olurdu:

“Bu konuda en yetkin kişiler ile çalışmak için ne gerekiyorsa yapın.” Kulağa çok basit geliyor değil mi? Çok büyük bir sır olmasa da bazen işin temelini hatırlatmakta yarar var.

Eğer kimseyi tanımıyorsanız, dijital dünyayı tanıyan bu konuda size tavsiye verebilecek kişilere başvurabilirsiniz. Onlar size birkaç isim vereceklerdir.

Facebook'un Tavsiye Ettiği Tek Türk Ajans

Promoqube, Dünya’nın en iyi ajansları ile birlikte Facebook’un tavsiye ettiği ajansları listelediği “Preferred Developer Consultant” programına alındı.  Peki nedir bu program? Aslında bu programı Facebook’un kendi sözleri ile anlatmak daha doğru:

“We often hear from brands, celebrities, companies, and organizations who are looking for the best resources to start building an application on Facebook.com, optimize a Facebook Connect integration or build a Facebook Page. To help you accelerate your efforts, we are introducing the Preferred Developer Consultant program to connect people to the resources they need to build with Facebook products and technologies.”

Yani Facebook diyor ki; Biz sık sık markalardan, ünlülerden, ve şirketlerden Facebook’u nasıl daha etkin kullanabileceklerine , “en iyi” Facebook uygulamalarına, en iyi Facebook sayfalarını yapan ajanslara nasıl ulaşabileceklerine dair sorular alıyoruz. Bunun için sizi Facebook’un Tercih Edilen ( Tavsiye Edilen) Geliştirici Danışman Programı ile tanıştırmak istiyoruz ki markalar bu ajanslar ile buluşabilsin.

Bu adreste Facebook, Dünyadaki en iyi ajansları topluyor, bir listesini tutuyor ve kendisine başvuran markaların en iyi hizmeti almaları için en iyi ajanslar ile bizzat tanıştırıyor. Aslında, seçilmiş bir ajans olarak neden seçildiğimiz sorusunun cevabını da Facebook’tan alalım:

“You were chosen for the program because of a strong track record in your respective areas.  Facebook reviewed work samples, professional references, and company history to determine that you had a strong track record.”

Sonuç olarak, yaptığımız işler bizzat Facebook tarafından incelendi, profesyonel referanslar dikkate alındı ve alanımızda yapmış olduğumuz “güçlü” işler nedeniyle bu programa uygun bulunduk.

Süreçten biraz bahsedeyim: Aslında süreç aylar öncesine dayanıyor. Bu programı ilk duyduğumuzda hemen bugüne kadar yaptığımız işleri ayrıntılı anlatan linkler ile beslenmiş dosyamızı hazırladık ve Facebook’taki kontağımıza aşağıdaki metin ile başvurduk.

“Enclosed is the details of our application for Facebook Preferred Developer Consultant Programme. We helped a number of celebrities, companies and brands so far. And we believe that we can allocate our best resources for them in terms of capability, creativity and experience so that they can achieve the best possible online presence on Facebook.”

Emeğin çoğu Özgür ve Kaan ve Korhan’ın. Bu ajanslardan biri olarak seçilmemizde azıcık da olsa emeğim bulunduğu ve yazışmaları bizzat yürüttüğüm için gururluyum. Gururumun sebebi detaylarda gizli:

Bu Programda tüm Dünya’dan toplam 49 Ajans var.

Bu ajansların büyük bir kısmı – 36 tanesi – Amerika’da ve Facebook ile içiçe çalışan, toplantı yapan şirketler.

Avrupa’dan sadece 11 şirket var.

Türkiye’den ise tek.

Promoqube’nin binlerce kilometre uzaktan Dünyadaki rakipleri ile rekabet etmesi gurur verici. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketi yakında Global Projelere imza atarken görmek mümkün.

Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden  markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…

Online Sohbet mi Offline Sohbet mi Daha Keyiflidir?

Her ne kadar sosyal ağlar üzerinde takipte kalma önemli olsa da yüzyüze görüşmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Bu durum sosyal hayatta da iş hayatında da aynıdır. Arkadaşlarımızdan sosyal ağlar vasıtası ile kontakta kalırken, en büyük keyfi onlarla buluştuğumuzda almaz mıyız?

Aynı kural sosyal medyayı kullanan işletmeler için de geçerlidir: Sosyal medya takipçileriniz, hayranlarınız için sanal ortam ortak paylaşma mekanı olabilir ama asıl değer sosyal medya takipçilerini offline bir ortamda keyifle sohbet etmeleridir. Friendfeed – Likemind örneği bu keyfin çok güzel bir örneğidir. Ya da blog yazarları toplantıları, brunchlar, e-tohumlar… (Resmin Kaynağı)

Webrazzi Gündem Sosyal Medya Toplantısı

Dünkü Webrazzi Gündem – Sosyal Medya Toplantısı oldukça keyifli geçti. Dokuz buçuk gibi salona geldiğimde zar zor yer bulabildim. Gerçekten böyle büyük bir salonu dolduracak bir organizasyon yapmak kolay değil. Arda’ya ve tüm Webrazzi ekibine tebrikler.

Aslında bugünün üzerine çok uzun bir yazı yazılabilir. Ama ben yorum yapmadan Gündemden aklımda kalan kilit cümleleri özetleyeceğim:

  • Farmville oynamak demek pazarlamanın geleceğini hissetmek demektir. (Özgür Alaz)
  • Sosyal Medya hava-i fişek gibi. Bir şeyler patlıyor, hepimiz bakıyoruz. (Serdar Kuzuloğlu)
  • Başarı hikayeleri yerine başarısızlık hikayelerini tartışmalıyız. (Serhad Akkılıç)
  • 24 Saat televizyon izleyen televizyoncu olabilir mi? Burada sürekli Friendfeed’de, Twitter’da gezen insanlar sosyal medya uzmanı olabiliyor (Elif Dağdeviren)
  • Her yerden bir ajans çıkıyor. İyi bir stratejisti olmayan ajanslar maalesef batmaya mahkum. (Elif Dağdeviren)
  • Yolcu yok, hepimiz mürettebatız. (Hepimiz birer yayıncıyız) Selim Tuncer
  • Ajanslar ile muhattap olan marka yöneticilerinin yetkin olmaması büyük sorun. Marka stratejisi ajansa bırakılmamalı. Markaysan marka stratejini sen belirlemelisin, ajans da sana yardımcı olmalı. (Yüce Zerey)
  • Eğer ben Friendfeed’de “like eden” kişinin neden, hangi zihniyetle like ettiğini çözmüşsem o zaman etkili olurum. Bu işin felsefesine kafa yormak lazım, entellektüeli olmak lazım. (Yüce Zerey)
  • İçgörü kelimesi çok önemli. Ajans – Marka arasında işveren – tedarikçi değil beraber çalışılacak bir ilişki olması lazım. (Alemşah Öztürk)
  • Sosyal Mecranın sorunlarından biri de bu: Kalite Düşüklüğü. Diyalog dediysek o kadar da değil. (Selim Tuncer)
  • En çok paylaşılmaya müsait içerikler

1-Komik Videolar, Resimler
2- Absürd İçerik
3- Acaba Gerçek mi İçeriği. (Sakallı Bebek, Uçan Daire)
4-Bebek Videoları
5- Kedi Videoları (Alemşah Öztürk)

Sosyal Ağlarda İzleme

Picture 54

Sosyal Ağlarda Dinleme yazımın üzerine bir güncelleme yapmak istedim. Aslında her ne kadar şu anda Dünya’da kabul edilmiş bir model olmasa da “sosyal ağlarda dinleme” göreceli olarak kolaydır. Asıl zor kısım ise internette markanız ile alakalı her konuşulan ile sizin için asıl değeri yaratan konuşmaları ayırt etmek ve o diyaloglara katılmak için yaptığınız stratejik iletişimdir. Birçok marka sosyal ağlarda nasıl cevap verilmesi gerektiği hakkında çok fazla bilgi sahibi değil. Prensip gereği kötü örnekleri yazmıyorum ama sonraki yazılarımda birkaç iyi örnekten bahsedebilirim.

Sosyal Ağlarda Dinleme

Sosyal Ağlarda markamız hakkında neler konuşulduğunu nasıl öğrenebiliriz? Birkaç örnek:

1- Google Alerts

Çok iyi bir alternatif olmasa da, genel olarak markanız hakkında bir şey konuşulduğunda size mail atan ücretsiz bir Google hizmeti.

2- Search.twitter.com

Markanız hakkında gerçek zamanlı ne konuşuluyor anında öğrenebilirsiniz. ( Starbucks bu konuda güzel bir örnek. Bloğunuzda ya da mikro bloglarda Starbucks ile ilgili ne konuşuluyorsa marka size hemen geri dönüyor. )

3-Friendfeed’in Arama kutusu

Twitter’a benzer bir mantıkla markanız hakkında anında ne konuşulduğu hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

4- Dijital PR Servisleri: İzleme yazılımları

Not: Facebook’un “arama” opsiyonu ise yakında açılacak.

Sosyal Medya Konusunda Yetiştirebileceğimiz Bir Junior Arıyoruz!

social-media

Evet, Promoqube’ye bir junior arıyoruz. Direkt olarak benimle çalışacak, Özgür Alaz ile çalışma şansı yakalayacak.

1- Junior’umuzun görev tanımı yok, kendisi dijital pazarlama ile alakalı birçok iş yapacak. Çok araştıracak, çok öğrenecek. Gene de birkaç anahtar kelime vereyim: Sosyal Ağ Pazarlaması, Marka toplulukları geliştirme, dijital ölçümleme, online kampanyalar, online müşteri hizmetleri… ( Bu kavramları bilmeniz gerekmiyor, bizzat ben gösterebilirim. )

2- Aranan Şartlar: Yok. Ne mezunu olduğunuz, tecrübenizin olmaması önemli değil.

3- Peki ne arıyoruz? Vizyon sahibi olsun, gelecek vaat etsin, güvenilir olsun.

Yani ileride yerimize geçeceğine inandığımız birisini arıyoruz. Eğer bu iş bana çok uygun derseniz,

1- Her türlü online kimliğiniz – CV kabul edilmez – (Sosyal medya profilleriniz ve/veya bloğunuzun adresi… olabilir)

2- Neden? sorusunun cevabını yazdığınız mailinizi 28.12.2009 Pazartesi’ye kadar bana gönderin. (serbest kompozisyon hiç sevmezdim lisede, korkmayın bu sorunun doğru cevabı yok )

Peki şimdi nereye mail atıyoruz gibi bir soru soranlar, ( bana ulaşmak hiç zor değil ) hocam geç bunları kaç para maaş veriyorsunuz tarzı üslup sorunu olanlar baştan şanslarını zora sokabilirler.

Konu ile ilgili olarak “Sosyal Medya Uzmanı Ne İş Yapar” konulu yazım yardımcı olabilir.

Umarım beraber çalışma şansı yakalarız.

Ofisin adresini veriyorum: Burger’in arkası  ( Nasılsa böyle söyleyince herkes anlıyor, kimse semt bile sormuyor 🙂

Görüşmek üzere…

←Önceki