Türkiye'de Kişisel Markalaşma

personal brandingProject House’nin Smart Marketing Journal’inda geçen hafta yayınlanan yazım:

Bir önceki yazımda Kişisel Markalaşma’dan bahsetmiş ve Tom Peters’in önerilerinden en önemlilerini sıralamıştım. Yazının sonunda yazıyı beğenenlerden bir mail istemiştim. Neyse ki yazıyı beğenenler çoğunluktaydı, çok sayıda mail aldım ve yazının devamını yazmaya karar verdim. Bu yazımda biraz daha lokale inerek Türkiye’de markalaşma üzerine gözlemlerimi paylaşacağım:

Kişisel Markalaşma çok basit anlamı ile kendinizi ve kariyerinizi konumlandırmanız anlamına geliyor. Bu kavram ülkemizde ilk başta yanlış anlaşıldı. Hala da tam olarak doğru anlaşıldığı söylenemez aslında. Sorun “Balon Kişiliklerin” ortaya çıkması ile başladı. Yani sizin kadar çalışmayan, sizin kadar başarılı – bilgili – yetkin olmayan kişileri sürekli her yerde görür, uzman olmadıkları konularda konuşur halde buldunuz ( ve içten içe gülümsediniz) Balon Kişilikleri dinleyenler onların bazı terimlerden bahsettiklerini duymaya başlayınca bu konuda onları uzman ilan ettiler, kimse de buna itiraz etmedi. Ağzı laf yapan kişiler bir anda uzman kesildiler. Düzen kuruldu, kimse Kral Çıplak diyemedi.

Konu hakkında asıl bilgisi olanlar ise kenara çekildiler. Eleştiri alma ve ortaya çıkma cesaretini gösteremediler. Çoğu zaman da istemediler. “Ben mi kurtaracağım bu şirketi” zihniyeti ister istemez yerleşmeye başladı. Aslında meydanı “Balon Kişilere” onlar bıraktılar.

Sonuç olarak bir uyumsuzluk ortaya çıktı: İşi bilenler ortaya çıkmadı, işi bilmeyenler her yerde boy gösterdiler. Ve biz “Kötü Markalar” yarattık. Çok az sayıda kişi ise hem uzmanlık alanına hem de iletişim yeteneğine güvendi. Ve onlar bu konuda gerçekten parmakla gösterilecek marka haline geldiler.

İkinci sorun ise kişilerin marka olmaya karar verdikten sonra bu yolda gereken emeği harcamak istememeleri, heyecanlarını kaybetmeleri oldu. Bir konuda çok iyi olmak için (uzmanlık) gereken uğraşı vermeleri ama bunu yayma konusunda gereken özeni göstermemeleri çoğunlukla da “zamanım yok” bahanesine sığınmalarıydı. Öyle ki bütün zamanlarını uzmanlaşmaya daha çok bilgi edinmeye harcıyorlardı ama kimse ne yaptıklarını bilmiyordu. Bildikleri konuları hakkında blog tutmadılar, sosyal medyada var olmadılar, uzmanlık konusu hakkında etraflarında bir topluluk oluşturmadılar. Bilgilerini yakın çevrelerine bile anlatmadılar. Oysa bilgi paylaşımcısı olsalardı hem kendileri hem de çevreleri kazanacaktı. Olmadı.

Hepimiz zamanında yetkin olmayan yöneticilerden çok çektik. Potansiyelimize önem verilmedi. Şimdi potansiyelimizi gösterme zamanı, cesur olma zamanı. Uzman olmak, farklılık yaratmak, medya ile ilişkiler kurmak, bilgi üretmek, yazı-makale yazmak için en doğru zamandayız.

Türkiye’de herhangi bir konuda –ne olursa olsun- bu konuyu benden iyi bilen kimse yoktur diyebiliyor musunuz? Yakın gelecekte deme potansiyeliniz var mı? Konu ne kadar spesifik olursa o kadar iyi. Lider olarak adlandırılmanıza sebep olacak konu ne? Hangi konuda kendinizi geliştirmekten zevk alıyorsunuz? Lütfen bulun ve bu konunun üzerine gidin, gitmekle kalmayın, bilgi üretin, paylaşın. Ve sabırlı olun. Göreceksiniz, hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz, neler kazanacağınızı ise zaman gösterecek.