Sosyal Ticaret’te Önemli Kilometre Taşlarından Bir Tanesi: Want (İstiyorum) Tuşu

Birkaç gündür dünyada sosyal ticaret konusu daha bir sıklıkla konuşulmaya başlandı. Sebebi ise şu: Facebook’un Want tuşunu devreye alacağına dair izlerin bulunması. Şu anda hazır ama yayınlama (publish) yetkisi yok. Aşağıda bir örneğini görebilirsiniz.

Şubat 2012’deki Webrazzi Sosyal Ticaret sunumumda bundan bahsetmiştim. Sunumu izlemediyseniz (en azından son 9 dakikasını) buradan izlemenizi tavsiye ederim. Sunumun 17. dakikasında aşağıdaki slaytla birlikte bugünkü bulunan izlerin neden önemli olduğunu anlatıyorum:

…En önemli gelişmelerden bir tanesi bu: Eskiden biliyorsunuz, hala da öyle ama sadece “Like” tuşu vardı; ben iPhone’u beğendim vs. vs. Ama yakın zamanda, -şu anda pilot projeleri tamamlandı- Like butonunun yanına diğer aksiyonlar da geliyor. Ben buna sahip oldum, ben bunu seviyorum, ben bunu giyiyorum… Yani benim iPhone 3GS’im var diyebileceğim ben ve denecek de büyük ihtimalle.

İnsanlar yakında zamanda neye sahip olduklarını Facebook’ta söyleyecekler ve bu, markalar için inanılmaz değerli bir bilgi. Çünkü bir marka için kimin iPhone 3GS’inin olduğu, yeni bir iPhone 4 ya da 4S çıktığında inanılmaz değerli. (Segmente daha doğrusu hedeflenebilir yeni nesil reklamlar)

Ve bunların buton olduğunu göreceğiz. Şu anda bir eticaret sitesinin kendisini beğenmenin yanında, ürünler bazında ben şu ürüne sahibim, ben bunu istiyorum.

Düşünün ki “istiyorum tuşu” bir eticaret sitesi için ne kadar değerli? Filtrelenmiş bir şekilde o ürünü isteyen kişileri görebildiğinizi düşünün…

diyerek devam ediyorum.

Yeri gelmişken bir diğer önemli konu, geçen gün paylaştığım twiti de burada tekrar paylaşayım ve yorumlarınızı alayım.

Siz ne düşünüyorsunuz?

1- Facebook ile giriş yaptığımızda kişiselleşen Türk (eticaret) siteleri görecek miyiz yakın zamanda?

2- İstiyorum butonu gerçekten sosyal ticaretin kapısını aralayan ve eticareti değiştirme ihtimali olan bir gelişme olabilir mi?

Lütfen cevaplarınızı bana buradan twit atarak paylaşın.

Webrazzi Sosyal Ticaret Sunumu ve Benim Taraftaki Gelişmeler


 

Daha önce yazmıştım ama videosunu yayınlamamıştım. Webrazzi Eticaret Konferansı bence ülkemizdeki en önemli birkaç Eticaret Konferansından bir tanesi. Konuşmacılar da, katılımcılar da bu savımı destekler nitelikte. Markafoni kurucusu ve CEO’su Sina Afra, Doğan Online (ve Hepsiburada.com CEO’su) Yenal Gökyıldırım,  Gittigidiyor’un kurucuları ve daha bir çok saygı duyduğum, önemli isim ile aynı sahneye çıkmak benim için büyük şans. Yaklaşık 500 e-ticaret profesyonelinin katıldığı böylesine büyük bir konferansta Türkiye’de ilk defa işlenen bir konuyu anlattım: Sosyal Ticaret. Konu inanılmaz hızlı değişiyor ama sosyal ticaretin temelini anlamak için mutlaka yukarıdaki sunumu izlemenizi öneririm.

Sizin de takip ettiğiniz gibi bu blogda sosyal ticaret ile ilgili ilk Türkçe kaynağı oluşturuyor, uzun zamandır Dünya’yı takip ediyor, fikirlerimi yazıyorum. Daha önce de birçok konferansta, eğitim kurumunda, üniversitede, eticaret şirketi sahiplerinin bulunduğu küçük gruplara sosyal ticaret konusunu çok defa anlattım. Bu sunumlarımın da etkisi ile Türkiye’de sosyal ticaret ile  ciddi olarak ilgilenen büyük / küçük tüm kurumlar, kişiler bana bir şekilde ulaştı, ulaşmaya devam ediyor. Birçoğu ile birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. Nihai karar ise çok yakın zamanda verildi. Yakında bu konudaki gelişmeleri sınırlı çevremden çıkarıp herkesle paylaşacağım. Çok detay vermeyeyim ama şimdilik şunu söyleyeyim: Artık -sadece- konuşma zamanı değil, harekete geçme zamanı 🙂

Mobil Sosyal Ticaret’te 2 Gelecek Vaat Eden Girişim: Wrapp ve Shopkick

Bir önceki yazımda Türkiye’deki eticaret sitelerinin bir sonraki adımına projeksiyon tutmuş; dikeyler ve farklı modeller oyun alanı daraldığı zaman büyük ihtimalle fiziksel (offline) dükkanlar göreceğimizi benim için de en heyecanlandırıcı tarafın burası olduğunu söylemiştim. Bu konunun devamı olarak sosyal ticaret – offline ticaret kesişimi ile devam edeyim.

Eninde sonunda online-offline entegrasyonunun gerçekleşeceği konusunda kimsenin şüphesi yok. Durum böyleyken en başından beri orada olmakta fayda görüyorum. Geçen sene bir yazımda hep “Next Big Thing” konuşuluyor. Odaklanmamız gereken “Next Biggest Thing” belki de yani Mobil Sosyal Ticaret demiştim. Dolayısı ile SOLOMO’ya (Sosyal, Lokal, Mobil) ek olarak benim ilgimi çeken alanlar bu işin gelecekte gerçekleşecek online-offline entegrasyonu.

Bu alanları kapsayan 2 yeni ama gelecek vaat eden girişimden bahsedeyim. Bir tanesi –gene İsveç kökenli- sosyal hediye kartı şirketi Wrapp. Basitçe arkadaşınıza online hediye kartı satın almanızı sağlayan bir mobil uygulama / web sitesi. Hediye kartını aldığınız kişi bunu cep telefonundaki barkodu okutarak dükkanda kullanabiliyor. Değer yaratan bölümlerden bir tanesi hediyenin sosyal ağlarda dağılımı itibarı ile marka bilinirliğinin arttırılmasına ciddi katkıda bulunması. Yani hem perakendeciler açısından performans bazlı (satış) hem de online bilinirliği arttırıcı (pazarlama). Son kullanıcı açısından ise çok kullanışlı.

İçerisinde online-offline entegrasyonunu, mobili, lokasyonu, sosyalliği ve ticareti yani gelecek vaat etmesi açısından benim kriterlerimi tümden karşılayan bir girişim. Daha 1 yaşında olmasına rağmen Rocket tarafından ışık hızıyla klonlandılar, web sitelerinde çok yakın zamanda Türkiye dahil 14 ülkeye geleceklerini açıkladılar. Ek olarak, Türkiye’den yetenekli bir şirketin bu servisi “launch” aşamasında olduğunu biliyorum. Yani bu ciddi bir köşe ve bu köşeleri kapmak için çok çok hızlı hareket ediliyor.

Şu anda Türk kültüründe böyle bir uygulamanın yerinin az olması dezavantaj gibi gözüküyor. Performans bazlı olması dolayısı ile perakendecilerin bunu en azından deneyeceğini ve kötü sonuçlar almayacaklarını düşünüyorum. Asıl zorluk ise son tüketici tarafında yaşanacak bana kalırsa. Sonuçta, ana etken her zamanki gibi fikir değil,  işi yapma (execution) olacak.

Bir diğer girişim ise hızlıca 20 milyon USD yatırım alan Shopkick. Shopkick de fiziksel perakende dünyası ile mobil dünyayı bağlayan, 2011 yılında en iyi sosyal ticaret uygulaması yarışmasında finalist olan güzel bir lokasyon bazlı alışveriş uygulaması. Aynı zamanda dükkanların, alışveriş merkezlerinin içine girdiğinizde hem ödül (kick) kazandığınız bir nevi yeni nesil sadakat sistemi hem de ziyaretçi trafiğini ölçen bir çeşit offline analytics. Kafanızı karıştırmamak için daha derine girmiyorum ama bence bu yeni nesil fikirlerin asıl gücü son kullanıcı açısından çok basit kullanımı olan ama kendi içinde çok fazla komplike kurguyu basitçe harmanlamış olmasından geliyor.

Bir önemli dipnot: Her ikisinin de yatırımcısı Reid Hoffman ( Linkedin, Paypal, Facebook, Zynga… desem yeterli olur sanırım) Bu teknolojilerle ilgileniyor ama kendisini takip etmiyorsanız çok şey kaçırıyor olabilirsiniz.

Shopkick için asıl fırsatın satın alma verisi ile sosyal verileri birleştirmekte olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunu da kısmen başarıyorlar. (İngilizce bilenlerin Behavioral targeting‘i okumalarını öneririm.) Biraz “Azınlık Raporu” gibi gelecek ama orta vadede dükkana giren müşterisini tanıyan, sosyal ağ datasının da yardımı ile, gerçek zamanlı doğru teklifleri sunan ve satın alma yapmayacak ziyaretçiyi dönüşüme (conversion) bağlayabilecek sistemlere varması bana çok da uzak gelmiyor. Teknolojik altyapısı geliştirilebilir ama temelde hazır sayılır, topluma adapte olması olması için birkaç on yıllık zaman var. Bu bloğun düzenli okuyucuları önümüzdeki senelerde bu sürecin bir parçası olacak, buna eminim 🙂

E-ticaret Şirketlerinin Sonraki Adımları

E-ticarette hala çok fazla fırsat mevcut. Fırsatların çoğu farklı modellerde ve dikey alanlarda. Ayakkabı, takı gibi dikeylerin bazılarında rekabet gittikçe kızışıyor, özel alışverişte ne kadar kızıştığını anlamak için sadece televizyon reklamlarına harcanan milyon dolarlara bakmak yeterli.

Geri kalanların büyük çoğunluğu ise boşlukta. En büyük fırsatın mobilya’da olduğunu söylemek yanlış olmaz ama hala düzgün bir alternatif yok. Arzu edenler İkea’nın sitesine bir göz atabilir. Rocket’tan sızan, henüz kapılmamış bir sonraki milyar dolarlık tek sektörün mobilya olduğunu anlatan mektubu oradaki potansiyel değil üslup geride bırakmıştı. Dünya’da en fazla ciroları yapan ilk 5’te, 10’da sıkça rastladığımız ofis malzemelerinde ülkemizde iyi bir örneğini görmedik. Birçok niş hedef kitleyi geçiyorum, genç profesyonel kadınları eticarete alıştıran özel alışveriş kulüplerinde giyim harici bir çok dikey doldurulmayı bekliyor. Model açısından baktığımızda Yemeksepeti’nin yıllardır var olmasının ama Susepeti’nin olmamasının da bir nedeni olması gerekiyor. Bunlar akla gelmeyecek fikirler değil zira. Bu arada çok yakın bir zamanda Hepsiburada CEO’su Yenal Gökyıldırım’ın subscribtion model (yani dergilerdekine benzer aylık ücret ödenen abonelik sistemine) geçeceklerini söylemesini de hatırlatayım. Şimdilik listenin başındaki yenilikler bunlar olsa da, bu tür büyük yapılarda yenilik yapmak kolay değil, çoğu zaman aylar, bazen de yıllar sürdüğüne şahit oldum, göreceğiz.

Yukarıda saydığım eticaret şirketleri için büyüme yolları bir süre daha bu şekilde devam edecek. Yalnız, orada da rekabet arttığında yani kar marjları düştüğünde Türkiye pazarında ilerleyebilecek yollar azalacak. O zaman teknolojinin ve verimliliğin önemi daha da artacak. Yalnız, sorun şu: Dikey köşeler tutulduğunda ilerleyebilecek alanlar azalıyor. O zaman büyüklerin  (özellikle private shopping’lerin) farklılık yaratması için önlerinde stratejik hamleler kalmayacak. O zaman firmalar özellikle de büyükler “Mavi Okyanus Stratejisi’ni” benimsemek zorunda kalacak. (Ne olduğunu bilmiyorsanız mutlaka buradan okuyun.) Özetle, rekabete girmektense yeni şeyler yapmak daha cazip olacak.

Özel alışveriş kulüplerinin ondan sonraki adımının fiziksel (offline) mağaza açmak olacağını söylemek mantıksız olmaz. Bu varsayımların geneli benim tahayyül ettiğim şeyler değil. Amerika’daki Gilt benzeri şirketleri incelemek ve biraz akıl yürütmek yeterli. Bilinirliği daha da arttırmanın, rekabetten sıyrılmanın yolu da bu. İlk başta “showroom” olarak başlayacak sonradan karlı modellere dönüşebilecek bir trend olabilir. Tabii ki, diğer özel alışveriş kulüpleri alışveriş merkezlerinde mağazalar açmaya başlayınca sıradanlık oraya da sıçrayacak. En sevdiğim işletme profesörlerinden Tom Peters’in aşağıdaki sözü hayat için olduğu kadar eticaret için de ders niteliğinde. Hayat basit: Bir şeyler yaparsın, çoğu işe yaramaz; işe yarayanlarla devam edersin, eğer gerçekten başarılı olursa kopyalarlar, sen başka bir şey yaparsın. Farkı yaratan da bu: Başka bir şey yapmak.

Online-offline entegrasyonunda inovasyona daha çok yer var. Beni asıl heyecanlandıran taraf da orası. Walmart örneğini defalarca yazdım. Walmart gibi mağazalar online’a önem verip, dominasyonu sağlamayı çalıştıkça oyun daha da sertleşecek. (Türkiye’de Teknosa örneğini vermeden geçmeyeyim.)

Biliyorum tam anlamı gerçekleşmesine uzun seneler var ama online-offline entegrasyonu nihai hedeflerden bir tanesi, hem olması gereken hem de kaçınılmaz olacak olan şey. Halihazırdaki fiziksel şirketlerin dezavantajı teknoloji, online şirketlerin dezavantajı tedarikti. Şimdi bu ikisi birbirine yaklaştıkça biz de şurada yazdıklarıma yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Heyecanlı zamanlara daha yeni girdik, gideceğimiz çok yol, öğreneceğimiz çok şey var 🙂

Twitter Üzerinden Sosyal Ticaret Yapılabilir mi?

Bana çok sorulan sorulardan bir tanesi bu. Konferanslarda ve konuşmalarımda örneklerimi Facebook ağırlıklı veriyorum. Sebebi ise malum; Türkiye’de ve Dünya’da sosyal ağ eşittir Facebook algısı. Daha da önemlisi sosyal ticaret için hayati olan veri konusunun Facebook’ta diğerlerinin çok çok ilerisinde olması. Gelecekte bu durum değişebilir ama Facebook uzunca bir süre liderliğini devam ettirecektir. En yakın rakip ticari anlamda Google (plus) olabilir ama dataları (özellikle sitede zaman geçirme) şu anda pek parlak değil. Comscore datası Google plus kullanıcıları sitede aylık ortalama 3.3 dakika geçirirken, Facebook ortalaması 7,5 saat.

Neyse konuyu dağıtmayayım, Google’ın da uzun vadede buradaki en önemli oyunculardan biri olacağını düşünüyorum. Buradaki temel fark; Google ve Facebook ödeme sistemleri, sayfaları, reklamları ve daha bir çok özelliği ile bir ekosistem iken Twitter’ın, Pinterest’in ve diğer sitelerin sadece bir sosyal ağ olması.

Gelelim Twitter ve sosyal ticaret ilişkisine. Çok yeni olmakla birlikte Twitter üzerinden sosyal ticaret adımları atılıyor. Sosyal medya ve ticaret anlamında en beğendiğim birkaç şirketten biri olan American Express Mart 2012’de aşağıdaki “Sync, Tweet and Save” kampanyasını duyurdu:

3 basit adımda şöyle işliyor:

1. Kredi Kartınızı Twitter kullanıcı adınız ile buradan eşleştiriyorsunuz.

2. Hastag’li fırsatı Retweet ederek otomatik olarak indirim kazanıyorsunuz.

3. Kredi kartınız ile indirimli tutarı ödüyorsunuz.

Yani diyelim ki @StarbucksTR, Amex ya da takip ettiğiniz bir arkadaşınızın hesabında “Bunu RT et, bir sonraki kahvende %20 indirim kazan #amexcoffee” gibi bir twit görüyorsunuz, RT ediyorsunuz ve anında indirim kazanıyorsunuz. En güzel tarafı kupon yok, çıktı almak yok, süreç otomatizasyonu çok temiz.

Amex, önce Foursquare sonra Link, like, love ( Temmuz 2011) kampanyası ile başlattığı bu akımı Twitter’la bir adım ileri taşıyor aslında.

Bu alanda neredeyse her hafta yenilikler görüyoruz. Ben de gelişme oldukça bu inovatif uygulamaları öncelikle Twitter hesabımda paylaşıyorum. Konu ilginizi çektiyse buradan takip edebilirsiniz.

Hazır konu açılmışken e-ticaretten de bir örnek vereyim. Zappos (Amerika’nın Zizigo’su) temel olarak ürünlerinin daha çok Twitter’da paylaşılmasını ve tavsiye edilmesini sağlamak için Tweetwall isimli bir Twitter uygulaması geliştirdi. Başlangıç için güzel ama tabii ki yeterli değil.

Daha önce de çok kez söyledim. Kişilerin arkadaşlarına tavsiye etmesi sosyal ticaretin adımlarından bir tanesi. Tweetwall’da başlangıç için güzel, belli ki bir deneme projesi ama asla yeterli değil. Tüm süreçleri kapsayan ve sonunda müşterisinin satın almasını sağlayan kurguların daha karlı olacağını söylemek mantıksız olmaz. American Express kampanyası bu yüzden önemli. Twitter – Sosyal Ticaret ilişkisi emekleme döneminde, bu tür kampanyalar vizyoner projeler ve sonuçları önemli. İşe yararsa tüm dünyada “best-practice” gösterilecekler. Yaramazsa buradan edindikleri deneyimlerle daha da iyi kurgular üretecekler. Ama sonuç ne olursa olsun sosyal ticarete bir fayda sağlayacak, biz de yakından takip edeceğiz.

Sosyal ticaret ile ilgili diğer yazılarımı burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.

Facebook (F-ticaret) Satış Kanalı Olarak Başarısız mı?

Son zamanlarda Facebook’tan satış yapmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğu, birkaç büyük markanın Facebook dükkanlarını kapattığı haberleri yazıldı. Gerçekten durum bu mu? Facebook’tan satış yapılamaz mı? Sosyal ticaret ve bu konu üzerine görüşlerimin özetini bu ayki Turkish Time dergisinde okuyabilirsiniz. Dijital pazar ile ilgilenenler için Nisan Turkish Time sayısını öneririm bu arada. Bu sayıyı Dijital Ekonomi’ye ayırmışlar ve çok değerli röportajlar, yazılar var. Kendi konumu burada daha geniş bir şekilde yorumlayayım:

Öncelikle sosyal ticaret, f-ticaret (Facebook ticareti) ayrımını yapalım. F-ticaret sosyal ticaretin bir parçası. Sosyal ticaret, hem Facebook içinde, hem Facebook dışında hem de sosyal ağlarda paylaştığımız verileri kullanarak daha akıllı sistemler yaratmamızı sağlayan yeni nesil bir e-ticaret özelliği. Herhangi bir sosyal ağda arkadaşlarımız vasıtası ile satın alma kararımızı etkileyecek ve sonunda ağırlıklı olarak kredi kartı ile satın almamızı sağlayacak eylemlerin bütünü. Bir ürünü satın almadan arkadaşlardan tavsiye almak, sosyal ağ verisi ile kişiselleştirilmiş ürünler sunmak, ürünü aldıktan sonra Twitter’da, Facebook’ta paylaşmak gibi eylemler hep sosyal ticaretin parçası.

Örneğin ben Fenerbahçeli isem bu verimi (benim iznimle) Facebook’tan alıp bana yeni çıkan Fenerbahçe formasını önermesinin ardından benim formayı satın almam, sonrasında aldığım bu yeni ürünü paylaşmam senaryosunda olduğu gibi.

Ayrımı açıkladıktan sonra neden kişilerin henüz Facebook üzerinden yeterli derecede alışveriş yapmadığını açıklayayım: Facebook 2004’te öncelikli olarak arkadaşlarımız ile iletişim kurabileceğimiz bir sosyal ağ olarak doğdu. Marka sayfaları ise 2007’de geldi. (Twitter’da ise marka sayfaları hala beta-test aşamasında.) Yeni yeni gelişen bu süreçte, marka sayfaları öncelikli olarak satış yapmaktan ziyade müşterilerine marka mesajlarını iletebilecekleri bir platform olarak devam etti. Bunun bir sonraki aşaması ise Facebook’tan satış yapılması. Bu konuda başarılı olmuş markalar var ama zamana ihtiyacı olan bir konsept. Doğru kurgularla uygulandığında önümüzdeki birkaç sene içerisinde Facebook’taki mağaza sayılarının arttığını göreceğiz. Bunlarda öncelikli olarak doğru şekilde uygulanmayanlar kapanacak ve her zaman olduğu gibi dijital seleksiyona uğrayacak, güçlü veya akıllı olanlardan ziyade değişime en hızlı adapte olan markalar ayakta kalacak.

Bir de sadece bu haber değil Facebook karşısında yapılan haberlerin bir kısmının sebebi çok daha derinlerde: Sosyal ağlar özellikle Facebook birçok endüstiyi yeniden düşünmemizi sağladı. Bunlardan bir tanesi de basın-yayın endüstrisi. İnsanların habere ulaşma biçiminde köklü değişiklikler oldu. Herkes yüzlerce arkadaşına yayın yapabilen bir medya bireyi haline geldi. Sosyal medya denmesinin ana sebeplerinden bir tanesi bu. Özellikle Washington Post, Huffington Post gibi gazetelerin Facebook uygulamalarına bakarsanız benim okuyacağım haberlerin filtresinin arkadaşlarım olduğunu görebilirsiniz. Yani tanımadığım bir editörün sıraladığı haberleri değil birebir tanıdığım arkadaşlarımın okuduğu haberleri okuyorum. Burada çok bahsedilmeyen daha önemli bir durum var. Facebook bunu yaparak, benim normalde gazetede veya gazetenin internet sitesinde okuyacağım haberleri Facebook’ta okumamı sağlıyor. Yani bu içerikten gelen reklam gelirlerini kendi üstüne alıyor.

Bu da doğal olarak tüm dünyada çok ciddi bir çıkar çatışmasına dönüşüyor. Facebook’u destekleyen, bu değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünen yayın kuruluşları Facebook’un yanında yer alırken, diğerleri karşısında yer alarak sürekli olarak Facebook aleyhinde haberler yapıyorlar.

Tabii ki Facebook’un gelir kaynağının şu anda çok büyük bir kısmı reklam iken, zamanla Facebook’un para birimi olan Credits’in ve diğer gelir modellerinin ağırlığının artması bekleniyor. Bunun olabilmesi için en önemlisi de sanal olsun, gerçek olsun ticareti kendi içine alması. Yani, en büyük potansiyeli kullanması için ticareti kendi içinde döndürebilecek bir platform haline gelmesi gerek.

Şimdi durum böyleyken neden bazı Facebook mağazalarının kapandığı sorusuna gelelim. Öncelikle, henüz bu yolun başındayız ve deneme yanılma aşamasındayız. Facebook bir satış kanalı haline gelecek ama bu alanda da başarılı olmak, herhangi bir alanda başarılı olmanın kurallarından farklı değil. Hatalar yaparak, hatalardan ders alarak en efektif yolu bulmak kaçınılmaz bir süreç. Bu hataları minimum indirmek ise elimizde. Sosyal ticaret de olsa, f-ticaret de olsa, eticaret de olsa bu işin temeli ticaret ve ticaretin platforma uygun spesifik kurallarını bilmeden bu işte başarılı olmak  imkansız. Bugün gerçek hayatta da dükkanlar kapanıyor, e-ticaret siteleri de. Bu ticarette veya eticarette para olmadığı anlamına gelmiyor sadece bu işin çok doğru yapılmadığı anlamına geliyor.

Bu işin bir bilgi birikimi var, sadece Facebook dükkanı açmak da çok büyük fırsat yok. Bu bir ekosistem. Facebook reklamları ile, uygulamaları ile, Open Graph’ı ile, sayfaları ile, Kredileri ile… Ve eğer bunları doğru bir şekilde uygulamadan sadece hayranlarına Facebook dükkanı açtım, benden satın alın derseniz kapatmamanız şaşırtıcı olur. Ama doğru şekilde uygulanırsa, o zaman -henüz ülkemizde örneğini görmediğimiz- başarılar elde etmek için çok fazla fırsat var. Tek yapmamız gereken bu fırsatları değerlendirmek…

Sosyal Medya ve Eticaret Başarısı: Fab.com

Sosyal ticaretin en basit tanımıyla “Sosyal Medya ve E-ticaretin keşisim kümesi” olduğunu daha önce çok kez söylemiştim. Bugün bu kesişimi güzel bir şekilde başarıya dönüştürmüş bir örnekten bahsedeceğim: Fab.com Dünya’nın en hızlı büyüyen e-ticaret şirketlerinden bir tanesi. Daha 9. aylarında 1 milyon adet ürün satmayı başardılar ve sadece Aralık 2011’de 40 milyon dolar yatırım aldılar. Kurucuları bugün London Web Summit’te 20 dakikalık bir sunum yaptı ve birinci senesini yeni dolduran bu tasarım odaklı eticaret sitesinin neden başarılı olduğunu ve iş modelini nasıl değiştirdiğini anlattılar. Daha da önemlisi çok taze rakamlar verdiler. Merak edenler buradan izleyebilir, ben aşağıda en önemli bulduğum birkaç rakamı paylaşıyorum:

Benim en dikkatimi çeken rakamlardan bir tanesi bu. Birinci yılında 3 milyon üyeye ulaşmış olmaları büyük başarı ama daha da önemlisi bu üyelerin %50’sinin sosyal ağlardan gelmesi. Yanlış anlamadıysam sosyal derken neredeyse tamamı Facebook, %1-2’de Twitter ve Pinterest’ten geliyor. Arkadaşını davet et, doğası gereği sosyal bir kurgu ama ülkemizde hala ağırlıklı e-mail üzerinden gerçekleşiyor. Yakın zamanda, Facebook, Twitter gibi ağları üye kazanmak için entegre kullanmamak kabul edilemez olacak, bu belli.

Diğer önemli rakamlara gelelim:

  • Günlük “log-in’lerin” %40’ı mobilden geliyor. Çok çok önemli bir rakam, geleceğin “Sosyal Mobil Ticaret” olduğu aşikar. Toplumun kaç senede adapte olacağını hep beraber göreceğiz.
  • iPad kullanıcıları web kullanıcılarının 2 kat hayat boyu değerine sahip. iPad uygulamasını indiren kişilerin ilk hafta alışveriş yapma oranı: %10. Bu herhalde daha önce  sektörde görülmemiş bir rakam.

Dünya’da örneği var mı bilmiyorum ama ben açıkçası sadece tablet için tasarlanmış bir eticaret sitesinin ülkemizde oldukça başarılı olacağını düşünüyorum. Gene kritik öğe zamanlama, ipucu vereyim: hemen değil.

Fab.com büyük bir başarı olsa da gelecek eticaret sitelerinin yanında çok küçük bir başarı olarak kalacak bana kalırsa. Sosyal ağları iyi entegre etmişler, birinci adımları tamam ama önlerinde daha çok uzun bir yol var. Siteye özel sosyal medya kurguları ile alışveriş dönemi başladığında bu örnekler ve başarılar bize komik gelecek, buna eminim.

Türkiye’de Sosyal Ticaretin Potansiyeli Yüksek

Campaign Dergisi Sosyal Ticaret’e 2 sayfa ayırdı ve mart sayısında çok güzel bir yazı yayınladı. Benim de görüşlerime birkaç defa yer verildiği yazıda Sosyal Ticaret’in nereye gideceği, ne kadar güvenli olduğu ve Türkiye’nin sosyal ticaretin neresinde olduğu konularına kısaca değinildi. Sunumlarımda verdiğim birkaç örnekten yola çıkarak yaratıcı sosyal ticaret uygulamalarından bahsedildi. Konuyla ilgileniyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Bana en çok sorulan konuların başında Sosyal Ticaret’in potansiyeli geliyor. Cevabım aşağıda, özeti ise şu: sosyal ticaretten verim alınabilmesi için henüz erken olduğunu ama başlamak için o kadar da erken olmadığını düşünüyorum. (Fotoğrafın üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.)

Webrazzi Eticaret12 Konferansı’nda Sosyal Ticaret

Webrazzi Eticaret Konferansı bence ülkemizdeki en önemli birkaç Eticaret Konferansından bir tanesi. Konuşmacılar da, katılımcılar da bu savımı destekler nitelikte. Markafoni kurucusu ve CEO’su Sina Afra, Doğan Online (ve Hepsiburada.com CEO’su) Yenal Gökyıldırım,  Gittigidiyor’un kurucuları ve daha bir çok saygı duyduğum, önemli isim ile aynı sahneye çıkmak benim için büyük şans. Yaklaşık 500 e-ticaret profesyonelinin katıldığı böylesine büyük bir konferansta Türkiye’de ilk defa işlenen bir konuyu anlattım: Sosyal Ticaret.

Sosyal Ticaret’i daha çok yazmak, daha çok konferansta anlatmak istiyorum. Kendisini sürekli yenileyen bir konu ve her konuşmamda mutlaka yeni bir şeyler eklenmiş oluyor. Ama zamanım çoğu zaman el vermiyor, bu yüzden sadece büyük konferanslara katılabiliyorum. Ben bu konuyu daha çok yazmaya çalışacağım. Siz de şimdilik konuşmamın kısa bir özetini Webrazzi’deki şu yazıda okuyabilirsiniz.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 4

Sanırım, birinci, ikinci ve üçüncü yazılar şu ana kadar sosyal ticaretin ne olduğu konusunda fikir sahibi edinmemizi sağlamıştır. Bu yazı dizisini “Gelecekte ne olacak?” sorusu ile bitiriyorum:

Ticaret kelimesinin önüne latin alfabesinin her harfinin geldiğini gördük. E-(lektronik), F-(acebook), M-(obil), T-(ablet) Ticaret gibi ama işin özü şu: Eğer ticaretin temelini bilmiyorsak önüne hangi harfi koyduğumuzun bir önemi yok, hepsinde başarısızlığa mahkumuz. Bunun için araçlardan ziyade işin mantığını kavramamız gerekiyor.

Mantığı kavradıktan sonra araçları ve şirketleri konuşabiliriz. 5 sene sonra da sosyal ticaret konuşmaya devam edeceğiz, araçlar çoğalacak. Yakınsama bir adım daha ilerlemiş olacak. Online-offline entegrasyonları daha da önemli hale gelmiş olacak. Doğal olarak Google Wallet’ı daha çok konuşacağız büyük ihtimalle. Şu anda f-ticaret, sosyal ticaret ile eşanlamlı kullanılıyor, birçok kişi aradaki farkı bile bilmiyor. Bu, şu anda sosyal ağ ile Facebook kelimesini eşanlamlı kullanmamıza benziyor. Google, sosyal ağlarda (henüz) çok başarılı olamadı ama bu işin geleceği olan Mobil, Google’in alanı. Android’i ile, 2009 yılında 750 milyon dolara aldığı Admob ile 2011 yılında 12,5 milyar dolara satın aldığı Motorola ile bu alandaki en geleceği olan şirketlerden bir tanesi.

Özetle, daha büyük alan, daha büyük oyuncular getirecek. Google gibi, 2 milyon çalışanı olan, yıllık cirosu 421 milyar dolar olan Walmart gibi. (Fikir vermesi açısından söylüyorum. Dünya’nın en büyük ordularından ve ekonomilerinden biri olan ülkemizin ordusu yaklaşık 800.000 kişi, TÜİK verilerine göre Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 2010 yılında 735 milyar dolar. )

Markalar, sosyal CRM vasıtası ile neye ihtiyacımız olduğunu bize söyleyecek ve biz akıllı telefonlarımız ile satınalma yapabileceğiz.  Korkutucu mu? Daha doğru soru tehdit mi, fırsat mı? Bu anlattığım şeyler hayal ürünü, konsept, prototip değiller, hepsinin teknolojisi hazır, yukarıdaki videoda da görüyorsunuz, Amerika’da kullanılıyor, yaygınlaşması yaklaşık 5 sene sürecek. Yani, bizim fırsatları değerlendirmemiz için biraz vaktimiz var. 

Google Wallet, Google hesaplarımızın datası ile harmanlandığında (burada en önemlisi o zamana kadar kitlesel olmayı başarırsa Google Plus olacak, ya da Google’ın henüz çıkmamış sosyal ürünü) arkadaşlarımızın ne satın aldığını direkt olarak görebileceğiz. Sonrasında zaten buna sosyal ticaret demeyeceğiz, ticaret diyeceğiz. Bizim için normal bir alışveriş şekli olacak çünkü. Doğru zaman olduğunu hissetmemiz, bizim ne kadar başarılı marka yöneticileri, girişimci veya pazarlama profesyonelleri olduğumuzu direkt etkileyecek. Süre işliyor, istediğiniz fırsattan başlayabilirsiniz, herkese başarılar…

Not: Bu yazı dizisi hakkında ne düşündüğünüzü ya da hangi konularda yazmamı istediğinizi bir tweet ile gönderirseniz memnuniyetle değerlendirmeye alırım.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 3

Bu serinin ilk ve ikinci yazılarında ülkemizdeki hem Sosyal Medya’ya hem de E-ticaret’e bakışıma değinmiştim. Bu yazımda öncelikli fırsatlara değineceğim.

Facebook’tan film izleme ve bedelini Credits ile ödeme temelinde sosyal ticaret. Dünya’nın en büyük e-ticaret sitesi Amazon.com’da e-kitap satışlarının fiziksel kitap satışlarını geçmesi trendin nereye doğru gittiği konusunda ciddi fikir verecektir. “Download ya da stream” edilebilen ürünlerin öncelikli fırsat alanı olduğunu söyleyebiliriz.

Hollywood’un en ünlü film stüdyolarından Miramax, Facebook’ta film kiralıyor. Yani filmi seçip, Credits ile ödüyor ve Facebook’tan izliyorsunuz. Dünya’da sadece üç ülkeye açık bu beta program ve bu üç ülkeden bir tanesi Türkiye. Bir kez daha, ülke olarak diğer endüstrilerde olan dezavantajlarımız veya geriden gelmemiz bu endüstri için geçerli değil. Dünya’nın en büyük şirketleri sosyal ürünlerini öncelikle Türkiye’de deniyorlar ve Türkler beğenirse tüm Dünya’nın beğenisine açıyorlar. Evet, bu sefer Dünya bizim gerimizde, yapmamız gereken ise bu fırsatı değerlendirmek.

Dünya’da Sosyal Ticaret konusunda öncü olarak FMCG sektörü ve özellikle Procter & Gamble, Coca-Cola gibi firmalar gösteriliyor. FMCG, bence sosyal ticarete çok uygun olmayan sektörlerden bir tanesi. Sosyal ticaret, bir otoban değil, daha çok dikenli bir yol gibi. Kendi içerisinde zaten dezavantajları var, ödeme, kredi kartı numarası vermenin hala çok güvenli olmadığı algısı, ekosistemin gelişmesine daha zaman olması (Facebook’a kredi kartımızı kaydetme, Credits’in %30 pay alması gibi gibi…)

Bir de tüm bunlara aracısızlaştırma yani ürünün süpermarket gibi bir aracısı olmadan direkt olarak firmadan son tüketiciye gönderilmesi eklendiğinde iş daha da zorlaşıyor. (Walmart, bunu kısmen çözdü bu arada, belki başka yazımda detaylı anlatırım) Ürünlerin çoğunun internetten satılmaya çok müsait olmaması da cabası. Yani hızlı tüketim ürünlerini bakkaldan almak çok daha mantıklı, P&G ürünlerini de süpermarketten. Ama örnek olarak giyim, moda sektörü öyle değil, kapalı alışveriş kulüpleri bu algıyı yıktı.

Bu arada, websitesi üzerinde sosyal ticaret sitesi kurmak, Facebook uygulaması yapmaktan çok daha farklı. sosyal ticaretin f-ticaretten farkı da bu bana kalırsa. Bu konuda dünyada en beğendiğim kurguları sürekli inceliyorum ve devamını ileride yazacağım.

Özetle, satınalmanın Facebook’un içinde gerçekleşmediği, sadece vitrin gibi bir facebook uygulaması yapmakta büyük fırsatlar yok, bunu kendi kurguları ile bir sosyal ticaret sitesine çevirebiliyorsak orada fırsat var.

Biz gerçekten sosyal medyanın paraya dönüştüğü zamanı gördüğümüzde başarı kriterlerimiz de (KPI) ona gore değişecek, e-ticaret KPI’larına daha çok yaklaşacak. Satılan ürün, dönüşüm (conversion), ciro, kar gibi başarı kriterlerimiz olacağı için sadece sosyal medya iletişimi yeterli olmayacak.

Markalar uzun süre hayran sayısını kendine KPI aldı, son bir iki aydır hayran sayısı değil, ne kadar konuşulduğu önemli dendi ve herkes yeni kriterlerden People Talking About’u öğrenmeye koyuldu, markalara bunlar öğretildi. Belli ki, önümüzdeki senenin konusu bu. Bu işin iletişim tarafı çünkü Facebook markaların 100.000’lerce hayranına iletişim / promosyon yapabileceği bir mecra olarak duyuruldu ve bu algısı devam ediyor. Sosyal CRM, Sosyal Alışveriş gibi kavramların anlaşılmasına daha var. (Burada 1 sene once yazdığım yazıyı refere edeceğim: www.hasanbasusta.com/gelecek/sosyal-iletisim-crm-ve-ticaret-pg-ornegi.html

Ne zaman ki markaların üst düzey yöneticileri, “bizim kaç hayranımız var” sorusundan “bizim hayranlarımız bize ne kadar para kazandırıyor” sorusuna geçer, o zaman bu konular çok daha önem kazanır.

Yani, sosyal konteks kullanarak ne kadar satış yapıldığı KPI’ına biraz zaman var. Şu anda sosyal medya ile e-ticaret birbirinden çok farklı iki ayrı konu. Bir tanesi daha Kurumsal İletişim’in diğeri ise satışın öncelikli konusu. Ama ben inanıyorum ki Facebook Insight’larda ne kadar satış yapıldığını görebileceğiz birkaç sene sonra. İşte o zaman, bu iki kavramın birbirine yaklaştığını ve çok daha önemli hale geldiğini göreceğiz. Olması gereken de bu değil mi?

Not: 4. yazı olan “Sosyal Ticaretin Geleceği” konusu ile bu yazı dizisini bitireceğim. Umarım faydalı olmuştur.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 2

İlk yazımda konuya bir giriş yapmış ve özetle Amerika’yı bırakalım, ülkemize bakalım diye bitirmiştim. E-ticaret verileri açısından ülkemize bakarsak: IAB verilerine göre e-ticarette ödemelerin %77’si Kredi Kartı ile yapılıyor. Türkiye, Kredi Kartı açısından bir cennet. Penetrasyonda Avrupa’da İngiltere’den sonra ikinciyiz.

BKM verileri 2011 yılındaki (burası önemli, kredi kartı ile gerçekleşen) e-ticaret hacminin yaklaşık 20 milyar TL olduğunu gösteriyor. Glenbrook verilerine göre Türkiye e-ticaret pazarı 2010 yılında 14 milyar dolardı ve sağlıklı bir şekilde büyüyor. Türkiye e-ticaret pazarı, Avrupa’nın potansiyeli en yüksek birkaç pazarından bir tanesi olarak gösteriliyor. 34 milyon internet kullanıcısının 12 milyonu (%34’ü) aktif online satın alma yapıyor. Yurtdışındaki Girişim Sermayeleri (Venture Capitalist) için Türkiye’ye yatırım yapmamak vizyon eksikliği, fırsat kaçırma olarak görülüyor. Alanındaki 4. oyunculara bile ciddi yatırımlar gelebiliyor.

Her zaman söylendiği gibi genç nüfusumuz büyük avantajımız. Türkiye’deki internet kullanıcı rakamları her geçen gün olumlu anlamda değişiyor. Bir diğer önemli kriter olan lojistik altyapımız çok güçlü. Türkiye’nin büyük bölümüne 24 saat içerisinde ürün ulaştırabiliyoruz.

Şimdi verileri birleştirip bir çıkarsama yapalım: Türkiye’deki yaklaşık 34 milyon internet kullanıcısının büyük kısmının kredi kartı var, dışarıda alışveriş yapıyorlar ama online alışveriş yapanların sayısı sadece 12 milyon. İşte önümüzdeki senelerin fırsatları burada. Türkiyenin online alışverişte gideceği çok yol var. Peki, bunu ne hızlandırabilir?

Sosyal Ticaret’in Potansiyeli var mı?

Evet, potansiyeli var. Bunu söyleyenin ben olmadığımı, Mark Zuckerberg olduğunu defalarca yazdım.

Zuckerberg, her sene yaklaşık 1 saatlik bir konuşma yapıyor. F8’te, G8’te vs. Bu konuşmalar geleceğin nereye gittiğini göstermesi açısından çok önemli. Daha önceki konuşmalarında tüm endüstrileri sosyalleştireceğini ve buna oyunlardan başladığını çünkü oyunların buna en müsait olduğunu söylemişti. Zynga’nın ya da daha yerel bir örnek verelim Peak Games’in başarısı ortada. Daha birinci senesi dolmadan 70 milyon dolardan değerlendi. Fırsatın ne kadar büyük olduğunu anlatmak için daha fazla söze gerek yok sanırım.

Sırada ise 3 endüstri olduğunu söyledi Zuck: 1- Film 2-Müzik 3- Basın, Kitap

Huffington Post’un, Washington Post’un Social Reader gibi Facebook uygulamalarını incelemediyseniz, şimdi incelemenizi şiddetle öneririm Gelecekte bu endüstrinin nereye doğru gittiğini göstermesi açısından çok önemliler. Özetle, öncelikli fırsatlar film, müzik ve kitap endüstrilerinde. Daha sonrasında ise fiziksel ürünlerde. Bunların hepsi adım adım gerçekleşecek.

Bakalım, heyecanlı bir gelecek bekliyor bizi. Bir sonraki yazımda ise öncelikli fırsatlara değineceğim. Yazı dizisini nasıl bulduğunuz hakkında tweet gönderirseniz sevinirim. Geri bildirimlerinize göre sanırım 4  yazıda bitireceğim bu konuyu.

Not: Konuyu 4 yazıda bitirdim. Daha iyi bilgi sahibi olmanız için mutlaka üçüncü ve dördüncü yazıları da okumanızı tavsiye ederim.

“NEXT BIG THING” Sosyal Medya ile E-ticaretin Birleştiği Yerde mi? Sosyal Ticaret Fırsatları – 1

Birkaç hafta önce, herkese 2012 trendleri soruluyordu, hatta #2012tahminleri Twitter’da Trending Topic’ti. 2012 Trendlerinde 2011 yılından farklı hiçbir şey yoktu, gerçekten. Sosyal medya çok büyüyecek, dijital pazarlamaya verilen önem artacak, e-ticaret hacmimiz artacak…  2012 tahmini olarak geçtiğimiz üç yıldan farklı olarak Şubat 29 çekecek yazılsa belki daha faydalı olabilirdi 🙂

Bu konuları uzun zamandır takip ediyoruz. 2 ana trendi biliyoruz: Sosyal Medya ve E-ticaret. Sosyal medya iletişimi yapmak ve markalarımızın ürünlerimizi internet üzerinden satarak satışlarımızı arttırmak. Bazen markafoni gibi siteler aracılığı ile bazen kendi internet sitemiz üzerinden.

Her zaman söylenen “Amerika’nın 10 sene gerisindeyiz abi” gibi kahvehane muhabbetleri en azından Sosyal Medya için geride kaldı. Türkiye olarak en büyük şansımız sosyal ağları Dünya’da en çok kullanan, en fenomen haline dönüştüren ilk birkaç ülkeden biri olmamız. Comscore verilerine göre Türkiye’de interneti olan insanların yüzde kaçı sosyal medya kullanıcısı, biliyor musunuz? %96.

Bir diğer konu özellikle Markafoni, Trendyol, Grupanya, Grupfoni gibi firmalar ile parlayan 2011 yılı, üstüste gelen on, yüz milyonlarca dolarlık değerlemeler, yatırımlar… Geçen gün paylaştım, 192 CEO, 2012 için genel olarak karamsarken, dillerinden düşürmedikleri, daha fazla önem verecekleri belki de tek ortak alan e-ticaret.

Sosyal medyayı biliyoruz, her gün yarısının giriş yaptığı 30 milyon Facebook üyesi gibi herkesin verdiği rakamları tekrar etmeyeyim. E-ticareti de biliyoruz, yukarıda anlattığım gibi. Peki ya bu ikisi birleşirse ne olur? Ya, önümüzdeki en büyük fırsat SOSYAL TİCARET ise, ya ticaret ya da en azından e-ticaret tarihinde hiç değişmediği kadar değişmek üzereyse? İşte bu sorunun cevabını verebilirsek, Sosyal Ticaret’teki fırsatları daha iyi anlayabiliriz.

Burada siteye Like, Tweet butonu koymak ya da sadece Login with Facebook entegre etmekten bahsettiğimi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. “Social by Design” konsepti çok önemli ama yeterli değil. Ayrıca, bu argümanların çoğu bana ait değil. Burada anlattığım fikirlerin bir çoğu şu anda Amerika’da, ağırlıklı Silikon Vadisi’nde konuşulan konular. Evet, sosyal ticaret yani Sosyal Medya ile e-ticaretin birleştiği noktanın “THE NEXT BIG THING” olma olasılığı yüksek. Şimdi, Sosyal Ticaret’in ne olduğu konusunda fikir sahibi isek NEDEN bu kadar büyük fırsat sorusunun cevabına daha doğrusu analizine geçelim. Amerika’yı bırakalım, ülkemizdeki rakamlara bakalım. Bir sonraki yazıda…

Not: Daha detaylı bilgi sahibi olmanız için ikinci, üçüncü ve dördüncü yazıları da mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Atatürk’ün Bize Görev Verdiği Sorumlulukları Yerine Getirebiliyor muyuz?

Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir. “Mustafa Kemal ATATÜRK”

Atatürk’ün yerine getirmemiz gereken çok sözü var. Bu ülke için yapabileceğimiz ve yapacağımız çok şey var. Yukarıdaki görevi  başarmak için çok çalışmalı, bu yolda, bu uğurda ilerlemeliyiz. Biz birey olarak ilerlemedikçe, toplum olarak da ilerlememiz çok zor. Bu yazıyı okuyan herkese, haddim olmayarak şunu tavsiye ederim:

Eğer illa ki bir görev yerine getireceksek, bunun anlamlı bir görev olmasını sağlayalım. Bu da genellikle bize verilen değil, bizim seçimimizle olabilecek bir durum. Bu ülkeye faydalı bir şey yapalım. Yapacaklar listemizde “bizden daha gençlere faydalı olmak, bu ülkenin ilerlemesini sağlamakta katkıda bulunmak gibi” maddelerimiz olsun.

 

Bir öğretmen çocuğu olarak ben elimden geldiğince eğitimler veriyorum. Üniversitelerde ders verdiğimi zaten biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ise bambaşka bir heyecan başlıyor: “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek” programında Türkiye’nin 4 bir yanından binlerce genç arasından seçtiğimiz 20 gence tam bir hafta e-ticaret eğitimi vereceğim. Bu konuda Markafoni.com’dan, sahibinden.com gibi şirketlerde yöneticilik yapan arkadaşlarım gelip yardımcı olacaklar, tecrübelerini paylaşacaklar. Böylesine güzel amaçları olan Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinde üstelik ücret alarak projenin bir parçası olmak benim için büyük mutluluk. Bu proje ile ülkenin gençlerinin gelişmesine yardımcı olacağım. Buradaki gençler, ileride kendi şirketlerini kuracaklar,  Yeni Ekonomiler yaratacaklar ve bu zincir böyle devam edecek.  Ve eminim geçmişte olduğu gibi gelecekte de Atatürk’ün dediği gibi”Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacak.”

E-ticaretin Geleceği: Facebook, Google, Walmart ve Sosyal Ticaret -3

İlk iki yazıda (Birinci ve İkincisi) konunun giriş ve gelişmesini anlatmıştım. Bu yazımda diğerlerinin devamı niteliğinde. Öncelikle, Walmart’ın sosyal iletişiminin nasıl olacağına dair fikir yürütmek istiyorum. Facebook sayfasını örnek alalım. Facebook sayfasının marka tarafındaki sahibinin hangi departman olduğu ana tartışma konularındandır. Kurumsal ilişkiler mi, Pazarlama mı, Satış mı, Marka Yönetim mi? Bulunan ortak çözüm ise genelde şu olur: Konu ile en ilgili olan departman sayfayı sahiplenir. (Genellikle Dijital Pazarlama ya da Kurumsal İlişkiler) Geri kalan departmanlara ile Facebook sekmesi (tab) açılır, sıra ile varsayılan sekme (default tab) yapılır.  Kurumsal ilişkiler (haklı olarak) marka adına yazılan her şeyden haberdar olmak ve denetlemek, Ürün (ya da Brand Management) tarafı mümkün mertebe Kurumsal İlişkilere danışmadan başına buyruk bir şekilde sayfayı yönetmek ister. Sanırım Walmart bu tartışmayı büyük ölçüde sonlandıracak.

Walmart’ın Facebook sayfasında 10,6 milyon (eski terim ile) hayranı var. Ama internet ve sosyal ağlar gittikçe lokal hale gelmeye başlıyor. Markaların 10,6 milyon hayranı ile aynı iletişimi kurmalarının çok fazla mantığı kalmıyor. Farklı şehirdeki, farklı sosyo-ekonomik kültürdeki müşterilere farklı şekilde iletişim gerekiyor. Bunun için Facebook My Local Walmart sekmesine tıklayarak kendi Walmart’ınızın Facebook sayfasına gidebiliyorsunuz.

Walmart’ın lokal olarak açtığı ve hayranlarının sadece lokal Walmart’lardan indirim haberlerini alacağı binlerce Facebook sayfası var. Walmart’ın 10,6 milyon kişilik Facebook sayfasını Kurumsal İlişkilerin yönetmesi çok daha mantıklı. Bence oradan indirim haberleri verilmemeli zaten. Ama lokal Facebook sayfaları sanırım onlar Ana Sistem’den otomatik olarak içerik girişi yapılarak yönetilecekler ve Mağaza müdürlerine bağlı olacaklar. Bakalım, hep beraber göreceğiz.

Unutmadan, bir diğer konu da Walmart’ın 13 Eylül 2011’de OneRiot’u alması. OneRiot da sosyal medyadaki verileri analiz ederek kişinin ilgi alanına göre reklam gösterme teknolojisi üzerine kurulu bir şirket. 

Önemli bir not: Walmart’ın yönetim kurulunda Facebook’un da yatırımcısı olan Accel Partners’tan Jim Breyer var ( İkinci kişi ) Accel aynı zamanda Kosmix’in de yatırımcısıydı, diğer yatırımcılar arasında ise Amazon CEO’su Jeff Bezos vardı.

İşin nasıl yapılabileceği konusu şimdilik çok belirli değil. Bu sebeple, bu konuda ciddi paralar kazanmak hemen gerçekleşmeyecek. Ama neden Sosyal Ticaret ile ilgilenmeliyiz konusu çok daha önemli. Bu konuda Walmart Labs’in şu söylediklerine sonuna kadar katılıyorum:

E-ticaretin gelişiminde bir dönüm noktasındayız. Birinci nesil, e-ticaret mağazaları internete taşımaktı. Gelecek nesil, sosyal kimlik ile bir araya getirilmiş, mağaza, web ve mobili kullanan entegre deneyimler inşa etmek olacak.

Walmart’ın dünya çapında (ABD ve Avrupa’dan, Çin ve Hindistan gibi büyüyen pazarlara kadar) muazzam erişimi ve benzersiz bir operasyon alanı var. Walmart’ın ölçeği ile Kosmix’in sosyal platformunu bir araya getiren WalmartLabs, geleceği keşfetme ve inşa etme konusunda benzersiz bir noktada.

Teknoloji geliştiren herkesin hayali, geliştirdiği ürünlerin milyarlarca kişiyi etkilemesi ve nesiller boyunca devam etmesidir. Sosyal ticaret fırsatı çok büyük, ve bugün başlangıç noktasındayız. Uçuşa geçiyoruz!

P.S: (Paragrafın orjinali) We are at an inflection point in the development of ecommerce. The first generation of ecommerce was about bringing the store to the web. The next generation will be about building integrated experiences that leverage the store, the web, and mobile, with social identity being the glue that binds the experience. Walmart’s enormous global reach and incredible scale of operations — from the United States and Europe to growing markets like China and India — is unprecedented. @WalmartLabs, which combines Walmart’s scale with Kosmix’s social genome platform, is in a unique position to invent and build this future.

It is every technologist’s dream that the products they build will impact billions and will continue on to the next generation. The social commerce opportunity is huge, and today is day zero. We have liftoff! (Paragrafın çevirisi için: Bahadır Varol’a teşekkürler.)