Mashable’nin CEO’su Pete Cashmore’nin CNN.com’da yayınlanan harika bir köşe yazısı var. Bu yazıyı mutlaka okumanızı öneririm. Yazıda özetle sorguladığı konu ÅŸu: Facebook’un Like TuÅŸu Google’nin Kabusu mu? Bu kanıya ÅŸuradan varıyor Cashmore:
1-) Like’ler Linklerin yerini alıyor: Like tuÅŸunun web sitelerinde yer alması gerçekten Google için çok kötü bir haber. Çünkü Google’nin algoritması linkler üzerinden çalışıyor oysa yakın bir zamanda kiÅŸilerin hangi sitede arkadaÅŸlarının beÄŸendiÄŸi daha önemli olacak. Yani bir haber sitesine girdiÄŸimizde editörün deÄŸil arkadaÅŸlarımızın beÄŸendiÄŸi haberlere göre sıralanmış olacak haberler. Yukarıdaki Like tuÅŸuna basarsanız bu sizin Facebook’unuzda güncelleme olarak gözükecek. Dahası, bir süre sonra yalnızca arkadaÅŸlarınız beÄŸendiÄŸi yazılara göre gözükecek her site. Böylece her site kiÅŸiye özel bir hal alacak. Google’nin de Like’lere tam eriÅŸimi olmadığı için eskisi gibi etkinliÄŸi kalmayacak.
2-) SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) dev bir sektör oluşturdu. Ama artık eskisi gibi önemi kalmayacak. Bunun yerine Facebook Optimizasyonu gibi yeni bir kelime ile tanışabiliriz.
Facebook her anlamda Google’nin tahtını sallamaya baÅŸladıkça bizi heyecanlı geliÅŸmeler bizi bekliyor. Ve yepyeni fırsatlar…
Ben bu konuda SEO uzmanlarının düşüncelerini çok merak ediyorum, sektör profesyoneli iseniz lütfen yorum yazın. SEO’nun önemi giderek azalacak mı?
Disneyland’da (daha doÄŸrusu Euro Disney’de) buna benzer bir interaktif sinema örneÄŸi görmüştüm. Tamamen deneyime odaklı ve seyircinin sinemanın içine katıldığı bir kısa filmdi. Sanıyorum sene 2006′ydı. Åžimdi bunun gibi interaktif deneyimlerin sinema keyfi ile birleÅŸmesi bu sektörde büyük yenilikler getireceÄŸe benziyor. Heyecanla bekliyoruz.
Augmented Reality ( Arttırılmış Gerçeklik) orta vadede bizi en çok meÅŸgul edecek konulardan bir tanesi. Sadece pazarlamayı deÄŸil, Dünya’yı deÄŸiÅŸtirecek bir teknoloji. Ülkemizde ilk örneklerini görüyoruz ve heyecanla yaygınlaÅŸmasını bekliyoruz.
Dün Tivibu lansmanında dikkatimi çeken bir şey vardı. Biz teknolojiyi önden takip eden kişiler herkesi kendimiz gibi sanıyoruz. Dev şirketlerin ürettiği ürünleri sadece bizim için üretildiği yanılgısı içerisindeyiz. Aşağıda isim vererek birkaç eleştiriden bahsedeceğim. Amacım tartışma başlatmak değil, düşüncelerimi söylemektir, zaten eleştiri yapanların hepsi arkadaşım:
Tivibu ÅŸu anda Mac’de çalışmamasına eleÅŸtiriler geldi. (Ben de elimde Mac’imle takip ediyordum toplantıyı )Olcayto dedi ki hatta: “Biz baya kalabalığız yalnız.” Ya nasıl kalabalığız.Düzeltme: Olcayto’nun yorumunu yanlış anlamışım, yorumu baÅŸka bir cümle içinmiÅŸ. (Demek istediÄŸim Olcayto’ya deÄŸil, Mac için program olmamasına gelen eleÅŸtirilere) O odada belki Mac kullananların oranı %50- 60′tır. O odanın dışına çıkın, Türkiye’de Mac kullananların oranı nedir acaba?
SunipeykTivibu’nun reklamı için dedi ki: Reklamındaki çocuklar öyle bilgisayarları başında toplanıp video izlemiyorlar, hepsi cayır cayır torrent, rapidshare’den indiriyorlar. Hangi reklam ÅŸirketi çektiyse o reklamı…
Ya nasıl indiriyorlar, biz herkes torrentlerden Lostlar, Flashforwardlar indirip herkes bilgisayarlarında bunları izliyor zannediyoruz. Böyle bir dünya yok! Bu dünya Friendfeed, Likemind çevresinde, genellikle iyi ingilizce bilen, yüksek tahsilli çevrede. Bu çevrenin dışına çıksan…
Türkiye Dünya’da en fazla online video izleyen ülkerlerin başında geliyor. Facebook’u bile video sitesi olarak kullanıyoruz. EÄŸer bu ülkede “Youtube’ye girmeyi bilmeyen mi var canım?” diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz.
Sarper çok mantıklı birşey söyledi: Ben Mikro Kredi için sürekli Doğuyu, Güneydoğuyu geziyorum. Önce oraları bir görmeniz lazım. Bir devlet üniversitesi yurduna gidip bakmak lazım, o çocukların kaçının bilgisayarı var, kaçı torrentten bir şeyler indiriyor.
İçinde bulunduÄŸumuz bu miyopluk beni ÅŸaşırtıyor. KeÅŸke herkes laptoplarından hatta Mac’lerinden internete girse, gençler teknoloji kurdu olsa… Türkiye’yi anlamak için erkeklere en büyük tavsiyem askere gitmeleridir. KoÄŸuÅŸta yanınızda yatan adamı hatırlayın. Türkiye o, biz deÄŸiliz.
Kitlelere hitap edilecek servisler onlara göre yapılıyor – yapılmalı- bize göre deÄŸil. EÄŸer servisler bize göre yapılsaydı o ürün niÅŸ bir ürün olurdu, kitlesel deÄŸil.
Barrack Obama’nın etkiliyici bir konuşmasının tam metnini okuyordum. Daha sonra bu yazılardan ziyade konuşmanın kendisini görmek istedim, vurguları, ses tonu ve vücut dili ile ve kalktım internetten videosunu izledim.
İşte o zaman şu anda teknolojisi hazır olan bir oluşumun yakın zamanda hayatımıza nasıl etki edeceğini düşündüm. Pdf teknolojisi içerisinde video oynatmaya izin veren, dahası flash animasyon oynatan bir teknoloji günümüzde yaygın olmasa da kullanılıyordu. Ama bir kitap halinde üretilmişi bildiğim kadarı ile yoktu. Amazon Kindle gibi bir kitap okuyucusunda bu tarz kitapları okuduğumu hayal ettim.
Yakın zamanda, e-kitapların şu pdf belgesindeki ( ücretsiz Adobe Reader 9 ile bir göz atabilirsiniz) gibi özelliklerle daha interaktif olacağını düşünüyorum. Daha detaylı bilgi için Webrazzi yazımı okuyabilirsiniz.
Daha once BMW M3 ile F1 pistinde tur atmak baslikli yazimda belirtmistim. Dunyada boylesine bir zevk herkese nasip olmaz. Cumartesi gunu insanin hayatinda cok az karsisina cikacak bir firsat geldi ve Lamborghininin Dünya’da sadece 250 adet üretilen Gallardo LP 550-2 Valentino Balboni modeli dahil 3 adet Lamborghiniyi  test etmek icin saat 10da F1 pistine gittik.
Bir 10 dakikalik teorik egitimden sonra yanimizda Italyan test pilotlari ile pisteydik. Bize cok eglenceli ve heyecan verici bir parkur hazirlamislardi. Pistteki kukalar bize yon verirken yanimizdaki test pilotlari ne zaman fren yapmamiz, ne zaman vites yukseltmemiz konusunda bizi yonlendiriyorlardi.
Altinizda 5200 cc, 560 beygir, 100 kmye 3.7 saniyede cikan bir aracla bas etmek cok kolay degil. Insan surekli kontrol ve guc arasinda kaliyor. Sonunda guc baskin cikiyor –en azindan bende- ama arac o kadar basarili ki yoldan cikartmak pek mumkun degil. O yuzden ne kadar hizli giderseniz gidin cok da buyuk bir tehlike arz etmiyor.
Tam bu kadari da olmaz derken daha da heyecan verici deneyimler yasiyorum.  O yuzden M3 yazisindaki son cumlemi tekrar ediyorum: Bu deneyimi yaşadığım için kendimi Dünya’ nın en şanslı insanları arasında sayıyorum ve iyi ki nefes alıyorum
P.S. Pazar gunku araba programlarinda muhtemelen beni izleyebilirsiniz. Montaji bittikten sonra videoyu da buraya koymaya calisacagim.
Gene harika dizayn edilmiş çok yaratıcı bir reklam. Aile içi şiddetin konu edildiği posterin hemen üzerinde bir hareket sensörü var ve kimse bakmazken ilk görüntüyü, birisi bakarken ikinci görüntüyü gösteriyor. Kaynak
Geçenlerde piyasada bilinen bir ajans bana ileri derecede Action Script bilen birilerini tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de tanıdığım olmadığını ama ÅŸirkettekilere ( Adobe ) bir soracağımı söyledim. Adobe’ de de aldığım cevap ÅŸaşırtıcıydı:
“İleri derecede Action Script bilen birisini herkes arıyor ama ne yazık ki çok fazla yok. İyi derecede bilenlerin hepsi de zaten iyi bir yerlerde çalışıyor.”
Türkiye’ de Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama geliÅŸtikçe Action Script’e ilgi artıyor ve bu ilgi gelecek yıllarda bu ilgi daha hızlı artmaya devam edecek. Bu iÅŸin profesyoneli ÅŸu anda çok fazla yok, yani rekabet baÅŸlangıç seviyesinden sonra hızla azalıyor. Piramitin aÅŸağısı kalabalık ama yukarıda çok az insan var.
Eğer kariyerinize yeni başlamış ya da başlayacak bir yazılımcıysanız size bir tüyo vereyim: Action Script öğrenin. İyi derecede öğrenin hem de. Piyasanın en aranılan yazılımcılarından birisi olursunuz.
EÄŸer kendinize güvenen bir Action Script’çi iseniz bana mail atın (hasan “et ” hasanbasusta . com ) özgeçmiÅŸinizi ajansa göndereyim
Ortalama bir Amerikalı 245 reklam mesajıyla karşılaşıyor her gün. Ayda 7485 mesaj eder. Herkes reklam yaptı, oyunun kuralı buydu. İnsanlar mesajları absorbe etti bir süre için. Aslında bu süre baya uzun sürdü. İnsanlar sıkıldı. Bir süre sonra reklam onlara bir şey ifade etmemeye başladı. Televizyonda görünce kanal değiştirdiler, bilboardda görünce kafalarını çevirdiler. Pazarlama iletişimi değişmeye başladı. İnsanlar dinlemediler. Ta ki kendileri isteyinceye kadar.
Ve geleneksel pazarlama yara aldı. Ölmedi ama can çekişiyor. Sonra, insanlar merak ettikleri markaların peşine düşmeye başladılar. Google’ da arattılar, web sitelerine girdiler. O zaman bile iletişim tek yönlüydü. Daha sonra dijital araçlar geldi. İnsanlar sosyal medyada kalabalıklar oluşturmaya başladıkça markaların dikkatini çektiler. Facebook’ ta grup kurdular, uygulamalar geliştirdiler. Cebimize kadar girdiler, Twitter’ dan iletişime geçtiler. Bloglar yazdılar, yorumlar aldılar. Aralarında başarılı olanları müşterilere içerik yarattırdılar, diyaloga geçtiler. Kitlesel iletişim geride kaldı, bireysel iletişime geçildi. İnsanlar markaları tekrar dinlemeye başladılar. Ta ki yeni bir yol bulunana kadar, o yeni yol ne miydi…
Webrazzi için yazdığım ÅŸu yazıda Comscore’ un 4. Dalga Raporunu okudum ve analiz ettim. Bu rapor Türkiye açısından gayet olumlu rakamlardan oluÅŸuyor ve Sosyal Medya’ nın Türkiye’ de geleceÄŸinin daha da parlak olduÄŸunu gösteriyor. Türkiye’nin genç nüfusu ve hızlı internet adaptasyonu en büyük avantajımız. Avrupa’da ilk onda yer aldığımız ender konulardan bir tanesi internet ve sosyal medya. EÄŸer bu konularda kendinize yatırım yapıyorsanız geleceÄŸi yakalamışsınız, hız kesmeyin doÄŸru yoldasınız. Åžimdi rakamlara bir göz atalım:
ComScore’ un raporunda değerlendirilen 17 Avrupa ülkesi arasından 40 milyon kullanıcı ile en büyük popülasyona sahip Almanya’yı 36.8 milyon ile İngiltere ve 36.3 ile Fransa takip ediyordu. Türkiye bu sıralamada 17 milyon kullanıcısı ile 7. sırada yer alıyordu. Bu raporda da benzer rakamlar karşımıza çıkıyor. Aktif internet kullanıcıları yaklaşık olarak tüm internet kullanıcılarının 1/3′üne denk geliyor. Türkiye 4,8 milyon aktif internet kullanıcısına sahip ve Avrupa’da 9. ülke konumunda. Ayrıca raporda Türkiye’nin internet penetrasyonunun %35 ile 38 ülke arasında 28. olduğu belirtilmiş.
Son derece sosyal olduğunu bildiğimiz Türk internet kullanıcıları araştırmaya göre Avrupa’ da en fazla sosyal ağ profiline sahip 8. popülasyon. Dünyadaki aktif internet kullanıcıların yaklaşık 2/3′ü bir sosyal ağa katılmış durumda. Gördüğümüz kadarı ile bu oran Türkiye’de dünya ortalamasının bir hayli üzerinde.
Bir diğer dikkat çeken konu da sosyal medyanın artık mobil hale geliyor olması. Aktif internet kullanıcılarının %17’si sosyal medyaya cep telefonlarından ulaşıyor.
EÄŸer birisi bana gelip ne yapacağını bilmediÄŸini söyleseydi onlara Sosyal Medya ve İnternet konusunda uzmanlaÅŸmalarını söylerdim. 5 sene içerisinde yatırdıklarından fazlasını alacaklarına eminim, özellikle internete cepten ulaÅŸanların oranı %17′ lerden çok daha yukarılara çıkmaya baÅŸladığı zaman…
Salı günü Xing’ in düzenlediÄŸi Jason Goldberg’ in konuÅŸmacı olduÄŸu etkinlikteydik. Jason’ un yaptıklarını, felsefesini ve bakış açısına hayran kaldım. Webrazzi’ de yazdım bunu, oradan ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz. Burada yazacağım ise “Dev ÅŸirketlerin iÅŸ yapma biçimlerindeki deÄŸiÅŸim”
Dev bir şirkette çalışmak girişimciliğin ruhuna aykırı değil mi? Neden böyle bir insan dev bir şirkette çalışmayı kabul etsin ki? Konferans sonrası Webrazzi.tv için yaptığım röportajda sorduğum sorulardan bir tanesi de buydu. Cevabı ise beni tatmin etti. Maalesef, siz bunun ceabını almak için montajın bitmesini bekleyeceksiniz
Ama bu cevaptan şöyle kısa bir sonuç çıkarttığımı söyleyebilirim: Dev ÅŸirketler daha hızlı hareket edebilmek için giriÅŸimcileri üst düzey yöneticiliklere yerleÅŸtiriyorlar ve karışmıyorlar. Dahası, bu ÅŸirketler daha çok hata yapıyorlar, deneme yanılma yöntemini izliyorlar. Aynı küçük ÅŸirketler gibi. Eskiden büyük bir ÅŸirketin yaptığı hata skandal olurken ÅŸimdi normal karşılanıyor. Seth Godin’ in “Small is the New Big” felsefesi dev ÅŸirketlere uyarlanıyor.
Sektörün bir çok profesyonelinin davetli olduÄŸu “Google İnternet Reklamcılığı Günü” etkinliÄŸi Anadolu’ dan da yoÄŸun bir katılım ile 30 Nisan 2009 PerÅŸembe günü Grand Cevahir Otel’ de gerçekleÅŸti.
Google yetkilileri etkinlik alanına Google ruhunu tamamen yansıtmayı baÅŸarmışlardı. Minderler, Google logoları, müzik ve konferans salonu ile hedefledikleri gençlere doÄŸru mesajı verdiler. Etkinlik sırasında herkesten duyduÄŸum bir söz ÅŸuydu: “Google’ da çalışırken nasıl da eÄŸleniliyordur?”. Çalışırken eÄŸlenmek… Bu imajı yaratmak hiç kolay deÄŸil, özellikle Google gibi dev bir ÅŸirkette.
Konferansın ana konusu baÅŸlangıç seviyesindeki Google kullanıcılara hitap ettiÄŸi için, bu konferanstan bir çok arkadaÅŸ çok deÄŸerli bilgiler ile ayrıldı. Biz de Amerika’ dan, İngiltere’ den, Uzak DoÄŸu’ dan ve Avustralya’ dan gelen Google çalışanları ile sohbet etme fırsatı bulduk. Zaten ÅŸu anda çalıştığım ÅŸirket Google Türkiye ile aynı katta olduÄŸu için teknik bir ÅŸey sorma gereÄŸini hissetmedim. O yuzden bu kiÅŸilere sorulan sorular gene Google ……. ofiste çalışmak nasıl bir ÅŸey ÅŸeklinde oldu.
Google amaçladığı ÅŸekilde 753 katılımcıya Adwords nedir, tam anlamı ile cevabını verdi. İnsanlarin kafasında Adwords’e dayalı bir gelir modeli oluÅŸturulabileceÄŸi imajını çok şık bir ÅŸekilde oluÅŸturdu. Google Türkiye Pazarlama Direktörü Mustafa İçil ‘in yaptığı “Google Dünyası ve Yeni Pazarlama Trendleri” sunumunun yanı sıra “Google Dostu Siteler Yaratın” ve ” Google Analytics” bölümleri diÄŸer ilgi çekici sunumlardı. Sonuç olarak Google İnternet alanında ÅŸu ana kadar gördüğüm en baÅŸarılı organizyonlardan bir tanesinden alnının akıyla çıkmayı baÅŸardı. Tebrikler Google.
Chris Brogan’ ın “When Google Owns You” yazısında anlatılanlar çok vahim. Bir gün Google tarafından anlamsız bir ÅŸekilde hesabın bloke edilmesi, benim başıma gelebilecek en kötü olaylardan bir tanesi. O yüzden tek markaya bağımlı kalmak çok da akıllıca bir karar deÄŸil galiba.
Bu harika teknolojik icat, aslında el feneri gibi gözüken bir mikro dalga fırın. Yiyecek ve içeceklerin üzerine odaklıyorsunuz ve anında ısıtıyor. Türkiye’ de çok kiÅŸinin başı yanar bu aletten Kaynak
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.