Oyunlardan çok hoşlanan bir insan değilim. Bir çoğunun zaman kaybı olduğunu düşünürüm. Çoğu zaman popüler olmuş bir oyunun “gamification” kurgularına bakar, birkaç saatimi geçirir, çıkarım. Yalnız, bu konuşma bakış açımı biraz değiştirdi. Daha doğrusu açımı genişletti.
Madem HAFTADA 3 milyar dakikasını oyunlara harcayan çok büyük bir kitle var. Bu kişileri sanal değil, gerçek dünya sorunlarını çözmek için nasıl kullanabiliriz? Cevabı 20 dakikalık bu TED Videosunda, ben çok etkilendim, umarım siz de etkilenirsiniz. Türkçe altyazı seçeneği mevcut.
Türkiye’de hatta dünyada İnternet en çok ne için kullanılıyor biliyor musunuz?
1. Facebook’ta takılmak: Komik videolar izleyip, eski sevgililerin resimlerine bakmak.
2. Porno İzlemek
3. Chat yapmak
4. Oyun oynamak…
Çok anlamsız geliyor değil mi? İnterneti daha faydalı kullanmak için toplumsal çözümler aramaya başlamalıyız yoksa hayat bize gidiş yolundan puan vermeyecek. 2011′den daha umutluyum. Önerisi olan?
Türkiye’den dünya çapında kampanya yapmak mümkün mü? Aslında mümkün. Bence bunun üç bileşeni var:
1- Yaratıcı Fikir
2- Teknoloji
3- Uygulama (Execution)
Dünya çapında bir kampanya yapmak için müthiş yaratıcı, mümkünse espirili ama kesinlikle şaşırtıcı, şok edici, daha önce yapılmamış bir şey yapmak ve bunu birçok teknoloji ile bağlamak gerekiyor.
Biz konumumuz ve ilgi alanlarımız sebebiyle bir çok teknolojiyi birbirine bağlayabiliyoruz. Facebook, Twitter, Mobil, QR Kodları, Lokasyon Bazlı Servisler, Mobil Ödeme…
Hal böyle olunca ortaya çoğu zaman şöyle bir kampanya fikri çıkıyor. Tamam işte, QR Kodun fotoğrafını çeksin, oradan Facebook’a gitsin, buradaki postu Twitter’a göndersin, sonra bu yorumların toplamını alsın, bunları kendi arasında sıralasın… gidiyor da gidiyor.
Müthiş bir fikir, müthiş teknolojiler de kullanıyor olabilir. Ama teknolojileri basitleştiremediğimiz sürece yaptığımızı ancak bizim gibi birkaç bin insan anlayacak, uzun bir süre kitlelere yayılamayacak. Zamanının ilerisinde olmak, bunu avantaja dönüştüremediğin sürece büyük dezavantaj. Bir teknolojiyi zamanından önce kullanmak, en az zamanından sonra kullanmak kadar manasız. Bunun optimum bir zamanı var. O zamanı yakalamak çok kritik.
Özetle, teknoloji ile basitliği (simplicity) birleştirdiğimiz noktada dünya çapında kampanyalar yapacağımızı düşünüyorum. Bunun en basit örneği Facebook, sayfaya girdikten sonra hiçbir şey yapman gerekmiyor, haberdar omak istediğin tüm haberler ana sayfandan aşağı doğru akıyor. O kadar basit, herkes kullanabilir. Bu yüzden 24 milyon Türk kullanıyor. Böyle fikirlere ve uygulamalara ihtiyacımız var. Arayışımız sürüyor
Eski reklamcılık mantığı şuydu: Milyonlarca kişiye reklamını göster (yani spam yap) aralarından küçük bir kısmı reklamların ile ilgilensin, ürünümüzü satın alsınlar. Yani, televizyon başında dizimizi izlerken kadın çorabı reklamı izlediğimiz yıllardan bahsediyorum. Halen devam etse de klasik manada televizyon reklamcıığının artık çok fazla vakti kalmadığını söyleyebiliriz.
Peki reklamcılık nereye doğru gidiyor? Cevabı basit: Yüksek hedefli reklamcılığa. Yani en basit mantıkla ben erkeksem bana kadın çorabı gösterme.
Peki reklamlar ne kadar spesifikleşebilir? Çok fazla. Nişanlı 18-24 yaş arası kızlara gelinlik reklamı gösterebilirim. Boğaziçi’nde okuyan öğrencilere Boğaziçi Üniversite’sinin şenliklerinin reklamlarını gösterebilirim. Hatta, doğumgünü olan kişilerin doğumgünlerini kutlayabilirim. Seçenekler Facebook’taki bilgiler ile doğru orantılı.
Burada en önemli noktalardan bir tanesi ”Likes and Interest” bölümü. Yani kişilerin hayran olduğu sayfalara göre hedefleme yapılması. Bunun anlamı şu: Eğer ürünün bir Çikolata ise, Facebook’taki Çikolata sayfasının 870.000 hayranına reklamlarını gösterebilirsin.
Daha da heyecanlandırıcı teknolojiler kapıda. Çok yakında hayatımıza Lokasyon Bazlı – yani fiziksel olarak bulunduğun yerde- gösterilecek reklamlar girecek. Sonrasında mobil ödeme ya da Facebook Credits ile ekosistem tamamlanmış olacak ve ürünü satın alabileceğiz. Bu teknolojilere ise başka bir yazımda değineceğim.
Yakın gelecekte bizi en çok ilgilendirecek konuların başında Mobil sosyal medya kullanıcısı geliyor. Türkiye’deki 24 milyon (şimdilik) Facebook kullanıcısının 10 milyonunun Facebook’a cep telefonundan girdiğini biliyoruz. Bu bizim için inanılmaz önemli bir oran. Yakın zamanda bu ağların geleceğinin nereye gittiğini açıkça gösteriyor. Bu konu gittikçe önem kazanırken bizim de mobil sosyal medya kullanıcı profilini tanımamız çok önemli:
Wave 5 raporuna göre profilimiz genel olarak erkek, evli, 25-34 yaşları arasında, yüksek gelire sahip, yüksek eğitimli, karar verici pozisyonda, bir ürünü ilk deneyen ve çevresini etkileyen bir profil. Çok geçmeden stratejilerimizi buna göre oluşturmaya başlasak iyi olur. Sonra geç kalabiliriz.
Webrazzi’deki Nurettin’in yazısında şunu okudum: Turkcell büyük bir tanıtım kampanyasıyla Gezenzi’yi kullanıcılarına sundu. Kulislerde Gezenzi’nin beklenileni verip vermeyeceği tartışılırken, Vodafone globalde Foursquare ile işbirliği imzaladı. Bu işbirliğinin Türkiye’ye de yakında geleceği tahmin ediliyor. AVEA’nın ise bu konudaki çalışmaları var mı yok mu kimse bilmiyor.
Hem Turkcell’in hem Vodafone’nin bu konudaki girişimlerini iyi niyetli buluyorum. Ama özellikle bugün Facebook Places açıklandıktan sonra başarıya ulaşma şanslarının azaldığını düşünüyorum.
Evet, Facebook artık bulunduğumuz yerden check-in yapmamıza izin veriyor. Bu Foursquare gibi bir servisi potansiyel 500 milyon kişiye açılması demek.
Dahası, Facebook Location API gelecek diye okumuştum ama durum öyle değilmiş. Graph API ile kişilerin check-inlerine ulaşabileceğiz. Şu cümle her şeyi anlatıyor. Using our Graph API, you can request permission to access a user’s check-ins, their friends’ check-ins, and basic information about places.
Yani, kişilerin check-inlerine, arkadaşlarının bulunduğu yerlere ulaşarak, trendleri takip edip, onlara göre kampanyalar düzenleyebileceğiz. Happy – hour ‘lar farklı mekanlar için farklı zamanlarda olacak yani. Markalar için çok değerli bir süreç başlayacak, fiziksel olarak bulunduğumuz yerde yani parayı harcayabileceğimiz yerde markalara bize ulaşma şansı verceğiz. Hepsi bizim iznimiz dahilinde olacak tabii ama önce biraz daha akıllı telefon penetrasyonuna ihtiyacımız var. Sonrasında her şey çok güzel olacak
Sosyalleşen dünyada bir tek medya kelimesinin önüne bu kelimeyi koyma vizyonunu göreceli olarak ufak buluyorum. Sosyal medya trend olmasına rağmen, buzdağının görünen ucu bile değil. Markalar için çok fazla fırsat var. En önemli gördüğüm 3 fırsat ise şunlar:
1- Sosyal İletişim: Şu anda içinde bulunduğumuz durum. Markaların sosyal ağlarda topluluk yaratması yani iletişim yapabilecekleri yeni bir medya yaratmaları. Aynı televizyon gibi, radyo gibi…
Önemi Türkiye’de anlaşılmaya, efektif sonuçlar alınmaya başlandı. Öncü markalar tarafından uygulanıyor. ”Me too” ( Ben de orada olmalıyım) markaları ”me too” (sosyal medyada çok para varmış, bu işi biz de yaparız ajansları) ile hızla bu alana yatırım yapıyorlar. Sıradanlaşma başlıyor, taklitler çoğalıyor ama pasta da büyüyor. Ajanslar için ”cash cow” zamanı.
Sonuçta ajans mantığı çoğu zaman sektörden yalnızca tek bir marka ile çalışmaya müsait. En iyi ajansları de en iyi/öncü markalar alıyor. Park yeri gibi, en iyileri önceden kapılmış oluyor.
2- Sosyal CRM: En dar anlamıyla markalarının databaselerinin Facebook id’leri ve diğer sosyal hesaplar ile eşleştirilmesi sonucunda müşterisini daha iyi tanıyan, daha kişiselleştirilmiş öneriler yapabilen akıllı sistemler yaratmak. (Sanıldığının aksine sosyal ağ destek programı yapmak değil.) Tabii ki, sadece bundan ibaret değil ama bu konunun Türkiye’de anlaşılmasına henüz var. Dünya’da bile çok başarılı bir örneğe rastlamadık çünkü. Aslında bu büyük bir fırsat çünkü dünyadaki en başarılı örneği Türkiye’den çıkarabilme şansımız her zamankinden yüksek.
3- Sosyal Ticaret: İşte ticareti, e-ticareti, iş yapma biçimimizi yani aslında dünyayı kökten değiştirecek bir yeni bir kavram. Üstelik teknolojisi hazır, uygulamaların ilk örneklerini gördük. İlk uygulama örneklerinden bir tanesi, dünyanın en öncü markalarından, Procter and Gamble’den geldi:
P&G güzellik ürünlerini Facebook’tan satmaya başlıyor. Şu cümle dünyada ticaretin geleceğinin ne olacağının bir özeti gibi sanki:
Max Factor has become the first Procter & Gamble brand to sell directly to consumers via Facebook as the FMCG giant experiments with ecommerce initiatives.
Facebook bu konuda sayfaları ile, reklamları ile, Places ile, Credits’i ile tüm ekosistemini kuruyor. Çok yakında Facebook’a girip, ürün satın alabilecek, ödemesini Facebook’tan yapabilecek bir duruma gelebileceğiz.
Burası herkesin korktuğu, kimsenin nasıl davranacağını bilmediği yepyeni bir alan. Bu konularla ilgilenen varsa lütfen benimle kontakt kursun. Beraber ne yapabiliriz, oturalım konuşalım, en azından bir kahve içelim. Çalışmalara şimdiden başlayalım, gelecekteki yerimizi şimdiden alalım.
Cornetto için yapılan “Multiplayer İnteraktif Bina Projeksiyon Oyunu”nu çok yaratıcı ve başarılı buldum. Türkçesi şu: Pacman’e benzer bir oyunu kendi cep telefonunuzdan dev bir binanın üzerinde oynayabiliyorsunuz.
Deneyimlerimi şurada paylaşmıştım. Fikir, uygulama, organizasyon hepsi mükemmel. Ne kadar emek sarf edildiği o kadar belli ki. Tebrikler, emeği geçen herkese.
Mobil projelerlerde ülkemizde güzel örnekler görmek çok sevindirici. Yalnız, henüz yolun başında bile değiliz. Yakın zamanda bu oyunların geniş alanlara ve kitlelere yayılacak şekilde gelişmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni teknolojiler henüz tam potansiyeli ile kullanılmaya başlanmadı. Aşağıdaki videoyu izleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. (Bu oyun 2008 yapımı)
Peki yakın gelecekte neler olabilir? Lokasyon bazlı servisler daha da geliştikçe, Şehir (Urban Gaming) veya Sokak Oyunlarını nasıl yaratıcı kurgular ile birleştirebiliriz? Kendimizi FBI Ajanı gibi hissedebileceğimiz oyunların kahramanı olabilir miyiz? Bu bize nasıl bir deneyim sunar?
Bu kurgular Augmented Reality uygulamaları ile nasıl entegre kullanılabilir?
Lokasyon Bazlı Sosyal Ağlar (Foursquare gibi) kurgunun içine dahil edilebilir mi?
Biz, yeni pazarlama teknolojileri kullanarak daha keyifli ve faydalı işler çıkarabilir miyiz? Cevap basit, çıkarabiliriz ANCAK;
Ajanslar daha yaratıcı ve yeni teknolojileri daha yakından takip ederlerse
Uygulamadaki teknik kısmı başarı ile halledebilecek kalifiyede teknik personel ile çalışılırsa
Marka tarafında cesur işleri onaylayacak Üst Düzey Yöneticiler bulunursa… NEDEN OLMASIN?
Hayatımın bir bölümünde yazılımcı olarak çalışmış olmayı çok isterdim. Bana internet ile ilgili bir iş yapmak isteyen bir genç nereden başlaması gerektiğini sorsa ilk cevabım şu olurdu: Programlama yapmayı öğren. Yazılım bilen bir yöneticinin, daha fikir geliştirme aşamasından daha efektif çalıştığına, programcılardan olur olmaz isteklerde bulunmadığına defalarca şahit oldum.
Bunun için üniversitedeki en önemli bölümlerden birisinin MIS (Management Information Systems) olduğunu düşünüyorum. Teknik altyapı ile işletmeyi birleştirebilen bir bölümü bitirmiş olmanın iş hayatında artısı inanılmaz olacaktır. İş hayatına yazılımcı olarak başlamış, sonrasında yönetici olarak çalışmayı düşünen bir MIS mezununun diğer rakiplerinden çok açık ara önde olacağını söyleyebilirim. Eğer siz de bu özelliklere sahip biri iseniz sizinle tanışmak isterim. Bana her zaman bir mail atabilirsiniz.
Türkiye’de Blogger / Gazeteci tartışmaları zaman zaman gündeme gelirken, Amerika’da bir üniversite Gazetecilik Bölümü müfredatına “Journalism 520: Digital Editing: From Breaking News to Tweets.” ( Gazetecilik 520: Dijital Editleme: Son Dakika Haberlerinden Tweetlere )’yi ekledi.
Bu gazetecilik müfredatını çok yenilikçi buldum. WordPress’in temellerinden, SEO’ya ve Vatandaş Gazeteciliğine kadar, birçok konu akademik düzeyde tartışılacak. Darısı Türkiye’deki üniversitelerin başına.
Müthiş bir yazıya denk geldim. Yazar, bu yazıda bir sosyal medya şirketi ile çalışmaya başlamadan önce markaların sorması gereken 52 soruyu sıralamış. Ve burada Online Takip’ten, İtibar Yönetimine, Sosyal Medyadan, Topluluk Yönetimine soruları gruplamış.
Eğer marka tarafında iseniz sizin için çok güzel bir kaynak. Bir sosyal medya ajansı ile görüşüyorsanız ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, bu soruları sormakla başlayabilirsiniz.
Tüm sorulara en ideal cevapları vermek mümkün değil tabii ki ama en azından Global’deki rakiplerimize rekabette kalmak istiyorsak bu sorulara mantıklı yanıtlar vermek ile başlamalıyız.
Dünya çapında işler yapmak istiyorsak, sunumlar havada kalan süslü sözlerden oluşmamalı. Bunun yerine, kendimizi bu soruların cevaplarını en iyi verecek şekilde stratejiler, sistemler ve teknolojiler geliştirmeye adamalıyız. Şimdiye kadar ülke olarak bu yolda çok başarılı olamadık ama 20 milyonluk Facebook nüfusunun avantajını kullanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Siz ne dersiniz?
“Ne kadar büyük şirket olursan ol bizi bağlamaz. Bu ülkenin kanunları var, kuralları var. Bu ülkede haksız hukuksuz kazanç elde edemezsin. Sitelerini kapattık diye yaygara kopartıyorlar. Çeşitli mecralarda hükümetin bu işlere kafası ermiyor diye reklam yapıyorlar. Alakası yok. Dünya’da boyunduruk altına girmemiş iki tane millet var. Bir tanesi Türkler. O yüzden buraya geldin mi buranın kanunlarına uyacaksın. Farklı bir şey istemiyoruz ki, İsrail’de ne yapıyorsan onu istiyoruz. Bu konuda çok dertliyim, o yüzden bu konuyu açtım.”
Ayrıca törende konuşan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, yerli arama motoru konusunda çalışmalara başladıklarını söyledi ama konu ile ilgili detay vermedi.
Bakan Binali Yıldırım ise “Akıl teri ile katkı üretmek isteyen her türlü faaliyetin yanındayız. Bu konuda tüm gençlere kapımız açık, paramız da var, kanunumuz da. İhtiyacımız olan her şeye sahibiz. Yakında ilan edeceğiz” dedi.
Açıklamaya göre Yerli Arama Motoru yakında çıkacak. Bu konunun Google yasakları ile bir ilgisi olabilir mi?
Google Android’in Ürün Lideri bu pazartesi Facebook’taki yeni işine başlıyor hem de Head of Mobile Products pozisyonunda. Facebook bu konuda sürekli en iyileri işe alan ve sıkça Google’dan, Yahoo’dan, Twitter’dan transfer eden bir şirket olarak kendini gösteriyor son zamanlarda. Erick’in kariyeri de bu konuda incelenmeye değer. Microsoft’ta başlayıp, Mc Kinsey, Yahoo ve Google yolunu izlemiş.
Erick gibi geleceğin nerede olduğunu gören ve bu konuda adım atmaktan korkmayan birisi, yakından takip etmekte fayda var. Ne de olsa Google’i bırakmak kolay değildir, tıpkı daha önceleri Yahoo’yu ve McKinsey’i bırakamak kolay olmadığı gibi. Benim gözümde bugüne kadar haklı çıkmış kariyer konusunda verdiği kararlarında. Dediğim gibi bir sonraki adımını yakından takip etmekte fayda var, bize gelecek hakkında ipuçları verebilir.
Benim en merak ettiğim konuların başında gelen Mobil konusundaki gelişmeleri yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Mobille, sosyal ağların buluşmasında inovasyona çok yer var. Facebook’un çok yakında açıklayacağı iki konu beni çok heyecanlandırıyor ve Mobil Sosyal Ağların kısa dönemdeki geleceğini spesifik olarak bu iki bölümde görüyorum:
1- Mikro Ödeme
2- Lokasyon Bazlı Sosyal Ağ
Orta dönemde ise belki bir Facebook Telefonu (iphone, Blackberry gibi) görebiliriz. Bu konu global olarak çok önemli olsa da ülkemiz açısından önemi daha büyük. Çünkü ülkemizdeki 20 milyon Facebook kullanıcısının 10 milyonu Facebook’a Mobil yolu ile bağlanmış. İnanılmaz bir istatistik, dünya ortalamasının çok üzerinde. Bakalım Erick, Facebook’a ne yenilikler getirecek? Bu yenilikler bizim hayatımızı nasıl etkileyecek? Heyecanla takipte ve beklemedeyiz.
Geçtiğimiz günlerde Serkan Cura benimle Sosyal Medya üzerine bir söyleşi yaptı. Daha doğrusu Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, internet kullanımı, yeni trendler, dikkat edilmesi gereken noktalar ve etkin internet kullanımı hakkındaki fikirlerimi söylediğim bir röportaj. Okumak isteyenler buradan okuyabilirler. Tamamını okumayacaksınız bile bence aşağıdaki bölümü okumalısınız, özellikle kendinizi Dijital Pazarlama sektöründe yetiştirmek istiyorsanız. Soru şuydu: “Dijital Pazarlama” konusunda, kendisini bu sektörde yetiştirmek isteyen öğrenci arkadaşlara tavsiyeleriniz ne olur?
Hasan: Hiçbir konunun uzmanı ya da otoritesi değilim. Onun için genç arkadaşlara tavsiye vermekten ziyade onlarla naçizane düşüncelerimi paylaşabilirim. İnternet çok hızlı değişiyor. Bu sebeple, Dünyayı ve yeni trendleri çok yakın takip etmek gerekiyor. Web 2.0’ ı çok iyi anlamak, Web 3.0 için hazırlanmak gerekiyor. Kişiselleştirme ( Personalization ), Foursquare gibi Lokasyon bazlı sosyal ağlar , Augmented Reality, Mobil İnternet gibi kavramlara bilgi anlamında kendimize yatırım yapmak gerekiyor.
Özetle demek istediğim şu: sosyal medya uzmanı (!) olmak yerine daha niş alanların uzmanı olarak kendimizi farklılaştırabiliriz. İnternet veya sosyal medya uzmanı olmak yerine önümüzdeki senelere damgasını vuracak “Augmented Reality” uzmanı olarak kendimizi konumlandırmak daha akıllıca geliyor bana. Türkiye’de bu işin bir uzmanı var mı derseniz aslında benim bildiğim yok, o yüzden potansiyel faydaları diğerlerinden daha yüksek.
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.