Barrack Obama’nın etkiliyici bir konuşmasının tam metnini okuyordum. Daha sonra bu yazılardan ziyade konuşmanın kendisini görmek istedim, vurguları, ses tonu ve vücut dili ile ve kalktım internetten videosunu izledim.
İşte o zaman şu anda teknolojisi hazır olan bir oluşumun yakın zamanda hayatımıza nasıl etki edeceğini düşündüm. Pdf teknolojisi içerisinde video oynatmaya izin veren, dahası flash animasyon oynatan bir teknoloji günümüzde yaygın olmasa da kullanılıyordu. Ama bir kitap halinde üretilmişi bildiğim kadarı ile yoktu. Amazon Kindle gibi bir kitap okuyucusunda bu tarz kitapları okuduğumu hayal ettim.
Yakın zamanda, e-kitapların şu pdf belgesindeki ( ücretsiz Adobe Reader 9 ile bir göz atabilirsiniz) gibi özelliklerle daha interaktif olacağını düşünüyorum. Daha detaylı bilgi için Webrazzi yazımı okuyabilirsiniz.
Daha once BMW M3 ile F1 pistinde tur atmak baslikli yazimda belirtmistim. Dunyada boylesine bir zevk herkese nasip olmaz. Cumartesi gunu insanin hayatinda cok az karsisina cikacak bir firsat geldi ve Lamborghininin Dünya’da sadece 250 adet üretilen Gallardo LP 550-2 Valentino Balboni modeli dahil 3 adet Lamborghiniyi test etmek icin saat 10da F1 pistine gittik.
Bir 10 dakikalik teorik egitimden sonra yanimizda Italyan test pilotlari ile pisteydik. Bize cok eglenceli ve heyecan verici bir parkur hazirlamislardi. Pistteki kukalar bize yon verirken yanimizdaki test pilotlari ne zaman fren yapmamiz, ne zaman vites yukseltmemiz konusunda bizi yonlendiriyorlardi.
Altinizda 5200 cc, 560 beygir, 100 kmye 3.7 saniyede cikan bir aracla bas etmek cok kolay degil. Insan surekli kontrol ve guc arasinda kaliyor. Sonunda guc baskin cikiyor –en azindan bende- ama arac o kadar basarili ki yoldan cikartmak pek mumkun degil. O yuzden ne kadar hizli giderseniz gidin cok da buyuk bir tehlike arz etmiyor.
Tam bu kadari da olmaz derken daha da heyecan verici deneyimler yasiyorum. O yuzden M3 yazisindaki son cumlemi tekrar ediyorum: Bu deneyimi yaşadığım için kendimi Dünya’ nın en şanslı insanları arasında sayıyorum ve iyi ki nefes alıyorum
P.S. Pazar gunku araba programlarinda muhtemelen beni izleyebilirsiniz. Montaji bittikten sonra videoyu da buraya koymaya calisacagim.
Gene harika dizayn edilmiş çok yaratıcı bir reklam. Aile içi şiddetin konu edildiği posterin hemen üzerinde bir hareket sensörü var ve kimse bakmazken ilk görüntüyü, birisi bakarken ikinci görüntüyü gösteriyor. Kaynak
Geçenlerde piyasada bilinen bir ajans bana ileri derecede Action Script bilen birilerini tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de tanıdığım olmadığını ama şirkettekilere ( Adobe ) bir soracağımı söyledim. Adobe’ de de aldığım cevap şaşırtıcıydı:
“İleri derecede Action Script bilen birisini herkes arıyor ama ne yazık ki çok fazla yok. İyi derecede bilenlerin hepsi de zaten iyi bir yerlerde çalışıyor.”
Türkiye’ de Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama geliştikçe Action Script’e ilgi artıyor ve bu ilgi gelecek yıllarda bu ilgi daha hızlı artmaya devam edecek. Bu işin profesyoneli şu anda çok fazla yok, yani rekabet başlangıç seviyesinden sonra hızla azalıyor. Piramitin aşağısı kalabalık ama yukarıda çok az insan var.
Eğer kariyerinize yeni başlamış ya da başlayacak bir yazılımcıysanız size bir tüyo vereyim: Action Script öğrenin. İyi derecede öğrenin hem de. Piyasanın en aranılan yazılımcılarından birisi olursunuz.
Eğer kendinize güvenen bir Action Script’çi iseniz bana mail atın (hasan “et ” hasanbasusta . com ) özgeçmişinizi ajansa göndereyim
Punk Marketing pazarlamada farklılık yaratarak nasıl başarı elde edildiğini örneklerle anlatan çok sevdiğim bir kitap. Kitaptaki örneklerden birisi Harry Potter markasını ön plana çıkartacak bir taktiğin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:
Dördüncü kitap “Harry Potter ve Ateş Kadehi” Temmuz 2000′ de hem İngiltere’ de hem de Amerika’ da aynı anda piyasaya sürüldü. Öncesinde kitapçılara, medyaya, halka hatta Harry’ nin kendisine bile çok az bilgi verilmişti.
Kitabın hikayesi ile ilgili hiçbir şey yayınlanmamıştı; kapak bile gizli tutulmuştu. Rowling, kitap çıkmadan önce hiç röportaj yapmadı, hatta kitabın ismi bile uzun süre açıklanmadı. Satıcılar, lansmana kadar kitapların paketlerinde tutmak için çok ciddi emirler almışlardı ve çoğu ambargo kalkar kalkmaz satışa başlamak için mağazalarını gece yarısında açtılar. Öyle Yıldız Savaşları tadındaydı ki!
Daha sonraki lansmanlar da aynı şekilde yapıldı. Ancak plana, resmi satış gününden önce Kanada’ daki bir kitapçıda ” Oh!, Çok özür dilerim” diyerek 14 kopya Harry Potter ve Melez Prens kitabı satılması gibi birkaç taktik eklenmişti. Bugün, Harry Potter markasının değeri 1 milyar dolardan fazla ve utangaç Rowling İngiltere’ deki en zengin, medya için en vazgeçilmez kadınlardan biri yaptı.
Punk Marketing ( 2007 basımı) değerin 1 milyar Dolara ulaştığını söylese de Ali Atıf Bir Hürriyet’ teki yazısında bu imparatorluğun 5 milyar Dolara ulaştığını söylüyor. Bu başarıyı da şöyle açıklıyor: Harry Potter yaratıcılarının kompleksleri yok. Ürünlerini bir marka gibi görüyorlar ve bugün marka konusunun çocuk edebiyatı dahil yaşantımızın her anını derinliğine etkilediğini kabul ediyorlar. Harry Potter’in başarısı 5 milyar dolarlık başarısı da çok dahice tasarlanmış etkili pazarlama yönetimine dayanıyor. Pazarlama akademisyeni ve Harry Potter hayranı Stephan Brown’da oturmuş Harry Potter’ın pazarlama ve markalama sihrini derinliğine incelemek için“Harry Potter’ın Marka Sihri“ isimli bir çalışma yapmış. Harry Potter’ın modern pazarlamanın en büyük örneklerinden biri olduğunu bir bir anlatmış. Ortaya her pazarlamacının okuması gereken mükemmel bir “modern pazarlama ve markalama”kitabı çıkmış. Brown kitabında şöyle bir cümleye yer veriyor: “Bugün markalaşmanın kalbinde müthiş bir sihir yatıyor. Ve bu sihir öncelikle bir öyküyle başlıyor. Ve bu öyküyü iyi anlatmakla…” Brown’a tüm kalbimle katılıyorum.. Markalaşmayı da anlamak her şeyden önce insan yaşamında öykülerin ve öykü anlatmanın sihrini anlamaktan geçiyor. Bir de bunu bizim yazarlarımız anlayabilse!
Ali Atıf Hocamın cümlesini tekrar ediyorum: Harry Potter’in başarısı 5 milyar dolarlık başarısı da çok dahice tasarlanmış etkili pazarlama yönetimine dayanıyor. Buna çoğumuzun piyasaya sızdı, lansmandan önce bilgiler gizlice elde edildi gibi safça inandığımız ama aslında marka kontrolünde olan casusluk haberleri ve dahice yapılan gerilla uygulamaları dahil.
Türkiye’ de nüfusa oranla, günlük kişi başına ayrılan okuma süresi 13 saniyedir! Diğer Avrupa Ülkelerinde bu süre 24 dakikaya kadar ulaşmaktadır.
Bu sorunu başarılı gerilla uygulamaları ile yüzümüze yüzümüze vurarak çözüme katkıda bulunmak isteyen Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine benden tam destek. Başarılı bir sosyal kampanya nasıl gerilla pazarlama ile birleştirilir ‘ in güzel bir örneği…
Bu fotoğrafi Frankfurt’ ta cekmistim. Arkadas, bu bisikleti ise gidip gelirken kullaniyor. Kullanmasi da oldukca rahat gozukuyor. Sanirim, spordan ziyade daha az enerji ile daha cok yol gitmek icin tasarlanmis. ( Buyutmek icin lutfen resme tiklayin)
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.