Gündeminde Ne Var? Hasan Başusta

Bu yazı Hakan Akben’in “Gündeminde Ne Var?” serisinde yayınlanmıştır.

”Zeki insanlar aklını kullanır, bilgeler başkalarının da aklını kullanır.” -George Bernard Shaw

Ufkunu genişletmek için zihninizi açacak yeni insanlarla tanışmalısın demişti çok sevdiğim bir arkadaşım. Bu konuda çok şanslıyım. Yıllar içinde beni yeni fikirlerle tanıştıran bir sürü dost edindim. Bu insanlardan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Sizlerin de zihnini açabileceğini düşündüğümden, fikrine ve aklına güvendiğim dostlarımı bloğuma konuk olarak almaya karar verdim.

Bundan böyle, önümüzdeki birkaç hafta boyunca, her Cuma #gündemindenevar başlıklı bu mini yazı serisini yayımlıyor olacağım. Konuklar, fikrine güvendiğim insanlar. Konumuz da onların gündemi olacak. Onları heyecanlandıran, zihinlerini kurcalayan birkaç meseleyi kısa kısa paylaşıyor olacağız.

Bu seriyi #gündemindenevar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Gündeminde ne var Hasan Başusta?

Hasan’la dostluğumuzun onuncu yılını kutladık geçenlerde. İlk kez Özgür Alaz’ın düzenlediği Likemind etkinliğinde tanışmıştık. O gün mekandan mekana taşınıp, yaklaşık 10-12 saat boyunca durmaksızın sohbet etmiştik. Yıllar içinde ara sıra çok görüştüğümüz ya da hiç görüşmediğimiz dönemlerimiz olsa da sohbetimizden eksiklen hiçbir tat olmadı.

Hasan, sosyal medya ve dijital pazarlama alanında sektörün bilinen isimlerinden; bu alanda önemli kurumlara danışmanlık veriyor, eğitimler ve seminerler düzenliyor. Hatta İTÜ’de aynı eğitim programında eğitmenlik de yapıyoruz. Hasan, kendini gelişime adamış biri. Bu alanda bir mühendis edasıyla analitik gelişim yöntemleri tasarlıyor ve geliştiriyor. Yaptığı her şeyde felsefi bir derinlik arayan Hasan Başusta, bu yazı serisinin ilk konuğu olmayı kabul etti.

Bakalım Hasan’ın gündeminde neler var?

Son dönemde en çok ilgisini çeken makale
75 yıldır süren Harvard’ın “İyi hayat nedir’i” sorgulayan araştırması. “Triumphs of Experience: The Men of the Harvard Grant Study” kitabını çok severek okudum. Maalesef kitabın Türkçesi yok ama Türkçe altyazılı TED konuşması var:

Özetle, iyi bir hayatı oluşturan en önemli etken ün, para vs. değil hayatı paylaştığın kişiler. Yani hayatının kalitesi direkt olarak en yakınındaki kişilerin kalitesi ile doğru orantılı. Bu kitabı okuduktan sonra çevremi büyük oranda revize ederek hayatımı değiştirdim. O yüzden bu araştırmanın hayatımdaki rolü çok büyük.

Bu aralar ne dinliyor
Ben Böyleyim, Athena. Özellikle şu sözleri, hayatımın soundtrack’i diyebilirim:

Hayatta benim her
Anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan…

 

En yeni teknolojik oyuncağı
Garmin Fenix 5. Bu ara sağlıklı yaşam ve koşu en önem verdiğim konular olduğu için bu spor saati performansımı en ince detayına kadar ölçmemi sağlıyor.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:

”Kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.” – Bertrand Russell

Bu söz bana “İnatçılık, sıfır tölerans, sabırsızlık, duygulara az önem verme” gibi kötü özelliklerimi kabul etmem için güç verdi. Bu konularda kendimi geliştirmem için farkındalık yarattı.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi
Harari. Sapiens ve Homo Deus kitaplarına bayılıyorum. Onunla tanışsaydım, insanlık tarihinden başlayarak, gelecekte neler olabileceğini; verinin ve yapay zekanın dünyayı nasıl değiştireceğini tartışmak isterdim.

Bu seride kimi görmek ister
Şu hayatta kafaca kendime en yakın gördüğüm kişi: Ozan Dağdeviren.

Hasan Başusta’nın iletişim bilgileri:

Blog: www.hasanbasusta.com

Twitter: www.twitter.com/hasanbasusta

Linkedin: www.linkedin.com/in/hasanbasusta

Instagram: www.instagram.com/hasanbasusta

Koşuya Başlarken Kullandığım 10 Dijital Araç

Beyaz Yakalılar Neden Koşuyor?

9 Haziran’da NG Sapanca Otel’in desteğiyle gerçekleşen Sapanca Ultra Maratonu’nda koştum. NG Sapanca Otel’in içinde başlayan ve biten parkur, doğası, yemekleri kısacası ortamı şahaneydi. Çoğu beyaz yakalılardan oluşan 832 yarışmacı; otelin her yerinde yiyor, içiyor, sohbet ediyor, antreman yapıyordu. Her koşucunun deneyimlemekten keyif alacağı bir gün geçirdik. Son yıllarda koşu özellikle beyaz yakalılar arasında oldukça popüler bir spor dalı haline geldi. Peki neden?

Koşmanın her şeyden önce sağlığa, mutluluğa ve verime müthiş etkisi var. İçgüdüsel bir aktivite. Çocukken koşmamış kimse yoktur. Atalarımız 2,6 milyon yıl önce aç kalmamak ve avlanmak için koşmak zorundaydı. Günümüz beyaz yakalısı artık bilgisayar başında avlanıyor, ekmeğini teknolojinin yardımı ile kazanıyor. Bu durum birçok fayda sağlamakla birlikte bizi özümüzden uzaklaştırdı. Sağlığımızı, mutluluğumuzu ve verimimizi düşürmeye başladı. Bütün gün kapalı ofislerde az hareketle günlerini geçiren beyaz yakalılar ya kilo almaya ya da yediklerine aşırı dikkat etmeye başladı. Herkesin motivasyonu kendine. Ben hem sağlıklı olmak ve daha çok yiyebilmek için koşuyorum. N’apıyım, tabiatım böyle 🙂

Bu trend, markaların doğal olarak işin içine dahil olduğu ciddi bir ekonomi yaratmaya başladı. Şirketler, koşunun verime ve motivasyona olan olumlu katkısını görüp bu konuyu şirket içi aktiviteler ile desteklemeye başladılar. Bazı markalar bu alanda kişilerin ihtiyaçlarını karşılayacak yeni ürünler piyasaya sürerek ekonomiye can vermeye devam ettiler.

Koşuya Başlarken Kullandığım 10 Dijital Araç

Geçen sene koşuya başlamadan önce 20 kilo fazlam vardı. Peter Drucker’ın da söylediği gibi: “Ölçmediğin şeyi yönetemezsin.” Önceliğimi bu kiloları vermek için aktiviteleri kaydetmek ve izlemek olarak belirledim. Önce yürüyerek başladım. İlk olarak telefonumdaki ücretsiz uygulamaları kullanarak başladım. Siz de koşuya yeni başlayacaksanız aşağıdaki araç ve teknolojiler işinizi kolaylaştırabilir.

1. Sağlık uygulamaları: Ben Samsung kullandığım için içerisindeki Health uygulamasını çok etkili bir şekilde kullandım. Yediğim her şeyin makro ve mikrolarını, kaç saat uyuduğumu, kaç adım attığımı vs. hepsini hesaplayıp kalori açığımı söylüyordu. Bu kalori açığını oluşturmak kilo vermenin temel kuralı. Iphone’ların içindeki Sağlık/Health uygulaması da attığınız adım gibi temel verileri gösteriyor. Buradaki verileri günlük takip etmeye ve haftalık/aylık olarak kendime raporlamaya başladım. Böylece hem sağlıklı yiyecekler konusunda hem de hareket konusunda farkındalığım çok arttı.

2. Akıllı Bileklik: Başlangıç olarak oldukça ucuza bir Xiaomi Mi Band aldım. Bu akıllı bileklik de adımlarımı, uykumu, nabzımı daha iyi bir şekilde ölçmeye başladı. İlk 6 ay sadece günde 10bin adım hedefi koydum kendime. Eğer gece 12’ye yaklaşırken 10bin adımı tamamlamamışsam halının üstünde tur atmaya başladım. Zinciri kırmadan uzunca bir süre her gün Mi Band’ın ölçtüğü 10bin adımı tamamladım.

3. Akıllı Dijital Tartı: Gene Xiaomi’nin yağ ölçer akıllı bluetooth tartısını aldım. Yağ ölçümleri çok başarılı değil, spor salonundaki Tanita’lar ile karşılaştırınca çok sağlıklı veriler vermiyor. Kiloyu mobil uygulama ile senkronize tutmak başlangıçta fayda sağladı. Sonra bütün sağlık verilerimi tek bir Excel’e aktarıp, oradan düzenli takip etmeye başladım.

4. Spor Aletleri Mobil Uygulamaları: Yürüyüş evresini geçip, koşmaya kendimi hazır hissettiğim zaman spor salonuna başladım. Kış ayları olduğu için dışarıda koşmak istemiyordum. Üşüyeceğimi düşünüyordum. Konuya çok uzakmışım 🙂 Spor salonumda Life Fitness’ın aletleri vardı. Life Fitness’ın mobil uygulamasını indirdim. Koşu bandında antreman öncesi QR Kod’u kolayca okutup, uygulama ile bütün aletlerde yaptığım sporun zamanı/kalorisi gibi bilgilerin senkronize olmasını sağladım.

5. Ruh Hali/Mutluluk Uygulamaları: Bu arada günlük ruh halimi ölçümlemek için Daylio mobil uygulamasını kullanmaya başladım. Her gün kendimi nasıl hissettiğimi 5 üzerinden notlamaya ve hangi durumlarda daha iyi hissettiğimi görmeye başladım. Kendime haftalık ve aylık raporlar sundum 🙂 Spor ile ruh halim arasındaki korelasyona baktım. Bu, bizim gibi analitik insanların spora başlama motivasyonu olmadığında dayandığı önemli bir veri. “Şimdi koşmak istemiyorsun, ama koştuktan sonra kendini çok daha iyi hissedeceksin.” hissiyatını bu veriler ile içselleştirdim.

6. Sosyal Ağlar: Havalar biraz ısınınca bu sefer dışarıda koşmaya başladım. Bu da koşunun çok sevdiğim diğer tarafını ortaya çıkardı. Sosyallik. Bazı koşucular daha içe dönük; yalnız koşuculardır, bazıları ise sevdiği kişiler ile bir aktivite yapmayı sever. Sevdiğim arkadaşlarım ile dışarıdaki yemek/kahve sohbetlerimizin yerini koşu almaya başladı haftanın 2 günü. Bazen Caddebostan sahile bazen Belgrad Neşet Suyu’na / Geyik Parkuru’na gitmeye başladık. İstanbul’daki gözümüzde büyüttüğümüz mesafeler küçük gelmeye başladı.

Motivasyon ve ilham arayışındaki sporcular tabii ki kendi performanslarını Instagram stories’de bir selfie ile paylaşıyorlar. Trend raporları “Instagram’da paylaşılabilir sporu” 2018’in en büyük trendlerinden biri olarak gösteriyor. Bakın spor yapmak demiyorum, bu sporun Instagram’a koyulabilir ve beğeni alan bir spor olması trend. 🙂 Facebook’ta, Twitter’da ve diğer sosyal ağlarda kimin kaç km hangi tempoda koştuğu bilgisi ile sık sık karşılaşıyoruz.

Koşucuların (ve bisikletçilerin) Dünya’da en bilinen sosyal ağı: Strava. Strava’da en iyi performans istatistiklerimize bakabiliyor, antremanlarımızı paylaşabiliyor, yarışlar oluşturuyor ve arkadaşlarımızın antrenmanlarından haberdar oluyoruz. Sonrasında verimizi detaylı analiz edebiliyor, kendimizi iyileştirebiliyoruz.

      7. Relive: Ben Strava’ya ek olarak Relive uygulamasını kullanıyorum. Relive, koştuğumuz yerleri 3 boyutlu harita üzerine koyarak simüle ediyor ve ortaya paylaşılması son derece hoş bir video kaydı çıkartıyor. Ben selfie yerine Relive videosu paylaşmayı tercih ediyorum.

      8) Akıllı Saat: Sapanca’da dikkatimi çeken şey şu oldu: Kısa mesafe koşanlar akıllı saat olarak Samsung ve Apple gibi kitlesel markaları, uzun koşanlar ise genel olarak Garmin, Suunto, Polar gibi daha spor konusunda uzmanlaşmış markaları kullanıyor. Giyilebilir teknoloji pazarı büyüdükçe büyüyor. Xiaomi gerilerden gelerek bu pazarda önemli bir pay elde edeceğe benziyor. Yürüyüşten koşuya geçtikçe akıllı bileklerin yerini akıllı saatler almaya başlıyor.

Teknolojinin koşunun keyfini kaçırdığını iddia eden gelenekselcilerin aksine ben ne kadar veri o kadar iyi diye düşünüyorum. Koşmak, insanın kendini gerçekleştirmesindeki, en iyi haline gelmesi için mükemmel bir araç. En iyi halimize geldiğimizi gösteren şey ise ölçümlediğimiz verilerimiz.

Ben de ilerledikçe Mi Band’ı bıraktım, Garmin Fenix 5’e geçtim ve son derece memnunum. Bu cihazlar GPS takibinden, rota bulmaya, kalbinizin hangi mesafede hangi tempoda koşarken nasıl attığını göstermeye yarıyor. Her türlü detaylı istatistik vermede analitik insanların en büyük yardımcısı diyebilirim. Arayüzleri de gayet kolay kullanılabilir ve anlaşılır. Telefonla da bağlanarak gelen bildirimleri saatten okumamıza imkan tanıyor.

    9) Koşu Aletleri Teknolojisi: Tabii bu arada koşu aletlerinin de teknolojisi inanılmaz gelişiyor. Sanal Gerçeklikle desteklenen koşu bantları bizi Dünya’nın her yerine ışınlayabiliyor. Biz de birden gözümüzde sanal gözlükle Dünya’nın bilmediğimiz bir sokağında koşmaya başlayabiliyoruz. Her zaman kullandığım bir şey değil ama birkaç kez deneyimleme fırsatı buldum ve çok beğendim.

   10) Kulaklık: Dışarıda koşarken pek müzik dinlemiyorum ama koşu bandında koşarken kulaktan çıkmayan bir kulaklık çok önemli. Bazen de bir sesli kitap dinlemek çok keyifli olabiliyor. Ben Plantronics Bluetooth kulaklık kullanıyorum, ses kalitesi ve koşuya uygunluğu açısından iyi bir olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de Koşu Konusunda Kimleri Takip Etmeli?

Özet olarak, yukarıdaki dijital araçlar koşudan keyif almamı ve bu konudaki farkındalığımın artmasını sağladı. Yataktan kalkıp koşmanız için hiçbir dijital alete/araca hatta ayakkabıya bile ihtiyacınız yok. (Bir şortunuz, t-shirt’ünüz olsa iyi olur, en azından şort 🙂 Bu dijital araçlar sayesinde öğrenmekten ve ölçümlemekten keyif aldıkça VO2 max gibi kriterlerin ne demek olduğunu öğrendim ve KPI’larım kilo/mesafe/yağ oranı/tempo gibi kriterlerden başka dünyalara doğru açıldı. Belki bu da başka bir yazının konusu olur.

Bu konuya ilgi duymaya başladıysanız Türkiye’de çok iyi içerik üreticileri var. Erol Dinneden, Mert Derman, Aykut Çelikbaş, Asla Durma/Fatih Topçu, Mert ile Ilgaz’ın Podcast’i Koşturmaca, Koşu Forum ilk takibe almanız gereken kişi ve mecralar. Yok, ben onu da yapamam derseniz bir Temple Run indirin, oynamaya başlayın. 🙂

Umarım siz de bir gün koşuyu keşfedersiniz. Bu yazı sayesinde ufacık da olsa motive olduysanız bana ulaşın. Zaman içerisinde kullandığınız dijital araçları da hep beraber test eder, üzerine sohbet eder, belki bir gün beraber koşarız.

Bu yazım Digital Age Temmuz 2018 Sayısında yayınlanmıştır.

2017’de Bizi Ne Bekliyor? Ajans ve Markalar için Dijital İçerik Yılı

2015 sonunda Ajans ve Markalar için 2015 Değerlendirmesi başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi 2016 sonuna yaklaşırken (oldu mu o kadar ya?) önümüzdeki seneyi kendi penceremden anlatma zamanı:

2015’teki yazıyı şöyle bitirmiştim:

“2016 için yüzlerce trend sayabiliriz. (Bknz: Bu sene mobilin yılı olacakmış ? Sadeleştirmek gerekirse bence Ajans ve Markaların 2016’da fark yaratmak için üzerine eğilmesi gereken temel konu şu:

Dijital hikaye anlatımına (Digital Storytelling) önem veren marka hikayesinin yaratımı ve anlatımı ve buna bağlı olarak Shutterstock yerine Styling’e önem veren fotoğraf çekimleri, özel çekim videolar gibi prodüksiyon bazlı işler.”

Geçen hafta Kristal Elma’daydım. Bu sene yakın arkadaşım Hakan Akben’in de Eli Acıman salonunda sunuculuk yapmasından kaynaklı oturumların çoğuna katıldım, trendlerin çoğunu dinledim. Özet geç diyenler için söyleyeyim: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!

Youtube’dan, Faceboook’tan, Twitter’dan, Instagram’dan, tonla marka ve ajanstan kişiler konuştu. Önceki senelere oranla en farklı şeyin şu olduğunu söyleyebilirim: Son birkaç yıldır: Bu sene videonun yılı olacakmış, bu senenin yükselen trendi mobil gibi herkesin bildiği laflar bu sene yerini gerçekleşmiş verilere bırakmış. Bu sene gerçekten videonun, mobilin ve gerçek zamanlı iletişimin yılı olmuş.

Kuvvetli bir duyuma göre Facebook da video içerik üreticileri için para kazanma / gelir paylaşım modellerini 2016 sonuna kadar hayata geçirecekmiş. Yıllardır konuştuğumuz bir şey bu ama eğer gelirse video konusunda Youtube’un karşısına çok güçlü bir oyuncu dikilecek demektir.

Bir parantez açmam gereken konuşma Nobel Ödüllü Aziz Sancar’dan geldi:

Bu konuşma dinleyenlere hem ilham verdi hem de onları ağlattı:

Dönelim konumuza: 2017 Markalar için içerik projeleri yılı. Son zamanlarda bazı markaların içerik projelerinde bulundum. Tabii benim için haftasonları bol seyahatli geçti. Eylül sonunda İş Bankası sponsorluğunda Patara Gezisi vardı. Eylül ayı içerisinde Accor Hotels sponsorluğunda Konya-Eskişehir gezimiz vardı. Gene harika bir ekiple. Bir de Ekim başında haftasonu bizi Karaköy’deki Hotelleri’nde ağırladılar. Aşağıda da Halfeti’den (Şanlıurfa) bir kare.

Halfeti’den bir kare… #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Bu yazı hem gezileri hem de dijital perspektiften yeni eski projelerin yeniden ortaya çıkmasını anlatacağım.

Önce Biraz Sosyal Medya Tarihi 🙂

Sene 2010 falandı. Bloglar ve Friendfeed etrafında biraz takipçisi olan kişiler her akşam büyük markalar tarafından bir yerlere çağrılıyordu. Boğazda yüzlerce kişilik “event’ler” yapılıyor. Yemekler, içkiler hunharca götürülüyordu. 20’li yaşlarının başındaki hatta bazıları 10’lu yaşlarının sonundaki bu gençler kendilerini yeni gazeteciler olarak görüyor ama olgunlukları da olmadığı için olur olmaz kavgalar çıkartıyor, markayı da ajansı da yönetilmesi zor bir durumda bırakıyordu. Bir de bunun ürün gönderme ayağı vardı. Orada da Stabilo kalemler yüzünden bile kavga çıkmış ve olaylar gelişmişti. Friendfeed adeta forumlardaki Sezen Aksu kavgalarına dönmüştü. Şimdi Friendfeed bile kalmadı, olsa da link versem. Sonuç olarak, birkaç sene içinde blogger’ları bir yerlere toplamanın ne sonuç ne de yönetilebilirlik açısından pek işe yaramadığı anlaşıldı. Ve event’ler bıçak gibi kesildi.  Sadece moda gibi birkaç niş alanda bu event’ler devam etti. Blogger kavramı da yerini “dijital fikir lideri” kavramına bıraktı zira blogger denilen kişilerin blog yazmayı yıllar önce bırakmış, bazılarının blogu bile kapanmıştı.

Sosyal medyanın son yıllarda önce fotoğraf sonra videoya kayması ile birlikte özellikle makyaj ve yemek tarafında bu hediyeler devam etti. Yuutupçu’luğun popi olduğu günümüzde, içerik de büyük oranda kötü kelime espirileri yapanlardan bir hayat stili olan, entelektüel birikimi yüksek, düzgün iletişim kurabilen kişilere doğru kaydı. (Bağıra çağıra, çevresindeki adamlara vura vura Recep İvedik tarzı espirilerle milyonlara hitap eden Vine fenomenlerini saymıyorum) Onlar daha çok kişiye hitap ettiler ama markalar tarafındaki gelir modellerini kaybettiler. Ayrıca kapris yapan, çoluk çocuğu da kusura bakmasın kimse çekemez.

Buradan yetkililere bir ricam olacak: Parayla içerik girme furyası da azalarak bitsin lütfen. Hele de marka mesajını, şu görsel, şu hashtag ile paylaşın durumu daha çok kişiye ulaşmanızı sağlayabilir ama bununla olumlu bir algı yaratıldığını söyleyemeyiz. Burada dijital iletişimcilerin işi mesajı parayla dağıtmak ve sosyal medyadan paylaştırmak değil, etkili kişilerin paylaşım yapabilecekleri deneyimleri tasarlamak. Bir ara iş geçilemeyen Trivago reklamlarına dönmüştü de, neyse artık daha az görüyorum bu “projeleri”.

Kompozisyon Bilmeyen Giremez!

Telefonların gelişmesi ile birlikte eskiden bir azınlığın sahip olduğu fotoğraf bilgisi gittikçe kitleselleşiyor. Artık kompozisyon, ışık, kontrast, perspektif, denge, oran, estetik bilmeyen birisinin bu projelerde yer alma ihtimali azalıyor. İşin sadece teknolojisine değil aynı zamanda sanatına, felsefesine, sosyolojisine ve ekonomisine hakim kişiler öne çıkıyor. Peki markalar bu işten ne kazanç sağlıyor? Son zamanlarda içinde bulunduğum 2 iyi örnek ile anlatayım.

#bizegöreKonya

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

İş Bankası’nın sponsor olduğu Patara Kazı gezisi bir sosyal sorumluluk projesiydi ve bir basın gezisiydi. Cumhuriyet, Milliyet gibi gazetelerden gazetecilerin yanı sıra 8 kişilik dijital fikir lideri (digital influencer) vardı. Bu kişilerin arasında gezi bloglarının yanı sıra Arkeolog ve http://arkeofili.com/ ‘u temsilen bir kişi olması önemliydi. Yani, niş konularda etki sahibi olmanın markalar tarafında değerli olduğu yıllara geldik. Ekim ayında gene İş Bankası Sponsorluğu’nda Gürcistan’a gideceğiz. Bu sefer konu Satranç. Belki oralara kadar gitmişken Gürcü Hamsi’si de yeriz. Neyse şakaya bağlamayım işi, ciddi konuşayım.

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Accor Hotels’in sponsorluğundaki gezi ise bence çok iyi bir içerik projesi oldu. Projeyi gerçekleştiren Vizesiz Geziyorum ve Şehir Notları eksiksiz bir organizasyon gerçekleştirdiler. Gaziantep Yazısı’nı yazmıştım. Buradan okuyabilirsiniz.

Bu tür işlerde dijital fikir liderlerini paylaşımlarının yanında en büyük etki, işin sonunda çıkan fotoğraf ve videolardan geliyor. Deneyim yaratma ve estetik gene öne çıkan kavramlar. Ben bu konuda henüz başlangıç seviyesindeyim.

  1. Halfeti’de Drone ile çekim yapılırken çektiğim fotoğraf
  2. Projenin sonunda çıkan Konya videosu (Mehmet Ali ve Özkan’ın ellerine sağlık)
  3. Eskişehir’de çektiğim bir fotoğraf.

Drone ile Halfeti çekimi by @15.rec #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Sonuç olarak, 2017’de çoğunluğu fotoğraf ve video olan daha fazla içerik projesi göreceğimizden emin olabilirsiniz. Tabii bu 7C’den öncelikle Concept, Context ve diğer C’leri oturtmuş markalar için geçerli. 7C de ne neyin nesi diyorsanız: Dijitalden Para Kazanmanın 7C’si yazımı okuyun. Diğer C’ler tamamsa, bu tür projeleri 2017 bütçelerine koymak için doğru zamanlardayız.

ilber-ortayli-dijital-age-hasan-basusta

 

Başusta Eğitim ve Danışmanlık Şirketimi Kurdum

Bana en çok sorulan sorulardan biridir: Neler yapıyorsun? Başka Bir Kariyer Mümkün Konferansı’nda anlattığım gibi bir yerde SSK’lı bir işin olmamasının tipik sorunu ne yaptığının bilinmemesi.

Girişimcilik maceramda 1 milyon TL’nin üzerinde para batırmamın tecrübe anlamında bana kattığı en önemli ders ise şu oldu: Elindeki ürünün pazara uymuyorsa (Product-Market Fit) o işe girme. Pazarı ürüne değil, ürününü pazarın ihtiyaçlarına göre şekillendir. Kariyerim boyunca Pfizer, Türk Telekom, Finansbank, İş Bankası, Hepsiburada gibi kurumlarla çalıştığım için bana sürekli olarak gelen 2 tane sevdiğim iş vardı: Dijital Pazarlama Eğitmenliği ve Danışmanlıkları.

Bir süredir “Gider Makbuzu” vs. ile yaptığım bu işleri, 2016 Ağustos ayında resmiyete döktüm ve “Başusta Eğitim ve Danışmanlık” şirketini kurdum.

Yaptığım 2 ana iş var.

    1. Dijital Pazarlama Eğitimleri: Türkiye’deki büyük kurumların ve ajansların dijital pazarlama departmanlarını eğitiyorum. Bence Türkiye’nin en iyi ekibiyle birlikte SEO, SEM (Adwords, Youtube, Facebook reklamları), Analytics, Sosyal Medya ve E-mail Pazarlaması anlatıyoruz. Genelde 2 tam gün sürüyor. Geçenlerde Doğuş Medya’ya ve 4Play Mobil Pazarlama Ajansı’na bu eğitimi verdik. Bu hafta da Adidas’a.

Adidas Group’a Dijital Pazarlama Eğitimi veriyoruz bugün.

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

2. Sosyal Medya Danışmanlığı: 2 tane müşterim var. Biri İtalyan. Bütün konuşmaları Skype üzerinden yürütüyoruz, e-mail ve acil durumlarda telefon tüm ihtiyacımızı görüyor. Bu markalarda ağırlıklı olarak Facebook iletişimini ve reklamlarını yürütüyorum.

Bu işlerim şimdilik haftamın 3-4 gününü alıyor. Danışmanlık için 2016 sonuna kadar 1 müşteri daha alacağım. Eğitim ise sürekli devam edecek.

Eğer buraya kadar okuduysanız ve beraber çalışabileceğimizi düşünüyorsanız [email protected] ‘a bir mail atmanız yeterli.

Digital Age Yazım: Hedef Pazarınız İçin Sosyal Veriyi Nasıl Kullanırsınız?

Aşağıdaki yazım Mayıs 2016 Digital Age dergisinde yayınlanmıştır:

2009 yılının sonları. Türkiye’deki büyük markaların 2010 bütçesine ilk defa Sosyal Medya kalemi eklenecek. Ben Ajans tarafındayım. Henüz Türkiye’de sosyal medyanın ne olduğu tam bilinmiyor, üst düzey yöneticilerin globalden gelen yönlendirmeler ve yurtdışındaki önemli konferanslardan duydukları kadarıyla Sosyal Medya önemli bir şey olmalı…

Bunun dışında da pek bir şey bilinmiyordu. Biz Türkiye’nin en büyük markalarına bu konuda ne yapmaları gerektiğini söyleyen taraftayız ama doğrusunu söylemek gerekirse biz de pek bir şey bilmiyorduk. Ama hızlı öğreniyorduk. En büyük avantajımız da buydu. Öğrendiklerimi de Webrazzi gibi platformlarda düzenli olarak yayınlıyordum. Hızlı tecrübe ediniyor, daha çok yanlış yapıyor, herkes düşünüp harekete geçene kadar biz iki ileri bir geri şeklinde daha hızlı ilerliyorduk. Strateji benim kariyerimi üstüne kurduğum bir kavramdı ama burada aşırı stratejik olmanın marjinal faydası çok düşüktü. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki, Tom Peters’in de dediği gibi durum Hazır, Nişan al, Ateş konumundan Ateş, Ateş, Ateş konumuna gelmişti.

Böylesi hızlı ilerleyen bir şeyin, hızlı tüketilmesi de kaçınılmazdı. Sosyal medyayı birkaç sene içerisinde bir şeyler yapalım seviyesinden Guru çıkartacak seviyeye getirdik çok şükür! Bu konu dijital pazarlamanın diğer kanalları gibi meta (commodity) olmaya başladı. Artık eski bütçeler yok, sosyal medya iletişimi yapmanın bütçesi 250 TL pazarlığında.

Böylesi bir durumda benim önümüzdeki dönemde gördüğüm iki büyük fırsat alanı var. Birincisi veri odaklı dijital pazarlama, ikincisi hikaye anlatımı (storytelling) Bu yazı birincinin konusu, belki bir başka yazıda da hikaye üzerine yazarım.

Her iyi pazarlama profesyonelinin bildiği gibi ideal pazarlama müşteri içgörüsünden başlar. Müşterilerimizi daha iyi nasıl tanıyabilmenin ilk adımı bu. Sosyal medya veri dolu, müşterilerimizin verisi. Formlarda doldurtmak için bütçe harcadığımız, odak gruplarında ağızlarından almak için taklalar attığımız verilerden bahsediyorum. Peki bu veriler nasıl izinli bir şekilde alınır, ne işimize yarar ve biz bu verileri legal bir biçimde nasıl kullanabiliriz?

Önce Web Analiz Araçları

En efektif yöntemlerden bir tanesi sosyal medyadan da önce şirketin web analiz aracına bakmaktır. Hele de bir e-ticaret siteniz varsa. Bu araç Türkiye’deki çoğu şirkette Google Analytics’tir. Bu işin başlangıç seviyesinde bile Analytics ziyaretçilerinizin ve müşterilerinizin en çok hangi ürünlerle ilgilendiklerini, hangi sayfalara bakıp, hangilerinden direkt olarak çıktığını gösterir. Buradaki davranışssal veri doğru analiz edilebilirse dönüşüm optimizasyonu taktikleri ile şirketin karlılığına ciddi katkı sağlayabilir.

Bir Kriz Önleyici Olarak Sosyal Veri

Sosyal medya ise bu işin 2. aşamasıdır. Birçok marka sosyal medya takip yazılımı kullanır. Bu sosyal medya takip yazılımları, belirlediğiniz anahtar kelimelerde insanlar neler konuşuyor size sunar ve raporlar. Böylece marka olarak herhangi bir kriz durumunda çok daha önceden haberdar oluruz. Amacımız krize dönüşebilecek durumları çok daha öncesinden çözüme kavuşturmak, hakkımızda olumlu konuşulanların da yayılımını sağlamaktır.

Sosyal Veri İle Müşteri İçgörüsü Nasıl Elde Edilir?

Yani sosyal veriyi öncelikle kriz önlemek için kullanıyoruz. Peki, sosyal medyada markamız hakkında nasıl konuşuluyor? Sosyal medya takip yazılımı ile önümüze bir yığın veri getiriyor. Sonrasında ise bu veriler olumlu / olumsuz / nötr diye etiketleniyor. Bunu yapan yazılımlarda var ama hala %100 güvenirliğe ulaşmadığı için genelde bu aşamaya fiziksel olarak bir insan dahil oluyor. Sonrasında ise markamız ile ilgili bu konuşmalar hangi departman ile ilgili? Ürün ile ilgili mi bir konu mu var, müşteri ilişkileri ile mi ilgili, işin hukuksal bir boyutu mu var gibi ayrımlara gidiliyor. Ülkemizde birçok büyük marka ile çalıştım, bazılarında adım adım bu konunun şirketin ana stratejilerine etki edecek kadar önemli bir konu hale getirilmesinde mesai harcadım. Çoğu ise bu dijital dönüşümün başlangıç adımlarını atıyor. Çok konuşulan CDO (Chief Digital Officer) titri ile bu konunun öneminin artacağına ve hem veri odağı hem de müşteri içgörüsü konusunda hızlı ilerleneceğini düşünüyorum.

Hangi Verilere Erişebiliriz?

Gene 2010’lara geri dönelim. O zamanlar sosyal medyada kampanya yapma dönemiydi. Ve biz de ama küçük ama büyük her ay onlarca kampanya yapıyorduk. Bu kampanyaları anlatırken de şunu söylüyorduk. Artık önemli olan sizi kaç kişi takip ettiği değil yani kaç hayranınız, takipçiniz olduğu değil, sizin kaç kişi takip ettiğiniz. Bu verileri elde etmenin yolu da şuydu: Müşterilerine bir fayda sun, karşılığında uygulama izni al, yani izinli bir şekilde verilerine erişim izni al ve bu veriyi onlara daha iyi hizmet vermek için kullan.

Sadece Facebook profilinde isim, soyad, doğum günü, medeni hali, lokasyonu, ilgilendiği konular gibi birçok veriye erişebiliyorduk. Twitter’da ve Bloglarında hangi konuda ne düşündüğünü söylemekle birlikte, analiz etmesi çok daha zordu. Linkedin profilinde ise kişinin geçmişini, hangi okullarda okuduğunu, nerede çalıştığını görüyorduk. Öncelikle bu süreç, ağırlıklı olarak Facebook uygulamaları üzerinden, sonrasında ise gene ağırlıklı olarak Facebook’la giriş yapılan mikro siteler üzerinden dönmeye başladı. Veri toplama süreçlerini ve kampanyaları başarıyla yerine getirdiysek de çoğu zaman veriyi düzgün kullanamadık. Bu veriler Excel’de kaldı, çoğu da çöp oldu. Çünkü bu veri, işlenmemiş ham veriydi, işleyip değerli bir maden haline getirmek gerekiyordu. Bu verilere hala benzer yöntemler ile ulaşabiliyoruz. Şimdi ise veriyi işleme zamanı. O zaman için belki erkendi, şimdi ise tam zamanı.

Veri Madenciliği

Bu verileri düzgün kullanmak için aynı kömür madenlerindeki gibi diplere dalmak, yığınla taşın arasından değerli madenleri bulmak zorundayız. Ülkemizde bu işin uzmanı hala az. Sonuç olarak ortaya çok güzel işler çıkmaya daha yeni başladı. Ayrıca başarılı örnekler görmek için illa ki sosyal medya verisi olmasına gerek yok. Yemek Sepeti’nin “Fakat İyi Yedik” işi son yıllarda en beğendiğim işlerden. Burada Yemek Sepeti hesabımızla giriş yapıyor ve yıllar içerisinde ne kadar yemek yediğimiz gibi birçok detayı görüyoruz. Hem teknik olarak hem de strateji olarak başarılı ender işlerden.

Gerçek Zamanlı Deneyim Kişiselleştirmesi

Bu işlerin yakın gelecekteki en güzel örnekleri ise sosyal verileri alıp, kişiye özel gerçek zamanlı kişiselleştirme yapabilmesi ile oluyor. Şahsen ben de bir girişimimi bunun üzerine kurmuş, doğru zamanda doğru kişiye doğru ürünü göstermeye odaklanmıştık. Eticaretin nimetlerinden faydalanarak da milyon dolarlık bir değer yaratacağımızı öngörmüştük. Bir dönem fena da gitmedik aslında, iyi cirolar yaptık, ekibi 10 kişiye çıkardık ama sonrasında istediğimiz gibi gitmedi ve kapattık. Sonrasında ise bu iş için henüz erken olduğuna karar verdik ve ümitlerimizi bir başka bahara bıraktık. Artık şartlar daha da olgunlaşıyor, almak istediğimiz bir çok hizmeti SAAS (Software as a Service) olarak sunan tonla araç mevcut ve insanlar verisinin sahipliği konusunda daha da bilinçli.

Mahremiyet Konusu: CIA bu hesaplara bakıyormuş!

Cem Yılmaz’ın bu konuya değindiği super bir stand-up bölümü var. Şunu anlatır Cem Yılmaz: Ulan sen, Kazlıçeşme sahilinde mangal yapan bir adamsın, n’apsın olm CIA senin hesabını? İnsan oğlu bu aksiyonu seviyor, hedefi de yüksek tutuyor ha: Sİ – AY – EY

Kişinin özel bilgilerinin isteği dışında markaların eline geçmesi tehlikeli mi? Yüzde yüz. İllegal mi? Çoğu zaman. Bu konuda komplo teorisi çok; ama sizi rahatlatacak bir şey söyleyeyim: Eğer kanun kaçağı, çok gizli bilgileri olmayan benim gibi ortalama bir vatandaşsanız bu konuda büyük endişelere gerek yok.

Oyunu Kurallarına Göre Oynamayan Oyun Dışı Kalacak!

Özetle, sosyal veri toplamasını ve kullanmasını bilenin elinde harika bir araca dönüşüyor. Marka tarafında karlılığı ve sadakati arttırırken, müşteriye de avantajlardan yararlanma ve zaman kazandırma açısından fayda sağlıyor. İki taraflı kazan-kazan sağlanıyor. Aksi takdirde ise sistem doğru çalışmıyor. Bize düşen oyunu kurallarına oynamak. Bu gerçeğe rağmen oyunu kurallarına göre oynamayı reddedenler er ya da oyun dışı kalacak çünkü.

Başka Bir Kariyer Mümkün

30 Nisan’daki Marketing Meetup’ta çok güçlü bir konuşmacı listesi var. Garanti Bankası, Nivea, Migros, Samsung, n11 gibi Türkiye’nin en büyük şirketlerinin üst düzey yöneticileri… 850 kişilik salonda şimdiden yer yok.

Bu Pazarlama Konferansı’nda pazarlama, sosyal medya yerine şundan bahsetmek istiyorum: Sanki kurumsal kariyer yapmak çalışma hayatındaki tek yolmuş gibi anlatılıyor. Bu konferansta ben bunun dışında bir Dünya’nın mümkün olabileceğini anlatmak istiyorum. İlginizi çekerse 30 Nisan’da beklerim.

P.S: En çok okunan yazım: 30’lu yaşların başındaki anlam arayışı 

Ajanslar ve Markalar için 2015 Değerlendirmesi

Ne zamandır aklımda bir konu vardı yazmak istediğim. Olcayto yazmış, şimdi daha farklı yazmam gerekiyor 🙂

Marka ya da Ajanslarda reklam-pazarlama-iletişim kariyerinde iseniz bu yazı size göre. Önce kendisinin yazısını okuyun, sonra buradan devam edin derim.

Mevcut Duruma bir bakalım:

1) Dijital pazarlama dünyasında tüm satılan ürünler hızla metalaşmaya (commodity) gidiyor.

2) Medya konusunda komisyonlar tıklama oranları gibi yerlerde.

3) Adwords, Facebook… reklamlarında kazanan hep Google, Facebook…

4) Sosyal medya fee’leri “daha ucuza olmaz mı?” pazarlığında.  Her alanda olduğu gibi burada da en ucuza veren her zaman çıkıyor. Tam bir “race to the bottom” durumu hakim.

5) SEO Fee’leri sosyal medya ile aynı kaderi paylaşmaya daha erken başladı. Bir dönem pastayı büyütüyoruz motivasyonu ile dost geçinen küçücük sektör artan çıkar çatışmaları ile birbirine girdi. (Bu son derece doğal bir süreç bu arada, sosyal medyada da aynısı olmuştu)

6) Kurumsal web sitesi yapmanın hem bütçeleri düşmeye, hem de bakım (maintenance) ücretleri ticari açıdan mantıksız bir durum oluşturmaya başladı.

7) E-mail’i ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Affiliate’e ayrı madde açmıyorum bile.

8) Analytics’in ise bu “big data” trendi ile birlikte danışmanlığına para verilecek bir konu olduğu markalar tarafında yeni yeni anlaşılıyor. Analytics yükselişte, orada da ciddi insan kaynağı problemi var.

Yukarıdaki her bir madde ayrı bir yazının konusu. Dijital dünyada 2015’te neler oldu, neler oluyor, 2016’da neler olacak keşke vaktim olsa da hem Dünya’da araştırdıklarımı hem de ülkemizdeki tecrübelerimi yazabilsem. İlkiyle yani hem hala danışmanlığını verdiğim hem de en hakim olduğum konu ile giriş yapayım belki gerisi gelir:

Sosyal Medya Ajansları için önümüzdeki dönem zor, çok zor Yonca!

TLDR‘ciler için sebebi özetleyeyim:

Ajansın devam etmesi için proje satması lazım. Ama projelerde büyük tıkanma var. O yüzden akıllı ajanslar her zaman şunu hedefler. Ben en azından maaşları “aylık fee” ile ödeyebileyim. Üstüne proje satarsam ne mutlu bana! En iyi birkaç Ajans hariç bunu çok az Ajans başarabilir. Çoğu Ajans markalarla proje bazlı ilerler. (Ve kısa-orta vadede batar ya  da finansal zorluk yaşar.)

Bir dönem satılan o mikro siteler, edvırgeym’ler, Facebook uygulamaları, sekmeleri falan geride kaldı. Bunların verimliliği gittikçe düştü, markalar boşa yatırım yapmak, bütçesini boşa harcamak istemiyor.

Aslında Facebook bütçesel anlamda yeni yeni ortaya çıkarken (2009-2010 yılları) biz de markalara böyle satıyorduk: Bak mikro siteler çalışmıyor, mikro site dediğin çölde bir Bilboard, oraya trafik çekmek için tonla para harcaman lazım. Adwords yapacaksın, reklam vereceksin… Artık Facebook uygulamaları var, kitlen zaten orada.

Yıllar geçti, o veya bu sebepten insanlar bunlardan sıkıldı. Şimdi satılacak proje kalmadığına göre markalar bütçelerini nereye ayırıyor?

Sosyal medyada Bütçeler Nereye Kayıyor?

Bütçeler ilk baştan beri ayrılması gereken yere: Yani içeriğe ayrılıyor. İçerik çok parçaya ayrılıyor. E-ticaret sitesi için ürün detay sayfası yazmaktan tutun da, blog içeriğine, fotoğraftan, videoya çok katmanlı projeler burada çıkıyor. Burada da aslan payı Video’da. Youtube’un Türkiye’ye çok yatırım yapması ve video içerik pazarı anlamında büyük boşluklar bulunması burayı yeni yükselen değer yapıyor. (Hikaye anlatımı temelli içerik pazarlaması en çok ilgilendiğim konulardan, siz de ilgileniyorsanız hasanbasusta gmail.com’a mutlaka bir mail atın.)

Metinsel içerik de meta haline gelmiş durumda. 50 TL- 100 TL gibi ücretler blog yazılarının genel rayiçi. Bir A4’e 150 TL gayet iyi kabul ediliyor. Ürün detay sayfa yazımları falan pek yapılacak işler değil. Özellikle markaların ortalama /ortalama üstü bütçesi varsa “Nedir?” videosu mu çeksek acaba?” ile yüksek bütçesi varsa “Bates Motel Pro’ya bir şeyler mi yaptırsak acaba?” diye geldiği günlerde.

Reklamcılık bitiyor, doğal reklamcılığın (native advertising) ise başlarındayız. Çünkü Dünya’da en kısıtlı şey insan dikkati. Bu yüzden big data’lar, customer segmentation’lar, personalization’lar havada uçuşuyor. Hepsi müşterinin dikkatini birkaç saniye daha çekebilmek için.

Anasayfa trafiğinin geride kaldığı bir dönemdeyiz. Her alt sayfa kendi trafiğini yarattığı ölçüde başarılı oluyor. Burada Onedio gibi platformlar öne çıkıyor. Onedio’nun anasayfasına direkt girmiyoruz ama bir şekilde birkaç link düşüyor önümüze.

Sosyal medyada uygulamaların, sekmelerin yerini sosyal medya içeriği almaya başlıyor. Yani standart sosyal medya iletişiminin yanında; kreatif direktörün dahil olduğu, art direktörün çalıştığı ve mutlaka medya ile desteklenmiş bir yazı/fotoğraf/video fikri artık proje. Ayda 1-2 tane yapılabilirse ne güzel! Markaların bütçeleri artık buralara ayrılıyor.

2016 için yüzlerce trend sayabiliriz. (Bknz: Bu sene mobilin yılı olacakmış 🙂 Sadeleştirmek gerekirse bence Ajans ve Markaların 2016’da fark yaratmak için üzerine eğilmesi gereken 2 temel konu şu:

1) Dijital hikaye anlatımına (Digital Storytelling) önem veren marka hikayesinin yaratımı ve anlatımı ve buna bağlı olarak Shutterstock yerine Styling’e önem veren fotoğraf çekimleri, özel çekim videolar gibi prodüksiyon bazlı işler.

2) Fiyat iletişiminden ziyade Lifestyle Marketing’e giriş

Yukarıdaki durumlar için sosyal medya bu içeriğin dağıtımını sağlayan bir kanal. Her yeni konuda/mecrada çıkan kavga burada da çıkıyor. Kılıç kuşananın, proje kabul ettirenin demiş atalarımız. En küçüğünden büyüğüne (ATL’inden BTL’ine) Ajanslar bunun rekabetinde. Ve size bir sır vereyim: Ülkemizde, iş dönüp dolaşıp kimin kimi tanıdığına geliyor. Herkesin Network’üne kuvvet.

İtiraflarım Videosu

Bilen bilir, hiç programa/videoya çıkmam. Yıllar sonra gelen bir istisna oldu; pek sevdiğim abilerimden Burak Günbal, beni davet etti. Ben de severek katıldım.

İş üzerinden çok hayat üzerine bir sohbet oldu. Belki sindirmem gereken, kendime bile itiraf edemediğim konular vardı konuşmaya hazır olmadığım; hepsi ağzımdan dökülüverdi: Girişimcilikte nasıl başarısız oldum, şanslı başlangıçlar yapıp nasıl  “çuvalladım”, hayatta inişler, çıkışlar, sevinçler, hayal kırıklıkları, bazen umut dolu bazen zor zamanlar, keyifler, sancılar…

Çoğumuzun geçtiği o yoldan geçerken ben neler yaşadım, nasıl başa çıktım, hangi sonuca vardım? 30’lu yaşların başındaki anlam arayışında hangi noktaya geldim ve bundan sonra ne yapmak istiyorum? Hepsi 17 dakikalık bu videoda. İlginizi çekerse izleyin, bu yazının altına yorum yazın, Twitter’dan cevap atın ya da bir şekide geri bildirim verin lütfen…

E-ticaretin Geleceği: Facebook, Google, Walmart ve Sosyal Ticaret -1

Bu ülkenin ticarete atılmak isteyen yetenekli gençleri çok şanslı bir dönemde. Sebebi ise ticaretin, Dünya tarihinde değişmediği kadar değişme arefesinde olması. Emareleri yeni yeni görülmeye başlayan yeni bir ekosistem oluşuyor ve benim görüşüm e-ticaret, klasik ticareti ne kadar değiştirdi ise sosyal ticaret de (en azından) e-ticareti o kadar değiştirecek.  Sosyal ticaretin dünyayı çok değiştireceğini benim naçizane görüşüm olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunu ben değil, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg söylüyor.

Bu konudaki bir diğer önemli şirket ise Google. Eric Schmidt’e Bir Sonraki Facebook sizce ne olacak sorusuna verdiği yanıt aşağıda. Bir sonraki Facebook; Sosyal, Lokal ve Mobil’i en iyi şekilde harmanlayan start-up’lar arasından çıkacak diyor. Tabii ki bunları söylemek için Mark Zuckerberg ya da Eric Schmidt olmaya gerek yok. Bunları ilerideki yazılarımdaki savlarımı güçlendirmek için bir giriş olarak kabul edin.

Google ve Facebook’un dışında özellikle Walmart tarafında inanılmaz gelişmeler var, bu konuya çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Sosyal ticaret ile ilgili 15 ay önce Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret yazısını yazmıştım. Eylül ayında ise aşağıdaki twiti attım.

Bu twitten sonra bu sektördeki birçok kişi Walmart’ın neden listede olduğunu sordular. Yazılarımı okuyan, önemseyen ve değer veren herkese çok teşekkür ediyorum. Sektörde önde gelen birçok kişiye kendimce nedenlerini anlattım.(Birçoğunu ikna edemedim, şimdilik)

Neden Walmart? Bir sonraki yazımın konusu bu. Bir sonraki yazı gelene kadar lütfen şunu düşünün: Şans eseri ticaretin Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı değişeceği bir döneme denk gelseydin, ne yapıyor olurdun?

Güncelleme: Lütfen serinin ikinci ve üçüncü yazısını da okuyun.

Promoqube’den Ayrılıyorum

Önce, beraber çalıştığım arkadaşlarıma yazdığım maili aşağıda yayınlayayım, sonra nedenlerine ve ne yapmak istediğime geleceğim:

“Uzun bir yazı olacak bu belli. Uzun zaman beraber çalıştığımız için belki de. Öncelikle Promoqube’ün ilk çalışanı olarak başladığım bu yolda 2 yıl sonra ayrılıyoruz. Ayrılma kararı zor, yürek burkucu ama olması gerektiği gibi aslında.

En başta yakın çalıştığım Korhan ve Özgür olmak üzere hepinize yürekten teşekkür. Ayrılırken bile verdikleri destek göz yaşartıcı, söyledikleri sözler onore edici. Allah herkese böyle bir işten ayrılık nasip etsin.

Bu süreçte birçok ilki beraber yaşadık. Birçoğunuz ile ilk görüşmeyi ben yaptım, uzun zaman beraber aynı ekipte çalıştık, fikir aldık, fikir verdik.  Müşteri tarafında, Sense, Kampanyalar, Reklamlar tarafında şu anda fatura kestiğimiz ne varsa, ilk olarak alma, deneyimleme ve devretme şansı bulduğum için kendi adıma şanslıyım.

Bugün görüyorum ki bir masa etrafında 3-4 kişi başladığımız bir yolculuk 4 kata sığmaz olmuş, yaklaşık 55 kişi devam ediyor. Türkiye’deki özellikle ajans dünyasını düşündüğünüzde inanılmaz bir gelişme. Hepimiz bunun bir parçası olduğumuz için şanslıyız, bu kadar gelişmede en ufak bir katkım olduysa ne mutlu bana.

İş hayatımızının daha çok başındayız. Hepinizle tekrar görüşürüz, konuşuruz.  Bana her zaman ulaşabilirsiniz. Soru sormak istediğiniz, danışmak istediğiniz her konuda bana danışabilirsiniz.
Bu süreçte herhangi birinizi kırdıysam özür dilerim. Hiç bir kötü niyetim olmadığını umarım anlamışsınızdır. Sizinle çalışmaktan çok keyif aldım ve ömrümün her 2 yılı umarım en az geçtiğimiz 2 yılı kadar keyifli olur.”

Evet, işte böyle. Bu kararda etkili olan gelişmelerden bir tanesi yeni baba olmam, bir diğeri de doğru zaman olduğuna inanmamdı. Geçtiğimiz 2 sene boyunca, bir kez bile “Keşke başka bir yerde çalışssaydım” dememem benim en büyük şansımdı.

Önümüzdeki dönemde ise odaklanacağım 2 konu var: Birincisi, eğitimler. Bu haftadan itibaren Yeditepe Üniversitesi’ne hoca oldum. MBA altında Yeni Ekonomi ve Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Dersi veriyorum. Bunun dışında 2010 yılının sonlarında başladığım Kadir Has Üniversitesi’ndeki eğitimlerimiz devam ediyor. Şirketlere sosyal medya ve dijital pazarlama eğitimleri veriyorum. Büyük konferanslara, seminerlere konuşmacı olarak katılmaya devam edeceğim. Galatasaray, Boğaziçi gibi üniversitelerde önümüzdeki dönemde konuk hoca olarak yer alacağım. Yani, bir parçam her zaman akademinin içinde olacak, öğrendiklerimi paylaşacağım, toplumdan aldığımı tekrar topluma vermek için küçük adımlar atacağım.

İkinci odaklanmak istediğim konu ise uzun zamandır üzerine düşündüğüm Sosyal Ticaret. (Ağustos 2010 tarihli yazım.) Şu anda Türkiye’de (ve Dünya’da) çok az bilinen yeni nesil ticaretin Türkiye’deki (ve umarım Dünyadaki) öncüsü ve sektör kurucularından bir tanesi olmak için çalışmalar yapıyorum. Yakın zamanda bu bloğun daha sosyal ticaret üzerine olacağını göreceksiniz ve umuyorum ki yazıları okuduktan sonra yeni fırsatlar konusunda bana hak vereceksiniz. Belki de sonrasında beraber çalışacağız, belli mi olur?

Bu süreçte yanımda olan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve bu bloğun okuyucularına sonsuz teşekkürler. Söylediğim gibi, her 2 senemiz, geçtiğimiz 2 sene kadar keyifli olsun 🙂

Çok Başarılı Bir Organizasyon: Social Media Summit

Cumartesi günü Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği Social Media Summit’de bir sunum yaptım. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı çok başarılı bir organizasyondu, düzenleyenleri tebrik ederim.

Gerek konuşmacılar gerek dinleyiciler çok iyiydi. İlk olarak Coca Cola İnteraktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey güzel bir sunum yaptı, sonrasında Google Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan sorumlu Pazarlama Müdürü Mustafa İçil‘in sunumunu izledik. Sonrasında sıra bana geldi.

Normalde üniversitelerde, markalar sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı, topluluk yönetimi-tasarımı, sosyal medya kampanyaları gibi konular işliyorum. Birkaç defa da Sosyal Medya ve Siyaset anlattım. Yalnız, bu sefer üniversite öğrencilerine en fazla yararlı olacağını düşündüğüm yeni bir sunum hazırladım. İnsan Kaynakları bakış açısından “Üniversite öğrencileri sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı’yı” anlattım. Oldukça keyifli bir sunum oldu.

Benden sonraki sunumlardan Alemşah’ınkini çok beğendim. ( Tüm programı buradan inceleyebilirsiniz) Sunumun sonunda tüm konuşmacılara jest olarak adımıza plaket verdiler.

Özetle şunu demek istiyorum: Baştan sona çok iyi organize edilmiş, tüm ayrıntıları düşünülmüş, katılımcılara çok keyifli bir gün yaşatan  çok başarılı bir organizasyondu. Üstelik öğrenciler tarafından düzenlenmişti. Ülkemizde öğrencilerin böyle organizasyonlara imza atması ülkemizin geleceği açısından çok umut verici. Bir kez daha, tebrikler herkese…

Sosyal Medya Sihirli Değnek mi?

Sosyal Medya’yı sihirli değnek gibi göstermeyi bırakmalıyız.

Sosyal Medya şirketiniz için çok şey yapabilir. Sizin için yepyeni bir iletişim kanalı yaratabilir. Markanız hakkında konuşanlardan bir topluluk oluşturmanızı sağlayabilir. Ürünlerinizden yüzbinlerce kişinin haberdar olmasını sağlayabilir. Size yetenekli çalışanlar kazandırabilir. Markanızın imajını ve vermek istediğiniz mesajlarınızı daha etkili ve hızlı bir şekilde yapmanıza yardımcı olabilir. Diğer sitelerinize trafik sağlayabilir, müşterilerinizi dinlemenize imkan verecek bir platform sunabilir…

Ama bunların hiçbirini bedava yapamaz. Ne kadar ekmek, o kadar köfte kuralı burada da geçerli. Yatırım yaparsanız karlı bir yatırım yapmış olursunuz ama yapmazsanız, bu tercih meselesi.

Lokasyon Bilgisinin Hayati Olduğu iPhone Uygulaması

Bu İtfaiye için olanı. Aynı mantıkla ambulans için de kullanılabilir. Kaynak

Sosyal Medya’nın Gerçek Devrimi

Demir Demirkan’ın beni Retweet ettiğini görmek beni çok düşündürdü. (Retweet edilen mesaj) Üstelik ne ben Demir Demirkan’ı takip ediyorum, ne de o beni. Bizim ünlüleri Retweet etmemiz normal, ama onların bizi Retweet etmesi…

Sosyal Medya’nın iletişim açısından gerçek devrimi en tahmin etmediğimiz insanlara bile birer mesaj uzakta olmamız. Bir mesajımla Cumhurbaşkanı’na bile ulaşabilirim. Özetle, eğer söyleyecek bir şeyim varsa, ulaşılmazlık artık problem değil ve bu yeni dönemde içerik kalitesi her şeyden daha önemli. 6 Degrees of Seperation ( Dünya’daki herhangi bir insana 6 adım uzakta olduğumuzu söyleyen fikir) artık geri sayıyor. 3,2,1…

Kadir Has Üniversitesi’nde Sosyal Medya Anlattım

18 Aralık 2010 günü Kadir Has Üniversitesi’nde Sosyal Medya üzerine 4 saat ders anlattım. Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programında Uğur Hoca, Selim Hoca, Ufuk Tarhan, Alemşah, Özgür Alaz, Yüce Zerey ve birçok yakından tanıdığım değerli arkadaşlarım ile aynı programda ders verme şansı bulduğum için çok mutluyum.

Genel olarak Topluluk Yönetimi, İçerik Yönetimi, Sosyal Medya Kampanyaları, Stratejiler ve Yeni Teknolojilerden bahsettim. Hashtag’lere ( smakhas) bakılırsa sınıf da bu derslerden çok keyif almış. Ülkemizde, Sosyal Medya’nın gelişmesi için böyle eğitimlerin verilmesini çok faydalı buluyorum, umarım devamı gelir.

29 Ocak’ta Sosyal Medya’da Kriz Yönetimi üzerine 2 saat, Sosyal Medya ve Siyaset üzerine 1 saat daha ders veriyor olacağım. Sosyal Medya ve Siyaset konusunda daha çok Global Siyasette başarı hikayelerinde ve Barack Obama örneğinden bahsedeceğim. Bu konu ile ilgileniyorsanız Webrazzi’de yazdığım yazılarım ilginizi çekebilir:

1. Gelmiş Geçmiş En Başarılı Sosyal Medya Kampanyası: Barack Obama

2. Obama’nın Sosyal Medya Kampanyasının Sonuçları

3. Analytics Kullanarak Nasıl 500 Milyon Dolar topladılar?

Sosyal Medya ve Politika çok yakından ilgilendiğim bir konu. Bu konu ile ilgilenen herkesle görüşüp, tartışmaktan çok memnun olurum. Siz de bu konuya ilgi duyuyorsanız lütfen bana bir mail atın. Görüşmek üzere…

←Önceki