2017’de Bizi Ne Bekliyor? Ajans ve Markalar için Dijital İçerik Yılı

2015 sonunda Ajans ve Markalar için 2015 Değerlendirmesi başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi 2016 sonuna yaklaşırken (oldu mu o kadar ya?) önümüzdeki seneyi kendi penceremden anlatma zamanı:

2015’teki yazıyı şöyle bitirmiştim:

“2016 için yüzlerce trend sayabiliriz. (Bknz: Bu sene mobilin yılı olacakmış ? Sadeleştirmek gerekirse bence Ajans ve Markaların 2016’da fark yaratmak için üzerine eğilmesi gereken temel konu şu:

Dijital hikaye anlatımına (Digital Storytelling) önem veren marka hikayesinin yaratımı ve anlatımı ve buna bağlı olarak Shutterstock yerine Styling’e önem veren fotoğraf çekimleri, özel çekim videolar gibi prodüksiyon bazlı işler.”

Geçen hafta Kristal Elma’daydım. Bu sene yakın arkadaşım Hakan Akben’in de Eli Acıman salonunda sunuculuk yapmasından kaynaklı oturumların çoğuna katıldım, trendlerin çoğunu dinledim. Özet geç diyenler için söyleyeyim: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!

Youtube’dan, Faceboook’tan, Twitter’dan, Instagram’dan, tonla marka ve ajanstan kişiler konuştu. Önceki senelere oranla en farklı şeyin şu olduğunu söyleyebilirim: Son birkaç yıldır: Bu sene videonun yılı olacakmış, bu senenin yükselen trendi mobil gibi herkesin bildiği laflar bu sene yerini gerçekleşmiş verilere bırakmış. Bu sene gerçekten videonun, mobilin ve gerçek zamanlı iletişimin yılı olmuş.

Kuvvetli bir duyuma göre Facebook da video içerik üreticileri için para kazanma / gelir paylaşım modellerini 2016 sonuna kadar hayata geçirecekmiş. Yıllardır konuştuğumuz bir şey bu ama eğer gelirse video konusunda Youtube’un karşısına çok güçlü bir oyuncu dikilecek demektir.

Bir parantez açmam gereken konuşma Nobel Ödüllü Aziz Sancar’dan geldi:

Bu konuşma dinleyenlere hem ilham verdi hem de onları ağlattı:

Dönelim konumuza: 2017 Markalar için içerik projeleri yılı. Son zamanlarda bazı markaların içerik projelerinde bulundum. Tabii benim için haftasonları bol seyahatli geçti. Eylül sonunda İş Bankası sponsorluğunda Patara Gezisi vardı. Eylül ayı içerisinde Accor Hotels sponsorluğunda Konya-Eskişehir gezimiz vardı. Gene harika bir ekiple. Bir de Ekim başında haftasonu bizi Karaköy’deki Hotelleri’nde ağırladılar. Aşağıda da Halfeti’den (Şanlıurfa) bir kare.

Halfeti’den bir kare… #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Bu yazı hem gezileri hem de dijital perspektiften yeni eski projelerin yeniden ortaya çıkmasını anlatacağım.

Önce Biraz Sosyal Medya Tarihi 🙂

Sene 2010 falandı. Bloglar ve Friendfeed etrafında biraz takipçisi olan kişiler her akşam büyük markalar tarafından bir yerlere çağrılıyordu. Boğazda yüzlerce kişilik “event’ler” yapılıyor. Yemekler, içkiler hunharca götürülüyordu. 20’li yaşlarının başındaki hatta bazıları 10’lu yaşlarının sonundaki bu gençler kendilerini yeni gazeteciler olarak görüyor ama olgunlukları da olmadığı için olur olmaz kavgalar çıkartıyor, markayı da ajansı da yönetilmesi zor bir durumda bırakıyordu. Bir de bunun ürün gönderme ayağı vardı. Orada da Stabilo kalemler yüzünden bile kavga çıkmış ve olaylar gelişmişti. Friendfeed adeta forumlardaki Sezen Aksu kavgalarına dönmüştü. Şimdi Friendfeed bile kalmadı, olsa da link versem. Sonuç olarak, birkaç sene içinde blogger’ları bir yerlere toplamanın ne sonuç ne de yönetilebilirlik açısından pek işe yaramadığı anlaşıldı. Ve event’ler bıçak gibi kesildi.  Sadece moda gibi birkaç niş alanda bu event’ler devam etti. Blogger kavramı da yerini “dijital fikir lideri” kavramına bıraktı zira blogger denilen kişilerin blog yazmayı yıllar önce bırakmış, bazılarının blogu bile kapanmıştı.

Sosyal medyanın son yıllarda önce fotoğraf sonra videoya kayması ile birlikte özellikle makyaj ve yemek tarafında bu hediyeler devam etti. Yuutupçu’luğun popi olduğu günümüzde, içerik de büyük oranda kötü kelime espirileri yapanlardan bir hayat stili olan, entelektüel birikimi yüksek, düzgün iletişim kurabilen kişilere doğru kaydı. (Bağıra çağıra, çevresindeki adamlara vura vura Recep İvedik tarzı espirilerle milyonlara hitap eden Vine fenomenlerini saymıyorum) Onlar daha çok kişiye hitap ettiler ama markalar tarafındaki gelir modellerini kaybettiler. Ayrıca kapris yapan, çoluk çocuğu da kusura bakmasın kimse çekemez.

Buradan yetkililere bir ricam olacak: Parayla içerik girme furyası da azalarak bitsin lütfen. Hele de marka mesajını, şu görsel, şu hashtag ile paylaşın durumu daha çok kişiye ulaşmanızı sağlayabilir ama bununla olumlu bir algı yaratıldığını söyleyemeyiz. Burada dijital iletişimcilerin işi mesajı parayla dağıtmak ve sosyal medyadan paylaştırmak değil, etkili kişilerin paylaşım yapabilecekleri deneyimleri tasarlamak. Bir ara iş geçilemeyen Trivago reklamlarına dönmüştü de, neyse artık daha az görüyorum bu “projeleri”.

Kompozisyon Bilmeyen Giremez!

Telefonların gelişmesi ile birlikte eskiden bir azınlığın sahip olduğu fotoğraf bilgisi gittikçe kitleselleşiyor. Artık kompozisyon, ışık, kontrast, perspektif, denge, oran, estetik bilmeyen birisinin bu projelerde yer alma ihtimali azalıyor. İşin sadece teknolojisine değil aynı zamanda sanatına, felsefesine, sosyolojisine ve ekonomisine hakim kişiler öne çıkıyor. Peki markalar bu işten ne kazanç sağlıyor? Son zamanlarda içinde bulunduğum 2 iyi örnek ile anlatayım.

#bizegöreKonya

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

İş Bankası’nın sponsor olduğu Patara Kazı gezisi bir sosyal sorumluluk projesiydi ve bir basın gezisiydi. Cumhuriyet, Milliyet gibi gazetelerden gazetecilerin yanı sıra 8 kişilik dijital fikir lideri (digital influencer) vardı. Bu kişilerin arasında gezi bloglarının yanı sıra Arkeolog ve http://arkeofili.com/ ‘u temsilen bir kişi olması önemliydi. Yani, niş konularda etki sahibi olmanın markalar tarafında değerli olduğu yıllara geldik. Ekim ayında gene İş Bankası Sponsorluğu’nda Gürcistan’a gideceğiz. Bu sefer konu Satranç. Belki oralara kadar gitmişken Gürcü Hamsi’si de yeriz. Neyse şakaya bağlamayım işi, ciddi konuşayım.

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Accor Hotels’in sponsorluğundaki gezi ise bence çok iyi bir içerik projesi oldu. Projeyi gerçekleştiren Vizesiz Geziyorum ve Şehir Notları eksiksiz bir organizasyon gerçekleştirdiler. Gaziantep Yazısı’nı yazmıştım. Buradan okuyabilirsiniz.

Bu tür işlerde dijital fikir liderlerini paylaşımlarının yanında en büyük etki, işin sonunda çıkan fotoğraf ve videolardan geliyor. Deneyim yaratma ve estetik gene öne çıkan kavramlar. Ben bu konuda henüz başlangıç seviyesindeyim.

  1. Halfeti’de Drone ile çekim yapılırken çektiğim fotoğraf
  2. Projenin sonunda çıkan Konya videosu (Mehmet Ali ve Özkan’ın ellerine sağlık)
  3. Eskişehir’de çektiğim bir fotoğraf.

Drone ile Halfeti çekimi by @15.rec #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Sonuç olarak, 2017’de çoğunluğu fotoğraf ve video olan daha fazla içerik projesi göreceğimizden emin olabilirsiniz. Tabii bu 7C’den öncelikle Concept, Context ve diğer C’leri oturtmuş markalar için geçerli. 7C de ne neyin nesi diyorsanız: Dijitalden Para Kazanmanın 7C’si yazımı okuyun. Diğer C’ler tamamsa, bu tür projeleri 2017 bütçelerine koymak için doğru zamanlardayız.

ilber-ortayli-dijital-age-hasan-basusta

 

Başusta Eğitim ve Danışmanlık Şirketimi Kurdum

Bana en çok sorulan sorulardan biridir: Neler yapıyorsun? Başka Bir Kariyer Mümkün Konferansı’nda anlattığım gibi bir yerde SSK’lı bir işin olmamasının tipik sorunu ne yaptığının bilinmemesi.

Girişimcilik maceramda 1 milyon TL’nin üzerinde para batırmamın tecrübe anlamında bana kattığı en önemli ders ise şu oldu: Elindeki ürünün pazara uymuyorsa (Product-Market Fit) o işe girme. Pazarı ürüne değil, ürününü pazarın ihtiyaçlarına göre şekillendir. Kariyerim boyunca Pfizer, Türk Telekom, Finansbank, İş Bankası, Hepsiburada gibi kurumlarla çalıştığım için bana sürekli olarak gelen 2 tane sevdiğim iş vardı: Dijital Pazarlama Eğitmenliği ve Danışmanlıkları.

Bir süredir “Gider Makbuzu” vs. ile yaptığım bu işleri, 2016 Ağustos ayında resmiyete döktüm ve “Başusta Eğitim ve Danışmanlık” şirketini kurdum.

Yaptığım 2 ana iş var.

    1. Dijital Pazarlama Eğitimleri: Türkiye’deki büyük kurumların ve ajansların dijital pazarlama departmanlarını eğitiyorum. Bence Türkiye’nin en iyi ekibiyle birlikte SEO, SEM (Adwords, Youtube, Facebook reklamları), Analytics, Sosyal Medya ve E-mail Pazarlaması anlatıyoruz. Genelde 2 tam gün sürüyor. Geçenlerde Doğuş Medya’ya ve 4Play Mobil Pazarlama Ajansı’na bu eğitimi verdik. Bu hafta da Adidas’a.

Adidas Group’a Dijital Pazarlama Eğitimi veriyoruz bugün.

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

2. Sosyal Medya Danışmanlığı: 2 tane müşterim var. Biri İtalyan. Bütün konuşmaları Skype üzerinden yürütüyoruz, e-mail ve acil durumlarda telefon tüm ihtiyacımızı görüyor. Bu markalarda ağırlıklı olarak Facebook iletişimini ve reklamlarını yürütüyorum.

Bu işlerim şimdilik haftamın 3-4 gününü alıyor. Danışmanlık için 2016 sonuna kadar 1 müşteri daha alacağım. Eğitim ise sürekli devam edecek.

Eğer buraya kadar okuduysanız ve beraber çalışabileceğimizi düşünüyorsanız [email protected] ‘a bir mail atmanız yeterli.

Başka Bir Kariyer Mümkün Videosu

Marketing Meetup’ta çok güçlü bir konuşmacı listesi vardı. Garanti Bankası, Nivea, Migros, Samsung, n11 gibi Türkiye’nin en büyük şirketlerinin üst düzey yöneticileri. 850 kişilik salonda yer yoktu…

Şu yazımda bu konferansta nelerden bahsedeceğimi anlatmıştım. Şimdi videosunu yayınlıyorum. Şu ana kadar en ilgi çeken, geri bildirim alan konuşmalarımdan biri oldu. Sizin de ilginizi çektiyse bana her zaman ulaşabilirsiniz.

23 Dakikalık Videoda şu sorulara cevap aradık:

Kurumsal kariyer bizim tek seçeneğimiz mi?

Bilgisayarımızı alıp, deniz kenarında istediğimiz bir yerde çalışmak mümkün değil mi?

Mümkünse nasıl mümkün?

Bunun maddi / manevi külfetleri nelerdir?

Herkes sizi kendi kalıplarının içine sokmaya çalışırken bu baskılara nasıl dayanacağız?

Bize sürekli konferanslarda anlatıldığı gibi çok başarılı olmak, çok paralar kazanmak zorunda mıyız?

Aileden zengin olmayanlar, kira gelirleri olmayanlar için çıkar yol ne olabilir?

Az sayıda sevdiğimiz arkadaşlar ile az sayıda keyif alabileceğimiz iş yapmak bir kariyer hedefi olamaz mı?

Sevdiğimiz işi yaparak, kendimizi geçindirebilecek kadar para kazanamaz mıyız?

Ya da, çocuğumuzla daha fazla vakit geçirmeyi kendimize bir kariyer hedefi olarak koyamaz mıyız?

Acaba Bodrum’a mı yerleşsek, ufak bir cafe açsak, domates yetiştirsek?

Kendi şartlarımızda nasıl çalışabiliriz?

Ruh halimizi nasıl düzenlemeliyiz? Analitik insanlar kişiler için Csikszentmihalyi’n Akış’ı (Flow) ve Seligman bize ne anlatıyor? 

İş hayatında tükenmekten (Burn-out)  ve sıkıntıdan patlamaktan (Bore-out) nasıl kurtulabiliriz?

İdeal senaryomuz ne?

Benim hayata geliş amacım bu muymuş? Daha çok telefon satmaya, deterjan satmaya mı gelmişim acaba diye sorgulamaya başladığımızdan itibaren ne yapmalıyız?

Bir anda mevcut kariyerimizi çöpe atıp, her şeye sıfırdan mı başlayalım yani?

Tek başına (solopreneur) çalışmak, bireysel olarak kurumsallaşmak mantıksız mı?

Anlamlı bağlantıları nasıl yaratabiliriz?

Çok sayıda insanla temasta olmak insanın mutlululuğunu arttırır mı? Yoksa binlerce insanla temasta olmak yerine bir avuç insanla mı temasta olmak daha iyidir?

Nicelik mantığından nitelik mantığına geçmenin zamanı gelmedi mi?

Ben verdiğim Dijital Pazarlama Eğitim’leri ve kurduğum Kitap Kulübü’nde neler yapıyorum, burada bahsettiğim konuları nasıl uyguluyorum?

Yeni Dünya nereye doğru gidiyor?

Fast-food’dan daha slow-food’a geçiş varken, daha hızlı hayattan daha yavaş hayata geçiş varken,

Ben bu hayata geldim ve bu hayatı keyifli bir şekilde yaşayacağım diyenler için hızlı kariyerden yavaş kariyere geçmeyi seçmek yanlış bir seçim mi?

Digital Age Yazım: Hedef Pazarınız İçin Sosyal Veriyi Nasıl Kullanırsınız?

Aşağıdaki yazım Mayıs 2016 Digital Age dergisinde yayınlanmıştır:

2009 yılının sonları. Türkiye’deki büyük markaların 2010 bütçesine ilk defa Sosyal Medya kalemi eklenecek. Ben Ajans tarafındayım. Henüz Türkiye’de sosyal medyanın ne olduğu tam bilinmiyor, üst düzey yöneticilerin globalden gelen yönlendirmeler ve yurtdışındaki önemli konferanslardan duydukları kadarıyla Sosyal Medya önemli bir şey olmalı…

Bunun dışında da pek bir şey bilinmiyordu. Biz Türkiye’nin en büyük markalarına bu konuda ne yapmaları gerektiğini söyleyen taraftayız ama doğrusunu söylemek gerekirse biz de pek bir şey bilmiyorduk. Ama hızlı öğreniyorduk. En büyük avantajımız da buydu. Öğrendiklerimi de Webrazzi gibi platformlarda düzenli olarak yayınlıyordum. Hızlı tecrübe ediniyor, daha çok yanlış yapıyor, herkes düşünüp harekete geçene kadar biz iki ileri bir geri şeklinde daha hızlı ilerliyorduk. Strateji benim kariyerimi üstüne kurduğum bir kavramdı ama burada aşırı stratejik olmanın marjinal faydası çok düşüktü. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki, Tom Peters’in de dediği gibi durum Hazır, Nişan al, Ateş konumundan Ateş, Ateş, Ateş konumuna gelmişti.

Böylesi hızlı ilerleyen bir şeyin, hızlı tüketilmesi de kaçınılmazdı. Sosyal medyayı birkaç sene içerisinde bir şeyler yapalım seviyesinden Guru çıkartacak seviyeye getirdik çok şükür! Bu konu dijital pazarlamanın diğer kanalları gibi meta (commodity) olmaya başladı. Artık eski bütçeler yok, sosyal medya iletişimi yapmanın bütçesi 250 TL pazarlığında.

Böylesi bir durumda benim önümüzdeki dönemde gördüğüm iki büyük fırsat alanı var. Birincisi veri odaklı dijital pazarlama, ikincisi hikaye anlatımı (storytelling) Bu yazı birincinin konusu, belki bir başka yazıda da hikaye üzerine yazarım.

Her iyi pazarlama profesyonelinin bildiği gibi ideal pazarlama müşteri içgörüsünden başlar. Müşterilerimizi daha iyi nasıl tanıyabilmenin ilk adımı bu. Sosyal medya veri dolu, müşterilerimizin verisi. Formlarda doldurtmak için bütçe harcadığımız, odak gruplarında ağızlarından almak için taklalar attığımız verilerden bahsediyorum. Peki bu veriler nasıl izinli bir şekilde alınır, ne işimize yarar ve biz bu verileri legal bir biçimde nasıl kullanabiliriz?

Önce Web Analiz Araçları

En efektif yöntemlerden bir tanesi sosyal medyadan da önce şirketin web analiz aracına bakmaktır. Hele de bir e-ticaret siteniz varsa. Bu araç Türkiye’deki çoğu şirkette Google Analytics’tir. Bu işin başlangıç seviyesinde bile Analytics ziyaretçilerinizin ve müşterilerinizin en çok hangi ürünlerle ilgilendiklerini, hangi sayfalara bakıp, hangilerinden direkt olarak çıktığını gösterir. Buradaki davranışssal veri doğru analiz edilebilirse dönüşüm optimizasyonu taktikleri ile şirketin karlılığına ciddi katkı sağlayabilir.

Bir Kriz Önleyici Olarak Sosyal Veri

Sosyal medya ise bu işin 2. aşamasıdır. Birçok marka sosyal medya takip yazılımı kullanır. Bu sosyal medya takip yazılımları, belirlediğiniz anahtar kelimelerde insanlar neler konuşuyor size sunar ve raporlar. Böylece marka olarak herhangi bir kriz durumunda çok daha önceden haberdar oluruz. Amacımız krize dönüşebilecek durumları çok daha öncesinden çözüme kavuşturmak, hakkımızda olumlu konuşulanların da yayılımını sağlamaktır.

Sosyal Veri İle Müşteri İçgörüsü Nasıl Elde Edilir?

Yani sosyal veriyi öncelikle kriz önlemek için kullanıyoruz. Peki, sosyal medyada markamız hakkında nasıl konuşuluyor? Sosyal medya takip yazılımı ile önümüze bir yığın veri getiriyor. Sonrasında ise bu veriler olumlu / olumsuz / nötr diye etiketleniyor. Bunu yapan yazılımlarda var ama hala %100 güvenirliğe ulaşmadığı için genelde bu aşamaya fiziksel olarak bir insan dahil oluyor. Sonrasında ise markamız ile ilgili bu konuşmalar hangi departman ile ilgili? Ürün ile ilgili mi bir konu mu var, müşteri ilişkileri ile mi ilgili, işin hukuksal bir boyutu mu var gibi ayrımlara gidiliyor. Ülkemizde birçok büyük marka ile çalıştım, bazılarında adım adım bu konunun şirketin ana stratejilerine etki edecek kadar önemli bir konu hale getirilmesinde mesai harcadım. Çoğu ise bu dijital dönüşümün başlangıç adımlarını atıyor. Çok konuşulan CDO (Chief Digital Officer) titri ile bu konunun öneminin artacağına ve hem veri odağı hem de müşteri içgörüsü konusunda hızlı ilerleneceğini düşünüyorum.

Hangi Verilere Erişebiliriz?

Gene 2010’lara geri dönelim. O zamanlar sosyal medyada kampanya yapma dönemiydi. Ve biz de ama küçük ama büyük her ay onlarca kampanya yapıyorduk. Bu kampanyaları anlatırken de şunu söylüyorduk. Artık önemli olan sizi kaç kişi takip ettiği değil yani kaç hayranınız, takipçiniz olduğu değil, sizin kaç kişi takip ettiğiniz. Bu verileri elde etmenin yolu da şuydu: Müşterilerine bir fayda sun, karşılığında uygulama izni al, yani izinli bir şekilde verilerine erişim izni al ve bu veriyi onlara daha iyi hizmet vermek için kullan.

Sadece Facebook profilinde isim, soyad, doğum günü, medeni hali, lokasyonu, ilgilendiği konular gibi birçok veriye erişebiliyorduk. Twitter’da ve Bloglarında hangi konuda ne düşündüğünü söylemekle birlikte, analiz etmesi çok daha zordu. Linkedin profilinde ise kişinin geçmişini, hangi okullarda okuduğunu, nerede çalıştığını görüyorduk. Öncelikle bu süreç, ağırlıklı olarak Facebook uygulamaları üzerinden, sonrasında ise gene ağırlıklı olarak Facebook’la giriş yapılan mikro siteler üzerinden dönmeye başladı. Veri toplama süreçlerini ve kampanyaları başarıyla yerine getirdiysek de çoğu zaman veriyi düzgün kullanamadık. Bu veriler Excel’de kaldı, çoğu da çöp oldu. Çünkü bu veri, işlenmemiş ham veriydi, işleyip değerli bir maden haline getirmek gerekiyordu. Bu verilere hala benzer yöntemler ile ulaşabiliyoruz. Şimdi ise veriyi işleme zamanı. O zaman için belki erkendi, şimdi ise tam zamanı.

Veri Madenciliği

Bu verileri düzgün kullanmak için aynı kömür madenlerindeki gibi diplere dalmak, yığınla taşın arasından değerli madenleri bulmak zorundayız. Ülkemizde bu işin uzmanı hala az. Sonuç olarak ortaya çok güzel işler çıkmaya daha yeni başladı. Ayrıca başarılı örnekler görmek için illa ki sosyal medya verisi olmasına gerek yok. Yemek Sepeti’nin “Fakat İyi Yedik” işi son yıllarda en beğendiğim işlerden. Burada Yemek Sepeti hesabımızla giriş yapıyor ve yıllar içerisinde ne kadar yemek yediğimiz gibi birçok detayı görüyoruz. Hem teknik olarak hem de strateji olarak başarılı ender işlerden.

Gerçek Zamanlı Deneyim Kişiselleştirmesi

Bu işlerin yakın gelecekteki en güzel örnekleri ise sosyal verileri alıp, kişiye özel gerçek zamanlı kişiselleştirme yapabilmesi ile oluyor. Şahsen ben de bir girişimimi bunun üzerine kurmuş, doğru zamanda doğru kişiye doğru ürünü göstermeye odaklanmıştık. Eticaretin nimetlerinden faydalanarak da milyon dolarlık bir değer yaratacağımızı öngörmüştük. Bir dönem fena da gitmedik aslında, iyi cirolar yaptık, ekibi 10 kişiye çıkardık ama sonrasında istediğimiz gibi gitmedi ve kapattık. Sonrasında ise bu iş için henüz erken olduğuna karar verdik ve ümitlerimizi bir başka bahara bıraktık. Artık şartlar daha da olgunlaşıyor, almak istediğimiz bir çok hizmeti SAAS (Software as a Service) olarak sunan tonla araç mevcut ve insanlar verisinin sahipliği konusunda daha da bilinçli.

Mahremiyet Konusu: CIA bu hesaplara bakıyormuş!

Cem Yılmaz’ın bu konuya değindiği super bir stand-up bölümü var. Şunu anlatır Cem Yılmaz: Ulan sen, Kazlıçeşme sahilinde mangal yapan bir adamsın, n’apsın olm CIA senin hesabını? İnsan oğlu bu aksiyonu seviyor, hedefi de yüksek tutuyor ha: Sİ – AY – EY

Kişinin özel bilgilerinin isteği dışında markaların eline geçmesi tehlikeli mi? Yüzde yüz. İllegal mi? Çoğu zaman. Bu konuda komplo teorisi çok; ama sizi rahatlatacak bir şey söyleyeyim: Eğer kanun kaçağı, çok gizli bilgileri olmayan benim gibi ortalama bir vatandaşsanız bu konuda büyük endişelere gerek yok.

Oyunu Kurallarına Göre Oynamayan Oyun Dışı Kalacak!

Özetle, sosyal veri toplamasını ve kullanmasını bilenin elinde harika bir araca dönüşüyor. Marka tarafında karlılığı ve sadakati arttırırken, müşteriye de avantajlardan yararlanma ve zaman kazandırma açısından fayda sağlıyor. İki taraflı kazan-kazan sağlanıyor. Aksi takdirde ise sistem doğru çalışmıyor. Bize düşen oyunu kurallarına oynamak. Bu gerçeğe rağmen oyunu kurallarına göre oynamayı reddedenler er ya da oyun dışı kalacak çünkü.

Başka Bir Kariyer Mümkün

30 Nisan’daki Marketing Meetup’ta çok güçlü bir konuşmacı listesi var. Garanti Bankası, Nivea, Migros, Samsung, n11 gibi Türkiye’nin en büyük şirketlerinin üst düzey yöneticileri… 850 kişilik salonda şimdiden yer yok.

Bu Pazarlama Konferansı’nda pazarlama, sosyal medya yerine şundan bahsetmek istiyorum: Sanki kurumsal kariyer yapmak çalışma hayatındaki tek yolmuş gibi anlatılıyor. Bu konferansta ben bunun dışında bir Dünya’nın mümkün olabileceğini anlatmak istiyorum. İlginizi çekerse 30 Nisan’da beklerim.

P.S: En çok okunan yazım: 30’lu yaşların başındaki anlam arayışı 

Reklam Pazarlama Kariyeri Yapmayı Düşünenlerin Cevaplaması Gereken Soru

Geçtiğimiz günlerde kendi okulumda bir konuşma yapma fırsatı buldum. Son yıllarda katıldığım en iyi konferanslardan bir tanesiydi. İşletme Kulübü harika bir iş çıkarmış. Hem marka hem ajanslar tarafında çok iyi konuşmacıları hem de 550 kişiyi çok iyi organize etmişlerdi. Alametifarika’dan Serdar Erener, 4129Grey’den Alemşah Öztürk, Karpat Polat, Unilever, Yıldız Holding, Aydınlı Grup, Gittigidiyor gibi markalardan en üst düzey pazarlama yöneticileri…

Söylediklerine göre tam günde 100 bilet kadar satarken, biletler bitmiş ve satışa kapatmak zorunda kalmışlar. Radisson Blu Hotel’de düzenlenen bu Zirve’ye benzer organizasyonları belki de ileride Haliç Kongre Merkezi gibi binlerce kişilik etkinlik alanlarında görebiliriz. Böylesi iyi bir organizasyonu geçen sene Anadolu Marketing’de görmüştüm, Eskişehir’de. İstanbul’da ise ilk defa karşılaşıyorum. Eskişehir’de de Anadolu Üniversitesi bizi harika ağırlamış, iki günlük çok güzel bir organizasyon yapmıştı.

İstanbul’daki panelde Hakan Okay moderatörlüğünde, Zaytung’un kurucusu Hakan Bilginer, Ercüment Büyükşener, İsmail Hakkı Polat bir de ben konuştuk. Bizden önceki ve sonraki konuşmaların çoğunda reklam ve pazarlamanın büyülü dünyasından söz edilirken bizim panel biraz madalyonun diğer yüzünü göstermeye yönelikti. Kendi konuşmamı özet geçmem gerekirse kısaca şunları söyledim:

Bizim meslek özellikle öğrenciler tarafından tam anlaşılmıyor. Yaratıcı fikirler bulup, Happy Hour’larda mutlu mesut takılan bir grup insan gibi algılanıyor. Bu algıları test etmek için mutlaka ajans tarafında bir staj yapmak gerekli. İnsan sorgulamayı bıraktığı anda kendini diğer insanlara daha çok ürün satmak için gecelere kadar çalışan, belki de sonucunda insanların daha çok tüketmesine ön ayak olan, bunun için beynini, mesaisini harcayan birisi olarak bulabilir. Üstelik bu mesleğin itibarı halk tarafında öyle sanıldığı gibi de değil. İstanbul Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada bu ortaya konuyor. En itibarlı mesleklerde Doktor birinci, Profesör ikinciyken, Yazılım Geliştirici 30, Tasarımcı 38, Reklam/Pazarlama ise 65.  Araştırmanın tamamını şuradan okuyabilirsiniz.

Amacım kimsenin hayallerini yıkmak, hayal kırıklığına uğratmak değil. Ama Reklam ve Pazarlama’yı kendilerine meslek olarak seçmek isteyen öğrencilerin önce kendilerine şunu sorması gerek: Ben pazarlamayı kullanarak çevremi, Dünya’yı daha iyi bir yer haline getirebilir miyim, bir fayda sağlayabilir miyim? Cevabınız evetse gönül rahatlığı ile devam edebilirsiniz, basmakalıp algılar ile yola çıkarsanız siz asıl hayal kırıklığını o zaman görün!

Ajanslar ve Markalar için 2015 Değerlendirmesi

Ne zamandır aklımda bir konu vardı yazmak istediğim. Olcayto yazmış, şimdi daha farklı yazmam gerekiyor 🙂

Marka ya da Ajanslarda reklam-pazarlama-iletişim kariyerinde iseniz bu yazı size göre. Önce kendisinin yazısını okuyun, sonra buradan devam edin derim.

Mevcut Duruma bir bakalım:

1) Dijital pazarlama dünyasında tüm satılan ürünler hızla metalaşmaya (commodity) gidiyor.

2) Medya konusunda komisyonlar tıklama oranları gibi yerlerde.

3) Adwords, Facebook… reklamlarında kazanan hep Google, Facebook…

4) Sosyal medya fee’leri “daha ucuza olmaz mı?” pazarlığında.  Her alanda olduğu gibi burada da en ucuza veren her zaman çıkıyor. Tam bir “race to the bottom” durumu hakim.

5) SEO Fee’leri sosyal medya ile aynı kaderi paylaşmaya daha erken başladı. Bir dönem pastayı büyütüyoruz motivasyonu ile dost geçinen küçücük sektör artan çıkar çatışmaları ile birbirine girdi. (Bu son derece doğal bir süreç bu arada, sosyal medyada da aynısı olmuştu)

6) Kurumsal web sitesi yapmanın hem bütçeleri düşmeye, hem de bakım (maintenance) ücretleri ticari açıdan mantıksız bir durum oluşturmaya başladı.

7) E-mail’i ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Affiliate’e ayrı madde açmıyorum bile.

8) Analytics’in ise bu “big data” trendi ile birlikte danışmanlığına para verilecek bir konu olduğu markalar tarafında yeni yeni anlaşılıyor. Analytics yükselişte, orada da ciddi insan kaynağı problemi var.

Yukarıdaki her bir madde ayrı bir yazının konusu. Dijital dünyada 2015’te neler oldu, neler oluyor, 2016’da neler olacak keşke vaktim olsa da hem Dünya’da araştırdıklarımı hem de ülkemizdeki tecrübelerimi yazabilsem. İlkiyle yani hem hala danışmanlığını verdiğim hem de en hakim olduğum konu ile giriş yapayım belki gerisi gelir:

Sosyal Medya Ajansları için önümüzdeki dönem zor, çok zor Yonca!

TLDR‘ciler için sebebi özetleyeyim:

Ajansın devam etmesi için proje satması lazım. Ama projelerde büyük tıkanma var. O yüzden akıllı ajanslar her zaman şunu hedefler. Ben en azından maaşları “aylık fee” ile ödeyebileyim. Üstüne proje satarsam ne mutlu bana! En iyi birkaç Ajans hariç bunu çok az Ajans başarabilir. Çoğu Ajans markalarla proje bazlı ilerler. (Ve kısa-orta vadede batar ya  da finansal zorluk yaşar.)

Bir dönem satılan o mikro siteler, edvırgeym’ler, Facebook uygulamaları, sekmeleri falan geride kaldı. Bunların verimliliği gittikçe düştü, markalar boşa yatırım yapmak, bütçesini boşa harcamak istemiyor.

Aslında Facebook bütçesel anlamda yeni yeni ortaya çıkarken (2009-2010 yılları) biz de markalara böyle satıyorduk: Bak mikro siteler çalışmıyor, mikro site dediğin çölde bir Bilboard, oraya trafik çekmek için tonla para harcaman lazım. Adwords yapacaksın, reklam vereceksin… Artık Facebook uygulamaları var, kitlen zaten orada.

Yıllar geçti, o veya bu sebepten insanlar bunlardan sıkıldı. Şimdi satılacak proje kalmadığına göre markalar bütçelerini nereye ayırıyor?

Sosyal medyada Bütçeler Nereye Kayıyor?

Bütçeler ilk baştan beri ayrılması gereken yere: Yani içeriğe ayrılıyor. İçerik çok parçaya ayrılıyor. E-ticaret sitesi için ürün detay sayfası yazmaktan tutun da, blog içeriğine, fotoğraftan, videoya çok katmanlı projeler burada çıkıyor. Burada da aslan payı Video’da. Youtube’un Türkiye’ye çok yatırım yapması ve video içerik pazarı anlamında büyük boşluklar bulunması burayı yeni yükselen değer yapıyor. (Hikaye anlatımı temelli içerik pazarlaması en çok ilgilendiğim konulardan, siz de ilgileniyorsanız hasanbasusta gmail.com’a mutlaka bir mail atın.)

Metinsel içerik de meta haline gelmiş durumda. 50 TL- 100 TL gibi ücretler blog yazılarının genel rayiçi. Bir A4’e 150 TL gayet iyi kabul ediliyor. Ürün detay sayfa yazımları falan pek yapılacak işler değil. Özellikle markaların ortalama /ortalama üstü bütçesi varsa “Nedir?” videosu mu çeksek acaba?” ile yüksek bütçesi varsa “Bates Motel Pro’ya bir şeyler mi yaptırsak acaba?” diye geldiği günlerde.

Reklamcılık bitiyor, doğal reklamcılığın (native advertising) ise başlarındayız. Çünkü Dünya’da en kısıtlı şey insan dikkati. Bu yüzden big data’lar, customer segmentation’lar, personalization’lar havada uçuşuyor. Hepsi müşterinin dikkatini birkaç saniye daha çekebilmek için.

Anasayfa trafiğinin geride kaldığı bir dönemdeyiz. Her alt sayfa kendi trafiğini yarattığı ölçüde başarılı oluyor. Burada Onedio gibi platformlar öne çıkıyor. Onedio’nun anasayfasına direkt girmiyoruz ama bir şekilde birkaç link düşüyor önümüze.

Sosyal medyada uygulamaların, sekmelerin yerini sosyal medya içeriği almaya başlıyor. Yani standart sosyal medya iletişiminin yanında; kreatif direktörün dahil olduğu, art direktörün çalıştığı ve mutlaka medya ile desteklenmiş bir yazı/fotoğraf/video fikri artık proje. Ayda 1-2 tane yapılabilirse ne güzel! Markaların bütçeleri artık buralara ayrılıyor.

2016 için yüzlerce trend sayabiliriz. (Bknz: Bu sene mobilin yılı olacakmış 🙂 Sadeleştirmek gerekirse bence Ajans ve Markaların 2016’da fark yaratmak için üzerine eğilmesi gereken 2 temel konu şu:

1) Dijital hikaye anlatımına (Digital Storytelling) önem veren marka hikayesinin yaratımı ve anlatımı ve buna bağlı olarak Shutterstock yerine Styling’e önem veren fotoğraf çekimleri, özel çekim videolar gibi prodüksiyon bazlı işler.

2) Fiyat iletişiminden ziyade Lifestyle Marketing’e giriş

Yukarıdaki durumlar için sosyal medya bu içeriğin dağıtımını sağlayan bir kanal. Her yeni konuda/mecrada çıkan kavga burada da çıkıyor. Kılıç kuşananın, proje kabul ettirenin demiş atalarımız. En küçüğünden büyüğüne (ATL’inden BTL’ine) Ajanslar bunun rekabetinde. Ve size bir sır vereyim: Ülkemizde, iş dönüp dolaşıp kimin kimi tanıdığına geliyor. Herkesin Network’üne kuvvet.

İtiraflarım Videosu

Bilen bilir, hiç programa/videoya çıkmam. Yıllar sonra gelen bir istisna oldu; pek sevdiğim abilerimden Burak Günbal, beni davet etti. Ben de severek katıldım.

İş üzerinden çok hayat üzerine bir sohbet oldu. Belki sindirmem gereken, kendime bile itiraf edemediğim konular vardı konuşmaya hazır olmadığım; hepsi ağzımdan dökülüverdi: Girişimcilikte nasıl başarısız oldum, şanslı başlangıçlar yapıp nasıl  “çuvalladım”, hayatta inişler, çıkışlar, sevinçler, hayal kırıklıkları, bazen umut dolu bazen zor zamanlar, keyifler, sancılar…

Çoğumuzun geçtiği o yoldan geçerken ben neler yaşadım, nasıl başa çıktım, hangi sonuca vardım? 30’lu yaşların başındaki anlam arayışında hangi noktaya geldim ve bundan sonra ne yapmak istiyorum? Hepsi 17 dakikalık bu videoda. İlginizi çekerse izleyin, bu yazının altına yorum yazın, Twitter’dan cevap atın ya da bir şekide geri bildirim verin lütfen…

E-ticaretin Geleceği: Facebook, Google, Walmart ve Sosyal Ticaret -1

Bu ülkenin ticarete atılmak isteyen yetenekli gençleri çok şanslı bir dönemde. Sebebi ise ticaretin, Dünya tarihinde değişmediği kadar değişme arefesinde olması. Emareleri yeni yeni görülmeye başlayan yeni bir ekosistem oluşuyor ve benim görüşüm e-ticaret, klasik ticareti ne kadar değiştirdi ise sosyal ticaret de (en azından) e-ticareti o kadar değiştirecek.  Sosyal ticaretin dünyayı çok değiştireceğini benim naçizane görüşüm olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunu ben değil, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg söylüyor.

Bu konudaki bir diğer önemli şirket ise Google. Eric Schmidt’e Bir Sonraki Facebook sizce ne olacak sorusuna verdiği yanıt aşağıda. Bir sonraki Facebook; Sosyal, Lokal ve Mobil’i en iyi şekilde harmanlayan start-up’lar arasından çıkacak diyor. Tabii ki bunları söylemek için Mark Zuckerberg ya da Eric Schmidt olmaya gerek yok. Bunları ilerideki yazılarımdaki savlarımı güçlendirmek için bir giriş olarak kabul edin.

Google ve Facebook’un dışında özellikle Walmart tarafında inanılmaz gelişmeler var, bu konuya çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Sosyal ticaret ile ilgili 15 ay önce Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret yazısını yazmıştım. Eylül ayında ise aşağıdaki twiti attım.

Bu twitten sonra bu sektördeki birçok kişi Walmart’ın neden listede olduğunu sordular. Yazılarımı okuyan, önemseyen ve değer veren herkese çok teşekkür ediyorum. Sektörde önde gelen birçok kişiye kendimce nedenlerini anlattım.(Birçoğunu ikna edemedim, şimdilik)

Neden Walmart? Bir sonraki yazımın konusu bu. Bir sonraki yazı gelene kadar lütfen şunu düşünün: Şans eseri ticaretin Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı değişeceği bir döneme denk gelseydin, ne yapıyor olurdun?

Güncelleme: Lütfen serinin ikinci ve üçüncü yazısını da okuyun.

Sosyal Medya Sihirli Değnek mi?

Sosyal Medya’yı sihirli değnek gibi göstermeyi bırakmalıyız.

Sosyal Medya şirketiniz için çok şey yapabilir. Sizin için yepyeni bir iletişim kanalı yaratabilir. Markanız hakkında konuşanlardan bir topluluk oluşturmanızı sağlayabilir. Ürünlerinizden yüzbinlerce kişinin haberdar olmasını sağlayabilir. Size yetenekli çalışanlar kazandırabilir. Markanızın imajını ve vermek istediğiniz mesajlarınızı daha etkili ve hızlı bir şekilde yapmanıza yardımcı olabilir. Diğer sitelerinize trafik sağlayabilir, müşterilerinizi dinlemenize imkan verecek bir platform sunabilir…

Ama bunların hiçbirini bedava yapamaz. Ne kadar ekmek, o kadar köfte kuralı burada da geçerli. Yatırım yaparsanız karlı bir yatırım yapmış olursunuz ama yapmazsanız, bu tercih meselesi.

Geleceğin Reklamcılığı: Facebook

Eski reklamcılık mantığı şuydu: Milyonlarca kişiye reklamını göster (yani spam yap) aralarından küçük bir kısmı reklamların ile ilgilensin, ürünümüzü satın alsınlar. Yani, televizyon başında dizimizi izlerken  kadın çorabı reklamı izlediğimiz yıllardan bahsediyorum. Halen devam etse de klasik manada televizyon reklamcıığının artık çok fazla vakti kalmadığını söyleyebiliriz.

Peki reklamcılık nereye doğru gidiyor? Cevabı basit: Yüksek hedefli reklamcılığa. Yani en basit mantıkla ben erkeksem bana kadın çorabı gösterme.


Peki reklamlar ne kadar spesifikleşebilir? Çok fazla. Nişanlı 18-24 yaş arası kızlara gelinlik reklamı gösterebilirim. Boğaziçi’nde okuyan öğrencilere Boğaziçi Üniversite’sinin şenliklerinin reklamlarını gösterebilirim. Hatta, doğumgünü olan kişilerin doğumgünlerini kutlayabilirim. Seçenekler Facebook’taki bilgiler ile doğru orantılı.

Burada en önemli noktalardan bir tanesi ”Likes and Interest” bölümü. Yani kişilerin hayran olduğu sayfalara göre hedefleme yapılması. Bunun anlamı şu: Eğer ürünün bir Çikolata ise, Facebook’taki Çikolata sayfasının 870.000 hayranına reklamlarını gösterebilirsin.

Daha da heyecanlandırıcı teknolojiler kapıda. Çok yakında hayatımıza Lokasyon Bazlı  – yani fiziksel olarak bulunduğun yerde- gösterilecek reklamlar girecek. Sonrasında mobil ödeme ya da Facebook Credits ile ekosistem tamamlanmış olacak ve ürünü satın alabileceğiz. Bu teknolojilere ise başka bir yazımda değineceğim.

Son Zamanlarda İzlediğim En İyi Reklam

Nike’nin Write The Future Reklamı. Son zamanlarda gördüklerimin en iyisi. Muhteşem.

Mobildeki Facebook Yenilikleri

Google Android’in Ürün Lideri bu pazartesi Facebook’taki yeni işine başlıyor hem de Head of Mobile Products pozisyonunda. Facebook bu konuda sürekli en iyileri işe alan ve sıkça Google’dan, Yahoo’dan, Twitter’dan transfer eden bir şirket olarak kendini gösteriyor son zamanlarda. Erick’in kariyeri de bu konuda incelenmeye değer. Microsoft’ta başlayıp, Mc Kinsey, Yahoo ve Google yolunu izlemiş.

Erick gibi geleceğin nerede olduğunu gören ve  bu konuda adım atmaktan korkmayan birisi, yakından takip etmekte fayda var. Ne de olsa Google’i bırakmak kolay değildir, tıpkı daha önceleri Yahoo’yu ve McKinsey’i bırakamak kolay olmadığı gibi. Benim gözümde bugüne kadar haklı çıkmış kariyer konusunda verdiği kararlarında. Dediğim gibi bir sonraki adımını  yakından takip etmekte fayda var, bize gelecek hakkında ipuçları verebilir.

Benim en merak ettiğim konuların başında gelen Mobil konusundaki gelişmeleri yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Mobille, sosyal ağların buluşmasında inovasyona çok yer var. Facebook’un çok yakında açıklayacağı iki konu beni çok heyecanlandırıyor ve Mobil Sosyal Ağların kısa dönemdeki geleceğini spesifik olarak bu iki bölümde görüyorum:

1- Mikro Ödeme

2- Lokasyon Bazlı Sosyal Ağ

Orta dönemde ise belki bir Facebook Telefonu (iphone, Blackberry gibi) görebiliriz. Bu konu global olarak çok önemli olsa da ülkemiz açısından önemi daha büyük. Çünkü ülkemizdeki 20 milyon Facebook kullanıcısının 10 milyonu Facebook’a Mobil yolu ile bağlanmış. İnanılmaz bir istatistik, dünya ortalamasının çok üzerinde. Bakalım Erick, Facebook’a ne yenilikler getirecek? Bu yenilikler bizim hayatımızı nasıl etkileyecek? Heyecanla takipte ve beklemedeyiz.

Sosyal Medya Uzmanı (!) Arkadaşlara Tavsiyem

Geçtiğimiz günlerde Serkan Cura benimle Sosyal Medya üzerine bir söyleşi yaptı. Daha doğrusu Dijital Pazarlama, Sosyal Medya, internet kullanımı, yeni trendler, dikkat edilmesi gereken noktalar ve etkin internet kullanımı hakkındaki fikirlerimi söylediğim bir röportaj. Okumak isteyenler buradan okuyabilirler. Tamamını okumayacaksınız bile bence aşağıdaki bölümü okumalısınız, özellikle kendinizi Dijital Pazarlama sektöründe yetiştirmek istiyorsanız. Soru şuydu: “Dijital Pazarlama” konusunda, kendisini bu sektörde yetiştirmek isteyen öğrenci arkadaşlara tavsiyeleriniz ne olur?

Hasan: Hiçbir konunun uzmanı ya da otoritesi değilim. Onun için genç arkadaşlara tavsiye vermekten ziyade onlarla naçizane düşüncelerimi paylaşabilirim. İnternet çok hızlı değişiyor. Bu sebeple, Dünyayı ve yeni trendleri çok yakın takip etmek gerekiyor. Web 2.0’ ı çok iyi anlamak, Web 3.0 için hazırlanmak gerekiyor. Kişiselleştirme ( Personalization ), Foursquare gibi Lokasyon bazlı sosyal ağlar , Augmented Reality, Mobil İnternet gibi kavramlara bilgi anlamında kendimize yatırım yapmak gerekiyor.

Özetle demek istediğim şu: sosyal medya uzmanı (!) olmak yerine daha niş alanların uzmanı olarak kendimizi farklılaştırabiliriz. İnternet veya sosyal medya uzmanı olmak yerine önümüzdeki senelere damgasını vuracak “Augmented Reality” uzmanı olarak kendimizi konumlandırmak daha akıllıca geliyor bana. Türkiye’de bu işin bir uzmanı var mı derseniz aslında benim bildiğim yok, o yüzden potansiyel faydaları diğerlerinden daha yüksek.

Karıncalar ile Reklam

Brezilya’da Böcek ilacına (Baygon) karşı karıncalar tarafından yapılan bir protesto yürüyüşü. Sineklerden sonra karıncalar da reklamlarda. Sırada ne var sizce?

←Önceki