UNESCO Gastronomi Şehri Gaziantep’te Ne Yedik, Ne İçtik?

Hafta sonu Accor Hotels’in davetiyle Gaziantep’deydik. Öylesine güzel hatıralar ile dolu bir gezi oldu ki bu. Öncelikle ekipten bahsetmem lazım. Sonrasında ise yemeklerden. Başka yerde tanıma imkanım olmayan bir sürü arkadaş tanıdım. Olabildiğince özet geçeceğim.

Gaziantep ekip

Ben üst basamakta en sağdan ikinciyim. Sol yanımda olan kişi harbiyiyorum.com. Bütün Gaziantep ve Şanlıurfa’yı bu işin kitabını yazmış biri ile gezmek büyük şans.

Organizasyonu gerçekleştirenler Vizesizgeziyorum.com Aykut Aslantaş + sehirnotlari.com yani Sony Dijital Pazarlama Yöneticisi Berk, İstanbul Modern’in Dijital Pazarlama Yöneticisi Gizem’e ayrıca teşekkürler. Bütün hafta sonu o kadar yoruldular, o kadar fazla emek sarf ettiler ki…

Oburcan’ı es geçmek tabii ki olmaz; iki muhteşem göz Unilever Dijital Pazarlama Yöneticisi Hakan Yaşar ve 15 saniyelik video çekimleri‘ne bayıldığım Mehmet Ali, Criteo’dan Görkem, iProspect’ten Kübra, Noa’dan Melodi, yakında Youtube kanalı ismini bol bol duyacağınız Merlin Mutfakta, başarılı reklam filmleri yönetmeni Özkan, kurumsal dünyayı bırakıp gerçek dünyayı gezen Gezgin Çift, ve gerçek bir ilham kaynağı Güneş Akdoğan.

Güneş’e ayrı blog yazısı yazmak isterim. Sadece şunu söylesem nedenini anlarsınız sanırım: Güneş, bir gün İstanbul’daki evinden çıkıyor, havaalanına gidiyor, en ucuz bilet nereye var diye bakıyor, ilk ucuz uçak Belgrat’a, oraya uçuyor ve Belgrat’ta bir dağ köyünde yaşamaya başlıyor. 1,5 senedir orada yaşadığı deneyimler, yürüyerek Dünya’yı gezmesi daha neler, neler… Ben dinlemekten ve sohbet etmekten çok keyif aldım, inşallah başka bir yazıda anlatırım. Ya da siz benim anlatmamı beklemeyin kendisinden dinleyin.

Neyse gelelim konumuza, bizi bir Gaziantepli olan Aykut gezdirdi. Uçaktan iner inmez, Zeugma Müzesi’ne gittik. Hem kültür turu hem de yemek turu oldu bu. Bir midenin limitini zorlayacak bir yemek turu.

Normalde pek yemek yazan, fotoğraflarını çekip yayınlayan biri değilim, biliyorsunuz. Ama bu sefer başka. Bu sefer İstanbul’da hiç tatmadığım bambaşka lezzetlerden bahsedeceğim. Ve bir gün Gaziantep’e giderseniz İstanbul’daki ortalama bir Restaurant’tan çok daha uygun fiyata yiyebileceğinizi anlatmak istiyorum. Eşimle hep bu konuyu konuşuruz. Bir keresinde Mardin’e gitmiştik, 4 günlüğüne. Araba kiralayıp çevre illere de gitmiştik bu 4 günde ama yazısını yazamamıştım. Gaziantep ile bu yazılarıma başlıyorum. Devam edip etmeyeceğimi sizin ilginiz gösterecek. 

Gaziantep, UNESCO City of Gastronomy. #bizegöregaziantep

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Geçtiğimiz senelerde bütün tatil mantığım şunun üzerineydi: Bir yıl boyunca çalışıyorum, iyi bir tatil köyünde 1 hafta – 15 gün yatayım. (Ne kadar sığ bir mantık) Fikrimi değiştiren şeylerden biri bir bilimsel araştırma oldu. Araştırmaya göre insanlar en çok tatile çıkma fikrini düşündüğünde, onunla ilgili hayaller kurduğunda, hayallerini planlara dönüştürdüğünde mutlu oluyorlar. Tatilin kendisi bile bu mutluluk seviyesini yakalayamıyor. Bütün tatil/gezi paradigmam bu araştırmayı okuduğumda değişti. Uzun tatillerden, kısa ama sık gezilere geçiş böyle başladı. Bunu bir yaşam stiline dönüştürmek gerektiğini böyle anladım. Aynı mantık hayatın büyük kısmında da geçerli. Şu yazımda, İyimserlik Eğilimi başlıklı çok iyi bir TED Konuşması var. Gene bir bilimsel araştırmada: Hayalindeki ünlünün seni ne zaman öpmesini istersin sorusuna öğrenciler ne cevap veriyorlar? Hemen / 24 Saat / 3 Gün/ 1 Yıl / 10 Yıl… sorusunda optimum süre 3 gün. Çünkü insanı mutlu eden şey o anı düşünmek.

Optimum mutluluk

Türkiye’nin büyük kısmını görme şansım oldu. Marmara, Akdeniz ve Ege sahil sahil, kıyı kıyı görüp, bildiğimiz yerler. Çocukken babamlar da gezdirirdi ama o gezilerin çoğunda deneyimlerimi hatırlamadığım için saymıyorum. Bilinçli olarak, araştırarak gezdiklerimden bahsediyorum. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu çok merak ediyordum. Askerliğimi Siirt’te yaptım. 6 ay boyunca, Siirt’in her köşesini ezberledik. Komşu şehirleri; Batman’ı, Diyarbakır’ı, Mardin’i gördüm. Gaziantep ve ucundan Şanlıurfa ile o bölgede daha fazla merak ettiğim bir yer kalmadı. Türkiye’de ise bir tek Karadeniz Bölgesi’ni görmeyi çok istiyorum. Zonguldak’tan ötesini göremedim. Araba ile (ya da motor) Batum’a kadar gidesim var ama henüz öyle bir planımız yok.

Dönelim konumuza: Kebapçı Halil Usta nasıl bir lezzetmiş, böyle bir et yemedim. O nasıl bir Küşleme? Bu Dünya’da tadılması gereken lezzetlerden. Olur da bir gün Gaziantep’e giderseniz, (bizim yaptığımız gibi) ilk gideceğiniz yer burası olsun.

Zeugma Mozaik Müzesi tam bir kültürel zenginlik. Bizim aklımıza Komagene diyince Çiğ Köfteci, Roma diyince dondurma geliyor. Oysa, binlerce yıl önce topraklarımızdan çıkan sanat ve tarihi öğrenmek geleceğe daha iyimser bakmama, güncel tartışmalardan kendimizi koparıp, büyük resme odaklanmamı sağlıyor.  Müzeyi gezerken şunu düşündüm: Geleceği etkilemenin yolu güncel, sistemin bizi içine çektiği tartışmalara boş yorumlar yapmak değil, kendi çevremizde, kendi yeteneklerimiz çerçevesinde, elimizdeki malzemelerle eserler üretmek.

Tostçu Erol’a bir uğradık. Kendisi sosyal medyayı en iyi kullanan tostçu. Daha önceden Tostçu Mehmet olarak biliyorduk kendisini. İçerideki masa ile Facebook’tan konuşuyordu. Çok sunumda örnek vermişliğim de vardır. Süper bir arkadaş. Tostumuzu yiyip, beklerken kendisinden çektiğiniz fotoğraflarda beni etiketleyin, Snapchat’i takip edin, IFTTT kullanın gibi öneriler aldık, gerçek 🙂

Baklavalarımızı Elmacıpazarı Güllüoğlu’nda kaçak çay eşliğinde yedik.

Menegiç Kahvemizi Tahmis’te…

Tam artık tek bir lokma bile yiyemeyiz dediğimiz noktada Çıtır Lahmacun’a uğradık, patlıcanlı pardon balcanlı lahmacunların tadına baktık.

A photo posted by gezgincift (@gezgincift) on

Akşam Yemeği’ni Aşiyan Gaziantep Mutfağı’nda yedik. Kuru dolmalar, Saray Kebabı (Ayva + İncik), tatlılar. Ben çoğunun tadına bakamadım bile.

Cumartesi gününü otelde kokteylde sonlandırırken, bizi misafir eden NovOtel Gaziantep yöneticisi ile sohbet ettik.

Gezgin konuklarımız yorucu bir günün sonrasında, Novotel Gaziantep havuzbaşında… #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by AccorHotels Türkiye (@accorhotels_tr) on

Sabah Beyran (çorba ama etli pilav gibi) yemeye gelecekler ile 8.00’de lobide buluşmak için sözleştik. 8.30’da Metanet Lokantası’ndaydık.

Sabah kahvaltısı: Beyran #bizegöregaziantep

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Bu da Beyran’ın yapılışı:

Tahmis Kahvesi’nde kahvemizi içtikten sonra Köşk Kebap’ta Ciğer yedik. Sonrasında Koçak Baklava’dan baklava ve fıstıklarımızı alıp oradan doğru Akşam Simidi’ne. Orada yediğim Simit Katmer’in çıtırtısını ve tadını ömrüm boyunca zor unuturum.

Hemen sonrasında da Orkide Pastanesi’ne uğrayıp Peynirli Pide ve Batma Kaymak’ımızı yedikten sonra Halfeti, Şanlıurfa’ya doğru yola çıktık. Bu arada saat daha 12.30 bile olmamıştı.

Yol üstünde giderken tepeden Drone ile çekim yapmak için durduk. Halfeti sürreal bir yer. Tekne ile Fırat Nehri üzerinde yolculuk yaptık.

Drone ile Halfeti çekimi by @15.rec #bizegöregaziantep #accordingtous

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Halfeti’ye “Saklı cennet ya da “Kayıp kent” de deniyor. Müthiş bir taş mimarisi ve tekne turunda bize anlatılan bir sürü efsanesi var. Baraj yapıldıktan sonra birçok yerleşim yeri sular altında kalıyor; tekne turu da aslında bu binaların, ağaçların üstünde yapılıyor. Bunların en ünlüsü de kubbesi suyun altında, minaresinin bir kısmı su üstünde kalan cami.

Sular altında kalmış cami, bir klasik. #bizegöregaziantep

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Dönüşte de gene Fırat’ın kenarında Patlıcan Kebap’ımızı yiyip, havaalanına yetişiyoruz. Ve bu benim sonraki 36 saat boyunca yediğim en son şey oluyor. Tekrar gidecek olsam bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar çok şey yemeye çalışmaz, ya da en azından hepsinden tadımlık bir şeyler alırdım. Oysa, bir kere Gaziantep’e gelmişiz, yiyebildiğim kadar yiyeyim kadar düşündüm. (Bir sığ mantık daha) Özetle, bence Gaziantep’e en az 3-4 gün ayrılmalı. Eğer 1-2 gün için oradaysanız yukarıdaki listenin bir kısmını elemenizde fayda var.

Gene de listeyi törpülemenizi değil, birkaç gün daha fazla ayırmanızı öneririm, pişman olmazsınız 🙂

Herkese iyi gezmeler!

Soma’nın Kader’i

Yüzlerce kişi babasız, dedesiz kaldı aynı benim gibi; acılar tarifsiz. Resmi rakama göre 301 şehit dedi Bakan, Başbakan nedenini açıkladı: KADER!

Soma Kömür Kader

Canını kurtaranlardan kiminin KADER’ine tehdit / yumruk / tekme düştü taziye beklerken. Kiminin KADERİ de “Yarın yine o madene girmek zorundayım, bankaya kredi ödüyorum” diyen işçi kardeşimizin çaresizliği…

Peki KADER’ine ölüm düşenler, şehitlerimiz? (Şu anda bulunduğum yaş olan 32’sinde dul kalan) babannem dolaptaki dolma yenmeyince (bile): Bu dolmanın hiç kaderi yokmuş derdi. Böyle büyüdük biz ve bunu bilen her din sömürücüsü istismar etti kelimelerimizi, anlamlarını, acılarımızı. Suçlu hep belliydi. Madenci dedesi ile İSMİ ve maalesef KADER’i aynı olan Mehmet Efe çok şey anlattı bugün bana. İmza: Maden işçisi (şehidi) Hasan Başusta’nın torunu.

Daha da yazardım ama şehit olan madencinin 5 yaşındaki oğlunun kömür çuvalına sarıldığını okudum “Babam kokuyor” diye hıçkırıklarla. Yazmayı bıraktım. KADER utansın!

Sıkça Kullandığım 25 Site

Sıkça kullandığım, üyesi olduğum bazı siteler:

1) I am on Blogspot

2) I am on Yahoo

3) I am on Hotmail

4) I am on Gmail

5) I am on Facebook

6) I am on Youtube

7) I am on Google

8) I am on Linkedin

9) I am on Delicious

10) I am on Stumbleupon

11) I am on Digg

12) I am on 43things

13) I am on Blograzzi

14) I am on Technorati

15) I am on Rapidshare

16) I am on PayPal

17) I am on Blogyazarlari

18) I am on Cember.net

19) I am on TED

20) I am on Amazon

21) I am on Kitapyurdu

22) I am on Success

23) I am on TonyRobbins

24) I am on Robin Sharma

25) I am on Jeffrey Gitomer

ASKERLİK MESELESİ

İşte gidiyorum askere. Siirt Jandarma-Komando Özel Harekat Taburu bu vatan evladından hizmet bekler. Amma da kallavi ismi var di mi? Neyse, 6 ay sonra, takriben Haziranda gorusuruz…