Oyunlardan çok hoşlanan bir insan değilim. Bir çoğunun zaman kaybı olduğunu düşünürüm. Çoğu zaman popüler olmuş bir oyunun “gamification” kurgularına bakar, birkaç saatimi geçirir, çıkarım. Yalnız, bu konuşma bakış açımı biraz değiştirdi. Daha doğrusu açımı genişletti.
Madem HAFTADA 3 milyar dakikasını oyunlara harcayan çok büyük bir kitle var. Bu kişileri sanal değil, gerçek dünya sorunlarını çözmek için nasıl kullanabiliriz? Cevabı 20 dakikalık bu TED Videosunda, ben çok etkilendim, umarım siz de etkilenirsiniz. Türkçe altyazı seçeneği mevcut.
Sosyalin mantığını tam olarak kavradığımızda, bunu sadece (şu anda yapıldığı gibi) kampanyalara uyarlamanın göreceli olarak çok ufak bir vizyon olduğunu göreceğiz. Şu anda tam anlamı ile medyaya uyarlanmış bu yeni iletişim şekli, pazarlamayı, markaları, ticareti ve eninde sonunda siyaseti değiştirecek. Sosyal ağlar ve sosyal medya, toplumları daha da ileri taşımak için varılan bir son nokta değil, büyük vizyonları gerçekleştireceğimiz bir geleceğin başlangıcı. Zamanı geldiğinde kararların ortak alındığı yeni bir siyasi sistem önereceğim. Ve daha iyi bir gelecek yaşayacağız, buna yürekten inanıyorum.
Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir. “Mustafa Kemal ATATÜRK”
Atatürk’ün yerine getirmemiz gereken çok sözü var. Bu ülke için yapabileceğimiz ve yapacağımız çok şey var. Yukarıdaki görevi başarmak için çok çalışmalı, bu yolda, bu uğurda ilerlemeliyiz. Biz birey olarak ilerlemedikçe, toplum olarak da ilerlememiz çok zor. Bu yazıyı okuyan herkese, haddim olmayarak şunu tavsiye ederim:
Eğer illa ki bir görev yerine getireceksek, bunun anlamlı bir görev olmasını sağlayalım. Bu da genellikle bize verilen değil, bizim seçimimizle olabilecek bir durum. Bu ülkeye faydalı bir şey yapalım. Yapacaklar listemizde “bizden daha gençlere faydalı olmak, bu ülkenin ilerlemesini sağlamakta katkıda bulunmak gibi” maddelerimiz olsun.
Bir öğretmen çocuğu olarak ben elimden geldiğince eğitimler veriyorum. Üniversitelerde ders verdiğimi zaten biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ise bambaşka bir heyecan başlıyor: “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek” programında Türkiye’nin 4 bir yanından binlerce genç arasından seçtiğimiz 20 gence tam bir hafta e-ticaret eğitimi vereceğim. Bu konuda Markafoni.com’dan, sahibinden.com gibi şirketlerde yöneticilik yapan arkadaşlarım gelip yardımcı olacaklar, tecrübelerini paylaşacaklar. Böylesine güzel amaçları olan Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinde üstelik ücret alarak projenin bir parçası olmak benim için büyük mutluluk. Bu proje ile ülkenin gençlerinin gelişmesine yardımcı olacağım. Buradaki gençler, ileride kendi şirketlerini kuracaklar, Yeni Ekonomiler yaratacaklar ve bu zincir böyle devam edecek. Ve eminim geçmişte olduğu gibi gelecekte de Atatürk’ün dediği gibi”Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacak.”
Bu ülkenin ticarete atılmak isteyen yetenekli gençleri çok şanslı bir dönemde. Sebebi ise ticaretin, Dünya tarihinde değişmediği kadar değişme arefesinde olması. Emareleri yeni yeni görülmeye başlayan yeni bir ekosistem oluşuyor ve benim görüşüm e-ticaret, klasik ticareti ne kadar değiştirdi ise sosyal ticaret de (en azından) e-ticareti o kadar değiştirecek. Sosyal ticaretin dünyayı çok değiştireceğini benim naçizane görüşüm olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunu ben değil, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg söylüyor.
Bu konudaki bir diğer önemli şirket ise Google. Eric Schmidt’e Bir Sonraki Facebook sizce ne olacak sorusuna verdiği yanıt aşağıda. Bir sonraki Facebook; Sosyal, Lokal ve Mobil’i en iyi şekilde harmanlayan start-up’lar arasından çıkacak diyor. Tabii ki bunları söylemek için Mark Zuckerberg ya da Eric Schmidt olmaya gerek yok. Bunları ilerideki yazılarımdaki savlarımı güçlendirmek için bir giriş olarak kabul edin.
Google ve Facebook’un dışında özellikle Walmart tarafında inanılmaz gelişmeler var, bu konuya çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Sosyal ticaret ile ilgili 15 ay önce Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret yazısını yazmıştım. Eylül ayında ise aşağıdaki twiti attım.
Bu twitten sonra bu sektördeki birçok kişi Walmart’ın neden listede olduğunu sordular. Yazılarımı okuyan, önemseyen ve değer veren herkese çok teşekkür ediyorum. Sektörde önde gelen birçok kişiye kendimce nedenlerini anlattım.(Birçoğunu ikna edemedim, şimdilik)
Neden Walmart? Bir sonraki yazımın konusu bu. Bir sonraki yazı gelene kadar lütfen şunu düşünün: Şans eseri ticaretin Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı değişeceği bir döneme denk gelseydin, ne yapıyor olurdun?
Güncelleme: Lütfen serinin ikinci ve üçüncü yazısını da okuyun.
Önce, beraber çalıştığım arkadaşlarıma yazdığım maili aşağıda yayınlayayım, sonra nedenlerine ve ne yapmak istediğime geleceğim:
“Uzun bir yazı olacak bu belli. Uzun zaman beraber çalıştığımız için belki de. Öncelikle Promoqube’ün ilk çalışanı olarak başladığım bu yolda 2 yıl sonra ayrılıyoruz. Ayrılma kararı zor, yürek burkucu ama olması gerektiği gibi aslında.
En başta yakın çalıştığım Korhan ve Özgür olmak üzere hepinize yürekten teşekkür. Ayrılırken bile verdikleri destek göz yaşartıcı, söyledikleri sözler onore edici. Allah herkese böyle bir işten ayrılık nasip etsin.
Bu süreçte birçok ilki beraber yaşadık. Birçoğunuz ile ilk görüşmeyi ben yaptım, uzun zaman beraber aynı ekipte çalıştık, fikir aldık, fikir verdik. Müşteri tarafında, Sense, Kampanyalar, Reklamlar tarafında şu anda fatura kestiğimiz ne varsa, ilk olarak alma, deneyimleme ve devretme şansı bulduğum için kendi adıma şanslıyım.
Bugün görüyorum ki bir masa etrafında 3-4 kişi başladığımız bir yolculuk 4 kata sığmaz olmuş, yaklaşık 55 kişi devam ediyor. Türkiye’deki özellikle ajans dünyasını düşündüğünüzde inanılmaz bir gelişme. Hepimiz bunun bir parçası olduğumuz için şanslıyız, bu kadar gelişmede en ufak bir katkım olduysa ne mutlu bana.
İş hayatımızının daha çok başındayız. Hepinizle tekrar görüşürüz, konuşuruz. Bana her zaman ulaşabilirsiniz. Soru sormak istediğiniz, danışmak istediğiniz her konuda bana danışabilirsiniz. Bu süreçte herhangi birinizi kırdıysam özür dilerim. Hiç bir kötü niyetim olmadığını umarım anlamışsınızdır. Sizinle çalışmaktan çok keyif aldım ve ömrümün her 2 yılı umarım en az geçtiğimiz 2 yılı kadar keyifli olur.”
Evet, işte böyle. Bu kararda etkili olan gelişmelerden bir tanesi yeni baba olmam, bir diğeri de doğru zaman olduğuna inanmamdı. Geçtiğimiz 2 sene boyunca, bir kez bile “Keşke başka bir yerde çalışssaydım” dememem benim en büyük şansımdı.
Önümüzdeki dönemde ise odaklanacağım 2 konu var: Birincisi, eğitimler. Bu haftadan itibaren Yeditepe Üniversitesi’ne hoca oldum. MBA altında Yeni Ekonomi ve Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Dersi veriyorum. Bunun dışında 2010 yılının sonlarında başladığım Kadir Has Üniversitesi’ndeki eğitimlerimiz devam ediyor. Şirketlere sosyal medya ve dijital pazarlama eğitimleri veriyorum. Büyük konferanslara, seminerlere konuşmacı olarak katılmaya devam edeceğim. Galatasaray, Boğaziçi gibi üniversitelerde önümüzdeki dönemde konuk hoca olarak yer alacağım. Yani, bir parçam her zaman akademinin içinde olacak, öğrendiklerimi paylaşacağım, toplumdan aldığımı tekrar topluma vermek için küçük adımlar atacağım.
İkinci odaklanmak istediğim konu ise uzun zamandır üzerine düşündüğüm Sosyal Ticaret. (Ağustos 2010 tarihli yazım.) Şu anda Türkiye’de (ve Dünya’da) çok az bilinen yeni nesil ticaretin Türkiye’deki (ve umarım Dünyadaki) öncüsü ve sektör kurucularından bir tanesi olmak için çalışmalar yapıyorum. Yakın zamanda bu bloğun daha sosyal ticaret üzerine olacağını göreceksiniz ve umuyorum ki yazıları okuduktan sonra yeni fırsatlar konusunda bana hak vereceksiniz. Belki de sonrasında beraber çalışacağız, belli mi olur?
Bu süreçte yanımda olan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve bu bloğun okuyucularına sonsuz teşekkürler. Söylediğim gibi, her 2 senemiz, geçtiğimiz 2 sene kadar keyifli olsun
Türkiye’de hatta dünyada İnternet en çok ne için kullanılıyor biliyor musunuz?
1. Facebook’ta takılmak: Komik videolar izleyip, eski sevgililerin resimlerine bakmak.
2. Porno İzlemek
3. Chat yapmak
4. Oyun oynamak…
Çok anlamsız geliyor değil mi? İnterneti daha faydalı kullanmak için toplumsal çözümler aramaya başlamalıyız yoksa hayat bize gidiş yolundan puan vermeyecek. 2011′den daha umutluyum. Önerisi olan?
18 Aralık 2010 günü Kadir Has Üniversitesi’nde Sosyal Medya üzerine 4 saat ders anlattım. Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programında Uğur Hoca, Selim Hoca, Ufuk Tarhan, Alemşah, Özgür Alaz, Yüce Zerey ve birçok yakından tanıdığım değerli arkadaşlarım ile aynı programda ders verme şansı bulduğum için çok mutluyum.
Genel olarak Topluluk Yönetimi, İçerik Yönetimi, Sosyal Medya Kampanyaları, Stratejiler ve Yeni Teknolojilerden bahsettim. Hashtag’lere ( smakhas) bakılırsa sınıf da bu derslerden çok keyif almış. Ülkemizde, Sosyal Medya’nın gelişmesi için böyle eğitimlerin verilmesini çok faydalı buluyorum, umarım devamı gelir.
29 Ocak’ta Sosyal Medya’da Kriz Yönetimi üzerine 2 saat, Sosyal Medya ve Siyaset üzerine 1 saat daha ders veriyor olacağım. Sosyal Medya ve Siyaset konusunda daha çok Global Siyasette başarı hikayelerinde ve Barack Obama örneğinden bahsedeceğim. Bu konu ile ilgileniyorsanız Webrazzi’de yazdığım yazılarım ilginizi çekebilir:
Sosyal Medya ve Politika çok yakından ilgilendiğim bir konu. Bu konu ile ilgilenen herkesle görüşüp, tartışmaktan çok memnun olurum. Siz de bu konuya ilgi duyuyorsanız lütfen bana bir mail atın. Görüşmek üzere…
Türkiye’den dünya çapında kampanya yapmak mümkün mü? Aslında mümkün. Bence bunun üç bileşeni var:
1- Yaratıcı Fikir
2- Teknoloji
3- Uygulama (Execution)
Dünya çapında bir kampanya yapmak için müthiş yaratıcı, mümkünse espirili ama kesinlikle şaşırtıcı, şok edici, daha önce yapılmamış bir şey yapmak ve bunu birçok teknoloji ile bağlamak gerekiyor.
Biz konumumuz ve ilgi alanlarımız sebebiyle bir çok teknolojiyi birbirine bağlayabiliyoruz. Facebook, Twitter, Mobil, QR Kodları, Lokasyon Bazlı Servisler, Mobil Ödeme…
Hal böyle olunca ortaya çoğu zaman şöyle bir kampanya fikri çıkıyor. Tamam işte, QR Kodun fotoğrafını çeksin, oradan Facebook’a gitsin, buradaki postu Twitter’a göndersin, sonra bu yorumların toplamını alsın, bunları kendi arasında sıralasın… gidiyor da gidiyor.
Müthiş bir fikir, müthiş teknolojiler de kullanıyor olabilir. Ama teknolojileri basitleştiremediğimiz sürece yaptığımızı ancak bizim gibi birkaç bin insan anlayacak, uzun bir süre kitlelere yayılamayacak. Zamanının ilerisinde olmak, bunu avantaja dönüştüremediğin sürece büyük dezavantaj. Bir teknolojiyi zamanından önce kullanmak, en az zamanından sonra kullanmak kadar manasız. Bunun optimum bir zamanı var. O zamanı yakalamak çok kritik.
Özetle, teknoloji ile basitliği (simplicity) birleştirdiğimiz noktada dünya çapında kampanyalar yapacağımızı düşünüyorum. Bunun en basit örneği Facebook, sayfaya girdikten sonra hiçbir şey yapman gerekmiyor, haberdar omak istediğin tüm haberler ana sayfandan aşağı doğru akıyor. O kadar basit, herkes kullanabilir. Bu yüzden 24 milyon Türk kullanıyor. Böyle fikirlere ve uygulamalara ihtiyacımız var. Arayışımız sürüyor
Eski reklamcılık mantığı şuydu: Milyonlarca kişiye reklamını göster (yani spam yap) aralarından küçük bir kısmı reklamların ile ilgilensin, ürünümüzü satın alsınlar. Yani, televizyon başında dizimizi izlerken kadın çorabı reklamı izlediğimiz yıllardan bahsediyorum. Halen devam etse de klasik manada televizyon reklamcıığının artık çok fazla vakti kalmadığını söyleyebiliriz.
Peki reklamcılık nereye doğru gidiyor? Cevabı basit: Yüksek hedefli reklamcılığa. Yani en basit mantıkla ben erkeksem bana kadın çorabı gösterme.
Peki reklamlar ne kadar spesifikleşebilir? Çok fazla. Nişanlı 18-24 yaş arası kızlara gelinlik reklamı gösterebilirim. Boğaziçi’nde okuyan öğrencilere Boğaziçi Üniversite’sinin şenliklerinin reklamlarını gösterebilirim. Hatta, doğumgünü olan kişilerin doğumgünlerini kutlayabilirim. Seçenekler Facebook’taki bilgiler ile doğru orantılı.
Burada en önemli noktalardan bir tanesi ”Likes and Interest” bölümü. Yani kişilerin hayran olduğu sayfalara göre hedefleme yapılması. Bunun anlamı şu: Eğer ürünün bir Çikolata ise, Facebook’taki Çikolata sayfasının 870.000 hayranına reklamlarını gösterebilirsin.
Daha da heyecanlandırıcı teknolojiler kapıda. Çok yakında hayatımıza Lokasyon Bazlı – yani fiziksel olarak bulunduğun yerde- gösterilecek reklamlar girecek. Sonrasında mobil ödeme ya da Facebook Credits ile ekosistem tamamlanmış olacak ve ürünü satın alabileceğiz. Bu teknolojilere ise başka bir yazımda değineceğim.
Yakın gelecekte bizi en çok ilgilendirecek konuların başında Mobil sosyal medya kullanıcısı geliyor. Türkiye’deki 24 milyon (şimdilik) Facebook kullanıcısının 10 milyonunun Facebook’a cep telefonundan girdiğini biliyoruz. Bu bizim için inanılmaz önemli bir oran. Yakın zamanda bu ağların geleceğinin nereye gittiğini açıkça gösteriyor. Bu konu gittikçe önem kazanırken bizim de mobil sosyal medya kullanıcı profilini tanımamız çok önemli:
Wave 5 raporuna göre profilimiz genel olarak erkek, evli, 25-34 yaşları arasında, yüksek gelire sahip, yüksek eğitimli, karar verici pozisyonda, bir ürünü ilk deneyen ve çevresini etkileyen bir profil. Çok geçmeden stratejilerimizi buna göre oluşturmaya başlasak iyi olur. Sonra geç kalabiliriz.
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.