Hayatımın bir bölümünde yazılımcı olarak çalışmış olmayı çok isterdim. Bana internet ile ilgili bir iş yapmak isteyen bir genç nereden başlaması gerektiğini sorsa ilk cevabım şu olurdu: Programlama yapmayı öğren. Yazılım bilen bir yöneticinin, daha fikir geliştirme aşamasından daha efektif çalıştığına, programcılardan olur olmaz isteklerde bulunmadığına defalarca şahit oldum.
Bunun için üniversitedeki en önemli bölümlerden birisinin MIS (Management Information Systems) olduğunu düşünüyorum. Teknik altyapı ile işletmeyi birleştirebilen bir bölümü bitirmiş olmanın iş hayatında artısı inanılmaz olacaktır. İş hayatına yazılımcı olarak başlamış, sonrasında yönetici olarak çalışmayı düşünen bir MIS mezununun diğer rakiplerinden çok açık ara önde olacağını söyleyebilirim. Eğer siz de bu özelliklere sahip biri iseniz sizinle tanışmak isterim. Bana her zaman bir mail atabilirsiniz.
Müthiş bir yazıya denk geldim. Yazar, bu yazıda bir sosyal medya şirketi ile çalışmaya başlamadan önce markaların sorması gereken 52 soruyu sıralamış. Ve burada Online Takip’ten, İtibar Yönetimine, Sosyal Medyadan, Topluluk Yönetimine soruları gruplamış.
Eğer marka tarafında iseniz sizin için çok güzel bir kaynak. Bir sosyal medya ajansı ile görüşüyorsanız ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, bu soruları sormakla başlayabilirsiniz.
Tüm sorulara en ideal cevapları vermek mümkün değil tabii ki ama en azından Global’deki rakiplerimize rekabette kalmak istiyorsak bu sorulara mantıklı yanıtlar vermek ile başlamalıyız.
Dünya çapında işler yapmak istiyorsak, sunumlar havada kalan süslü sözlerden oluşmamalı. Bunun yerine, kendimizi bu soruların cevaplarını en iyi verecek şekilde stratejiler, sistemler ve teknolojiler geliştirmeye adamalıyız. Şimdiye kadar ülke olarak bu yolda çok başarılı olamadık ama 20 milyonluk Facebook nüfusunun avantajını kullanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Siz ne dersiniz?
18 Nisan tarihinde şöyle yazmıştım: Bir Fenerli olarak Beşiktaş’ı yenmemizi ama Bursa’nın şampiyon olmasını istiyorum. Bu kısır döngüden çıkmamızı ve Bursa’yı diğer Anadolu Kulüplerinin izlemesini istiyorum.
Bugün dileğim gerçek oldu ama gerçekten çok üzüldüm. Bayraklarımız ile formalarımız ile Fenerbahçe’de maçın sonlanmasını bekliyorduk, Bağdat Caddesinde tura çıkmak için. Son maçta şampiyonluğu tekrar kaybedeceğimizi pek ihtimal vermiyordum. Fena halde yanıldım ve bu yanılmadan şu dersleri çıkardım:
1- Önemli olan sonuçtur. 33 maç lider de olabilirsin, son anda gerekeni yapmazsan bütün emeklerin boşa gidecektir. Şampiyon olacaksan takımsan son maçta yeneceksin. Nokta.
2- Uzun bir maratonda çok uzun süre iyi durumda olsan bile 2 hafta içerisinde hem kupadan hem şampiyonluktan olabilirsin. Bir yarışta uzun süre lider olmak önemli değildir, önemli olan sonucu getirmektir. Daha doğrusu son maça lider girmek değil, son maçtan lider çıkmaktır kritik olan.
Bu şampiyonluktan sizin çıkarttığınız dersler neler?
Özgür (Alaz) ile birlikte bazen öğle yemeklerinde hayattan bahsediyoruz. Ben bu hayatta en önemli şeyin “mutlu olmak” olduğunu savunuyorum. Özgür ise “faydalı olmak” olduğunu savunuyor.
Özgür’ün gerekçesi şu: Mutlu olarak zor bir işi başaramazsın. Örneğin mutlu mutlu bir boks maçı kazanabilir misin?
Benim düşüncem şu: Tabii ki kazanamazsın ama zaten başarılı olmanın bazı fedakarlıklar gerektirdiğini bilmeden, bazı bedeller ödememiz gerektiğini bilmeden o yolculuğa çıkarsak zaten hüsrana uğramaz mıyız? Ya en başından beri hedeflerimiz uğruna zor zamanlar geçirmeyi göze almışsak, en sonunda gene mutsuz olur muyuz?
Farkındayım benimki daha bencilce bir bakış açısı gibi gözükse de aslında ikisi de aynı sonuca bağlanıyor. Çünkü benim düşünceme göre mutlu olmak ancak faydalı olmakla başarılabilir bir kavram.
Aslında bu soruların cevabı yüzyıllardır Psikoloji Teorileri ile veriliyor. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. En bilineni yukarıdaki “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” Bana göre bu teorileri en yalın hali ile harmanlayıp, en halk dilinde anlatan kişi Anthony Robbins. Onun için bu durumu Robbins’in “6 İnsan İhtiyacı” ile açıklayabilirim. Aşağıdaki TED konuşmasını ise mutlaka izlemenizi öneririm.
Bu teoriye göre insanın 6 adet ihitiyacı var.
1. Certainity (Kesinlik) Her insan hayatında bir parça garanti ister. Her ay düzenli para kazanmak, musluğu açtığınızda su akmasının kesin olması gibi. En temel insan ihtiyacı budur.
2. Variety (Çeşitlilik) Eğer insan hayatında her şey çok fazla garanti olursa, o zaman sıkılmaya başlar. Ne zaman ne olacağı, ne davranışta bulunursa ne sonuçlar alacağı belli olan insan, bu rutinden bunalır. Burada hayatına bir renk getirmek ister. İnsanı mutlu eden şey ise bu garanti ve çeşitlilik dengesinin iyi kurulmasıdır.
3. Significance (Önemlilik) Daha sonra en çok önem arz eden şey insanın kendisini önemli hissetmesidir. Konuştuğunda dinlenmesi, soru sorduğunda cevap verilmesidir örneğin.
4. Connection / Love ( İnsanlar ile iletişimde olma / Aşk ) Bir topluluğun parçası olmak, aidiyet gibi kavramlar burada devreye girer. Gene en insani ihtiyaçlarımızdan birisi aşık olmak ve insanlarla iletişim kurmaktık.
5. Growth ( Büyümek ) Daha iyisi olmak, becerilerimizi geliştirmek, belki bir yabancı dil öğrenmek, olduğumuz yerde saymamak ve iki günümüzün birbirinden farklı olması.
6. Contribution ( Katkıda Bulunma, Faydalı Olma ) Değerli bir şey uğruna birçok şey feda etmek, kısacası bir amaç uğruna adanmak. Dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bir yer yapmak. Ülkedeki eğitim seviyesini arttırmak. Hastalıklardan daha az kişinin ölmesini sağlamak gibi…
Bu Faydalı Olma ihtiyacı çoğu kişiye dostluk, barış, kardeşlik kelimeleri gibi “geyik” gelir. O seviye, sadece diğer ihtiyaçları karşılanmış bireyin düşünebildiği, üzerine sorumluluk aldığı seviyedir. Eğer böyle kavramlardan bahseden birilerini tanıyorsanız, onlara sıkı sıkı sarılın. Çünkü o kişiler Dünya’yı değiştirme ya da en azından deneme ihtimali en yüksek olan kişilerdir.
“Efficiency is doing things right; effectiveness is doing the right things.” -Peter Drucker
Yani Türkçesi: Verimlilik, işleri doğru yapmaktır, etkinlik (etkin olma) ise doğru işleri yapmaktır. Peter Drucker.
Benzer bir şekilde “Lider doğru işleri yapar; Yönetici işleri doğru yapar” sözü ile çok yakın cümleler.
Bugüne kadar verimliliğin en önemli şey olduğunu düşünüyordum. Oysa verimlilikten daha önemli bir kavram var, ondan daha önce gelmesi gereken: Etkinlik. Önce doğru işleri yapmalıyız ki verimliliğin bir anlamı olsun, değil mi?
Bu iki kavram arasındaki fark yönetici ile lider arasındaki fark kadar açık…
Promoqube, Dünya’nın en iyi ajansları ile birlikte Facebook’un tavsiye ettiği ajansları listelediği “Preferred Developer Consultant” programına alındı. Peki nedir bu program? Aslında bu programı Facebook’un kendi sözleri ile anlatmak daha doğru:
“We often hear from brands, celebrities, companies, and organizations who are looking for the best resources to start building an application on Facebook.com, optimize a Facebook Connect integration or build a Facebook Page. To help you accelerate your efforts, we are introducing the Preferred Developer Consultant program to connect people to the resources they need to build with Facebook products and technologies.”
Yani Facebook diyor ki; Biz sık sık markalardan, ünlülerden, ve şirketlerden Facebook’u nasıl daha etkin kullanabileceklerine , “en iyi” Facebook uygulamalarına, en iyi Facebook sayfalarını yapan ajanslara nasıl ulaşabileceklerine dair sorular alıyoruz. Bunun için sizi Facebook’un Tercih Edilen ( Tavsiye Edilen) Geliştirici Danışman Programı ile tanıştırmak istiyoruz ki markalar bu ajanslar ile buluşabilsin.
Bu adreste Facebook, Dünyadaki en iyi ajansları topluyor, bir listesini tutuyor ve kendisine başvuran markaların en iyi hizmeti almaları için en iyi ajanslar ile bizzat tanıştırıyor. Aslında, seçilmiş bir ajans olarak neden seçildiğimiz sorusunun cevabını da Facebook’tan alalım:
“You were chosen for the program because of a strong track record in your respective areas. Facebook reviewed work samples, professional references, and company history to determine that you had a strong track record.”
Sonuç olarak, yaptığımız işler bizzat Facebook tarafından incelendi, profesyonel referanslar dikkate alındı ve alanımızda yapmış olduğumuz “güçlü” işler nedeniyle bu programa uygun bulunduk.
Süreçten biraz bahsedeyim: Aslında süreç aylar öncesine dayanıyor. Bu programı ilk duyduğumuzda hemen bugüne kadar yaptığımız işleri ayrıntılı anlatan linkler ile beslenmiş dosyamızı hazırladık ve Facebook’taki kontağımıza aşağıdaki metin ile başvurduk.
“Enclosed is the details of our application for Facebook Preferred Developer Consultant Programme. We helped a number of celebrities, companies and brands so far. And we believe that we can allocate our best resources for them in terms of capability, creativity and experience so that they can achieve the best possible online presence on Facebook.”
Emeğin çoğu Özgür ve Kaan ve Korhan’ın. Bu ajanslardan biri olarak seçilmemizde azıcık da olsa emeğim bulunduğu ve yazışmaları bizzat yürüttüğüm için gururluyum. Gururumun sebebi detaylarda gizli:
Bu Programda tüm Dünya’dan toplam 49 Ajans var.
Bu ajansların büyük bir kısmı – 36 tanesi – Amerika’da ve Facebook ile içiçe çalışan, toplantı yapan şirketler.
Avrupa’dan sadece 11 şirket var.
Türkiye’den ise tek.
Promoqube’nin binlerce kilometre uzaktan Dünyadaki rakipleri ile rekabet etmesi gurur verici. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketi yakında Global Projelere imza atarken görmek mümkün.
Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…
Benimle kitap okur musunuz etkinliği ve Düşün Taşın Kulübü her zaman gönülden destek verdiğim bir organizasyon. Daha önce de 13 Saniye’yi yazmıştım. Bu organizasyonda da gençler 13 Saniye gibi kitap okumanın önemine dikkat çekiyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Bir grup hayalci genç bir mekanda toplanıyor ve herkes kitabını açıp okumaya başlıyor.
Bu eylemlerinin(!) en önemlilerinden bir tanesi de yarın gerçekleşecek. 1000 kişi ile aynı anda kitap okuyarak Guiness’e güçlerini gösterecekler. Katılmak isteyenler 21 Şubat 2010 Pazar, saat 12.00-14.00 arasında Bayrampaşa Spor Kompleksinde bu gençlere katılabilir. Ayrıntılı bilgiyi Selim Çavuş’un bloğundan ve Dusuntasin.net’ten alabilirsiniz. Herkese bol okumalar, güneşli cumartesileri
Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:
Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.
Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.
İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.
Siz ikinci dereceden işlerle uğraşacak birisi değilsiniz.
Bir asistan, bir idareci, ayak işlerinde kullanılan biri de değilsiniz.
Siz yetenekli bir insansınız. Aileniz ve toplum için önemli bir değersiniz.Bir şirkette fark oluşturacak kişisiniz.
Etki meydana getirmeye, arkanızda bir miras bırakmaya, seçkin işler çıkarmaya gücünüz var.
Siz kesinlikle sıradan değilsiniz.
Doğrusu siz dikkate değersiniz.
Şimdi acele edin. Kendinizi (ve bizleri) hayal kırıklığına uğratmayın.
Yukarıdaki yazı Seth Godin’in “Büyük Mor İnek” kitabının girişinden. Bu yazıyı her sabah kendinize okuyarak başlasaydınız, hayatınız daha farklı olur muydu? Peki ya Mor İnek’i ve Büyük Mor İnek’i okumadıysanız neler kaçırdığınızın farkında mısınız?
Süreyya Ciliv’in bloğunda Bill Gates’in ilham verici sözlerine rastladım: “Dünyanın en büyük servetini elde etme şansım oldu. Fakat ilk günlerden itibaren söylediğim gibi bu servetin hepsini dünya çocuklarının sağlığına ve eğitimine adayacağım.”
Yani kendi çocuklarına bırakmıyor. Kendi ailesine bırakmıyor. Kendi şehrine bırakmıyor. Kendi ülkesine bırakmıyor. Dünyanın çocuklarına bırakıyor. Bu inanılmaz bir insanlık örneği. Bu yüzden kendisi eşsiz bir insan.
Bir gün çok zengin olduğumda servetimin büyük kısmını -Bill Gates’den bir farkla- ülkemin çocuklarının sağlığına ve eğitimine harcayacağım. Türkiye’nin çocuklarının bu fonlara daha çok ihtiyacı var. Bu da kendime verdiğim bir söz olsun buradan. O zaman geldiğinde sanırım kendime başarılı diyebilirim.
Bir arkadaşım Türkiye’nin en iyi okullarında okumuş, şimdi de en güzide şirketlerinden birinde çalışmaktadır. Bir gün iş ile alakalı bir konuda Hocasına dert yanar.
Hocasının cevabı çok nettir: Böyle hissetmen çok normal. Çünkü biz sizi tatmin olmayasanız diye yetiştirdik.
Tatmin olmamak başarıların sebebi midir yoksa mutsuzluğun temeli midir?
Tatmin olmayıp o hızla bir şeyler yapmak, harekete geçmek midir hedef, yoksa tatmin olduğun için daha motive çalışmak mı?
Özetle, iyi bir şey midir, kötü bir şey midir tatmin olmak? Karar veremedim…
“Proje Bazlı Çalışmak İstiyorum” son zamanlarda çevremde en çok duyduğum cümlelerden biri. Tercümesi şu: Bana bir proje verin, o projeden ben sorumlu olayım, istediğim zaman çalışayım. İstediğim zaman işten uzaklaşayım. Çıkıp arkadaşlarımla bir kahve içmeye gideyim, hiç kimse bir şey demesin, kimseye laf anlatmak zorunda kalmayayım. Gerekirse gecelere kadar çalışayım, fark etmez ama yeter ki ne zaman çalışacağımın kararını ben vereyim.
Bir şey dikkatinizi çekti mi? İnsanlar proje bazlı çalışmak istiyorlar ama bir şirket güvencesinde. Tanıdığım insanlar bu potansiyele sahipler, bir proje verseniz altından başarıyla kalkarlar. Ama fırsat bulamıyorlar. Ve proje bazlı dedikleri şey aslında esnek çalışma saatlerinden ibaret. Bu günlerde en büyük problemin kişilerin yöneticileri ile konuşma şansı bulamadıklarından kaynaklandığını görüyorum. Aslında, özellikle gençleri daha motive çalıştırmak mümkün, çok kolay bir yolu var. Ama günlük işler o kadar bastırıyor ki dört bir yandan bu yöneticilerde miyopluk oluşturuyor. Çoğu zaman sadece yakını görebiliyorlar ve en kötüsü çoğu bu dezavantajlarının farkında değil.
Çay tazelemek isteyen var mı? Vapurlarda yolun yarısını geçince çay satanlar bu sözü söylerler. Neden? Daha doğrusu neden tazelemek? Çünkü bilirler ki, çay içmek isteyenler vapura biner binmez çaylarını zaten almışlardır. 20 dakikalık yolun 15. Dakikasında çay isteyen birisi büyük ihtimalle çayını tazeliyordur.
Tüm online reklamlara tıklayan kişilerin %84’ü aynı kişiler (Seth Godin) Bu şu demek: Eğer hedef kitleniz bu %16’daysa çok iyi yöndesiniz. Ama değilse – ki bu daha büyük ihtimal- o zaman başınız dertte, özellikle online reklamlardan medet umuyorsanız. Sormak istediğim: Online reklamlarını tazelemek isteyen var mı? Ya da daha dramatik bir sesle: Sesimi duyan var mı?
Uzun zamandır Sosyal Medya alanında araştıran, okuyan, içerik üreten bir kişi olarak bütün isteğim bu alanda çalışmaktı. Beni bloğumdan, Friendfeed’den ve Webrazzi yazılarımdan tanıyan birçok değerli şirket / ajans bana Sosyal Medya odaklı işler teklif ediyorlardı.
Ben ise hem Adobe dolayısı ile hem de biraz daha erken olduğunu düşündüğüm için beklemeyi tercih etmiştim. Uzun zamandır bu konulara meraklı bir blog yazarı olarak Türkiye’de interneti en iyi bilenlerden ikisinin Arda Kutsal ve Özgür Alaz olduğunu düşünüyordum. Ne mutlu ki bana 2009 bitmeden her ikisi ile de çalışma fırsatı buldum.
Evet, artık Özgür Alaz ile birlikte Promoqube’de çalışıyorum, Türkiye’deki en büyük ve en zor markaların yöneticisi olarak. Buradaki enerjimizi Türkiye’den en iyi sosyal medya kampanyalarını yapmaya ve bu kampanyalar ile Dünya’ya örnek olmak için harcayacağız. Ve hemen değil ama eminim ki başaracağız
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.