Bizler Yarının Liderleriyiz

Son derece ilham verici 8 dakikalık bir TED konuşması, üstelik Türkçe altyazı seçeneği ile:

Önemli Olan Mutluluk

Çok büyük işler başarmak istiyorsak ama bünyemizde motivasyon yoksa, uzun saatler çalışmaya dayanacak enerjimiz, pes etmemeye dayanacak ısrarımız, cesaretimiz… Masanın bir çok ayağı var. Ama bu ayaklardan birisi bile eksik olsa senaryo  hüsranla sonuçlanıyor. Tam olarak hüsran değil aslında eğer öğrendiklerinden ders çıkaracak aklımız varsa… Peki ya yoksa?

Başkasının (veya kendinin)  söylediği bir işi savsaklamaktan başka bir şey yapmıyorsak… O kurbağayı yiyemiyorsak? Önemli olan sevdiğimiz işi bulmak, kabul. Ama sevdiğimiz işte gelişiyorsak kaçınılmaz birkaç duygu var yaşayacağımız. Sık sık kafamız karışacak, hayal kırıklığına uğrayacağız. Mutluluğun sırrı çalışmamak değil ki. Eğer sadece para için çalışıyorsak zaten yanmışız, mutlu olma şansımız hiç yok. Eğer zevk için çalışıyorsak bir nebze daha şanslıyız. İdeallerimiz arasında dünyada hiç yapılmamış bir şey yapmak, yenilik getirmek, faydalı olmak yerine para kazanmaksa…

Hata yapabiliriz, yapmalıyız, yapıyoruz. Ama hata yapmaktan mutluluk duymak, işte bu herkese nasip olmaz.

Dünya Çapında Kampanyalar Yapmak

Türkiye’den dünya çapında kampanya yapmak mümkün mü? Aslında mümkün. Bence bunun üç bileşeni var:

1- Yaratıcı Fikir
2- Teknoloji
3- Uygulama (Execution)

Dünya çapında bir kampanya yapmak için müthiş yaratıcı, mümkünse espirili ama kesinlikle şaşırtıcı, şok edici, daha önce yapılmamış bir şey yapmak ve bunu birçok teknoloji ile bağlamak gerekiyor.

Biz konumumuz ve ilgi alanlarımız sebebiyle bir çok teknolojiyi birbirine bağlayabiliyoruz. Facebook, Twitter, Mobil, QR Kodları, Lokasyon Bazlı Servisler, Mobil Ödeme…

Hal böyle olunca ortaya çoğu zaman şöyle bir kampanya fikri çıkıyor. Tamam işte, QR Kodun fotoğrafını çeksin, oradan Facebook’a gitsin, buradaki postu Twitter’a göndersin, sonra bu yorumların toplamını alsın, bunları kendi arasında sıralasın… gidiyor da gidiyor.

Müthiş bir fikir, müthiş teknolojiler de kullanıyor olabilir. Ama teknolojileri basitleştiremediğimiz sürece yaptığımızı ancak bizim gibi birkaç bin insan anlayacak, uzun bir süre kitlelere yayılamayacak. Zamanının ilerisinde olmak, bunu avantaja dönüştüremediğin sürece büyük dezavantaj. Bir teknolojiyi zamanından önce kullanmak, en az zamanından sonra kullanmak kadar manasız. Bunun optimum bir zamanı var. O zamanı yakalamak çok kritik.

Özetle, teknoloji ile basitliği (simplicity) birleştirdiğimiz noktada dünya çapında kampanyalar yapacağımızı düşünüyorum. Bunun en basit örneği Facebook, sayfaya girdikten sonra hiçbir şey yapman gerekmiyor, haberdar omak istediğin tüm haberler ana sayfandan aşağı doğru akıyor. O kadar basit, herkes kullanabilir. Bu yüzden 24 milyon Türk kullanıyor. Böyle fikirlere ve uygulamalara ihtiyacımız var. Arayışımız sürüyor 🙂

Yepyeni Pazarlama Teknolojileri ile Oynamak

Cornetto için yapılan “Multiplayer İnteraktif Bina Projeksiyon Oyunu”nu çok yaratıcı ve başarılı buldum. Türkçesi şu: Pacman’e benzer bir oyunu kendi cep telefonunuzdan dev bir binanın üzerinde oynayabiliyorsunuz.

Deneyimlerimi şurada paylaşmıştım. Fikir, uygulama, organizasyon hepsi mükemmel. Ne kadar emek sarf edildiği o kadar belli ki. Tebrikler, emeği geçen herkese.

Mobil projelerlerde ülkemizde güzel örnekler görmek çok sevindirici. Yalnız, henüz yolun başında bile değiliz. Yakın zamanda bu oyunların geniş alanlara ve kitlelere yayılacak şekilde gelişmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni teknolojiler henüz tam potansiyeli ile kullanılmaya başlanmadı. Aşağıdaki videoyu izleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. (Bu oyun 2008 yapımı)

Peki yakın gelecekte neler olabilir? Lokasyon bazlı servisler daha da geliştikçe, Şehir (Urban Gaming) veya Sokak Oyunlarını  nasıl yaratıcı kurgular ile birleştirebiliriz? Kendimizi FBI Ajanı gibi hissedebileceğimiz oyunların kahramanı olabilir miyiz? Bu bize nasıl bir deneyim sunar?

Bu kurgular Augmented Reality uygulamaları ile nasıl entegre kullanılabilir?

Lokasyon Bazlı Sosyal Ağlar (Foursquare gibi) kurgunun içine dahil edilebilir mi?

Biz, yeni pazarlama teknolojileri kullanarak  daha keyifli ve faydalı işler çıkarabilir miyiz? Cevap basit, çıkarabiliriz ANCAK;

Ajanslar daha yaratıcı ve yeni teknolojileri daha yakından takip ederlerse

Uygulamadaki teknik kısmı başarı ile halledebilecek kalifiyede teknik personel ile çalışılırsa

Marka tarafında cesur işleri onaylayacak Üst Düzey Yöneticiler bulunursa… NEDEN OLMASIN?

Yeni Pazarlama Teknolojileri Geliştirmek

Eğer Dijital Pazarlama alanında çalışan bir profesyonel iseniz ve vizyonunuz sadece Sosyal Medya ise yanlış yoldasınız. Bugünlerde sırf trend diye sosyal medyaya ilgi duyan, geleceğin burada olduğunu söyleyen kişiler görüyorum. Halbuki vizyon sosyal medyayı öğrenmek değil, yeni pazarlama teknolojileri geliştirmek olmalı. Sosyal medya ile birleştirebileceğimiz yeni pazarlama teknolojileri. Aynı yandaki görsel gibi sosyal medya üzerine oturtabileceğimiz yeni parçalar.

Eğer markalara en fazla faydayı sağlayabilecek yeni teknolojileri hızlıca uyarlayarak, hızlıca sonuç alabiliyorsak, o zaman değerli olabiliriz. Bu ise ancak sonsuz bir öğrenme merakı ve okuma ve araştırmayı yeni fikirler ile birleştirmek ile olur. Deneyip, yanılmak, yılmamak ve ne olursa olsun sonuç almak. Bu özelliklere sahip olduğumuz zaman Türkiye’den dünya çapında işler yapmaya başlayabiliriz.

İş Hayatında Kodlama Bilmenin Önemi

Hayatımın bir bölümünde yazılımcı olarak çalışmış olmayı çok isterdim. Bana internet ile ilgili bir iş yapmak isteyen bir genç nereden başlaması gerektiğini sorsa ilk cevabım şu olurdu: Programlama yapmayı öğren. Yazılım bilen bir yöneticinin, daha fikir geliştirme aşamasından daha efektif çalıştığına, programcılardan olur olmaz isteklerde bulunmadığına defalarca şahit oldum.

Bunun için üniversitedeki en önemli bölümlerden birisinin MIS (Management Information Systems) olduğunu düşünüyorum. Teknik altyapı ile işletmeyi birleştirebilen bir bölümü bitirmiş olmanın iş hayatında artısı inanılmaz olacaktır. İş hayatına yazılımcı olarak başlamış, sonrasında yönetici olarak çalışmayı düşünen bir MIS mezununun diğer rakiplerinden çok açık ara önde olacağını söyleyebilirim. Eğer siz de bu özelliklere sahip biri iseniz sizinle tanışmak isterim. Bana  her zaman bir mail atabilirsiniz.

Sosyal Medya Ajansı ile Çalışmaya Başlamadan Önce Markaların Sorması Gereken 52 Soru

Müthiş bir yazıya denk geldim. Yazar, bu yazıda bir sosyal medya şirketi ile çalışmaya başlamadan önce markaların sorması gereken 52 soruyu sıralamış. Ve burada Online Takip’ten, İtibar Yönetimine,  Sosyal Medyadan, Topluluk Yönetimine soruları gruplamış.

Eğer marka tarafında iseniz sizin için çok güzel bir kaynak. Bir sosyal medya ajansı ile görüşüyorsanız ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, bu soruları sormakla başlayabilirsiniz.

Tüm sorulara en ideal cevapları vermek mümkün değil tabii ki ama en azından Global’deki rakiplerimize rekabette kalmak istiyorsak bu sorulara mantıklı yanıtlar vermek ile başlamalıyız.

Dünya çapında işler yapmak istiyorsak, sunumlar havada kalan süslü sözlerden oluşmamalı. Bunun yerine, kendimizi bu soruların cevaplarını en iyi verecek şekilde stratejiler, sistemler ve teknolojiler geliştirmeye adamalıyız. Şimdiye kadar ülke olarak bu yolda çok başarılı olamadık ama 20 milyonluk Facebook nüfusunun avantajını kullanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Siz ne dersiniz?

Son Zamanlarda İzlediğim En İyi Reklam

Nike’nin Write The Future Reklamı. Son zamanlarda gördüklerimin en iyisi. Muhteşem.

Fenerin Şampiyon Olamamasından Çıkardığım Dersler

18 Nisan tarihinde şöyle yazmıştım: Bir Fenerli olarak Beşiktaş’ı yenmemizi ama Bursa’nın şampiyon olmasını istiyorum. Bu kısır döngüden çıkmamızı ve Bursa’yı diğer Anadolu Kulüplerinin izlemesini istiyorum.

Bugün dileğim gerçek oldu ama gerçekten çok üzüldüm. Bayraklarımız ile formalarımız ile Fenerbahçe’de maçın sonlanmasını bekliyorduk, Bağdat Caddesinde tura çıkmak için. Son maçta şampiyonluğu tekrar kaybedeceğimizi pek ihtimal vermiyordum. Fena halde yanıldım ve bu yanılmadan şu dersleri çıkardım:

1- Önemli olan sonuçtur. 33 maç lider de olabilirsin, son anda gerekeni yapmazsan bütün emeklerin boşa gidecektir. Şampiyon olacaksan takımsan son maçta yeneceksin. Nokta.

2- Uzun bir maratonda çok uzun süre iyi durumda olsan bile 2 hafta içerisinde hem kupadan hem şampiyonluktan olabilirsin. Bir yarışta uzun süre lider olmak önemli değildir, önemli olan sonucu getirmektir. Daha doğrusu son maça lider girmek değil, son maçtan lider çıkmaktır kritik olan.

Bu şampiyonluktan sizin çıkarttığınız dersler neler?

Mutlu Olmak mı, Faydalı Olmak mı?

Özgür (Alaz) ile birlikte bazen öğle yemeklerinde hayattan bahsediyoruz. Ben bu hayatta en önemli şeyin “mutlu olmak” olduğunu savunuyorum. Özgür ise “faydalı olmak” olduğunu savunuyor.

Özgür’ün gerekçesi şu: Mutlu olarak zor bir işi başaramazsın. Örneğin mutlu mutlu bir boks maçı kazanabilir misin?

Benim düşüncem şu:  Tabii ki kazanamazsın ama zaten başarılı olmanın bazı fedakarlıklar gerektirdiğini bilmeden, bazı bedeller ödememiz gerektiğini bilmeden o yolculuğa çıkarsak zaten hüsrana uğramaz mıyız? Ya en başından beri hedeflerimiz uğruna zor zamanlar geçirmeyi göze almışsak, en sonunda gene mutsuz olur muyuz?

Farkındayım benimki daha bencilce bir bakış açısı gibi gözükse de aslında ikisi de aynı sonuca bağlanıyor. Çünkü benim düşünceme göre mutlu olmak ancak faydalı olmakla başarılabilir bir kavram.

Aslında bu soruların cevabı yüzyıllardır Psikoloji Teorileri ile veriliyor. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. En bilineni yukarıdaki “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” Bana göre bu teorileri en yalın hali ile harmanlayıp, en halk dilinde anlatan kişi Anthony Robbins.  Onun için bu durumu Robbins’in “6 İnsan İhtiyacı” ile açıklayabilirim. Aşağıdaki TED konuşmasını ise mutlaka izlemenizi öneririm.

Bu teoriye göre insanın 6 adet ihitiyacı var.

1. Certainity (Kesinlik) Her insan hayatında bir parça garanti ister. Her ay düzenli para kazanmak, musluğu açtığınızda su akmasının kesin olması gibi. En temel insan ihtiyacı budur.

2. Variety (Çeşitlilik) Eğer insan hayatında her şey çok fazla garanti olursa, o zaman sıkılmaya başlar. Ne zaman ne olacağı, ne davranışta bulunursa ne sonuçlar alacağı belli olan insan, bu rutinden bunalır. Burada hayatına bir renk getirmek ister. İnsanı mutlu eden şey ise bu garanti ve çeşitlilik dengesinin iyi kurulmasıdır.

3. Significance (Önemlilik) Daha sonra en çok önem arz eden şey insanın kendisini önemli hissetmesidir. Konuştuğunda dinlenmesi, soru sorduğunda cevap verilmesidir örneğin.

4. Connection / Love ( İnsanlar ile iletişimde olma / Aşk ) Bir topluluğun parçası olmak, aidiyet gibi kavramlar burada devreye girer. Gene en insani ihtiyaçlarımızdan birisi aşık olmak ve insanlarla iletişim kurmaktık.

5. Growth ( Büyümek ) Daha iyisi olmak, becerilerimizi geliştirmek, belki bir yabancı dil öğrenmek, olduğumuz yerde saymamak ve iki günümüzün birbirinden farklı olması.

6. Contribution ( Katkıda Bulunma, Faydalı Olma ) Değerli bir şey uğruna birçok şey feda etmek, kısacası bir amaç uğruna adanmak. Dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bir yer yapmak. Ülkedeki eğitim seviyesini arttırmak. Hastalıklardan daha az kişinin ölmesini sağlamak gibi…

Bu Faydalı Olma ihtiyacı çoğu kişiye dostluk, barış, kardeşlik kelimeleri gibi “geyik” gelir. O seviye, sadece diğer ihtiyaçları karşılanmış bireyin düşünebildiği, üzerine sorumluluk aldığı seviyedir. Eğer böyle kavramlardan bahseden birilerini tanıyorsanız, onlara sıkı sıkı sarılın. Çünkü o kişiler Dünya’yı değiştirme ya da en azından deneme ihtimali en yüksek olan kişilerdir.

Verimlilik mi, Etkinlik mi?

“Efficiency is doing things right; effectiveness is doing the right things.” -Peter Drucker

Yani Türkçesi: Verimlilik, işleri doğru yapmaktır, etkinlik (etkin olma) ise doğru işleri yapmaktır. Peter Drucker.

Benzer bir şekilde “Lider doğru işleri yapar; Yönetici işleri doğru yapar” sözü ile çok yakın cümleler.

Bugüne kadar verimliliğin en önemli şey olduğunu düşünüyordum. Oysa verimlilikten daha önemli bir kavram var, ondan daha önce gelmesi gereken: Etkinlik. Önce doğru işleri yapmalıyız ki verimliliğin bir anlamı olsun, değil mi?

Bu iki kavram arasındaki fark yönetici ile lider arasındaki fark kadar açık…

Facebook'un Tavsiye Ettiği Tek Türk Ajans

Promoqube, Dünya’nın en iyi ajansları ile birlikte Facebook’un tavsiye ettiği ajansları listelediği “Preferred Developer Consultant” programına alındı.  Peki nedir bu program? Aslında bu programı Facebook’un kendi sözleri ile anlatmak daha doğru:

“We often hear from brands, celebrities, companies, and organizations who are looking for the best resources to start building an application on Facebook.com, optimize a Facebook Connect integration or build a Facebook Page. To help you accelerate your efforts, we are introducing the Preferred Developer Consultant program to connect people to the resources they need to build with Facebook products and technologies.”

Yani Facebook diyor ki; Biz sık sık markalardan, ünlülerden, ve şirketlerden Facebook’u nasıl daha etkin kullanabileceklerine , “en iyi” Facebook uygulamalarına, en iyi Facebook sayfalarını yapan ajanslara nasıl ulaşabileceklerine dair sorular alıyoruz. Bunun için sizi Facebook’un Tercih Edilen ( Tavsiye Edilen) Geliştirici Danışman Programı ile tanıştırmak istiyoruz ki markalar bu ajanslar ile buluşabilsin.

Bu adreste Facebook, Dünyadaki en iyi ajansları topluyor, bir listesini tutuyor ve kendisine başvuran markaların en iyi hizmeti almaları için en iyi ajanslar ile bizzat tanıştırıyor. Aslında, seçilmiş bir ajans olarak neden seçildiğimiz sorusunun cevabını da Facebook’tan alalım:

“You were chosen for the program because of a strong track record in your respective areas.  Facebook reviewed work samples, professional references, and company history to determine that you had a strong track record.”

Sonuç olarak, yaptığımız işler bizzat Facebook tarafından incelendi, profesyonel referanslar dikkate alındı ve alanımızda yapmış olduğumuz “güçlü” işler nedeniyle bu programa uygun bulunduk.

Süreçten biraz bahsedeyim: Aslında süreç aylar öncesine dayanıyor. Bu programı ilk duyduğumuzda hemen bugüne kadar yaptığımız işleri ayrıntılı anlatan linkler ile beslenmiş dosyamızı hazırladık ve Facebook’taki kontağımıza aşağıdaki metin ile başvurduk.

“Enclosed is the details of our application for Facebook Preferred Developer Consultant Programme. We helped a number of celebrities, companies and brands so far. And we believe that we can allocate our best resources for them in terms of capability, creativity and experience so that they can achieve the best possible online presence on Facebook.”

Emeğin çoğu Özgür ve Kaan ve Korhan’ın. Bu ajanslardan biri olarak seçilmemizde azıcık da olsa emeğim bulunduğu ve yazışmaları bizzat yürüttüğüm için gururluyum. Gururumun sebebi detaylarda gizli:

Bu Programda tüm Dünya’dan toplam 49 Ajans var.

Bu ajansların büyük bir kısmı – 36 tanesi – Amerika’da ve Facebook ile içiçe çalışan, toplantı yapan şirketler.

Avrupa’dan sadece 11 şirket var.

Türkiye’den ise tek.

Promoqube’nin binlerce kilometre uzaktan Dünyadaki rakipleri ile rekabet etmesi gurur verici. Zaten bu kadar kısa süre içerisinde Türkiye’nin en büyük markaları ile çalışmayı başarmış bir şirketi yakında Global Projelere imza atarken görmek mümkün.

Yaptığımız kurguları, Dünya’da örnek alan birçok ajans biliyoruz. İşlerimizi Avrupa’dan takip eden  markalardan teklifler alıyoruz. Hep daha fazla sonuç alabileceğimiz yeni kurgular deniyoruz. Türkiye’de sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yatırım yapıyoruz. Bu sebeple, kendimiz gibi çalışanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bizimle çalışmak isterseniz bize her zaman ulaşabilirsiniz. Beraber çalışmak dileğiyle…

1000 Kişilik Bir Hayal

Benimle kitap okur musunuz etkinliği ve Düşün Taşın Kulübü her zaman gönülden destek verdiğim bir organizasyon. Daha önce de 13 Saniye’yi yazmıştım. Bu organizasyonda da gençler 13 Saniye gibi kitap okumanın önemine dikkat çekiyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Bir grup hayalci genç bir mekanda toplanıyor ve herkes kitabını açıp okumaya başlıyor.

Bu eylemlerinin(!) en önemlilerinden bir tanesi de yarın gerçekleşecek. 1000 kişi ile aynı anda kitap okuyarak Guiness’e güçlerini gösterecekler. Katılmak isteyenler 21 Şubat 2010 Pazar, saat 12.00-14.00 arasında Bayrampaşa Spor Kompleksinde bu gençlere katılabilir. Ayrıntılı bilgiyi Selim Çavuş’un bloğundan ve Dusuntasin.net’ten alabilirsiniz. Herkese bol okumalar, güneşli cumartesileri 🙂

Seth Godin'den Hayat Dersleri

Bugün “Büyük Mor İnek” kitabını okudum yine. Okuduğum ilk gün kadar çok şey öğrendim. Giriş yazısını “Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler” yazısında yazdım. Ama tabii ki daha anlatılması gereken çok şey var. Birkaç alıntı:

Eğer önceki işimde yeni ve ilginç bir şey yapmak için birinin emekli olmasını bekleseydim, büyük ihtimal hala bekliyor olurdum. Bunun yerine hızlı büyüyen bir şirkette çalışmak bana becerilerimi ve kariyerimi geliştirmek için pek çok imkan sağlamış oluyordu.

Nalbur dükkanınız için yeni stratejiler geliştirme zamanı değil, bunun için artık çok geç. En çok satan ürününüz beş yıl içerisinde demode olacak mı? Olacağına neredeyse eminsiniz değil mi? O zaman yeni bir ürün değişikliği için panik yapma zamanı dört yıl sonrası değil, şimdidir.

İnternet faydalı bir araç derler, internet her şeyi değiştirdi derim. Teşvike ihtiyacımız var derler, bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var derim. Radikal değişiklik on yıl alır derler, radikal değişiklik bir dakika alır derim. Abartıyorsun derler, bu sadece realite derim.

Kim Olduğunuzu Yaptıklarınız Belirler

Siz ikinci dereceden işlerle uğraşacak birisi değilsiniz.

Bir asistan, bir idareci, ayak işlerinde kullanılan biri de değilsiniz.

Siz yetenekli bir insansınız. Aileniz ve toplum için önemli bir değersiniz.Bir şirkette fark oluşturacak kişisiniz.

Etki meydana getirmeye, arkanızda bir miras bırakmaya, seçkin işler çıkarmaya gücünüz var.

Siz kesinlikle sıradan değilsiniz.

Doğrusu siz dikkate değersiniz.

Şimdi acele edin. Kendinizi (ve bizleri) hayal kırıklığına uğratmayın.

Yukarıdaki yazı Seth Godin’in “Büyük Mor İnek” kitabının girişinden. Bu yazıyı her sabah kendinize okuyarak başlasaydınız, hayatınız daha farklı olur muydu? Peki ya Mor İnek’i ve Büyük Mor İnek’i okumadıysanız neler kaçırdığınızın farkında mısınız?