Bu ülkenin ticarete atılmak isteyen yetenekli gençleri çok şanslı bir dönemde. Sebebi ise ticaretin, Dünya tarihinde değişmediği kadar değişme arefesinde olması. Emareleri yeni yeni görülmeye başlayan yeni bir ekosistem oluşuyor ve benim görüşüm e-ticaret, klasik ticareti ne kadar değiştirdi ise sosyal ticaret de (en azından) e-ticareti o kadar değiştirecek. Sosyal ticaretin dünyayı çok değiştireceğini benim naçizane görüşüm olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunu ben değil, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg söylüyor.
Bu konudaki bir diğer önemli şirket ise Google. Eric Schmidt’e Bir Sonraki Facebook sizce ne olacak sorusuna verdiği yanıt aşağıda. Bir sonraki Facebook; Sosyal, Lokal ve Mobil’i en iyi şekilde harmanlayan start-up’lar arasından çıkacak diyor. Tabii ki bunları söylemek için Mark Zuckerberg ya da Eric Schmidt olmaya gerek yok. Bunları ilerideki yazılarımdaki savlarımı güçlendirmek için bir giriş olarak kabul edin.
Google ve Facebook’un dışında özellikle Walmart tarafında inanılmaz gelişmeler var, bu konuya çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Sosyal ticaret ile ilgili 15 ay önce Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret yazısını yazmıştım. Eylül ayında ise aşağıdaki twiti attım.
Bu twitten sonra bu sektördeki birçok kişi Walmart’ın neden listede olduğunu sordular. Yazılarımı okuyan, önemseyen ve değer veren herkese çok teşekkür ediyorum. Sektörde önde gelen birçok kişiye kendimce nedenlerini anlattım.(Birçoğunu ikna edemedim, şimdilik)
Neden Walmart? Bir sonraki yazımın konusu bu. Bir sonraki yazı gelene kadar lütfen şunu düşünün: Şans eseri ticaretin Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı değişeceği bir döneme denk gelseydin, ne yapıyor olurdun?
Güncelleme: Lütfen serinin ikinci ve üçüncü yazısını da okuyun.
Hep olmak istediğim ama olamadığım o insan olmak isterim. Sabahları erken kalkan, sporunu yapan eve dönüp duşunu alan, mutlu mesut işine giden yolda kitabını okuyan, bütün gününü olabilecek en verimli şekilde geçiren, kendisinden başka kimsenin moralini bozmasına izin vermeyen. Akşam evine dönen, yatağında rahat uyuyan…
Türkiye’de mesleğimin en iyisiyim dedi bir arkadaşım geçen gün. Bunu mavi gözlüyüm der gibi söylemişti. Ve bunu söylerken ciddiydi. Hakikaten bir konuda herkesten iyi olmak nasıl olurdu acaba? Kriterleri neydi bir işte en iyi olmanın? Ben hiçbir zaman hiçbir konuda en iyi olmadım. Söyleyebileceğim yegane şey herhalde en iyisi olmak için efor sarf etmek olurdu.
Sayısız insan yaşar içimizde demiş ya Fernando Pessoa ben hep merak ederim, kaç insan yaşar benim içimde diye. Hatta her seferinde kahkalarla güldüğüm iki isimli arkadaşım gelir aklıma. Bugün nasılsın diye değil bugün kimsin diye sorarım onu gördüğümde. Ben bazen Ahmet olurum bazen Mehmet der. Ahmet daha karamsar, mutsuz Mehmet ise daha iyimser ve kahkaları ile ortalığı çınlatan.
Bir süre sonra beraber vakit geçirdiğimiz insanlar oluruz. Ve eğer çıkar ilişkilerinden bıkmışsak bırakırız o çevremizi (bazıları buna hiçbir zaman cesaret edemez)
Bir insan hem akıllı hem aptal olabilir mi? Hem güzel hem çirkin, hem yalnız hem.. (yalnızın karşıtını bulamadım) var mı emin değilim…
Hayatım boyunca gazetede okuduğum bir adamı hiç unutamadım. Adamı unuttum ama ne söylediğini unutamadım. Başarısının sırrını soran muhabire, “Ben hiç bir şey karşısında stress yapmam demişti, hatta bir keresinde fabrikam yanmıştı, bahçede mangal yapmıştık işçilerle demişti.”
Ölümlü dünyada denir ya hani, çok severim ben o deyimi. Ve her zaman başaramasam da bu felsefe ile yaşamak isterim.
Gazetede yarın hava çok güzel olacak diye manşet varsa, ne güzel der geçeriz. Ama yarın fırtına geliyor yazarsa hemen gazeteyi alır en ince detayına kadar okuruz. Güzel bir manzara olursa bakmayız ama trafik kazasına bakarız. İnsan doğası gereği olumsuza odaklıdır. Bu odağı pozitife dönüştürmek için insan üstü bir çaba sarf ederiz. Bir çoğumuz gene de odağını değiştiremez.
10 adımda mutluluğun formülünü verecek bir kişisel gelişim uzmanı değilim. Bu hayatta ne için yaşadığımız yüzyıllardır filozoflar tarafından irdelendi, irdeleniyor.
Nihai amacımızın mutluluk olduğunu düşünenlerdenim. Mutluluk çoğu zaman başarı ile karıştırılan bir kavram. Oysa başarılı olmak insanı her zaman mutlu yapmıyor. Zengin olmak da. Mutluluk bir iç huzur hali aslında. Başarılıysan ama pazartesileri işine lanet ederek gidiyorsan, cumaları “Yaşasın bugün Cuma” diyorsan günün en az 8 saatini çok da mutlu geçirmiyorsun demektir.
Demek istediğim yarın işimizi bırakalım, yeni sulara yelken açalım vs. değil. Ama ne yapacağımızı bilmiyorsak bize kimse yardım edemez. Öncelikle şunu kabul etmek lazım: Bütün bir hayatı haftasonunu bekleyerek geçirmek nasıl bir yaşam tarzı? Yedi günün beşine sabretmek zorunda kalmak, çok can sıkıcı… Tıpkı, bir gün çalışmayı bırakıp emekliliği düşlemek gibi…
Para, başarı, güzellik, zeka. Bu dört özellikten biri sende olduğu zaman “yırttığını” düşünüyorsun. Örneğin güzelliğin varsa, diğer özelliklere sahip bir eş buluyorsun. (Her zaman değil ama çoğu zaman.) Bu 4 özelliğin tamamına sahip insanlar tanıyorum ama belki de geceleri yorganları üstlerine çekip ağlıyorlar bilemiyorum.
Özetle, şunu söylemek istiyorum, eğer her gün yeni bir güne başlayabiliyorsak o gün güzel bir gündür. Ve eğer sıkıntılarımız varsa, bir süre sonra bağışıklık kazanırız. Bunu da en iyi cenazelerde anlarız. Sen de sevdiğiniz bir kişinin cenazesinin ardından sadece üzülmek yerine yazmayı dene, bakalım nelerle karşılaşacaksın? Sen de benim gibi yazdıklarınıza şaşırabilirsin ama kesinlikle çok şey öğrenirsin.
Cumartesi günü Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği Social Media Summit’de bir sunum yaptım. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı çok başarılı bir organizasyondu, düzenleyenleri tebrik ederim.
Gerek konuşmacılar gerek dinleyiciler çok iyiydi. İlk olarak Coca Cola İnteraktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey güzel bir sunum yaptı, sonrasında Google Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan sorumlu Pazarlama Müdürü Mustafa İçil‘in sunumunu izledik. Sonrasında sıra bana geldi.
Normalde üniversitelerde, markalar sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı, topluluk yönetimi-tasarımı, sosyal medya kampanyaları gibi konular işliyorum. Birkaç defa da Sosyal Medya ve Siyaset anlattım. Yalnız, bu sefer üniversite öğrencilerine en fazla yararlı olacağını düşündüğüm yeni bir sunum hazırladım. İnsan Kaynakları bakış açısından “Üniversite öğrencileri sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı’yı” anlattım. Oldukça keyifli bir sunum oldu.
Benden sonraki sunumlardan Alemşah’ınkini çok beğendim. ( Tüm programı buradan inceleyebilirsiniz) Sunumun sonunda tüm konuşmacılara jest olarak adımıza plaket verdiler.
Özetle şunu demek istiyorum: Baştan sona çok iyi organize edilmiş, tüm ayrıntıları düşünülmüş, katılımcılara çok keyifli bir gün yaşatan çok başarılı bir organizasyondu. Üstelik öğrenciler tarafından düzenlenmişti. Ülkemizde öğrencilerin böyle organizasyonlara imza atması ülkemizin geleceği açısından çok umut verici. Bir kez daha, tebrikler herkese…
Çok büyük işler başarmak istiyorsak ama bünyemizde motivasyon yoksa, uzun saatler çalışmaya dayanacak enerjimiz, pes etmemeye dayanacak ısrarımız, cesaretimiz… Masanın bir çok ayağı var. Ama bu ayaklardan birisi bile eksik olsa senaryo hüsranla sonuçlanıyor. Tam olarak hüsran değil aslında eğer öğrendiklerinden ders çıkaracak aklımız varsa… Peki ya yoksa?
Başkasının (veya kendinin) söylediği bir işi savsaklamaktan başka bir şey yapmıyorsak… O kurbağayı yiyemiyorsak? Önemli olan sevdiğimiz işi bulmak, kabul. Ama sevdiğimiz işte gelişiyorsak kaçınılmaz birkaç duygu var yaşayacağımız. Sık sık kafamız karışacak, hayal kırıklığına uğrayacağız. Mutluluğun sırrı çalışmamak değil ki. Eğer sadece para için çalışıyorsak zaten yanmışız, mutlu olma şansımız hiç yok. Eğer zevk için çalışıyorsak bir nebze daha şanslıyız. İdeallerimiz arasında dünyada hiç yapılmamış bir şey yapmak, yenilik getirmek, faydalı olmak yerine para kazanmaksa…
Hata yapabiliriz, yapmalıyız, yapıyoruz. Ama hata yapmaktan mutluluk duymak, işte bu herkese nasip olmaz.
Türkiye’den dünya çapında kampanya yapmak mümkün mü? Aslında mümkün. Bence bunun üç bileşeni var:
1- Yaratıcı Fikir
2- Teknoloji
3- Uygulama (Execution)
Dünya çapında bir kampanya yapmak için müthiş yaratıcı, mümkünse espirili ama kesinlikle şaşırtıcı, şok edici, daha önce yapılmamış bir şey yapmak ve bunu birçok teknoloji ile bağlamak gerekiyor.
Biz konumumuz ve ilgi alanlarımız sebebiyle bir çok teknolojiyi birbirine bağlayabiliyoruz. Facebook, Twitter, Mobil, QR Kodları, Lokasyon Bazlı Servisler, Mobil Ödeme…
Hal böyle olunca ortaya çoğu zaman şöyle bir kampanya fikri çıkıyor. Tamam işte, QR Kodun fotoğrafını çeksin, oradan Facebook’a gitsin, buradaki postu Twitter’a göndersin, sonra bu yorumların toplamını alsın, bunları kendi arasında sıralasın… gidiyor da gidiyor.
Müthiş bir fikir, müthiş teknolojiler de kullanıyor olabilir. Ama teknolojileri basitleştiremediğimiz sürece yaptığımızı ancak bizim gibi birkaç bin insan anlayacak, uzun bir süre kitlelere yayılamayacak. Zamanının ilerisinde olmak, bunu avantaja dönüştüremediğin sürece büyük dezavantaj. Bir teknolojiyi zamanından önce kullanmak, en az zamanından sonra kullanmak kadar manasız. Bunun optimum bir zamanı var. O zamanı yakalamak çok kritik.
Özetle, teknoloji ile basitliği (simplicity) birleştirdiğimiz noktada dünya çapında kampanyalar yapacağımızı düşünüyorum. Bunun en basit örneği Facebook, sayfaya girdikten sonra hiçbir şey yapman gerekmiyor, haberdar omak istediğin tüm haberler ana sayfandan aşağı doğru akıyor. O kadar basit, herkes kullanabilir. Bu yüzden 24 milyon Türk kullanıyor. Böyle fikirlere ve uygulamalara ihtiyacımız var. Arayışımız sürüyor
Cornetto için yapılan “Multiplayer İnteraktif Bina Projeksiyon Oyunu”nu çok yaratıcı ve başarılı buldum. Türkçesi şu: Pacman’e benzer bir oyunu kendi cep telefonunuzdan dev bir binanın üzerinde oynayabiliyorsunuz.
Deneyimlerimi şurada paylaşmıştım. Fikir, uygulama, organizasyon hepsi mükemmel. Ne kadar emek sarf edildiği o kadar belli ki. Tebrikler, emeği geçen herkese.
Mobil projelerlerde ülkemizde güzel örnekler görmek çok sevindirici. Yalnız, henüz yolun başında bile değiliz. Yakın zamanda bu oyunların geniş alanlara ve kitlelere yayılacak şekilde gelişmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni teknolojiler henüz tam potansiyeli ile kullanılmaya başlanmadı. Aşağıdaki videoyu izleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. (Bu oyun 2008 yapımı)
Peki yakın gelecekte neler olabilir? Lokasyon bazlı servisler daha da geliştikçe, Şehir (Urban Gaming) veya Sokak Oyunlarını nasıl yaratıcı kurgular ile birleştirebiliriz? Kendimizi FBI Ajanı gibi hissedebileceğimiz oyunların kahramanı olabilir miyiz? Bu bize nasıl bir deneyim sunar?
Bu kurgular Augmented Reality uygulamaları ile nasıl entegre kullanılabilir?
Lokasyon Bazlı Sosyal Ağlar (Foursquare gibi) kurgunun içine dahil edilebilir mi?
Biz, yeni pazarlama teknolojileri kullanarak daha keyifli ve faydalı işler çıkarabilir miyiz? Cevap basit, çıkarabiliriz ANCAK;
Ajanslar daha yaratıcı ve yeni teknolojileri daha yakından takip ederlerse
Uygulamadaki teknik kısmı başarı ile halledebilecek kalifiyede teknik personel ile çalışılırsa
Marka tarafında cesur işleri onaylayacak Üst Düzey Yöneticiler bulunursa… NEDEN OLMASIN?
Eğer Dijital Pazarlama alanında çalışan bir profesyonel iseniz ve vizyonunuz sadece Sosyal Medya ise yanlış yoldasınız. Bugünlerde sırf trend diye sosyal medyaya ilgi duyan, geleceğin burada olduğunu söyleyen kişiler görüyorum. Halbuki vizyon sosyal medyayı öğrenmek değil, yeni pazarlama teknolojileri geliştirmek olmalı. Sosyal medya ile birleştirebileceğimiz yeni pazarlama teknolojileri. Aynı yandaki görsel gibi sosyal medya üzerine oturtabileceğimiz yeni parçalar.
Eğer markalara en fazla faydayı sağlayabilecek yeni teknolojileri hızlıca uyarlayarak, hızlıca sonuç alabiliyorsak, o zaman değerli olabiliriz. Bu ise ancak sonsuz bir öğrenme merakı ve okuma ve araştırmayı yeni fikirler ile birleştirmek ile olur. Deneyip, yanılmak, yılmamak ve ne olursa olsun sonuç almak. Bu özelliklere sahip olduğumuz zaman Türkiye’den dünya çapında işler yapmaya başlayabiliriz.
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.