Reklam Pazarlama Kariyeri Yapmayı Düşünenlerin Cevaplaması Gereken Soru

Geçtiğimiz günlerde kendi okulumda bir konuşma yapma fırsatı buldum. Son yıllarda katıldığım en iyi konferanslardan bir tanesiydi. İşletme Kulübü harika bir iş çıkarmış. Hem marka hem ajanslar tarafında çok iyi konuşmacıları hem de 550 kişiyi çok iyi organize etmişlerdi. Alametifarika’dan Serdar Erener, 4129Grey’den Alemşah Öztürk, Karpat Polat, Unilever, Yıldız Holding, Aydınlı Grup, Gittigidiyor gibi markalardan en üst düzey pazarlama yöneticileri…

Söylediklerine göre tam günde 100 bilet kadar satarken, biletler bitmiş ve satışa kapatmak zorunda kalmışlar. Radisson Blu Hotel’de düzenlenen bu Zirve’ye benzer organizasyonları belki de ileride Haliç Kongre Merkezi gibi binlerce kişilik etkinlik alanlarında görebiliriz. Böylesi iyi bir organizasyonu geçen sene Anadolu Marketing’de görmüştüm, Eskişehir’de. İstanbul’da ise ilk defa karşılaşıyorum. Eskişehir’de de Anadolu Üniversitesi bizi harika ağırlamış, iki günlük çok güzel bir organizasyon yapmıştı.

İstanbul’daki panelde Hakan Okay moderatörlüğünde, Zaytung’un kurucusu Hakan Bilginer, Ercüment Büyükşener, İsmail Hakkı Polat bir de ben konuştuk. Bizden önceki ve sonraki konuşmaların çoğunda reklam ve pazarlamanın büyülü dünyasından söz edilirken bizim panel biraz madalyonun diğer yüzünü göstermeye yönelikti. Kendi konuşmamı özet geçmem gerekirse kısaca şunları söyledim:

Bizim meslek özellikle öğrenciler tarafından tam anlaşılmıyor. Yaratıcı fikirler bulup, Happy Hour’larda mutlu mesut takılan bir grup insan gibi algılanıyor. Bu algıları test etmek için mutlaka ajans tarafında bir staj yapmak gerekli. İnsan sorgulamayı bıraktığı anda kendini diğer insanlara daha çok ürün satmak için gecelere kadar çalışan, belki de sonucunda insanların daha çok tüketmesine ön ayak olan, bunun için beynini, mesaisini harcayan birisi olarak bulabilir. Üstelik bu mesleğin itibarı halk tarafında öyle sanıldığı gibi de değil. İstanbul Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada bu ortaya konuyor. En itibarlı mesleklerde Doktor birinci, Profesör ikinciyken, Yazılım Geliştirici 30, Tasarımcı 38, Reklam/Pazarlama ise 65.  Araştırmanın tamamını şuradan okuyabilirsiniz.

Amacım kimsenin hayallerini yıkmak, hayal kırıklığına uğratmak değil. Ama Reklam ve Pazarlama’yı kendilerine meslek olarak seçmek isteyen öğrencilerin önce kendilerine şunu sorması gerek: Ben pazarlamayı kullanarak çevremi, Dünya’yı daha iyi bir yer haline getirebilir miyim, bir fayda sağlayabilir miyim? Cevabınız evetse gönül rahatlığı ile devam edebilirsiniz, basmakalıp algılar ile yola çıkarsanız siz asıl hayal kırıklığını o zaman görün!

Ali Koç Neden Kapitalizme Karşı?

Ali Koç G20 Zirvesi’nde Gerçek sorun Kapitalizmdir! konuşması yaptı. “Buradaki eşitsizliği anlamak için Einstein olmaya gerek yok. Paradigma değişmeli” dedi. Kendi bakış açımdan 2 sorunun cevabını vereceğim bu yazıda:

1- Gerçek Sorun Kapitalizm mi? Paradigma Değişmeli mi?

2- Bayram değil seyran değil Ali Koç neden böyle bir açıklama yaptı?

ali koc g20 kapitalizm

1- Gerçek Sorun Kapitalizm mi? Paradigma Değişmeli mi?

İktisat okumuş (Dersi yıl içerisinde Mehmet Altan’dan, yaz okulunda Kerem Alkin’den almıştım) bu ülkenin bir vatandaşı olarak hayatta en ilgilendiğim konulardan biri: Gelir adaletsizliği. Bu konuda sayfalarca analizim var, bir gün yayınlayacağım. Dünyadaki adaletsizliği anlatmak için burayı Gini Katsayılarına, verilere, teorilere grafiklere boğmayacağım, mümkün olduğunca sokak ağzı ile anlatacağım: Dünyada çok ciddi bir gelir adaletsizliği var, tıpkı Ali Koç’un dediği gibi bunu bilmek için Aynştayn olmaya gerek yok.

Peki bunun sorumlusu Kapitalizm mi? Büyük oranda. Çünkü Kapitalizm, insanların insanları sömürmesine en imkan tanıyan sistem. Paranın ve gücün çoğunluğunun nüfusun %1’inin elinde toplandığı, geri kalanların ise çoğunlukla açlık, sefalet veya asgari ücretle çalışmasına olanak sağlayan bir sistem. Adil değil, adil olma gibi bir iddaası da yok. İddaası şu: “Bu sistemde çok çalışan kazanır, sokakta yatan adamla ben aynı kazanacaksam neden çalışayım? Tabii ki adil olmayacak. Parayı gidip de sokakta yatan adama verirsen, o parayı çarçur eder. Ama Ali Koç’a verirsen o bu parayla yeni işler yaratır böylece işsizlik azalır…” gibi kabaca özetleyebileceğim bir bakış açısı vardır.

Sosyalizmin iddaası ise şudur: Herkes mümkün mertebe eşit olacak. İnsanlar lüks evlerde de oturmayacak, evsiz insan da kalmayacak. (Pratikte böyle olmadığını biliyoruz, mülkiyetin olmadığı durumlarda da devlet idarisini ele geçirmiş zümrenin kendini kayırdığı tarihte defalarca görülmüştür.)

Özetle, benim yıllardır bu konuda okuduğum kitaplar beni şu noktaya getirdi: Ne Sosyalizm ne de Kapitalizm pratikte işe yaramadı. Bizim daha adil, çalışanın hakkını aldığı ama başkasının hakkını gasp etmeye imkan tanımayan, bireysel yaratıcılıklarını körükleyip, kendilerini gerçekleştirebildikleri ama bunu para için yapmadığı yeni sistemlere ihtiyacımız var. Literatürdeki karşılığı sosyal kapitalizm ya da pazar sosyalizmi’ne yakın. (İskandinavya’daki sistem şu anda Dünya’daki en ideal sistem olarak gözüküyor. Ama onun kendine has durumları var. Çok iyi eğitim, kültür derecesi ve petrol gelirleri olması ile birlikte Dünya’nın beta ülkesini yaşayıp, bizim yüzlerce sene karşılaşacağımız problemleri çözüyorlar.) Neyse konuyu dağıtmayayım ve uzatmayayım. Cevabım belli: Gerçek sorun Ali Koç’un da dediği gibi Kapitalizm! ve Paradigma Değişmeli.

2- Bayram değil seyran değil Ali Koç neden böyle bir açıklama yaptı?

Ali Koç’un yeni nesil lider çıkışlarını takdir ediyorum. Daha adil bir sistem için adım atılması için konuşmak bile bir başlangıçtır. İlk olarak Ali Koç, Engels’e mi, Bakunin’e mi özeniyor acaba diye düşündüm. Tabii konumu sebebiyle ne sosyalist ne anarşist olabilir. Belki de Çiçek Çocuk olmanın ilk adımlarıdır bu 🙂

Tabii Ali Koç’un bu konuşmayı yapmasının nedeni Çiçek Çocuk olması ya da Sosyalist olması değildi. Dünya Tarihi üzerine çok araştırma yapmış, teorileri (özellikle Marx) okumuş bir kişi olarak şu konu net: Bu sistem sürdürülebilir değil, kendi kendini yiyecek.

Ali Koç’un ülkemizde başlattığı tartışma Dünya’da yaklaşık 10 senedir çok yoğun olarak tartışılıyor. Hem de en azılı Kapitalistler tarafından çünkü işin ucu kendilerine dokunuyor. Bu konuda kitap olarak 2013’te okuduğum New Capitalist Manifesto’yu çok tavsiye ederim. Konuyu en özet geçen konuşmayı 2012 yılında paylaşmıştım (maalesef İngilizce) Dolar milyarderi Venture Capitalist Nick Hanauer’in yapmıştı. 5 dakikalık TED Konuşması TED tarafından fazla muhalefet bulunmuş ve siteye yüklenmemişti. Özetinde ise şunu anlatıyordu:

Ben dolar milyarderiyim ama kaç tane kot giyebilirim, midem ne kadar yemek alabilir, kaç arabaya binebilirim? Eğer güçlü bir orta sınıf olmazsa bu sistem çöker. (Kendi kendini yer)

Ben ülkenin sisteminin daha adil bir hale gelmesi için hiç durmadan çalışmaya hazırım. Belki de geleceğim burada. O yüzden günün tartışmasını Ali Koç’un başlatmasından dolayı çok memnunum. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam 🙂

Ekleme:

İtiraflarım Videosu

Bilen bilir, hiç programa/videoya çıkmam. Yıllar sonra gelen bir istisna oldu; pek sevdiğim abilerimden Burak Günbal, beni davet etti. Ben de severek katıldım.

İş üzerinden çok hayat üzerine bir sohbet oldu. Belki sindirmem gereken, kendime bile itiraf edemediğim konular vardı konuşmaya hazır olmadığım; hepsi ağzımdan dökülüverdi: Girişimcilikte nasıl başarısız oldum, şanslı başlangıçlar yapıp nasıl  “çuvalladım”, hayatta inişler, çıkışlar, sevinçler, hayal kırıklıkları, bazen umut dolu bazen zor zamanlar, keyifler, sancılar…

Çoğumuzun geçtiği o yoldan geçerken ben neler yaşadım, nasıl başa çıktım, hangi sonuca vardım? 30’lu yaşların başındaki anlam arayışında hangi noktaya geldim ve bundan sonra ne yapmak istiyorum? Hepsi 17 dakikalık bu videoda. İlginizi çekerse izleyin, bu yazının altına yorum yazın, Twitter’dan cevap atın ya da bir şekide geri bildirim verin lütfen…

Rocket Internet’in Türkiye’den Çekilmesi Olumsuz mu?

Normalde bu tür yazılar pek yazmıyorum. Ama şu twiti attığım ve 140 karakterde yanlış anlaşılmaya çok müsait olması dolayısı ile düşüncelerimi büyük resimden bakarak biraz daha detaylı yazmaya karar verdim. Twitimde şu yazıyordu:

  • Müşteriyle bağ kurmaya gerek yok, parası neyse veririz yönteminin bu topraklarda çalışmadığını kanıtladığı için Rocket’e teşekkür borçluyuz.

Demek istediğim aslında şu:  Şirketin Türkiye pazarından çekilmesi de en çok işsiz kalacak yaklaşık 400 kişi için üzücü. Neyse ki bunun etkisi çok uzun vadeli olmayacaktır. Çünkü Rocket’ta çalışan kişilerin büyük çoğunluğu bu ülkenin üst derece yetenek diliminde bulunuyordu. (Hatta “Rocket’in çekilmesi, piyasaya “Boğaziçililer şirket batırdı” şeklinde yansıdı” tarzında kendisi ile dalga geçen twitler gördüm.)

Daha da önemlisi, Türkiye pazarı bu kadar fırsatlar barındırırken; bu kadar yetenekli ve inovatif çalışanların klon iş yapmasından ziyade farklı şirketlerde çalışmasının, kendi girişimlerini açmalarının hem bireysel hem de toplumsal açıdan daha faydalı olacağını düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında kısa vadede kötü bir gelişme olarak gözüken bu durumun, orta vadede gayet olumlu olma ihtimali yüksek. Aralarında şimdiden iş teklifi almış kişilerin olduğunu biliyorum. Bu kişiler için tek dezavantaj kısa sürede iş bulmak istiyorlarsa, aldıkları piyasanın üstünde maaşlarından vazgeçecek olmaları. Yani, Adam Smith’in görünmez eli gene devreye girdi.  (Konuya aşina olmayanlar için Wikipedia’da yazdığı gibi: Görünmez el ve piyasayı düzenleyen fiyatlar seviyesi, kaynakların en verimli şekilde kullanılmasına imkân sağlar.)

Benim değinmek istediğim nispeten başka bir konu: Öncelikle, Rocket’in kurucusunun meşhur e-mail’inde ortaya çıkan Blitzkrieg gibi doktrinlerin, “There will be blood” (Çok kan akacak) gibi söylemlerin işe bu topraklarda yaramadığını görmenin sevindiriciliği. Bu topraklar zaten yeterince kan gördü onun için iş hayatının, savaş stratejileri hele hele Nazi söylemleri ile yönetilmesine şiddetle karşıyım. Sırf bu yüzden Boğaz kuşatmasının Rocket için başarısızlıkla sonuçlanmasını ülke adına sevindirici buluyorum.

Şunu söylemekte fayda var; Rocket, Dünya üzerine yayılmış finansal metriklerde oldukça başarılı sayılabilecek bir şirket. Daha bu hafta 340 milyon Euro’luk anlaşma imzaladılar ve JP Morgan’dan (Zalando’ya) yatırım aldılar.  Bunun gibi haberler Rocket cephesinde olağan haberler. Dünya’da İnternet E-nternasyonelizmi’ni (böyle bir terim var mı bilmiyorum) yani kısa sürede bütün dünyaya yayılma, bu ülkelerden para kazanma işini en iyi yapan şirket. 40 Ülkede, 100’den fazla girişimleri var. Benim burada yaptığım vurgu ise: BU TOPRAKLAR.

Özetle, Türk insanının daha duygusal olduğu, başarı için sadece paranın yetmediği, vahşi kapitalizm’in, Nazi söylemlerinin bu ülkede hala başarılı olmadığı görmek sevindirici. Ama en sevindirici olan şey bu tür başarısızlıklarda Nazi söylemleri ile şirket yönetenleri yeni girişimcilere -en azından bu ülkede- rol model ve ilham kaynağı olma ihtimalinin azalması.

Bundan sonrası biraz daha teknik, aslında başka bir blog yazısının konusu ama gene de burada yazacağım. İşletme, ekonomi ya da strateji temeliniz yoksa terimlere uzak kalabilirsiniz. Konu ile ilgilenmek isteyenler için her bir kavramın linkini verdim.

Peki Rocket neden bu topraklardan çekildi? İsmail bu konuda güzel bir yazı yazmış. Ekleyecek bir maddem daha var. Venture Village’daki şu makalede konu enine boyuna masaya yatırılıyor. Buradaki en önemli sebep, kar marjının düşük olması. (Edit: Ben bu yazıyı yazarken Nurettin de Webrazzi de benzer bir konuya değinmiş. Onun yazısı da çok güzel, okumanızı tavsiye ederim.) Aslında bir şirketin bir ülkeden çıkmak için daha iyi bir sebebi olamazdı. Bu durumda Türkiye’deki eticaret sektörünün şapkasını önüne alıp düşünmesi ve şu soruları sorması gerekiyor.

Biz ne zaman bu hale geldik?

Tüketiciye daha ucuz ürünler satmak ve pazar payı kapmak için, uzun vadede sürdürülebilir olmayan, (son tüketici dahil) herkesin zararına olan bu modellerden neden çıkamadık?

Yıllarca bu ülkenin en büyük eticaret şirketlerinin pazar payı kapmak ve ciro savaşlarını kazanmak adına yaktıkları nakitler (cash-burn) dibe çekme yarışına (Race to the bottom konseptine) yol açtı. Rekabet, stratejik geçmişten gelen kişileri bile oyun teorisinde oyunbozanlık yapmaya zorladı. Tutsak ikilemi (Prisoner’s dilemma) iki mahkuma da yaramadı. Ufak bir öngörüde bulunmak gerekirse: Kar marjları yukarıya çekilemezse, yıllardır zarar eden milyon dolar cirolu büyük şirketlerimiz Rocket gibi piyasadan çekilme zorunda kalabilir. Böyle giderse, çalışan maaşları ve koşulları daha da kötüleşebilir. Rekabet son tüketici dışında kimseye yaramaz. (Şirketler piyasadan çekilince son tüketiciye de sadece kısa vadede yaramış olur haliyle.) Bu konuda bir şey yapacak mıyız yoksa gene görünmez bir elin gelip her şeyi düzeltmesini mi bekleyeceğiz? Asıl soru bu.

Eğer buraya kadar okuduysanız, en favori sahnelerimden Nobel Ekonomi Ödüllü dahi John Nash’in En iyi film dahil 4 Oscar’lı Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filminde Adam Smith’in teorisine karşı geldiği bar sahnesini mutlaka buradan izleyin. Burada anlatılan fikirleri en güzel ve kolay şekilde anlatmanın yolu belki de bu sahneden geçiyor. Sonra bir daha yazıya bakın ve lütfen Twitter’dan @hasanbasusta yaparak yorum yazın: Haksız mıyım?

E-ticaretin Geleceği: Facebook, Google, Walmart ve Sosyal Ticaret -1

Bu ülkenin ticarete atılmak isteyen yetenekli gençleri çok şanslı bir dönemde. Sebebi ise ticaretin, Dünya tarihinde değişmediği kadar değişme arefesinde olması. Emareleri yeni yeni görülmeye başlayan yeni bir ekosistem oluşuyor ve benim görüşüm e-ticaret, klasik ticareti ne kadar değiştirdi ise sosyal ticaret de (en azından) e-ticareti o kadar değiştirecek.  Sosyal ticaretin dünyayı çok değiştireceğini benim naçizane görüşüm olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bunu ben değil, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg söylüyor.

Bu konudaki bir diğer önemli şirket ise Google. Eric Schmidt’e Bir Sonraki Facebook sizce ne olacak sorusuna verdiği yanıt aşağıda. Bir sonraki Facebook; Sosyal, Lokal ve Mobil’i en iyi şekilde harmanlayan start-up’lar arasından çıkacak diyor. Tabii ki bunları söylemek için Mark Zuckerberg ya da Eric Schmidt olmaya gerek yok. Bunları ilerideki yazılarımdaki savlarımı güçlendirmek için bir giriş olarak kabul edin.

Google ve Facebook’un dışında özellikle Walmart tarafında inanılmaz gelişmeler var, bu konuya çok büyük yatırımlar yapıyorlar. Sosyal ticaret ile ilgili 15 ay önce Sosyal İletişim, CRM ve Ticaret yazısını yazmıştım. Eylül ayında ise aşağıdaki twiti attım.

Bu twitten sonra bu sektördeki birçok kişi Walmart’ın neden listede olduğunu sordular. Yazılarımı okuyan, önemseyen ve değer veren herkese çok teşekkür ediyorum. Sektörde önde gelen birçok kişiye kendimce nedenlerini anlattım.(Birçoğunu ikna edemedim, şimdilik)

Neden Walmart? Bir sonraki yazımın konusu bu. Bir sonraki yazı gelene kadar lütfen şunu düşünün: Şans eseri ticaretin Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı değişeceği bir döneme denk gelseydin, ne yapıyor olurdun?

Güncelleme: Lütfen serinin ikinci ve üçüncü yazısını da okuyun.

Hayat Üzerine Düşünceler 23

Olgunluğun benim gozumdeki en onemli kriteri fevriliktir. Ne kadar fevri davranırsak o kadar çiğiz. Ve gidecek daha çok yolumuz var aslında.

Cesaret, hayatin dinamikleriyle kumara oturmak degil, güçlü tarafimizla hayatin icinde hak ettigimiz yeri elde etmek için harekete gecmektir

Bilgi cesaret, cehalet cüret verir. ( Nasuh Mahruki)

Elektrik kesikti örtmenim bahanesi ile okula giden bir neslin iş hayatında hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdı. Son dakikacıyız, hepimiz!

Türkiye’de yöneticiler uzun vadeli stratejiler oluşturmak yerine daha çok günlük işlere ve operasyona ağırlık veriyor. (Capital)

Hayat Üzerine Düşünceler 22

Bu sözü çok sevdim: Fail forward

En tutucu olanlar, en kolay kandirilanlardir. (Nasuh Mahruki)

Cesaret, hayatin dinamikleriyle kumara oturmak degil, güçlü tarafimizla hayatin icinde hak ettigimiz yeri elde etmek için harekete gecmektir.

Kendini gözlemlemek kendini duzeltmektir. ( Stefano D’anna – Tanrılar Okulu)

İs hayatının kanayan yarası: Telefonda başka, emailde başka konuşmak.

Hayat Üzerine Düşünceler 21

Bir kişiye bakarak bu ülkeye dair tüm umutlarım tükendi diyorsun ya, bu kadar çabuk tükenmemeli umutlar ve sen genellememeyi öğrenmelisin.

Medeni olduğumuzun 2 göstergesi: 1. Komsularla her karşılaştığımızda selâmlaşmak 2. Bunun dısında onlarla hiç konuşmamak.

Hayatta kazandıgım en onemli becerilerden biri insanların ne dediğini önemsememek ve aptal insanlar ile tartismamaktir.

Bence bu dünyadaki en mucizevi seylerden biri tirtilin kelebeğe donusmesidir. Sevdiğim kisiler ölünce kefenlerinin koza olduğunu düşünürüm.

Kimsenin fark etmediği detaylarda mükemmellik aramanin bize fayda getirdiği yanılgısı içerisindeyiz. Aramamız gereken Pareto (80/20) olmalı.

 

Hayat Üzerine Düşünceler 20

İnsanın isleri kalbine göre gidiyor. Kalbin iyiyse, isler de iyi; kötüyse kötü. Her zaman degil ama eninde sonunda…

Bir işi daha ucuza yapan her zaman bulunur. Onemli soru, işi ucuza yaptırmak her zaman daha iyi sonuc verir mi?

Türkiye’de kilo alma ölçüsü tartı degil, gecen sene giydiğin elbisedir. Belin kapanmasa da giyebiliyorsan kilo almamissindir demektir!

Ne kadar onemli bir kisi oldugun, telefonlarına ne kadar geri donuldugunle doğru orantilidir.

Yoğunluktan en çok şikayet edenler genelde en az calisanlardir, daha dogrusu çalışır gözüken gizli işsizler.

Hayat Üzerine Düşünceler 19

İnsanların bilgi birikimlerini anlattığını saniyoruz. Oysa bir cogu tecrübe adı altında kendi limitlerini anlatıyor.

Ben demiştimcilere bir tavsiye: Demek hiçbir işe yaramıyor, önemli olan gerçekleştirmek. Bunun için ikna edemiyorsan onun da sorumlusu sensin.

Bütün hafta pazarı bekleyip, pazar gunü sıkılmak nasıl bir yasam tarzı? Hayat sıkıcı diyorsan: Hayat sıkıcı degil, sen sıkıcısın.

Bazı yanlış yöntemler çok hizli sonuc veriyor. Bu yüzden yanlışlar daha çok tekrarlanıyor ya: Bakiniz, is hayatında agresif olmak.

Proaktif olmak cogu zaman düşünmeden, plansiz hareket etmekle es anlamlı kullanılıyor.

Mutluluk

Hep olmak istediğim ama olamadığım o insan olmak isterim. Sabahları erken kalkan, sporunu yapan eve dönüp duşunu alan, mutlu mesut işine giden yolda kitabını okuyan, bütün gününü olabilecek en verimli şekilde geçiren, kendisinden başka kimsenin moralini bozmasına izin vermeyen. Akşam evine dönen,  yatağında rahat uyuyan…

Türkiye’de mesleğimin en iyisiyim dedi bir arkadaşım geçen gün. Bunu mavi gözlüyüm der gibi söylemişti. Ve bunu söylerken ciddiydi. Hakikaten bir konuda herkesten iyi olmak nasıl olurdu acaba? Kriterleri neydi bir işte en iyi olmanın? Ben hiçbir zaman hiçbir konuda en iyi olmadım. Söyleyebileceğim yegane şey herhalde en iyisi olmak için efor sarf etmek olurdu.

Sayısız insan yaşar içimizde demiş ya Fernando Pessoa ben hep merak ederim, kaç insan yaşar benim içimde diye. Hatta her seferinde kahkalarla güldüğüm  iki isimli arkadaşım gelir aklıma. Bugün nasılsın diye değil bugün kimsin diye sorarım onu gördüğümde. Ben bazen Ahmet olurum bazen Mehmet der. Ahmet daha karamsar, mutsuz Mehmet ise daha iyimser ve kahkaları ile ortalığı çınlatan.

Bir süre sonra beraber vakit geçirdiğimiz insanlar oluruz. Ve eğer çıkar ilişkilerinden bıkmışsak bırakırız o çevremizi (bazıları buna hiçbir zaman cesaret edemez)

Bir insan hem akıllı hem aptal olabilir mi? Hem güzel hem çirkin, hem yalnız hem.. (yalnızın karşıtını bulamadım) var mı emin değilim…

Hayatım boyunca gazetede okuduğum bir adamı hiç unutamadım. Adamı unuttum ama ne söylediğini unutamadım. Başarısının sırrını soran muhabire, “Ben hiç bir şey karşısında stress yapmam demişti, hatta bir keresinde fabrikam yanmıştı, bahçede mangal yapmıştık işçilerle demişti.”

Ölümlü dünyada denir ya hani, çok severim ben o deyimi. Ve her zaman başaramasam da bu felsefe ile yaşamak isterim.

Gazetede yarın hava çok güzel olacak diye manşet varsa, ne güzel der geçeriz. Ama yarın fırtına geliyor yazarsa hemen gazeteyi alır en ince detayına kadar okuruz. Güzel bir manzara olursa bakmayız ama trafik kazasına bakarız. İnsan doğası gereği olumsuza odaklıdır. Bu odağı pozitife dönüştürmek için insan üstü bir çaba sarf ederiz.  Bir çoğumuz gene de odağını değiştiremez.

10 adımda mutluluğun formülünü verecek bir kişisel gelişim uzmanı değilim. Bu hayatta ne için yaşadığımız yüzyıllardır filozoflar tarafından irdelendi, irdeleniyor.

Nihai amacımızın mutluluk olduğunu düşünenlerdenim. Mutluluk çoğu zaman başarı ile karıştırılan bir kavram. Oysa başarılı olmak insanı her zaman mutlu yapmıyor. Zengin olmak da. Mutluluk bir iç huzur hali aslında. Başarılıysan ama pazartesileri işine lanet ederek gidiyorsan, cumaları “Yaşasın bugün Cuma” diyorsan günün en az 8 saatini çok da mutlu geçirmiyorsun demektir.

Demek istediğim yarın işimizi bırakalım, yeni sulara yelken açalım vs. değil. Ama ne yapacağımızı bilmiyorsak bize kimse yardım edemez.  Öncelikle şunu kabul etmek lazım: Bütün bir hayatı haftasonunu bekleyerek geçirmek nasıl bir yaşam tarzı? Yedi günün beşine sabretmek zorunda kalmak, çok can sıkıcı… Tıpkı, bir gün çalışmayı bırakıp emekliliği düşlemek gibi…

Para, başarı, güzellik, zeka. Bu dört özellikten biri  sende olduğu zaman “yırttığını” düşünüyorsun. Örneğin güzelliğin varsa, diğer özelliklere sahip bir eş buluyorsun. (Her zaman değil ama çoğu zaman.) Bu 4 özelliğin tamamına sahip insanlar tanıyorum ama belki de geceleri yorganları üstlerine çekip ağlıyorlar bilemiyorum.

Özetle, şunu söylemek istiyorum, eğer her gün yeni bir güne başlayabiliyorsak o gün güzel bir gündür. Ve eğer sıkıntılarımız varsa, bir süre sonra bağışıklık kazanırız. Bunu da en iyi cenazelerde anlarız. Sen de sevdiğiniz bir kişinin cenazesinin ardından sadece üzülmek yerine yazmayı dene, bakalım nelerle karşılaşacaksın? Sen de benim gibi yazdıklarınıza şaşırabilirsin ama kesinlikle çok şey öğrenirsin.

NOT: Bu yazım ilk defa Martı Dergi’sinde yayınlanmıştır.

Çok Başarılı Bir Organizasyon: Social Media Summit

Cumartesi günü Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği Social Media Summit’de bir sunum yaptım. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı çok başarılı bir organizasyondu, düzenleyenleri tebrik ederim.

Gerek konuşmacılar gerek dinleyiciler çok iyiydi. İlk olarak Coca Cola İnteraktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey güzel bir sunum yaptı, sonrasında Google Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan sorumlu Pazarlama Müdürü Mustafa İçil‘in sunumunu izledik. Sonrasında sıra bana geldi.

Normalde üniversitelerde, markalar sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı, topluluk yönetimi-tasarımı, sosyal medya kampanyaları gibi konular işliyorum. Birkaç defa da Sosyal Medya ve Siyaset anlattım. Yalnız, bu sefer üniversite öğrencilerine en fazla yararlı olacağını düşündüğüm yeni bir sunum hazırladım. İnsan Kaynakları bakış açısından “Üniversite öğrencileri sosyal medyada nasıl davranıyor, nasıl davranmalı’yı” anlattım. Oldukça keyifli bir sunum oldu.

Benden sonraki sunumlardan Alemşah’ınkini çok beğendim. ( Tüm programı buradan inceleyebilirsiniz) Sunumun sonunda tüm konuşmacılara jest olarak adımıza plaket verdiler.

Özetle şunu demek istiyorum: Baştan sona çok iyi organize edilmiş, tüm ayrıntıları düşünülmüş, katılımcılara çok keyifli bir gün yaşatan  çok başarılı bir organizasyondu. Üstelik öğrenciler tarafından düzenlenmişti. Ülkemizde öğrencilerin böyle organizasyonlara imza atması ülkemizin geleceği açısından çok umut verici. Bir kez daha, tebrikler herkese…

İlham Verici Bir Video



Günlük Plan Yaparken

Bizler Yarının Liderleriyiz

Son derece ilham verici 8 dakikalık bir TED konuşması, üstelik Türkçe altyazı seçeneği ile:

←Önceki