Bu sefer hayat üzerine düşünceler benden değil Ahmet Durul Hocam’dan geliyor. Kendinizi geliştirmeye önem veriyor ama Ahmet Durul’u Twitter’da takip etmiyor iseniz çok şey kaçırıyor olabilirsiniz.
2012 Deklarasyonu: 7. Söyleyeceğim her sözü, karşımdaki için hayırlıysa söyleyecek, yoksa susacağım.
İşi dert etme. Sen hazır mısın ona bak. Sen çukur ol su dolar.
“Para için çalışmak” out. “Bir amaç uğruna, bir şeyler yapmaya çalışmak” in.
İlham vermek (inspire) kelimesinin yaşam soluğu vermek anlamına geldiğini fark etmemiştim. Ne kadar anlamlıymış oysa.
IBM’e göre 2015′te dünyada 1 TRİLYON cihaz internete bağlı olacak. IBM’nin PC üretme işini sattığını da hatırlatayım. Fırsatı görüyor musun?
Acaba ileride “Makineden makineye pazarlama” (M2MM) olur mu? (Machine to Machine Marketing diye bir şey var mı bilmiyorum, bir göz attım çok bir şey bulamadım Google’da) Meyve – sebze siparişi veren buzdolapları, yedek parça siparişi veren otomobile pazarlama yapmakta birkaç sorum var. Satın alma kararını ileride yapay zeka ile buzdolapları mı verecek yoksa hep insanların şunları satın al dediği birer aracı mı olacaklar? Kalori, fiyat, sağlık, ihtiyaç gibi bir çok veriyi analiz edip mantıklı kararlar verebilecekler mi? Ve öyle olacaksa, insanlar buzdolaplarının kararlarını etkilemek için yeni pazarlama araçları yaratacaklar mı?
Günümüzde hafızasını kaybedenler, on yıl öncesine göre daha şanslı değil mi? Kişinin Facebook, Twitter hesabını göstersen çabucak toparlar.
Çözüm bulamıyorsan yasakla zihniyetine ülkemizde çok örnek verilebilir, hele de internet alanında. İşte bu fotoğraf bu zihniyetin sembolize eden bir sanat eseri bence.
Bazı insanlar o kadar fakir ki, tek sahip oldukları şey para.
Steve Jobs’un 10 liderlik sırrından biri: Geride kalırsan yetişmeye çalışma, kurbağa gibi ileri sıçra.
Bir gün herhangi bir konuda tecrübem olursa, gençler için “onlar tecrübesiz, hiçbir şeyden anlamazlar” demekten korusun Allah beni. Amin.
Egitim, zeka, para bakımından Türkiye’nin en üst %20′lik diliminde ama mutluluk olarak en alt %20′lik diliminde bulunan insanlar tanıyorum.
Zuckerberg’in mesaj gönder seçeneğini açık bırakması… Kendini ulaşılmaz yapanlara duyurulur.
Yatmadan önce hayal kurmak, kabusla uyanmayı büyük ölçüde engeller. Denedim, yüzde yüz çalışıyor
Çift kol nakli yapılan ilk kisi, cocuklarımın elinden tutup gezeceğim demişti. Hayatta bir çok şeyi var saydığımızın ne kadar güzel bir özeti. Ya bu uğurda yapılan fedakarlıklar, acı tecrübeler ve bir hayat. Hepsi bizim halihazırda sahip olduklarımız için.
65 yıl nasıl evli kaldınız? Bizim doğduğumuz zamanda bir şeyler kırıldığında tamir edilirdi, çöpe atılmazdı, bu yüzden.
Güneşin doğuşunu en güzel şekilde fotoğraflamayı amaç edinseydin kendine, erken kalkmak için heyecanlanmaz mıydın? Amacını bulmak olmalı ilk atılması gereken adım.
Dünya’da her şey kötüye mi gidiyor? Haberlerin, çevremizin etkisiyle böyle düşünüyor olabiliriz. Aynı fikirde olmayan birisi var, beni ikna etti, sizi de eder umarım. Paradigma değiştiren, çok çok iyi bir TED konuşması, türkçe altyazılı. Dünya ile ilgileniyorsanız izleyin, faydası olacaktır. (Unutmadan, Hans Rosling’in “Son 10 yılın iyi haberi?” harika TED konuşması da başka bir açıdan bu sorunun cevabını açıklıyordu)
Yıllar önce Anthony Robbins’in bir başka konuşmasında dinlemiştim. Neden etkilendim bilmiyorum -Hans Rosling’in konuşmasının aksine- “Hadi Canım, Yapma Ya” (hatta konuşmanın dili itibari ile “Thank You Captain Obvious”) denecek cinsten, bir çocuğun bile bileceği türden bilgiler içeren bir konuşmaydı. Özetle, şunu söylüyordu: Hayatta ne hissettiğimizi, deneyimlediğimiz şeylere sebep olan şey hayatta başımıza gelen şeyler olduğu kadar neye odaklandığımızla da alakalıdır. Kendini kötü hissetmek mi istiyorsun? Haberleri aç, cinayetler, tecavüzler, kazalar… gördükçe “Neden insanlar bu kadar kötü? demeye başlarsın. Bu rahatsız edici şeyleri görmezlikten gelelim demiyorum ama daha iyi bir soru belki “Bunu nasıl iyileştirebiliriz?” Küçücük bir adım bile olsa neler yapabiliriz? olmalı, hayıflanmak değil. Böylece probleme değil, çözüme odaklanırız. Odaklanma senin gerçeğini oluşturur. Ve kendi gerçeğini değiştirmek istiyorsan odağını ve dolayısı ile kendine sorduğun soruları değiştirmelisin.
Hayatta kendine en sormaMAmız gereken, kısıtlayıcı sorulardan bir tanesi “Benim bu konuda deneyimim var mı?” olmalı. Eğer herkes sadece deneyimi olan şeyleri yapsaydı dünyada yeni hiçbir şey ortaya çıkmazdı. Eğer sorumuz: İlerlemek istiyorum, yeni sulara yelken açmak istiyorum; bu konuda fikrini alabileceğim, kendime örnek alabileceğim, bu konuda 1 numara gördüğüm kimler var? Onlara nasıl ulaşabilirim? olursa aldığımız cevaplara, dönüştüğümüz kişiye biz bile şaşırabiliriz.
Kulağa ne kadar kolay geliyor değil mi? Basit mi, fazlasıyla; haksız mı, hiç değil. Sıradan bir insan yukarıdakileri okuyunca şu soruyu sorar: “O işler o kadar kolay mı?” Tekrar ediyorum, kendimize sorduğumuz sorularımız aradaki farkı yaratan en basit şey.
Mutluyum, gururluyum bugün. Hani hep derler ya, en uzak yolculuklar bir adımla başlar diye. O adımı atmak önemli ama daha da önemlisi bunu sürdürmek. Hayat Üzerine Düşünceler 1′i yazdığımda 100′e geleceğimi düşünmemiştim, daha doğrusu böyle bir amaçla yola çıkmamıştım. Ama işte, bu işin güzel tarafı keyiflerimiz bir süre sonra sorumluluklarımıza dönüşmesi, en başta kendimize. İyi ki de öyle oluyor. Her şey emek istiyor, düzenli bir blog tutmak ile okulu bitirmek, çocuk veya kendi işini kurmak büyütmek arasında çok da fark yok temelinde. Her şeyin fırsat maliyeti var ve o maliyete -umarım istediğimiz için- katlanmak için yaptığımız fedakarlıklar var. Bazen fatura kendimize, bazen çevremize kesiliyor. Daha az uyuyoruz mesela ya da sevdiklerimize daha az zaman ayırıyoruz gibi. Neyse…
Yüzüncü yazımın şerefine en çok geri dönüş alan 5 adet cümlemi yazıyorum buraya. Darısı nice yüzlerce yazıya:
“Önce karnını doyur olm, akıllı ol” diyenlere inat ne çok sevdik “Aç kal, budala kal” sözünü.
“Yaptığın işi sevmek” ile “sevdiğin işi yapmak” arasındaki benzerlik, görücü usülü ile severek evlenme arasındaki gibi.
Dunyanın çivisi çıkmışsa yapman gereken şey hayıflanmak değil, eline bir çekiç alıp çakmaya baslamaktir:
Barış Manço demişti ki: İnsan vefat ettiği gün değil, dünyada ismi son kez zikredildiği gün gerçekten ölmüştür. Çok yaşa Bariş Manço.
Hayatta birçok sey salondaki koltuklarımız gibi. Sıkılınca önce yerlerini değiştiriyoruz, sonra kendilerini.
BONUS: Oğlumun göbek bağını kestigm anda nefes almaya başladı. Mekan açılışı gibi ama açılışı yapılan bir mekan degil, HAYAT Mucizevi degil mi?
Lütfen siz detwitter’dan veya yorumlarda Hayat Üzerine Düşünceler’i nasıl bulduğunuza dair geri bildirim verin.
Google tüm hizmetlerini önce mobil için geliştirecek sonra bilgisayarlara adapte edecek. (Erick Schmidt, 2010) Gelecek vizyonunun mobilde olduğunu anlatan daha önemli bir bilgi var mı bilmiyorum. Bir de Facebook’un mobil uygulama Instagram’a 1 milyar dolar verdiğini atlamayalım. Önce mobil / sadece mobil (mobile first / mobile only) ürünler geliştirmek için doğru zamanlardayız.
Apple gibi sirketleri dunyanin en iyisi yapan sey: işler kötü giderken degil harika giderken değişebilmek, zorunda kalmadan…
Facebook insights’in stratejik önemi var. Gercek zaman da geldi, iyi oldu. İleride bir like’in ne kadar gelir yarattığını görürüz umarım.
Black Mirror “Yeni Medya’nın” gücünü anlatan çok çok iyi bir dizi (ilk bölümü). Tamamı ise ne yazık ki 3 bölüm. Şiddetle tavsiye.
İnternet öncesinde çalışanların cogu bilgisini ustasından öğrendikleri oluşturuyordu. Ne kadar korkunç. Şimdi tüm dünyadan bilgi ediniyoruz.
Kurucusu; bize “overnight success” (tek gecede başarıyı elde ettiler) diyorlar ama biz Angry Birds’ten önce 19 oyun daha yapmıştık, tek gece sayılmaz demişti.
Yeni nesil ürünlerin tasarımı konusunda öğrenen termostat Nest’ten, öğrenilecek çok şey var. (iPhone’un tasarımcısından)
Hayallerinden korkan senin gibi olsun!
“Hayal kuruyorum hayallerime ulaşıyorum’cular” yere vurulurken “Hayal kuruyorum hayal kırıklıkları topluyorum’cuların” el üstünde tutulması?
Kişisel zevklerimiz bir süre sonra sorumluluklarımıza dönüşüyor. Ne ilginç değil mi, çoğu zaman ne güzel.
Banksy’nin üzerine nişan alınmış, çelik yelekli barış güvercini hep Hrant Dink’i hatırlatır bana. “Bir güvercinin ruh tedirginliği içindeyim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.” diyen ama haksız çıkmanın cezasını canıyla ödeyen bir insanı.
Sabit fikirlilerin fikrini değiştirmek için enerji harcamaya gerek yok. Fikir değişse basarı gelecek mi? Heyecanlandirmayan heyecanlandirmaz.
Mesnevi’deki bazı hikayelerin “Sözlerin manasını anlayincaya kadar bir müddet ağzını acmaz” cümlesi ile bitmesi çok etkileyici, degil mi?
Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez. Mevlana
Ben açım ve senin topraklarında insanlar yemeklerini çöpe atıyormuş doğru mu? İmza: Açlıktan ölen çocuk
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.