Kaliteli İçerik Üreticisinin İkilemi

content is kingHer zaman daha kaliteli içerik üretmeye, özellikle hiçkimsenin yazmadığı konuları yazmaya çabalıyorum, bunun için ciddi mesai harcıyorum. Geçen gün, internet konusunda son derece bilgili bir arkadaşım ile konuşurken, ona Barack Obama’nın Sosyal Medya Başarısı Üzerine bir yazı dizisi hazırladığımı söyledim. Obama’nın ekibinin Analytics kullanarak nasıl 500 milyon dolar topladıklarını anlatacağım, daha sonra da yazıyı Türkiye’de Sosyal Medya Başarılarına bağlayacağım dedim.

Dost acı söyler Hasan dedi: Bu içeriği kimse okumaz! Haklılık payı vardı ama gene de itiraz ettim. Bu tür örneklerde en yaygın kullandığım “Türkiye’de Melek Yatırımcı Ağı Oluşur mu?” yazısıydı. Bu yazıya hem Webrazzi’de hem Friendfeed’de çok az yorum gelmişti. Ama özellikle FF’teki şu yazıya gelen yorumların sahiplerine dikkat çekmek isterim: Burak Büyükdemir, Serdar Kuzuloğlu, Uğur Özmen, Çağlar Erol gibi  bu konuda Türkiye’deki en yetkin kişiler.

Yıllardan beri var olan bir ikilem aslında bu. Televizyon’da magazin programları mı, belgesel programları mı tartışması ile başlayan günümüzde internette içerik üreticisinin ikilemi olarak devam eden… Kaliteli içerik üretince daha az kişi okuyor, daha popüler bir şey yazınca da daha çok kişiye ulaşıyorsunuz. İkilem de burada ortaya çıkıyor. Peki hangi içeriğe önem vermeli?

Benim cevabım şu: Yazıya yorum gelmemesi okunmadığı hatta beğenilmediği anlamına gelmez. Siz beğendiğiniz her yazıya yorum yazıyor musunuz? Okuyucuya en çok yarar sağlayacağını düşündüğüm yazılar genelde en az yorum alan yazılardır. Çünkü nicelik olarak az nitelik olarak daha yüksek kitleye hitap eder. Melek Yatırımcı ya da Sosyal Medya ile ilgili bir yazı yazdığımda en iyi ihtimalle birkaç bin kişiye hitap etmiş olurum. Bunun yerine Facebook hakkında bir yazı yazdığım zaman 14 milyon kişiye. Bunun yanında popüler içeriği herkes üretir, bu yüzden popülerdir bu içerik zaten. Öte yandan kişiyi farklı kılan daha niş konularda daha nitelikli bilgi üretmektir. Her ikisinin de kitleleri ayrıdır, ikisi de gereklidir ama dengesi iyi tutturulmalıdır.

Comm

3 Yorum

Barbaros ÖZMENNovember 13th, 2009 10:06 pm

her beğendim yazıya yorum yapamıyorum. ama kişi yazarken ikilemde kalmamalı kendi inandığı ve faydalı olduğunu düşündüğü her konuyu özgürce ifade edebilmeli. eleştirisini artsını eksisini fazla düşünmemek gerek. bir fırtına kopsun yeter nice yıldırımlar çarpar çok farklı beyinlerde yeni ışıklar ortaya çıkar.

onun için ben derim ki fırtınalar koparmaya devam..

taner tarlakazanNovember 13th, 2009 10:16 pm

Ben her yer yazıya yorum yapmıyorum ama yapmam gerektiğini biliyorum:)Popüler olanın yazılmasına karşıyım, amaç karşı tarafı bir konuda bilgilendirmek olacaksa bunun bir sınırlamaya tabi tutulmasının hiç bir manası yok bence.Kendi blogumda yazdıklarımın çok az kişi tarafında okunduğunun farkındayım ama birisinin dahi ilgisini çekse o benim için yeter zaten.

BestofBloggerNovember 17th, 2009 1:23 am

Mesele yazdığımız yazılara yorum yapılmaması ya da ne kadar çok yazdığınız değil önemli olan ne kadar faydalı olabildiğimizdir. Eğer insanlara yazarak faydalı olabiliyorsak zaten yorum kendinden gelir. Bir de aynı yazıyı bintane sitede gördükten sonra niye yorum yazasın ki. Kaldıki yorum beklentisi ile yazılan yazıların hal-i pür melali ortada. Zaten Türkiye’de de yorum kültürü maalesef gelişmiş değil.

Bizde daha çok 1. Google’da ara 2. Aradığını bul 3. Ortadan kaybol mantığı daha yerleşik. :))

Yorum Yapın

Mesajınız