İlk Motorsiklet Tecrübem: HONDA CBR 250

Geçen gün Hakan’a uğradım. Her zamanki muhabbet ederken, dur dedi bunu kaydedelim, hemen bir mikrofon çıkardı. Başladık konuşmaya. İlk motor tecrübem nasıl oldu, ekipmanı nasıl seçtim, trafikte nasıl zorluklar yaşadım ve motor ilk haftadan hayat kalitemi ve hayattan aldığım keyfi nasıl arttırdı gibi konulara değindik yarım saatte. İlginizi çekerse dinleyin mutlaka, yorum yazın, bana twit atın, geri bildirim verin.

Ben Kızıltoprak’ta doğdum, Kızıltoprak’ta büyüdüm, İngiltere ve askerlik hariç hep orada yaşadım. Evlendim, aynı evde yaşamaya devam ettik, ta ki 31 yaşında başka bir ev alıp taşınıncaya kadar. Evi de biz almıyoruz gerçi, Banka alıyor, 10 sene kredi çekiyoruz, neyse çok başka bir konu.

Bir çocukluk hayali gerçek oldu. Motora başladım 🙂

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Çocukluğumdan beri bir motor istiyordum. Hız motoru. Öylesine bir tutku. Yıllarca alacağım diye konuştum durdum. 2 sene önce kararımı verdim, A2 ehliyetimi aldım. Alır almaz da Honda’nın Motorsiklet Eğitimine gittim. Artık motor almamın önünde hiç engel kalmamıştı. Senelerce kask baktım, hangisini alsam, hangisi en güvenli vs. diye. Sonunda ne oldu biliyor musun? Bir motor gördüm bu hafta. Almaya gittim, sahibine dedim ki: Yalnız benim kaskım yok, bana bir tane kask vereceksin. Tamam dedi, bir kask var ama camı yok. Fark etmez dedim, bindim geldim. Eğitimdeki her şeyi unutmuşum, üzerinden 2 sene geçmiş, ilk defa vitesli motorlu kullanıyorum. Neyse gösterdi çocuk, motor Avrupa Yakası’nda, ilk defa motor süreceğim, köprüden karşıya geçsem mi diye tereddüt ettim, neyse bindim geldim. Bir türlü boşa atamıyorum, boşa atınca birinci vites altta mıydı, üstte miydi diye karıştırıyorum. Vitesin kaçta olduğu neden göstergede yok diye yapanlara kızıyorum bir de. Acemilik işte.

O gün motoru alıp, geliyorum. Sonra bütün gün sokaklarda tur atıyorum. Hava kararınca çağrılan çocuklar gibi eve geliyorum. Önce bir güzel yıkatıyorum tabii.

Ertesi sabah, Gebze’de bir toplantım var Audi ile. Ona gideceğim. Motorla gider miyim diyorum, atlıyorum gidiyorum. Otoban, kamyonlar, tırlar, emniyet şeritleri, ara ara hızlanmak zorunda kalıyorum. Hızlanmak dediğim 80’in üzerine çıkıyorum, ondan sonrası her km için bir kalp atışı ekleniyor. 90, 91, 92… çok yüksek geliyor gene 60’lara geri dönüyorum. Aslında otobanda düşük hızlarla gitmek tehlikeli, 90-110 daha ideal ama yapamıyorum, sağdan sağdan gidiyorum. Neyse kazasız belasız varıyorum. Oradan da Koşuyolu’nda başka bir toplantıya.

Nasıl mutluyum, hayatımda hiç bu kadar iyi hissettiğimi hatırlamıyorum. Bu bana bir hayat metaforu oluyor. İlk günden o kadar büyük sıkıntıya giriyorum, her tarafımda kamyonlar, tırlar, trafik, motoru görmeyen araç sahipleri, sıkıştıran minibüsler neler neler, birkaç defa düşme tehlikesi atlatıyorum, ön freni sıkmaya bağlı olarak yalpalıyorum ama düşmüyorum.

Eğitimde de şunu öğretirler aklımdan hiç çıkmıyor:

Düşmeyen motorcu yoktur. Bir başka arkadaşım da şunu diyor: 2 tür motorcu vardır: Düşmüş olanlar ve Düşecek olanlar. Bu kulağıma küpe oluyor.

Depremle yaşamayı öğrenmek gibi bir şey bu. Ben şahsen azami ölçüde trafik kurallarına uyuyorum. Takip mesafesini koruyorum, kırmızıda geçmiyor, yaya geçidinde yol veriyorum, sinyal mutlaka kullanıyorum. Bana çarpılmaması için maksimum özeni gösteriyorum. Gerisi kısmet…

Honda CBR 250 başlangıç motoru

Motorsiklet: Özgür Düşünce Körükleyicisi

Motor özgür düşünceyi, motivasyonu ve yaratıcılığı inanılmaz arttırıyor. Yoldasın, tek başınasın, suratına rüzgar çarpıyor, istediğini düşünmekte özgürsün.

Motor bir duruş

Siz motor alma ihtimalini zikretmeye başladıktan itibaren çevrenizdeki herkes size karşı çalışmaya başlar. Aileniz, arkadaşlarınız: “Biz de isteriz ama tehlikeli” der. Bu yazı Platon’un mağarasından çıkmayı isteyenler için. Bu yol belli ki çok sıkıntılı, çok tehlikeli. İlk günden bunu hissettiriyor. Manevi yükü çok fazla, hakkımı helal etmem’ler, bir daha konuşmamlar havada uçuşuyor.

Her şeye rağmen motoru alabilmek çok sağlam karakter gerektiriyor. Bu yola giren arkadaşlarım ikiye ayrılıyor. Bir, motor tutkusunu her gün daha da arttırarak yaşayanlar. İki: Bazen ufak bazen büyük bir kaza geçirip, ya da bir arkadaşını kazada kaybedip, tövbe edenler.

Bir haftadır motor kullanıyorum. Ve izlenimlerim şunlar:

  • İstanbul’da motor kullanmak, her yere gidebilen bir Metrobüs’e tek başına binebilmek demek.
  • Ne zamandır Yandex’te trafik durumuna bakmadan adım attığımı hatırlamıyorum. Yandex’e bakmadan, iş çıkış saatinde bir yerden bir yere trafik yokmuş gibi gidebilmek ne kadar büyük bir lüks anlatamam.
  • E-5’te gizli bir şerit varmış. Ben motor kullanmadan önce fark etmemiştim. Sol şeridin de sol şeridi varmış, bütün arabalar duruyor, sen gidiyorsun. Tabii, en sol şeritten gitmek tavsiye edilmiyor. Ben birkaç motorcu görünce peşlerine takıldım bir süre sonra normal şeridime geçtim.

Motor hayatımın şu bölümünde bir öncelik haline geldi. Büyük ihtimalle bu heves geçicidir. Bu heves daha da artacak göreceksin diyen arkadaşlar da var. Göreceğiz. Ama öncelik meselesine şöyle bir örnek vereyim. Bu yazıyı bir Starbucks’tan değil Moto Cafe’den yazıyorum. Çok güzel bir yermiş bu arada. Maltepe’ye yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.

Comm

Yorum Yapın

Mesajınız