Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 300

Gene geldik bir kilometre taşına. 300. yazım hayırlı uğurlu olsun. Bu yazımda 2015’te beni en çok etkileyen konulardan 5 tanesine referans vereceğim. Her biri ayrı yazıyı hak ediyor ama şimdilik bunlarla başlayalım.

Yukarıdaki videoyu anladığın andan itibaren hayat bir daha eskisi gibi olmaz. Platon’un Mağara Benzetmesi, Türkçe altyazılı. (Eğer Türkçe altyazı otomatik açılmadıysa Video’nun sağ alt köşesinde: Settings (Ayarlar) > Subtitles (Altyazı) > Turkish (Türkçe)’ye basabilirsiniz.

100 yaşındaki bilge (Halil İnalcık) konuştu: Mânâlı bir hayat için kendinize uzak, büyük bir gaye koyun. Sonra da onu gerçekleştirmek için çok çalışın.

2015’de hayatımı değiştiren en önemli konulardan bir tanesi, bütün aldığım kararları Önyargı ve Safsata filtresinden geçirmek oldu. Bu konuda Safsata Kılavuzu iyi bir kaynak, “Mantıklı Tartışmanın 10 Emri” iyi bir özet. (+Bilişsel Önyargılar) Öğrenin, uygulayın, pişman olmayacaksınız.

Hinduizm’in Kutsal Kitabı Manu’yu okudum. Kur’an, İncil ve Tevrat için yorum yapmadım, bu kitap için de yorum yapmam doğru olmaz. Dünya’nın en büyük 3. dini, 900 milyon inananı; Yoga, Meditasyon, Reenkarnasyon, Karma gibi bizim kültürde bile etkisi olan öğretileri var. Sadece şunu söyleyeyim: Kutsal kitapların en eskisi (yaklaşık 3500 senelik) olduğu çok belli.

Ruskin, 1 haftada Avrupa’yı gezip böbürlenen turistlere kızıyordu. Değerli olan düşüncedir, bakıştır, hız değildir. (Kitap: Seyahat Sanatı, Alain de Botton)

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 299

Dijital çağda büyüyen nesil: Öğrenmek istediğim her şey için bir Youtube kanalı bulabilirim. Google Araştırması, 2015

youtube öğrenmek

Aşağıdaki fotoğraf hoşunuza gittiyse size bir film tavsiye edeyim: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar. Bütün film burada geçiyor. Dinginlik ve hayatın anlamına dair bilgelik akıyor filmden. (IMDB gelmiş geçmiş en iyi 250 film listesinde 234 numarada)

ilkbahar yaz film

Geçen gün Zeki Demirkubuz ‘un Yazgı’sını izlerken uyuyakalmıştım. İyi ki de uyumuşum, bir Camus’a daha dayanamazdım. Varoluşçuların hepsini nefret ederek okudum. Umut ve Cevap ararken bana Bulantı ve Sancı verdiler. Zeki Demirkubuz ‘un en sevdiği filmlerinden biri Yazgı, yeni filminin adı Bulantı’ymış.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 298

Sen bugüne kadar olanları anladın da olacakları mı merak ediyorsun? Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kitapları? Bu dünyada yaşamayı beceremeyen neden merak ederki başka gezegenlerdeki hayatı? Geçmişi ve bugünü bitirdiniz de ne diye geleceği sorguluyorsunuz? (Bana Bir Şeyhler Oluyor oyunundaki müthiş Altan Erkekli tiradından)

Pek çok sorunun cevabını bilmiyorum. Bildiğim şu: Mevcut cevaplar yanlış.

Fight Club’daki “You are not a unique snowflake” repliği şu ufak aydınlanmayı yaratmıştı bende: Sıradışı bir insan (olmak zorunda) değildim.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 297

Yaşamak şakaya gelmez… (Nazım Hikmet, Genco Erkal)

A video posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Şüpheye Yer Bırakmayacak Bir Şekilde “Cahil” Olduğunuzun 15 İşareti. O kadar iyi bir yazı ki…

Günümüzün nefs mücadelesi: Bu kutuplaşmada arkadaşlarına laf sokmadan sükunetini korumak.

Silecek suyunu dolduran pompacı: Nasıl yapmışlar bu silecek haznesini, sorsan Alman Mühendisliği derler dedi. Türk insanı sorgulama yapmıyor, direkt küçümsüyor.

Hayatın keyifle dolu dolu yaşanması gerektiğine inanıyoruz. Anlatacak hikayesi olan, toplumun, işinin, yaşının kendisine çizdiğinin dışında veya yanında yürüdüğü, kendi yolu olan, öğrenen, gelişen, sorgulayan dolu insanlarla bir arada olmak bize büyük keyif veriyor.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 296

8. aliskanlik covey

Kendinin efendisi olma formülü (Eski Yunan): Kendini tanı, kendini kontrol et, kendini ver! (Kitap: 8. Alışkanlık, Stephen R. Covey)

İnsan, koltuğunda oturarak da seyahat edebiliyorsa hareket etmenin ne anlamı var? (Seyahat Sanatı, Alain de Botton)

Bize hissettirdiği duygular açısından “proaktif davranmak” da “oluruna bırakmak” da aynı kapıya çıkabilir; bu seçim bilinçli yapıldıysa.

Bir yalnızlık seviyesi olarak evde yemek yerken kutu kola içmek…

İnsan genel olarak irrasyonel bir varlık. Kedi kadar rasyonel olsaydı bugün bu durumda olmazdık.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 295

İzmir, Şirince’de tüm zorluklara rağmen hayaller ötesinde bir yer yaratmışlar: Matematik Köyü ve Felsefe Köyü her köşesi ilham ve bilim dolu.

Ormanın içine saklanıp gizlice matematik çalışan bir sınıf.

A photo posted by Hasan Basusta (@hasanbasusta) on

Keşfetmekten asla vazgeçmemeliyiz. Bütün keşiflerimizin sonunda, başladığımız yere varıp orayı ilk defa tanıyacağız. (T.S. Eliot) Müthiş, müthiş bir tespit. Her keşfimde en temeldeki bir konuyu daha detaylı anlıyorum. Aslında keşfettiğim bir şey yok, bildiğimi zannettiğimi bir konuya yeni gözlüklerle bakmaya başlamak var. Mikrosloplardan, Teleskoplardan kurtulup gözümün önündekine numarasız gözlüklerle bakmak.

İnsanları sorunun değil çözümün bir parçası yapan kişilerle hayat çok kolay.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 294

tolstoy askin siddetin yasasi

İnsanlar kendisini ezen korkunç büyüklükteki taştan kurtulmak yerine onu başkalarının omuzlarına bırakıyor. (Kitap: Aşkın Yasası & Şiddetin Yasarı, Tolstoy)

Sulu yağmur yağacakmış Baba, öyle dedi hava durumu. (Umut Egemen, 4)

Günde 10 kere BU ÜLKE NEREYE GİDİYOR BÖYLE!!! temalı paylaşım yapanlara bir ipucu: Bir haber yeterince kötüyse bize ulaşıyor zaten.

İnsan olarak en saçma özelliklerimizden biri de: Yeterince mevcut sorunumuz varken, enerjimizi oluşmamış sorunların çözümüne harcamak.

Ama saçmalıkların herhalde açık ara en önde geleni kontrol edemeyeceğimiz şeylere üzülmek, endişelenmek dahası onları değiştirmeye çalışmak.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 293

Yazmak dediğin yaratmaktan ziyade seçmek. En basiti yazamayanı “kastırmasından”, en kolayı yazanı bitmeyen cümlelerinden tanıyabilirsiniz.

Irmaktaki balık neden büyük? Yakalanmadığı için. Big Fish, hikaye anlatımı konusunda ne güçlü bir film, Tim Burton’dan. (8/10)

Yemeğin son lokmasını içeceğin son yudumu ile denk getirme çabamda yeni boyut: Kitabın sonunu ineceğim durağa denk getirmek.

Tükettiğimiz şey hesabı kime ödetiyor? Vücudumuza mı, ruhumuza mı?

Bu sır verilmez alınır. Taptuk Emre’nin Yunus Emre ile konuşması, videoyu buraya gömdüm (embed) birkaç kez ama silinmiş. Ne muhteşem bir konuşma. Müziğiyle, ses tonuyla bir bütün. Ama videoyu izleyememe ihtimaline karşılık sözleri de yazayım buraya:

Taptuk Emre: Bu sır verilmez, alınır… Talip olan usülünce yol yürür, hasıl olur. Usulünce yürümeyen kavuşamaz. Ee, kavuşamayan, nasip bulamayan da der ki yol bu degil, hurafedir onların yol bellediği. Biz yolda mıyız, hurafede miyiz bilmeyiz. Biz inandığımız gibi yaşamak isteriz. Olan biten bu. Başkaca da bir gerçek yok. Biz Hakk yolundayız, onlar batılda. Onu da demeyiz. Yolun sonuna varıp bakan mı var ki kim Hakk kim batıl. Biz inandığımız, güzel olan bu deyi bunu yaşarız…

Bu bir hissetme meselesi. Kitap sayfalarında hisler yazmaz, harfler yazar. Gönül her dilden konuşur. Gönül kitabına harf lazım değil. Halktan gören de der ki bunlar sofudur, dağda, bayırda zikir çekerler. Yahut meczuptur, falandır, filandır. Zikir, dervişin içini arındırır. Bunun bir usülü, erkanı vardır. Halk bunu nerden bile? O yolun yolcusuna açılır, çığırtmaç tutup sır ilan ediverecek değiliz ya ahaliye. Biz yolun başında bir ihtiyarız. Yolumuz eğri mi doğru mu bilmeyiz. Amma kendisi gelip sorar ise kişi, yolu tarif ediveririz. Amma kişi gelmez ise bizden bir davet yoktur. Herkes vara, kendi yolunu yürüye…

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 292

-Seninle açık konuşabilir miyim?

-Hayır

-Eee, her şey mükemmel, hiç sorun yok.

-Çok teşekkür ederim, çok rahatladım.

Bir roman; aspirinden, doğa yürüyüşünden ya da bir kadeh içkiden daha rahatlatıcı olabilir mi? (Kitap: Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir) Yazarı Alain de Botton bu yaşlarımda (30’ların başı) bana en çok hitap eden yazar olabilir.

Kendi içinde çok tutarlı, çok güzel iki kelime: Harmoni ve Melodi

Bazı insanların kendisi değil önyargıları ve aptallıkları modernleşiyor.

Sanat nedir? Sanat kitleleri sürükleyen şeydir; duvara çizdiğin boyalar, karalamalar değil…

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 291

jack ma alibaba tavsiyeler

20 yaşına kadar iyi bir öğrenci ol, 20-30 arası iyi bir patrona çırak ol, 30-40 arası kendine çalış, 40-50 arası en iyi olduğun şeyi yap, 50-60 arası gençler için çalış, 60’tan sonra kendin için vakit geçir. Jack Ma, Alibaba Group.

İmkanı olanların yapılabileceği en güzel şey. İş hayatına mola vermek. Benim 2 defa 6 aylık aralar verme şansım oldu. Hayatta verdiğim en iyi kararlardan biri olabilir. Linkedin profilimde süreci özetlemiştim. İlgisini çekenler buradan bakabilir.

Bu yaz melez bir çalışma modeli denedim. Haftanın 3-4 günü İstanbul, 3-4 günü şehirdışı (yazlık). İstanbul’u hiç özlemediğimi söyleyebilirim. Eylül ayında da 15 gün Bodrum’dan çalıştım. Benzer bir modeli Bodrum-İstanbul arasında kurmayı veya temelli Bodrum’a taşınmayı düşündük ailecek (eşim de çok istiyor) ama henüz erken geldi. Çocuğa okul bile baktık oradan ama gene İstanbul’da bir  okula verdik. Orta vadede olabilir.

Bazen tek ihtiyacın olan birkaç saniyelik deli cesaretidir. Adımların geri geri giderken koşmak korkularının üstüne.

Ajanslar ve Markalar için 2015 Değerlendirmesi

Ne zamandır aklımda bir konu vardı yazmak istediğim. Olcayto yazmış, şimdi daha farklı yazmam gerekiyor 🙂

Marka ya da Ajanslarda reklam-pazarlama-iletişim kariyerinde iseniz bu yazı size göre. Önce kendisinin yazısını okuyun, sonra buradan devam edin derim.

Mevcut Duruma bir bakalım:

1) Dijital pazarlama dünyasında tüm satılan ürünler hızla metalaşmaya (commodity) gidiyor.

2) Medya konusunda komisyonlar tıklama oranları gibi yerlerde.

3) Adwords, Facebook… reklamlarında kazanan hep Google, Facebook…

4) Sosyal medya fee’leri “daha ucuza olmaz mı?” pazarlığında.  Her alanda olduğu gibi burada da en ucuza veren her zaman çıkıyor. Tam bir “race to the bottom” durumu hakim.

5) SEO Fee’leri sosyal medya ile aynı kaderi paylaşmaya daha erken başladı. Bir dönem pastayı büyütüyoruz motivasyonu ile dost geçinen küçücük sektör artan çıkar çatışmaları ile birbirine girdi. (Bu son derece doğal bir süreç bu arada, sosyal medyada da aynısı olmuştu)

6) Kurumsal web sitesi yapmanın hem bütçeleri düşmeye, hem de bakım (maintenance) ücretleri ticari açıdan mantıksız bir durum oluşturmaya başladı.

7) E-mail’i ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Affiliate’e ayrı madde açmıyorum bile.

8) Analytics’in ise bu “big data” trendi ile birlikte danışmanlığına para verilecek bir konu olduğu markalar tarafında yeni yeni anlaşılıyor. Analytics yükselişte, orada da ciddi insan kaynağı problemi var.

Yukarıdaki her bir madde ayrı bir yazının konusu. Dijital dünyada 2015’te neler oldu, neler oluyor, 2016’da neler olacak keşke vaktim olsa da hem Dünya’da araştırdıklarımı hem de ülkemizdeki tecrübelerimi yazabilsem. İlkiyle yani hem hala danışmanlığını verdiğim hem de en hakim olduğum konu ile giriş yapayım belki gerisi gelir:

Sosyal Medya Ajansları için önümüzdeki dönem zor, çok zor Yonca!

TLDR‘ciler için sebebi özetleyeyim:

Ajansın devam etmesi için proje satması lazım. Ama projelerde büyük tıkanma var. O yüzden akıllı ajanslar her zaman şunu hedefler. Ben en azından maaşları “aylık fee” ile ödeyebileyim. Üstüne proje satarsam ne mutlu bana! En iyi birkaç Ajans hariç bunu çok az Ajans başarabilir. Çoğu Ajans markalarla proje bazlı ilerler. (Ve kısa-orta vadede batar ya  da finansal zorluk yaşar.)

Bir dönem satılan o mikro siteler, edvırgeym’ler, Facebook uygulamaları, sekmeleri falan geride kaldı. Bunların verimliliği gittikçe düştü, markalar boşa yatırım yapmak, bütçesini boşa harcamak istemiyor.

Aslında Facebook bütçesel anlamda yeni yeni ortaya çıkarken (2009-2010 yılları) biz de markalara böyle satıyorduk: Bak mikro siteler çalışmıyor, mikro site dediğin çölde bir Bilboard, oraya trafik çekmek için tonla para harcaman lazım. Adwords yapacaksın, reklam vereceksin… Artık Facebook uygulamaları var, kitlen zaten orada.

Yıllar geçti, o veya bu sebepten insanlar bunlardan sıkıldı. Şimdi satılacak proje kalmadığına göre markalar bütçelerini nereye ayırıyor?

Sosyal medyada Bütçeler Nereye Kayıyor?

Bütçeler ilk baştan beri ayrılması gereken yere: Yani içeriğe ayrılıyor. İçerik çok parçaya ayrılıyor. E-ticaret sitesi için ürün detay sayfası yazmaktan tutun da, blog içeriğine, fotoğraftan, videoya çok katmanlı projeler burada çıkıyor. Burada da aslan payı Video’da. Youtube’un Türkiye’ye çok yatırım yapması ve video içerik pazarı anlamında büyük boşluklar bulunması burayı yeni yükselen değer yapıyor. (Hikaye anlatımı temelli içerik pazarlaması en çok ilgilendiğim konulardan, siz de ilgileniyorsanız hasanbasusta gmail.com’a mutlaka bir mail atın.)

Metinsel içerik de meta haline gelmiş durumda. 50 TL- 100 TL gibi ücretler blog yazılarının genel rayiçi. Bir A4’e 150 TL gayet iyi kabul ediliyor. Ürün detay sayfa yazımları falan pek yapılacak işler değil. Özellikle markaların ortalama /ortalama üstü bütçesi varsa “Nedir?” videosu mu çeksek acaba?” ile yüksek bütçesi varsa “Bates Motel Pro’ya bir şeyler mi yaptırsak acaba?” diye geldiği günlerde.

Reklamcılık bitiyor, doğal reklamcılığın (native advertising) ise başlarındayız. Çünkü Dünya’da en kısıtlı şey insan dikkati. Bu yüzden big data’lar, customer segmentation’lar, personalization’lar havada uçuşuyor. Hepsi müşterinin dikkatini birkaç saniye daha çekebilmek için.

Anasayfa trafiğinin geride kaldığı bir dönemdeyiz. Her alt sayfa kendi trafiğini yarattığı ölçüde başarılı oluyor. Burada Onedio gibi platformlar öne çıkıyor. Onedio’nun anasayfasına direkt girmiyoruz ama bir şekilde birkaç link düşüyor önümüze.

Sosyal medyada uygulamaların, sekmelerin yerini sosyal medya içeriği almaya başlıyor. Yani standart sosyal medya iletişiminin yanında; kreatif direktörün dahil olduğu, art direktörün çalıştığı ve mutlaka medya ile desteklenmiş bir yazı/fotoğraf/video fikri artık proje. Ayda 1-2 tane yapılabilirse ne güzel! Markaların bütçeleri artık buralara ayrılıyor.

2016 için yüzlerce trend sayabiliriz. (Bknz: Bu sene mobilin yılı olacakmış 🙂 Sadeleştirmek gerekirse bence Ajans ve Markaların 2016’da fark yaratmak için üzerine eğilmesi gereken 2 temel konu şu:

1) Dijital hikaye anlatımına (Digital Storytelling) önem veren marka hikayesinin yaratımı ve anlatımı ve buna bağlı olarak Shutterstock yerine Styling’e önem veren fotoğraf çekimleri, özel çekim videolar gibi prodüksiyon bazlı işler.

2) Fiyat iletişiminden ziyade Lifestyle Marketing’e giriş

Yukarıdaki durumlar için sosyal medya bu içeriğin dağıtımını sağlayan bir kanal. Her yeni konuda/mecrada çıkan kavga burada da çıkıyor. Kılıç kuşananın, proje kabul ettirenin demiş atalarımız. En küçüğünden büyüğüne (ATL’inden BTL’ine) Ajanslar bunun rekabetinde. Ve size bir sır vereyim: Ülkemizde, iş dönüp dolaşıp kimin kimi tanıdığına geliyor. Herkesin Network’üne kuvvet.