Sosyal Ticaret Dedikleri Şey İşe Yaramıyor: DLD’de Konuşulanlar Üzerine

Sektörümüzün Avrupa’daki en önemli konferanslarından bir tanesi olan DLD’de (Digital-Life-Design) geçen sene tam bir Türkiye rüzgarı vardı. “Digital Bosphorus” oturumunda Sidar Şahin, Alemşah, Sina Afra ve Cenk Bayraktar neredeyse şirketlerinden hiç söz etmemiş, hep birlikte Türkiye’nin sahip olduğu büyük potansiyelden bahsetmiş, adeta ülkemizin sözcülüğünü yapmışlardı. Aynı konferansta Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da güzel bir sunum yaparak Türkiye’yi anlatmıştı.

Siyasetçisinden işadamına herkesin ülkesini anlatmak için önemli konferanslarda konuşmasını hem çok şık buluyorum hem de bir nevi vatan borcu olarak görüyorum. Umarım, bu şans ileride daha çok Türk gencine nasip olur. 

Türk bayrağını geçen sene olduğu gibi bu sene de Sina Afra taşıdı. (Konferans canlı ve online yayınlandığı için çok şanslıyız.) “Satışın Yaratıcı Yolları” isimli panelde Sina Afra ile birlikte Rus, Fransız ve İsveçli bir dörtlü vardı. Böylesine 4 ayrı milletten  insanların olması bize konuyu değerlendirme açısından güzel bir perspektif sağladı.

Sina Afra, Markafoni’nin yanı sıra Ayakkabı, Kozmetik gibi dikeyler yaratarak  bu yeni sezon ürünlerinde satılmayan ürünleri Markafoni’de satarak bir döngü yarattıklarını anlattı. Yanlış anlamadıysam (300 milyon TL) gelirlerinin dörtte birinin yeni sezondan geldiğini açıkladı. Ayrıca mobil trafiklerinin (ve satışlarının) %12 oranında olduğunu yakın zamanda bunu %25’e çıkaracaklarını söyledi.

Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminde en gelişmesi gereken ayak olarak finansı gösterdi. Çok az Girişim Sermayesi (VC) ve iş meleği olduğundan söz etti.

Sunumun başında paylaşılan aşağıdaki slayt önemliydi. Hangi kategorilerin online’da araştırma yapıp, offline’da alındığı bilgisi özellikle bu sektöre girmek isteyenler için faydalı olabilir.

Benim ilgimi çeken bir diğer nokta ise konunun dönüp dolaşıp Sosyal Ticaret’e gelmesiydi. Sosyal Ticaret, çok sıcak ve Dünya’da en konuşulan konulardan bir tanesi, dolayısı ile konunun buraya gelmesi son derece normal.

KupiVIP’ten Oskar, sosyal ticarete inanmadığını, çok para harcadıklarını, ne yaptılarsa başarılı olamadıklarını, ürünlerinin kimsenin kullanmadığını anlattı. Sosyal ticaret dedikleri şey işe yaramıyor dedi. Sina Afra da kendisine hak verdi. Markafoni’yi de Facebook’ta 1 milyondan fazla beğenen kişi var ama bunun satışa dönme oranı %0.5 dedi.

Bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Geçen sene Webrazzi Eticaret Konferansı’nda yaptığım konuşmaya ülkemizde ve tüm Dünya’da sosyal ticaretin ne olduğu konusunda bir karmaşa olduğunu söyleyerek başlamıştım. Benden önce sahneye çıkan Arab.net’ten Omar,  MENA pazarında sosyal ticaretten bahsederken aslında grup satınalmadan bahsediyordu. Belki 2 sene önce bir Amerikalı sosyal ticaretten bahsederken Facebook’ta kurulan dükkanlardan ağırlıklı olarak bahsedebilirdi. Henüz kavramlar oturmadığı için biz içerisinde sosyal geçen birçok öğeyi sosyal ticaret olarak anlıyor olabiliriz.

Birkaç yıldır bu konuda Dünya’yı yakından takip eden ve yazan bir kişi olarak birkaç cümle etmem umarım ukalalık olarak algılanmaz. Sosyal ticaret henüz emekleme döneminde, onun için daha uzun yıllar bu yanlış anlamalar devam edecek diye düşünüyorum. Sosyal ağlardan hayran iletişimi yapmak, yapılması gereken bir şey ama temelinde pazarlama ve algı olan iletişimi satışa bağlamak sosyal ticaretin başarısını veya başarısızlığını gösteren (en azından tek) metrik olmamalı. Sosyal CRM açısından bakarsak, “aslında önemli olan kaç kişinin bizi takip ettiğinden ziyade, bizim marka olarak kaç kişiyi takip ettiğimiz.”

Bir ikincisi, benim naçizane görüşüm sosyal ticaretin tam anlamı ile işe yaraması için eticaretin sıfırdan sosyal olarak tasarlanması gerekiyor. Bütün kurguların buna göre yapılması gerekiyor, bu da halihazırda kurulmuş şirketler için çok zor. Tek başına “Like plug-in’i”, “Login with Facebook butonu’nu” koymak ya da Facebook’ta reklam vermek yeterli değil.

Sosyal ticaretin aslında sosyal ağlardaki veriyi alarak müşteriye çok anlamlı, kişiselleşebilen ürünler ve fırsatlar sunmak, bütün eticaret sitesini bu veriler etrafında şekillendirerek sonrasında davranışsal veriler ile harmanlamak olduğunu anlatmıştım. Yani, en azından başlangıç olarak sitemize giren erkeklerin erkek kıyafeti , kadınların kadın kıyafeti görmesi durumu. Çok daha derindi ama en azından bu kadarının teknolojisi mümkündü.

Temelinde Mobil Sosyal Ticaret girişimi olan Wrapp’in CEO’sunun cevabı şuydu: Bizde işe yarıyor; “belki de Amerika pazarı diğer pazarlara göre daha olgun olduğu içindir” dedi. Hayır sebep o değildi, en azından tek sebep o değildi. Sebep, Wrapp’in en baştan sosyal olarak tasarlanması, diğer şirketlerin ise mevcut süreçlerine, operasyonlarına, müşterilerine, çalışanlarına… sonradan bu kavramı uygulatmaya çalışmasıydı. Sonuç olarak da çoğunlukla IT bazlı sebeplerden dolayı öncelikli olmayan sosyal öğelerin, doğru olmayan kurgularla hayata geçirilmesi ve nihai sonuç olarak da kimsenin kullanmadığı, çok paraların harcandığı ürünler yaratılmasıydı.

Bir klasik olarak, önümüzdeki 5 senenin trendleri sorulduğunda aradaki fark oldukça barizdi. Rusya’daki kişi Lojistik ağının öneminden bahsederken, Wrapp’in CEO’su verinin öneminden bahsetti.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 140

Arada bir olduğu gibi bu Hayat Üzerine Düşünceler yazısı da Ahmet Durul Hocam’dan daha doğrusu kendisinin kitabı Kovadaki Okyanus‘tan geliyor. Binlerce yıllık hayat derslerini bir ilkokul öğrencisinin anlayabileceği derecede yazmak büyük birikim işi. Her yaştan herkese tavsiye ettiğim bu eserden birkaç cümleyi aşağıda paylaşayım.

  • Karşımızdakine kac kere şans vermeliyiz? Altın Kural:

  • Söz veriyorum, ne öğrendiysem uygulayacağım ve başkalarıyla paylaşacağım.
  • Hamlığın İşareti:

  • Güneş nasılsa doğacak ama bu bir aldanmacadir. Çünkü Güneş hep oradadır ve senin için dogan baskası için batan Güneş’tir.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 139

Mutlu yaşam dedikleri, çevrenin kısıtlamaları ile olabileceğin kisi arasında denge kurma çabası.

Tomurcuk derdinde olmayan agac odundur. N.F. Kısakürek

Güneş ile insanın meydana gelmesini aynı kelime anlatıyor: Doğmak. Güneşin de insanin da batması ardında umut barındırıyor: Yeniden doğmak.

Son yıllarda binlerce yıllık rivayetlerden olusan kahramanlık hikayelerine (Şahname gibi) merak sardım, literatürü biraz biliyor sayılırım. Ama dün aksamdan beri Hobbit’i yeterince övecek kadar guzel bir soz bulamadım. Hikaye ve görselliği ile bir şaheser.

Ekibimin bir üyesini orduya değişmem; çünkü çağırdığımda geldiler. Sadakat, onur ve adanmış bir kalp, başka ne isteyebilirim ki. (Hobbit)

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 138

Kurumsalda çalışanlar kendisinden daha iyi bir kisiyi işe almak istemiyor. Sebebi anlaşılır: Hiyerarşide kendisinin üstüne çıkma olasılığı.

Girişimciler ise daha çok, konuya uzak ve en iyi olmayan kisileri tercih ediyor. Mantığı: Çalışan, işi öğrenirse karşıma bir dükkan açar. Böylece ne kurumsal firmalar yeteri kadar ilerleyebiliyor, ne de girişimcilerin çoğu büyüyebiliyor. Neyse ki, (tam katılmasam da) görünmez el devreye giriyor. “Kendinden iyilerini ise al, işi ögret; ya calisanlarinla ortak ol ya da birak senden daha iyisini yapsınlar” mantığı daha faydalı degil mi?

İnsanlar, varsayilan cevabı Hayır! olan insanlarla nasıl çalışıyorlar? Çok sıkıcı bir iş hayatı degil mi bu?

Çogu işadamının is hayatına bakışı muzik listeleri gibi; 10 senelik şarkılardan oluşuyor, yeni şarkılar dinliyorlar ama listesine giremiyor.