Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 125

Altında ağ olan bir cambaz mı daha başarılı olur, ağ olmayan mı? Diğer bir deyişle; daha çok hata yapan mı, hata yapma şansı olmayan mı?

Bebekler için söylenen “Bastan nasıl alışırsa öyle gider” cumlesi aslında başı olan her şey için gecerli.

Büyümek: “Eskiden üzüldüğün seylere artık gülümsemek” daha da büyümek: “Kendi gelecegin yerine cocuğunuzun gelecegini hayal etmek” demek.

Çocuk resmen reflekslerimi güçlendirdi. Masadan düşen içi su dolu bardağı, çatalı tutucam diye superkahraman oldum, sipaydırmen oldum.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 124

 

CEO değil, liderlik ve lider geliştirme stratejisi önemli olan. Üzerine yükseklisans tezi yazdığım en favori konularımdan.

En iyi liderler takipçi yaratmaz, lider yaratır. Tom Peters

Önemli kurumda çalıştığını belirtmenin 1 numaralı kuralıdır Twitter’a “Görüşlerim çalıştığım kurumu bağlamaz, viyuvs ar on may ovn” yazmak.

Derinlemesine arastirilmasi gereken terim: Social Shopification (Sosyal Alışveriş Oyunu)

 İs dunyası cogunlukla kendini bu dünyaya ait hissetmeyen insanlardan oluşuyor kabul, ama asıl sorun insanların hiçbir seye ait olmamaları.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 123

Nice şişirilmiş adamlar gördüm, halk onlar için “iste büyük adam” diye bagirmistir… (Kitap: Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietzsche)

(Barış der) Dalkavuklar etrafında el-pençe Divan dursa; sapa, kulpa, kapağa itibar etme dostum; İçi boş insanların bu Dünya’da yeri yok.

İmkanı olmayanların halini anladin mı diye sordum 15 yaşındaki oruçlu kuzenime; Evet, zengin olmam lazım dedi. Devir kendini kurtarma devri.

Google’dan hizlica bulabileceğiniz bir cevabı insana sormak, karşıdaki insanın zamanına verdiginiz degerin düşüklüğünü gösterir.

Hani filmlerdeki “Bu güç yanlış kişilerin ellerine geçerse ne olur, hiç düşündün mü?” repliği var ya; Güç zaten yanlış ellerde, yani çoğu zaman.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 122

Düşünmeden konuşmanın yasaklanması… Yasakçı biri değilim ama düşünmeden konuşmak, yazmak vs. yasaklanacak deseler ön saflarda yer alabilirim. (Kitap: Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu)

Bu dünyada, yerini sevmeyen çiçekler varken, yerini sevmeyen insanlar beni hiç şaşırtmıyor.

Bir işe girerken “Benim bu iste tecrübem var mı?” yerine “Daha önce bu işi başarmış kimse var mı?” diye sormak inanılmaz farklar yaratıyor.

Değişmenin döneklik anlamına geldigi kültürlerde ilerlemek zor. Takımını, dinini, tarzını, kendini, toplumu değiştirmezsin. Yazılmamış kural.

Bir yönetici masasından ayrı iken ne kadar çok aranıyorsa, o kadar az yöneticidir. (Alıntı)

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 121

Muhteşem gün: Bir hayalle yatağa gitmek, bir amaçla yataktan kalkmak…

Bazı insanlar teleskoplarindan bakip uzak dunyaları görebiliyor. Kiminin teleskobu inançları, kimininkinin vizyonları…

Steve Jobs’ın Apple’a yaptığını, Marissa Mayer Yahoo’ya yapacaksa ilk odaklanacağı 2 alan Mobil ve Sosyal olacaktır. Göreceğiz.

En büyük 500 şirketin 9’u “yüksek derecede dijital” (Harvard Business Review) Bu sayı uzun vadede 500 olacak, fırsatı görüyor musun?

İstanbul trafiğinin üstünden helikopter ile gecmek yerine İstanbul trafiğini çözmeyi amaç edinenler çoğaldıkca ilerleyeceğiz toplum olarak.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 120

Sleep less, dream more. (Daha az uyu, daha çok hayal kur)

Eskiden aksam şirket arabasını almak statü göstergesiydi. Simdi en kidemsiz kimse araba onda kalıyor. Köprünün halini görseniz ağlarsınız.

Son zamanlarda duydugum neredeyse her habere verdigim tepki: “Her şey tamamdi da bir bu mu kalmıştı?” Hep mi bagci dövülür bir ülkede?

Tek basına denize geldiginde, iPhone’a göz kulak olacak kimse olmadıgı için kıyıdan uzaklasamiyorsun. İş hayatı da böyle bir şey aslında.

Eğer harcayacak 1 dolarım olsaydı, 70 Cent’ini doğru insanı işe almak için harcardim. P. Russels, Google.

 

Laf Sokanlara Nasıl Davranmalıyız?

Malum, bu bloğun çevresinde, küçücük bir komünitede (taş çatlasın birkaç bin kişi için) değer gördüğü düşünülen fikirlerim var. Bunun için ne kadar teşekkür etsem azdır bu bloğun takipçilerine. Değer veren kadar, sevenim olduğu kadar sevmeyenim de var.

Özellikle Twitter’da çok fazla laf sokma girişimi ile karşılaşıyorum. “Böyle durumlarda nasıl davranmalıyım’ın” cevabını arıyorum, kendi kendime soruyorum, irdeliyorum. Henüz cevabını tam bulamadığım sorularım aşağıda, sizin fikirlerinize de açığım.

Laf sokan kişiyi gördüğümde 2 soru soruyorum:

1- Bu kişi “Neden” bana laf sokuyor? Sebebi ben miyim, kendisi mi? Eğer bensem ve bir hatam olmuşsa gereğini yapıyorum. Farklı farklı iş yerlerinde yüzlerce farklı insanla çalıştım, okul hayatı, sosyal hayat derken binlerce kişi ile münasebetim oldu. Bu kişi beni buralardan tanıyor olabilir, kendisi ile beraber çalışmış olabilirim, rakip olabilirim, herhangi bir olaydan dolayı bana kızgın olabilir, haketmediği bir şekilde kendisinin takdir görmediğini, benim gördüğümü düşünebilir, benimle çıkar çatışmasına girmiş olabilir, bu çatışmada kendisine haksızlık yapıldığını hissedebilir gibi yüzlerce seçenek geliyor aklıma. O zaman ikinci soruya geçiyorum.

2- Bu kişi benim radarımda mı? Benim için önemli mi? Hayata tepkili, trafikte kavgacı, işhayatında agresif, internette trol olan insanın meyva vereceği bahçedir Twitter. Meyvası da kendisi gibi hamdır aslında. Olgunlaşması için zaman gerekir ama sadece zaman yani yaş yeterli olmaz. Maddi anlamda güçlüyse bu insan daha da tehlikelidir. Kimseye eyvallahı yoktur çünkü! Değilse büyük ihtimalle işsiz, hayatını sosyal ağların karşısında geçiren, asosyal medya kurbanı, sevgi muhtacıdır. Kendisi böyle olduğu için (Kendisine dobra veya açık sözlü diyecektir) seveni de pek yoktur. Dolayısı ile ilgi çekebileceği tek yol kalmıştır, o da Kavga.

Açtı ağzını, yumdu gözünü denir ya öyle saydırır tespitlerini arka arkaya. Olmadığı ama olmak istediği insan psikolojisine girer, şu andaki benliğinden mümkün olduğunca uzaktadır. Örneğin az ingilizce bildiğini kanıtlamak için kimsenin anlamayacağı ağdalı bir cümleyi ingilizce yazar, sonuna da ne güzel demiş bilmem kim der. Kendi blog yazmaz ama blog yazarları çok kötü bozdu, önünü alamadık falan gibi şeyler tipik şeyler söyler. İş değil, laf üretir. Sunduğu çözüm önerileri (varsa) eleştirdiği insan odaklıdır. Şöyle yapsın, böyle etsin gibi akıl verir nitelikte yani.


Lost Cokk Bozdu, Acayip Bozdu.. ile canawarnet

En çok sorduğum sorulardan bir tanesi şu: Diyelim ki birisi bizim hakkınızda terbiyesizce saldırıda bulundu, ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız?

Çoğu insan bu durumda sinirlerine hakim olamaz ve laf sokan kişinin kişiliğine ait senin şöyle şöyle dediğin zamanları da biliyoruz yazar, hakaret eder, küfür eder… Peki yapılacak en doğru hareket bu mu? Pek değil.

Atalarımızdan bize yadigar 2 sözü çok seviyorum bu konuda.

1- İnan sana değil kastım, cahille sohbeti kestim.

2-Suskunluğum asaletimdendir! Her lafa verilecek bir cevabım vardır aslında

Ama bir lafa bakarım laf mı diye bir de söyleyene bakarım adam mı diye! (Mevlana)

Yapılabilecek en kötü hata, onların seviyesine inmektir. Cevap yetiştirmeye çalışmak, kavga etmek… Karşındakinin ana amacıdır bu ve eğer bir kere onun seviyesine düşersek çıkmak zorlaşır. Neticede insanız, insanın egosunu zedeleyici bir konuya kayıtsız kalması çok zor. Ama biz de karşımızdaki gibi davranırsak ne farkımız kalır birbirimizden? Daha da önemlisi kişisel çıkarlar için kavga etmenin, sıfır toplamlı oyuna girmenin ne faydası var? Üstelik, iki tarafın da zarar göreceği ve olayın mahkemede son bulma ihtimali yüksek iken. Eğer suç unsuru taşıyorsa, sonda yapılması gerekeni başta yapmak bana daha mantıklı geliyor.

Şu ana kadar bana laf söyleyenlere cevap verdiğimi pek hatırlamıyorum, mahkemeye de yansıyan bir tartışmam henüz olmadı, umarım olmaz. Birisine cevap verdiysem 2 sebebi vardır. Ya sevdiğimdendir ya da saygı duyduğumdan.

E-ticaretin Geleceği ve Aşılması Gereken 3 Önemli Nokta

Google Wallet ve Ödemelerden sorumlu Başkan Yardımcısı Osama Bedier’in 2011 yılında yaptığı 8 dakikalık sunum ticaretin temellerini ve geleceğini anlamak için çok önemli. Ne diyor Osama? Özetle:

İnternet 95’lerden beri çok yol kat etti. Durağan, çok linki sitelerden istediğimizi hemen bulduğumuz sitelere geçiş yaptık. (Yahoo ile Google arasındaki farkı düşünün) Ama ticaret hala aynı, neredeyse hiç değişmedi. Hala tarayıcımızdan bir sürü ürüne bakıyoruz, sepete ekliyoruz, tonla bilgi giriyoruz sonra da bu ürünlerin eve gelmesini bekliyoruz. 15 sene öncesi neyse şimdi de o. İşte önümüzdeki birkaç sene içerisinde bu çok ciddi şekilde değişecek.

Nasıl? Mobilin gücü, lokasyonun önemi, kişiselleştirme teknolojisi… (Aslında SOLOMO trendinden bahsediyor) Alışveriş yapan kişilerin %75’i daha önce aldıkların ürünlerin reklamını tekrar tekrar gördüklerini söylüyor. Aynı kişiler ailesinden birinin ya da bir arkadaşının tavsiye ettiği ürünü almaya 20 kat daha fazla eğilim gösteriyor. Demek ki burada büyük fırsatlar var.

Peki online ile offline arasındaki köprüyü nasıl kuracağız? Online’ın avantajı, sınırsız seçim ve en iyi fiyat. Offline’ınki ise ürüne dokunma ve hemen alıp, eve götürme. Bu köprüyü kurmamız ve dezavantajları avantaja çevirmemiz için 3 şey gerekiyor.

1. Ödemeler Dijital Olmalı. Bütün kredi kartları, Bankamatik, sadakat kartları, hediye kartları, hepsi buluta taşınmalı. Ve kartılarım istediğim dükkanda kullanmam için hazır olmalı. (Önemli: Google Wallet ile ilgili yazımı buradan okumanızı öneririm)

2. Stoklar herkese açık şekilde buluta taşınmalı ve orada yaşamalı. Online ya da offline aradığımı, stok bilgisini gerçek zamanlı bulmalı ve ister dükkandan istersem internetten hemen sipariş verip, tedarik edebilmeliyim. (Eticaret’te online sipariş ver, offline’da (öde ve) teslim al trendi konulu New York Times yazısını buradan okuyabilirsiniz.)

3. Online kimliğimiz olmalı ve online’da site site gezip her birine ayrı ayrı kayıt olma fikri artık son bulmalı. (Login with Facebook’u ve diğer online kimlikleri daha iyi kullanmalıyız. Kullanıcı deneyimlerini iyileştirmeliyiz. Süreçleri kendi veri tabanımızın avantajına değil, son tüketicinin avantajına olacak şekilde yeniden kurgulamalıyız. Amazon’un ürün geliştirme yaklaşımı yani tersine çalışmayı örnek almalıyız. Tersine çalışma’da süreç müşteriden başlar, fikir ve ürünle sona erer.)

Peki ticaretin geleceği nerede? Aslında 50 sene öncesinde neredeyse, orada. Sadece bunu teknolojik olarak daha ölçeklendirebilir hale getirmeliyiz. “Örneğin, Ali Bakkal’a gittiğimde, Ali beni tanıyor, bana ismimle hitap ediyor, hoşgeldin diyor. Taze peynir geldi, mutlaka denemen lazım, ayrıca babanın en sevdiği ekmek de var. Peki Zeytin var mı? Hayır ama aşağıdaki dükkanda var, oradan alabilirsin ama bekleyebilirsen ben perşembe günü sizin eve çırakla yollarım. Yanıma para almayı unutursam, Ali diyor ki, önemli değil abi, hesaba yazarım.”

Teknoloji geliştikçe biz bu deneyimi kaybettik. Peki neden bu deneyimden vazgeçeyim? Teknoloji burada anlatılan büyük sorunları çözebilir ve bu deneyimi geri getirebilir. Sorun teknoloji değil, teknoloji zaten burada, asıl sorun bu teknolojilerin beraber çalışmaması.

Önümüzde ticaretin, özellikle eticaretin en heyecan verici yılları var. Bu yukarıdaki noktalar yavaş yavaş gerçekleşiyor. Adım adım düşündüğümüzde 1. noktaya yapabileceğimiz çok fazla şey yok, burası Google gibi şirketlerin alanı, 2. nokta ise yavaş yavaş da olsa gerçekleşiyor. Ama en hızlı hayata geçirilebilecek olan 3. nokta. Login with Facebook entegre etmekten, yeni nesil ürün geliştirme yaklaşımlarının benimsenmesi belki de kısa vadede bir eticaret girişiminde en önemli farkı yaratan değişim olacak. Ve tüm bunlar olduğunda Webrazzi Eticaret Konferans’ında sunduğum Sosyal Ticaret örneklerine bir adım daha yaklaşmış olacağız.

Not: Bu yazım Webrazzi’de yayınlanmıştır.