Hayatta Önemli Olan Şeyler Ne? Nasıl Ölçebiliriz?

İzlediğim en iyi TED konuşmalarına ilk 10’dan giren bir video. İlk başta, önyargım ile Steve Jobs taklidi olarak düşündüğüm Chip Conley hayattaki en önemli konulardan birini tartışıyor, eleştiriyor. Bu hayattaki en önemli şey ne ve biz bunu nasıl ölçebiliriz? Para olmadığı konusunda hemen herkes hemfikir. Ama bir ülkenin üzerinde çalıştığı hedefleri hep maddi ve ölçülebilir konular. Ekonomisi, Gayri Safi Milli Hasılası gibi. Oysa dünyada uzun zamandır ama özellikle son yıllarda mutluluğu ölçen endeksler konululuyor. Bhutan’tan, Amerika’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye birçok ülkede. Ve asıl soru şu: Bu yeni konseptleri toplumlara nasıl uyarlayabiliriz?

Bu konuşmadan sonra İngiltere’nin (daha doğrusu Birleşik Krallığın) -şimdiki- başbakanı David Cameron’un devletlerin bir sonraki çağını anlattığı aşağıdaki TED konuşmasını da izledim. Bu konuşmada konu ile alakalı şiddetle tavsiye edeceğim konuşmalardan biri. Gayri Safi Milli Mutluluk (GSMM) dışında bir önemli konu daha anlatıyor Cameron: Enerji verimliliği

Geçen gün 20.30-21.30 arasında küresel ısınmaya dikkat çekmek için birçoğumuz ışıklarımızı kapattık. Bu gibi eylemleri gerekli ama naif buluyorum, çözüm ise çok yukarılarda. David Cameron’un videonun 10. dakikasından itibaren anlattığı gibi enerji verimliliği konusunu oyunlaştırma (gamification) kurgusu içerisinde çözmek hem eğlenceli hem de daha sonuç odaklı. Işıkları söndürmeyi tembih etmek yerine, davranışsal ekonomiye (burada Dan Ariely’e referans vermesem olmaz) uygun olarak faturamızın yanında, komşumuzun fatura tutarını ve enerji verimliliği konusunda bilinçli bir komşunun faturasını görmek daha çok yardımcı olur. Zaten faturalar geldiğinde önce komşuya ne kadar fatura geldiğine bakmıyor muyuz? Bunun daha sistematik ve Foursquare’deki leaderboard gibi sıralama ile verilmesi çok mu zor? İzleyin, özellikle JFK’nin sözlerini, kendiniz karar verin.

Facebook (F-ticaret) Satış Kanalı Olarak Başarısız mı?

Son zamanlarda Facebook’tan satış yapmaya çalışmanın beyhude bir çaba olduğu, birkaç büyük markanın Facebook dükkanlarını kapattığı haberleri yazıldı. Gerçekten durum bu mu? Facebook’tan satış yapılamaz mı? Sosyal ticaret ve bu konu üzerine görüşlerimin özetini bu ayki Turkish Time dergisinde okuyabilirsiniz. Dijital pazar ile ilgilenenler için Nisan Turkish Time sayısını öneririm bu arada. Bu sayıyı Dijital Ekonomi’ye ayırmışlar ve çok değerli röportajlar, yazılar var. Kendi konumu burada daha geniş bir şekilde yorumlayayım:

Öncelikle sosyal ticaret, f-ticaret (Facebook ticareti) ayrımını yapalım. F-ticaret sosyal ticaretin bir parçası. Sosyal ticaret, hem Facebook içinde, hem Facebook dışında hem de sosyal ağlarda paylaştığımız verileri kullanarak daha akıllı sistemler yaratmamızı sağlayan yeni nesil bir e-ticaret özelliği. Herhangi bir sosyal ağda arkadaşlarımız vasıtası ile satın alma kararımızı etkileyecek ve sonunda ağırlıklı olarak kredi kartı ile satın almamızı sağlayacak eylemlerin bütünü. Bir ürünü satın almadan arkadaşlardan tavsiye almak, sosyal ağ verisi ile kişiselleştirilmiş ürünler sunmak, ürünü aldıktan sonra Twitter’da, Facebook’ta paylaşmak gibi eylemler hep sosyal ticaretin parçası.

Örneğin ben Fenerbahçeli isem bu verimi (benim iznimle) Facebook’tan alıp bana yeni çıkan Fenerbahçe formasını önermesinin ardından benim formayı satın almam, sonrasında aldığım bu yeni ürünü paylaşmam senaryosunda olduğu gibi.

Ayrımı açıkladıktan sonra neden kişilerin henüz Facebook üzerinden yeterli derecede alışveriş yapmadığını açıklayayım: Facebook 2004’te öncelikli olarak arkadaşlarımız ile iletişim kurabileceğimiz bir sosyal ağ olarak doğdu. Marka sayfaları ise 2007’de geldi. (Twitter’da ise marka sayfaları hala beta-test aşamasında.) Yeni yeni gelişen bu süreçte, marka sayfaları öncelikli olarak satış yapmaktan ziyade müşterilerine marka mesajlarını iletebilecekleri bir platform olarak devam etti. Bunun bir sonraki aşaması ise Facebook’tan satış yapılması. Bu konuda başarılı olmuş markalar var ama zamana ihtiyacı olan bir konsept. Doğru kurgularla uygulandığında önümüzdeki birkaç sene içerisinde Facebook’taki mağaza sayılarının arttığını göreceğiz. Bunlarda öncelikli olarak doğru şekilde uygulanmayanlar kapanacak ve her zaman olduğu gibi dijital seleksiyona uğrayacak, güçlü veya akıllı olanlardan ziyade değişime en hızlı adapte olan markalar ayakta kalacak.

Bir de sadece bu haber değil Facebook karşısında yapılan haberlerin bir kısmının sebebi çok daha derinlerde: Sosyal ağlar özellikle Facebook birçok endüstiyi yeniden düşünmemizi sağladı. Bunlardan bir tanesi de basın-yayın endüstrisi. İnsanların habere ulaşma biçiminde köklü değişiklikler oldu. Herkes yüzlerce arkadaşına yayın yapabilen bir medya bireyi haline geldi. Sosyal medya denmesinin ana sebeplerinden bir tanesi bu. Özellikle Washington Post, Huffington Post gibi gazetelerin Facebook uygulamalarına bakarsanız benim okuyacağım haberlerin filtresinin arkadaşlarım olduğunu görebilirsiniz. Yani tanımadığım bir editörün sıraladığı haberleri değil birebir tanıdığım arkadaşlarımın okuduğu haberleri okuyorum. Burada çok bahsedilmeyen daha önemli bir durum var. Facebook bunu yaparak, benim normalde gazetede veya gazetenin internet sitesinde okuyacağım haberleri Facebook’ta okumamı sağlıyor. Yani bu içerikten gelen reklam gelirlerini kendi üstüne alıyor.

Bu da doğal olarak tüm dünyada çok ciddi bir çıkar çatışmasına dönüşüyor. Facebook’u destekleyen, bu değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünen yayın kuruluşları Facebook’un yanında yer alırken, diğerleri karşısında yer alarak sürekli olarak Facebook aleyhinde haberler yapıyorlar.

Tabii ki Facebook’un gelir kaynağının şu anda çok büyük bir kısmı reklam iken, zamanla Facebook’un para birimi olan Credits’in ve diğer gelir modellerinin ağırlığının artması bekleniyor. Bunun olabilmesi için en önemlisi de sanal olsun, gerçek olsun ticareti kendi içine alması. Yani, en büyük potansiyeli kullanması için ticareti kendi içinde döndürebilecek bir platform haline gelmesi gerek.

Şimdi durum böyleyken neden bazı Facebook mağazalarının kapandığı sorusuna gelelim. Öncelikle, henüz bu yolun başındayız ve deneme yanılma aşamasındayız. Facebook bir satış kanalı haline gelecek ama bu alanda da başarılı olmak, herhangi bir alanda başarılı olmanın kurallarından farklı değil. Hatalar yaparak, hatalardan ders alarak en efektif yolu bulmak kaçınılmaz bir süreç. Bu hataları minimum indirmek ise elimizde. Sosyal ticaret de olsa, f-ticaret de olsa, eticaret de olsa bu işin temeli ticaret ve ticaretin platforma uygun spesifik kurallarını bilmeden bu işte başarılı olmak  imkansız. Bugün gerçek hayatta da dükkanlar kapanıyor, e-ticaret siteleri de. Bu ticarette veya eticarette para olmadığı anlamına gelmiyor sadece bu işin çok doğru yapılmadığı anlamına geliyor.

Bu işin bir bilgi birikimi var, sadece Facebook dükkanı açmak da çok büyük fırsat yok. Bu bir ekosistem. Facebook reklamları ile, uygulamaları ile, Open Graph’ı ile, sayfaları ile, Kredileri ile… Ve eğer bunları doğru bir şekilde uygulamadan sadece hayranlarına Facebook dükkanı açtım, benden satın alın derseniz kapatmamanız şaşırtıcı olur. Ama doğru şekilde uygulanırsa, o zaman -henüz ülkemizde örneğini görmediğimiz- başarılar elde etmek için çok fazla fırsat var. Tek yapmamız gereken bu fırsatları değerlendirmek…

Sarışın Mavi Gözlü Bir Kız

Sarışın mavi gözlü bir oğlum var, 8 aylık. Görenler diyor ki: Keşke kız olsaymış, çok güzel olurmuş! Toplumun cinsiyete bakışını nasıl da özetleyen bir cümle. Alt metinse (benim anladığım) şu:

Eğer kızsan ve güzelsen hayat sana kolay, zengin bir “koca” bulma ihtimalin artar. (Ne kadar çirkin.) Eğer çalışırsan iş yerinde kapılar açılır, kimi şartlarda okumana bile gerek kalmaz, okursan ne ala. Ama hayattaki bir çok şeyi çok çabalamadan elde etme ihtimalin yüksek. Çevremizde de çok örneği var, zaten toplum önyargılarının oluşma sebebi de bu tecrübeler. Çabalamadan başarmak, kısa yoldan köşeyi dönmek istemenin yansımaları.

Erkek ve yakışıklıysan ama altını dolduramamışsan, onu destekleyecek eğitimin, maddi gücün, zekan, başarın yoksa çok da önemli değil. Ama kız ve güzelsen orada başka bir şeye gerek yok, aptal sarışını herkes izliyor. Ve toplum derken Türk toplumundan bahsetmiyorum. Aptal sarışının en bilinen örneği Marilyn Monroe’dur zira. Oysa Marilyn ne sarışındı ne de aptaldı. Rolünü oynadı ve 36 yaşında intihar etti. Adının karşılığında ise şu yazdı: “Herkesin sevdiği kadın olmak uğruna hayatını harcamış, başka biri olmaya çalışsa da hayatı çelişkiler içinde sonlanmış, benliğini yitirmiş meşhur kadın.” Ve sen bu yazıyı belki başlık ilgini çektiği için belki de Marilyn’in fotoğrafını gördüğün için okudun. Bize, çocuklarımıza dayatılanın ne olduğunu anlatabiliyor muyum? Son günlerde “kızlar okula gitmesin, üniversitelere alınmasın, çalışmasın vs. vs.” tartışmalarının artması yazdırdı belki de bana bu yazıyı. Bu bakış açısını değiştirmemiz için uzun dönemli “rıza mühendisliği’ne” ihtiyacımız var, sadece ülkemizde değil tüm Dünya’da. İngilizcesi olanlar aşağıdaki videoyu izlesin, başka sözüm yok!

 

   Sonraki→