Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 100

Mutluyum, gururluyum bugün. Hani hep derler ya, en uzak yolculuklar bir adımla başlar diye. O adımı atmak önemli ama daha da önemlisi bunu sürdürmek. Hayat Üzerine Düşünceler 1’i yazdığımda 100’e geleceğimi düşünmemiştim, daha doğrusu böyle bir amaçla yola çıkmamıştım. Ama işte, bu işin güzel tarafı keyiflerimiz bir süre sonra sorumluluklarımıza dönüşmesi, en başta kendimize. İyi ki de öyle oluyor. Her şey emek istiyor, düzenli bir blog tutmak ile okulu bitirmek, çocuk veya kendi işini büyütmek arasında çok da fark yok temelinde. Her şeyin fırsat maliyeti var ve o maliyete -umarım istediğimiz için- katlanmak için yaptığımız fedakarlıklar. Bazen fatura kendimize, bazen çevremize kesiliyor. Daha az uyuyoruz mesela ya da sevdiklerimize daha az zaman ayırıyoruz gibi. Neyse…

Yüzüncü yazımın şerefine en çok geri dönüş alan 5 adet cümlemi yazıyorum buraya. Darısı nice yüzlerce yazıya:

“Önce karnını doyur olm, akıllı ol” diyenlere inat ne çok sevdik “Aç kal, budala kal” sözünü.

“Yaptığın işi sevmek” ile “sevdiğin işi yapmak” arasındaki benzerlik, görücü usülü ile severek evlenme arasındaki gibi.

Dunyanın çivisi çıkmışsa yapman gereken şey hayıflanmak değil, eline bir çekiç alıp çakmaya baslamaktir.

Barış Manço demişti ki: İnsan vefat ettiği gün değil, dünyada ismi son kez zikredildiği gün gerçekten ölmüştür. Çok yaşa Bariş Manço.

Hayatta birçok sey salondaki koltuklarımız gibi. Sıkılınca önce yerlerini değiştiriyoruz, sonra kendilerini.

BONUS: Oğlumun göbek bağını kestiğim anda nefes almaya başladı. Mekan açılışı gibi ama açılışı yapılan bir mekan degil, HAYAT Mucizevi degil mi?

Lütfen siz de twitter’dan veya yorumlarda Hayat Üzerine Düşünceler’i nasıl bulduğunuza dair geri bildirim verin.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 99

Google tüm hizmetlerini önce mobil için geliştirecek sonra bilgisayarlara adapte edecek. (Erick Schmidt, 2010) Gelecek vizyonunun mobilde olduğunu anlatan daha önemli bir bilgi var mı bilmiyorum. Bir de Facebook’un mobil uygulama Instagram’a 1 milyar dolar verdiğini atlamayalım. Önce mobil / sadece mobil (mobile first / mobile only) ürünler geliştirmek için doğru zamanlardayız.

Apple gibi sirketleri dunyanin en iyisi yapan sey: işler kötü giderken degil harika giderken değişebilmek, zorunda kalmadan…

Facebook insights’in stratejik önemi var. Gercek zaman da geldi, iyi oldu. İleride bir like’in ne kadar gelir yarattığını görürüz umarım.

Black Mirror “Yeni Medya’nın” gücünü anlatan çok çok iyi bir dizi (ilk bölümü). Tamamı ise ne yazık ki 3 bölüm. Şiddetle tavsiye.

İnternet öncesinde çalışanların cogu bilgisini ustasından öğrendikleri oluşturuyordu. Ne kadar korkunç. Şimdi tüm dünyadan bilgi ediniyoruz.

Mobil Sosyal Ticaret’te 2 Gelecek Vaat Eden Girişim: Wrapp ve Shopkick

Bir önceki yazımda Türkiye’deki eticaret sitelerinin bir sonraki adımına projeksiyon tutmuş; dikeyler ve farklı modeller oyun alanı daraldığı zaman büyük ihtimalle fiziksel (offline) dükkanlar göreceğimizi benim için de en heyecanlandırıcı tarafın burası olduğunu söylemiştim. Bu konunun devamı olarak sosyal ticaret – offline ticaret kesişimi ile devam edeyim.

Eninde sonunda online-offline entegrasyonunun gerçekleşeceği konusunda kimsenin şüphesi yok. Durum böyleyken en başından beri orada olmakta fayda görüyorum. Geçen sene bir yazımda hep “Next Big Thing” konuşuluyor. Odaklanmamız gereken “Next Biggest Thing” belki de yani Mobil Sosyal Ticaret demiştim. Dolayısı ile SOLOMO’ya (Sosyal, Lokal, Mobil) ek olarak benim ilgimi çeken alanlar bu işin gelecekte gerçekleşecek online-offline entegrasyonu.

Bu alanları kapsayan 2 yeni ama gelecek vaat eden girişimden bahsedeyim. Bir tanesi –gene İsveç kökenli- sosyal hediye kartı şirketi Wrapp. Basitçe arkadaşınıza online hediye kartı satın almanızı sağlayan bir mobil uygulama / web sitesi. Hediye kartını aldığınız kişi bunu cep telefonundaki barkodu okutarak dükkanda kullanabiliyor. Değer yaratan bölümlerden bir tanesi hediyenin sosyal ağlarda dağılımı itibarı ile marka bilinirliğinin arttırılmasına ciddi katkıda bulunması. Yani hem perakendeciler açısından performans bazlı (satış) hem de online bilinirliği arttırıcı (pazarlama). Son kullanıcı açısından ise çok kullanışlı.

İçerisinde online-offline entegrasyonunu, mobili, lokasyonu, sosyalliği ve ticareti yani gelecek vaat etmesi açısından benim kriterlerimi tümden karşılayan bir girişim. Daha 1 yaşında olmasına rağmen Rocket tarafından ışık hızıyla klonlandılar, web sitelerinde çok yakın zamanda Türkiye dahil 14 ülkeye geleceklerini açıkladılar. Ek olarak, Türkiye’den yetenekli bir şirketin bu servisi “launch” aşamasında olduğunu biliyorum. Yani bu ciddi bir köşe ve bu köşeleri kapmak için çok çok hızlı hareket ediliyor.

Şu anda Türk kültüründe böyle bir uygulamanın yerinin az olması dezavantaj gibi gözüküyor. Performans bazlı olması dolayısı ile perakendecilerin bunu en azından deneyeceğini ve kötü sonuçlar almayacaklarını düşünüyorum. Asıl zorluk ise son tüketici tarafında yaşanacak bana kalırsa. Sonuçta, ana etken her zamanki gibi fikir değil,  işi yapma (execution) olacak.

Bir diğer girişim ise hızlıca 20 milyon USD yatırım alan Shopkick. Shopkick de fiziksel perakende dünyası ile mobil dünyayı bağlayan, 2011 yılında en iyi sosyal ticaret uygulaması yarışmasında finalist olan güzel bir lokasyon bazlı alışveriş uygulaması. Aynı zamanda dükkanların, alışveriş merkezlerinin içine girdiğinizde hem ödül (kick) kazandığınız bir nevi yeni nesil sadakat sistemi hem de ziyaretçi trafiğini ölçen bir çeşit offline analytics. Kafanızı karıştırmamak için daha derine girmiyorum ama bence bu yeni nesil fikirlerin asıl gücü son kullanıcı açısından çok basit kullanımı olan ama kendi içinde çok fazla komplike kurguyu basitçe harmanlamış olmasından geliyor.

Bir önemli dipnot: Her ikisinin de yatırımcısı Reid Hoffman ( Linkedin, Paypal, Facebook, Zynga… desem yeterli olur sanırım) Bu teknolojilerle ilgileniyor ama kendisini takip etmiyorsanız çok şey kaçırıyor olabilirsiniz.

Shopkick için asıl fırsatın satın alma verisi ile sosyal verileri birleştirmekte olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunu da kısmen başarıyorlar. (İngilizce bilenlerin Behavioral targeting‘i okumalarını öneririm.) Biraz “Azınlık Raporu” gibi gelecek ama orta vadede dükkana giren müşterisini tanıyan, sosyal ağ datasının da yardımı ile, gerçek zamanlı doğru teklifleri sunan ve satın alma yapmayacak ziyaretçiyi dönüşüme (conversion) bağlayabilecek sistemlere varması bana çok da uzak gelmiyor. Teknolojik altyapısı geliştirilebilir ama temelde hazır sayılır, topluma adapte olması olması için birkaç on yıllık zaman var. Bu bloğun düzenli okuyucuları önümüzdeki senelerde bu sürecin bir parçası olacak, buna eminim 🙂

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 98

Hepiniz bana gülüyorsunuz, farklıyım diye; ben size gülüyorum hepiniz aynısınız diye.

Birini tanimak mi istiyorsun? İzlediği filmlere bak, geri aldığı sahnelere; kitaplara bak, altını çizdiği cümlelere bir de Retweetlerine…

Modern toplumlarda genclerin bilgisi, orta yaslilarin deneyimine ağır basıyor. (Üzeyir Garih, İs hayatımdan kesitler ve genclere tavsiyeler)

Mutluluk nedir? Filmlerde gördüğümüz gibi iki sevgilinin ağaçların arasında kovalamaca oynaması mı? Hiç degil. (Çemberimde Gül Oya’dan)

Öğrenmeden geçirdiğim her saniye boşa geçiyormuş gibi geliyor. Yemek yemek, yürümek vs. hiçbir şeyi tek başına yapmıyorum. Zoraki “multitask”.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 97

Dünyada 30 Yasin altında %90’i gelişen ülkelerde yasayan 3 milyar insan yaşıyor. Gelecegin nerede olduğunu net gösteren bir bilgi.

Satış, satış sonrasının önüne geçtiği sürece müşteri memnun olmayacak. İyi bir ürün bu yüzden önemli, bu ikisine daha az gerek kalsın diye.

Facebook’un “motto’larindan” biri “Hızlı hareket et, bir seyleri kır”. Ben olsam kır kelimesi yerine “tamir et” kelimesini kullanirdim.

Her konuda üreticiler var ahkamcilar var. İkincisi daha kolay, bu yüzden bu kadar çoklar.

Facebook reklam kelimesinden hikaye kelimesine geçiyor. Aynısını fırsat siteleri de yapmalı. Fırsat ve fırsatçı algısı çok kötü kelimeler.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 96

Kurucusu; bize “overnight success” (tek gecede başarıyı elde ettiler) diyorlar ama biz Angry Birds’ten önce 19 oyun daha yapmıştık, tek gece sayılmaz demişti.

Yeni nesil ürünlerin tasarımı konusunda öğrenen termostat Nest’ten, öğrenilecek çok şey var. (iPhone’un tasarımcısından)

Hayallerinden korkan senin gibi olsun!

“Hayal kuruyorum hayallerime ulaşıyorum’cular” yere vurulurken “Hayal kuruyorum hayal kırıklıkları topluyorum’cuların” el üstünde tutulması?

Kişisel zevklerimiz bir süre sonra sorumluluklarımıza dönüşüyor. Ne ilginç değil mi, çoğu zaman ne güzel.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 95

Banksy’nin üzerine nişan alınmış, çelik yelekli barış güvercini hep Hrant Dink’i hatırlatır bana. “Bir güvercinin ruh tedirginliği içindeyim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.” diyen ama haksız çıkmanın cezasını canıyla ödeyen bir insanı.

Sabit fikirlilerin fikrini değiştirmek için enerji harcamaya gerek yok. Fikir değişse basarı gelecek mi? Heyecanlandirmayan heyecanlandirmaz.

Mesnevi’deki bazı hikayelerin “Sözlerin manasını anlayincaya kadar bir müddet ağzını acmaz” cümlesi ile bitmesi çok etkileyici, degil mi?

Bir mum diğerini tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez. Mevlana

Ben açım ve senin topraklarında insanlar yemeklerini çöpe atıyormuş doğru mu? İmza: Açlıktan ölen çocuk

E-ticaret Şirketlerinin Sonraki Adımları

E-ticarette hala çok fazla fırsat mevcut. Fırsatların çoğu farklı modellerde ve dikey alanlarda. Ayakkabı, takı gibi dikeylerin bazılarında rekabet gittikçe kızışıyor, özel alışverişte ne kadar kızıştığını anlamak için sadece televizyon reklamlarına harcanan milyon dolarlara bakmak yeterli.

Geri kalanların büyük çoğunluğu ise boşlukta. En büyük fırsatın mobilya’da olduğunu söylemek yanlış olmaz ama hala düzgün bir alternatif yok. Arzu edenler İkea’nın sitesine bir göz atabilir. Rocket’tan sızan, henüz kapılmamış bir sonraki milyar dolarlık tek sektörün mobilya olduğunu anlatan mektubu oradaki potansiyel değil üslup geride bırakmıştı. Dünya’da en fazla ciroları yapan ilk 5’te, 10’da sıkça rastladığımız ofis malzemelerinde ülkemizde iyi bir örneğini görmedik. Birçok niş hedef kitleyi geçiyorum, genç profesyonel kadınları eticarete alıştıran özel alışveriş kulüplerinde giyim harici bir çok dikey doldurulmayı bekliyor. Model açısından baktığımızda Yemeksepeti’nin yıllardır var olmasının ama Susepeti’nin olmamasının da bir nedeni olması gerekiyor. Bunlar akla gelmeyecek fikirler değil zira. Bu arada çok yakın bir zamanda Hepsiburada CEO’su Yenal Gökyıldırım’ın subscribtion model (yani dergilerdekine benzer aylık ücret ödenen abonelik sistemine) geçeceklerini söylemesini de hatırlatayım. Şimdilik listenin başındaki yenilikler bunlar olsa da, bu tür büyük yapılarda yenilik yapmak kolay değil, çoğu zaman aylar, bazen de yıllar sürdüğüne şahit oldum, göreceğiz.

Yukarıda saydığım eticaret şirketleri için büyüme yolları bir süre daha bu şekilde devam edecek. Yalnız, orada da rekabet arttığında yani kar marjları düştüğünde Türkiye pazarında ilerleyebilecek yollar azalacak. O zaman teknolojinin ve verimliliğin önemi daha da artacak. Yalnız, sorun şu: Dikey köşeler tutulduğunda ilerleyebilecek alanlar azalıyor. O zaman büyüklerin  (özellikle private shopping’lerin) farklılık yaratması için önlerinde stratejik hamleler kalmayacak. O zaman firmalar özellikle de büyükler “Mavi Okyanus Stratejisi’ni” benimsemek zorunda kalacak. (Ne olduğunu bilmiyorsanız mutlaka buradan okuyun.) Özetle, rekabete girmektense yeni şeyler yapmak daha cazip olacak.

Özel alışveriş kulüplerinin ondan sonraki adımının fiziksel (offline) mağaza açmak olacağını söylemek mantıksız olmaz. Bu varsayımların geneli benim tahayyül ettiğim şeyler değil. Amerika’daki Gilt benzeri şirketleri incelemek ve biraz akıl yürütmek yeterli. Bilinirliği daha da arttırmanın, rekabetten sıyrılmanın yolu da bu. İlk başta “showroom” olarak başlayacak sonradan karlı modellere dönüşebilecek bir trend olabilir. Tabii ki, diğer özel alışveriş kulüpleri alışveriş merkezlerinde mağazalar açmaya başlayınca sıradanlık oraya da sıçrayacak. En sevdiğim işletme profesörlerinden Tom Peters’in aşağıdaki sözü hayat için olduğu kadar eticaret için de ders niteliğinde. Hayat basit: Bir şeyler yaparsın, çoğu işe yaramaz; işe yarayanlarla devam edersin, eğer gerçekten başarılı olursa kopyalarlar, sen başka bir şey yaparsın. Farkı yaratan da bu: Başka bir şey yapmak.

Online-offline entegrasyonunda inovasyona daha çok yer var. Beni asıl heyecanlandıran taraf da orası. Walmart örneğini defalarca yazdım. Walmart gibi mağazalar online’a önem verip, dominasyonu sağlamayı çalıştıkça oyun daha da sertleşecek. (Türkiye’de Teknosa örneğini vermeden geçmeyeyim.)

Biliyorum tam anlamı gerçekleşmesine uzun seneler var ama online-offline entegrasyonu nihai hedeflerden bir tanesi, hem olması gereken hem de kaçınılmaz olacak olan şey. Halihazırdaki fiziksel şirketlerin dezavantajı teknoloji, online şirketlerin dezavantajı tedarikti. Şimdi bu ikisi birbirine yaklaştıkça biz de şurada yazdıklarıma yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Heyecanlı zamanlara daha yeni girdik, gideceğimiz çok yol, öğreneceğimiz çok şey var 🙂

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 94

On yıllardır “You are the Best” (En iyisi sensin) diye gazlayan Amerikan Paradigması yerini “Hire people better than you” (Kendinden daha iyileri işe al) gibi söylemlere bırakıyor. Ne güzel.

Nelson Mandela: Neredeyse benim hayatim kadar zamani hapiste gecirmek ve insanliga bu kadar fayda sağlamak. İnanılmaz.

“İçimde her gün ölen umutlar var” (Halil Sezai) diye sözleri olan bir şarkı dinleseydim hayatı değil, kendimi ve müzik zevkimi sorgulardım.

Umut, anahtar kelime mutluluk için, başarı için… O kadar önem veriyorum ki, bu hayattaki en önemli yere, oğlumun nüfus kağıdına yazdırdım.

Dedikoduları / iftiraları nefret edenler uydurur, saflar dağıtır, aptallar inanır. Ama tüm bunlar masumu incitir. (A. Jolie)

 

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 93

“Şu kişiyi örnek alıyorum” dediğimde “Kendin ol” diyen insanlar inanın size değil kastım, cahille sohbeti kestim.

Son zamanlarda dilencilerden en çok duydugum dua: Allah iş kapılarınızı açsın.

“İmkanı olanlar” derken çalışanlar kast ediliyor cogu zaman ama asıl çalışanların bir şeyi yapmaya imkanı yok.

Düşündüğün şeyleri, kendi sosyo-ekonomik sınıfına eleştrel bir şekilde, “İşte bu insanlar bunu yapıyorlar” şeklinde söylemek yeni trend.

Olabilecek bütün kötü olasılıkları söyleyen, sonra ben demiştim diyen kisilerin kendilerini ileri görüşlü zannetmesindeki ironi…

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 92

Sakın acınası bir kariyer için ruhunu feda etme. Noam Chomsky

Dünyada “call to action’ların” hiçbiri “Soğuk İçiniz” kadar başarılı olmamıştır sanırım. Oysa Cola’nın icadı, buzdolabının icadından eskiye dayanır.

Eğer minibüste 100 TL uzatırsan, para üstünü (en iyi ihtimalle) inene kadar alamazsın. Bu minibüsçülerin sana ders verme biçimidir.

Bu sene “Ides of March” ve “Moneyball” filmlerini çok beğendim. Oyun teorisi ve stratejik düşünme ile ilgilendikçe sinema zevkim değişiyor belli ki.

Telefonunun şarjı ile mutluluğun arasında korelasyon var mı? Eğer varsa arada bir şarj olmalısın.

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 91

2 Kısa Hikaye:

“Bak ağlamayacaksın, söz verdik” diye sarılırlarken birbirlerine, düşünsene demişti, sabah normal bir şekilde kalkmıştı..

Karşı masadaki çocukta, oğlunun 2 yaş büyümüş halini görmüştü tıpkı her başörtülü, minyon teyzede rahmetli babannesini gördüğü gibi.

90yaşındaki Aydın Boysan’ ın ilk kitabını 63 yaşında yazması ve bugüne kadar 40 kitap yazmasının anlattığı çok şey var. (U. Gürsoy)

Birçok kisinin konuşmalarından çok önemli dersler çıkarıyorum kendime. Ama bazı kisiler var ki, onların sükunetinden öğrenilmeyecek şey yok.

Türkiye’de özgüven tanımı: “Her yere girip çıkabiliyor.”

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 90

Ne konuştuğunu bilen insanların Powerpoint’e ihtiyacı yoktur. (Steve Jobs)

“Yetişkin olmak buydu; 210 km’lik hız şansım olmasına rağmen 60 km’den fazlasını yapamamak.” (Jeux D’enfants)

“Hayatimin en mutlu anıymış, bilmiyordum” (Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi başlangıç cümlesi)

Bilgisayarı ilk açtığında ne yapıyorsun? Twitter, Facebook, mail kontrol ediyorsun değil mi? Oysa en taze zamanın bu.

En güzel zamanını harcıyorsun. Bir farklılık yaratmak istiyorsan dün olanlara cevap vermeye çalışmak yerine yeni şeylere odaklanmak gerekir. (Seth Godin)

Hayat Üzerine Kısa Düşünceler 89

Google aramaya, Facebook sosyal ağlara, Apple MP3 çalara geç kalmıştı. Hiçbir zaman geç değil, sadece daha iyisini yap.

Neredesin sorusuna verilen -“Köprüdeyiim” cevabı dogru olsaydı köprü trafiği 10 kat daha kötü olurdu.

Çok kurumsal olduğu için nefret ettigi halde aksam yemeğinde suşi yemek zorunda kalan binlerce kisinin dramı eski Turk filmlerinde bile yok!

Umut iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir.

Mutluluk öğrenilen bir şeydir, daha da önemlisi öğretilebilen bir şey olması.

Twitter Üzerinden Sosyal Ticaret Yapılabilir mi?

Bana çok sorulan sorulardan bir tanesi bu. Konferanslarda ve konuşmalarımda örneklerimi Facebook ağırlıklı veriyorum. Sebebi ise malum; Türkiye’de ve Dünya’da sosyal ağ eşittir Facebook algısı. Daha da önemlisi sosyal ticaret için hayati olan veri konusunun Facebook’ta diğerlerinin çok çok ilerisinde olması. Gelecekte bu durum değişebilir ama Facebook uzunca bir süre liderliğini devam ettirecektir. En yakın rakip ticari anlamda Google (plus) olabilir ama dataları (özellikle sitede zaman geçirme) şu anda pek parlak değil. Comscore datası Google plus kullanıcıları sitede aylık ortalama 3.3 dakika geçirirken, Facebook ortalaması 7,5 saat.

Neyse konuyu dağıtmayayım, Google’ın da uzun vadede buradaki en önemli oyunculardan biri olacağını düşünüyorum. Buradaki temel fark; Google ve Facebook ödeme sistemleri, sayfaları, reklamları ve daha bir çok özelliği ile bir ekosistem iken Twitter’ın, Pinterest’in ve diğer sitelerin sadece bir sosyal ağ olması.

Gelelim Twitter ve sosyal ticaret ilişkisine. Çok yeni olmakla birlikte Twitter üzerinden sosyal ticaret adımları atılıyor. Sosyal medya ve ticaret anlamında en beğendiğim birkaç şirketten biri olan American Express Mart 2012’de aşağıdaki “Sync, Tweet and Save” kampanyasını duyurdu:

3 basit adımda şöyle işliyor:

1. Kredi Kartınızı Twitter kullanıcı adınız ile buradan eşleştiriyorsunuz.

2. Hastag’li fırsatı Retweet ederek otomatik olarak indirim kazanıyorsunuz.

3. Kredi kartınız ile indirimli tutarı ödüyorsunuz.

Yani diyelim ki @StarbucksTR, Amex ya da takip ettiğiniz bir arkadaşınızın hesabında “Bunu RT et, bir sonraki kahvende %20 indirim kazan #amexcoffee” gibi bir twit görüyorsunuz, RT ediyorsunuz ve anında indirim kazanıyorsunuz. En güzel tarafı kupon yok, çıktı almak yok, süreç otomatizasyonu çok temiz.

Amex, önce Foursquare sonra Link, like, love ( Temmuz 2011) kampanyası ile başlattığı bu akımı Twitter’la bir adım ileri taşıyor aslında.

Bu alanda neredeyse her hafta yenilikler görüyoruz. Ben de gelişme oldukça bu inovatif uygulamaları öncelikle Twitter hesabımda paylaşıyorum. Konu ilginizi çektiyse buradan takip edebilirsiniz.

Hazır konu açılmışken e-ticaretten de bir örnek vereyim. Zappos (Amerika’nın Zizigo’su) temel olarak ürünlerinin daha çok Twitter’da paylaşılmasını ve tavsiye edilmesini sağlamak için Tweetwall isimli bir Twitter uygulaması geliştirdi. Başlangıç için güzel ama tabii ki yeterli değil.

Daha önce de çok kez söyledim. Kişilerin arkadaşlarına tavsiye etmesi sosyal ticaretin adımlarından bir tanesi. Tweetwall’da başlangıç için güzel, belli ki bir deneme projesi ama asla yeterli değil. Tüm süreçleri kapsayan ve sonunda müşterisinin satın almasını sağlayan kurguların daha karlı olacağını söylemek mantıksız olmaz. American Express kampanyası bu yüzden önemli. Twitter – Sosyal Ticaret ilişkisi emekleme döneminde, bu tür kampanyalar vizyoner projeler ve sonuçları önemli. İşe yararsa tüm dünyada “best-practice” gösterilecekler. Yaramazsa buradan edindikleri deneyimlerle daha da iyi kurgular üretecekler. Ama sonuç ne olursa olsun sosyal ticarete bir fayda sağlayacak, biz de yakından takip edeceğiz.

Sosyal ticaret ile ilgili diğer yazılarımı burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.

←Önceki