Sanırım, birinci, ikinci ve üçüncü yazılar şu ana kadar sosyal ticaretin ne olduğu konusunda fikir sahibi edinmemizi sağlamıştır. Bu yazı dizisini “Gelecekte ne olacak?” sorusu ile bitiriyorum:
Ticaret kelimesinin önüne latin alfabesinin her harfinin geldiğini gördük. E-(lektronik), F-(acebook), M-(obil), T-(ablet) Ticaret gibi ama işin özü şu: Eğer ticaretin temelini bilmiyorsak önüne hangi harfi koyduğumuzun bir önemi yok, hepsinde başarısızlığa mahkumuz. Bunun için araçlardan ziyade işin mantığını kavramamız gerekiyor.
Mantığı kavradıktan sonra araçları ve şirketleri konuşabiliriz. 5 sene sonra da sosyal ticaret konuşmaya devam edeceğiz, araçlar çoğalacak. Yakınsama bir adım daha ilerlemiş olacak. Online-offline entegrasyonları daha da önemli hale gelmiş olacak. Doğal olarak Google Wallet’ı daha çok konuşacağız büyük ihtimalle. Şu anda f-ticaret, sosyal ticaret ile eşanlamlı kullanılıyor, birçok kişi aradaki farkı bile bilmiyor. Bu, şu anda sosyal ağ ile Facebook kelimesini eşanlamlı kullanmamıza benziyor. Google, sosyal ağlarda (henüz) çok başarılı olamadı ama bu işin geleceği olan Mobil, Google’in alanı. Android’i ile, 2009 yılında 750 milyon dolara aldığı Admob ile 2011 yılında 12,5 milyar dolara satın aldığı Motorola ile bu alandaki en geleceği olan şirketlerden bir tanesi.
Özetle, daha büyük alan, daha büyük oyuncular getirecek. Google gibi, 2 milyon çalışanı olan, yıllık cirosu 421 milyar dolar olan Walmart gibi. (Fikir vermesi açısından söylüyorum. Dünya’nın en büyük ordularından ve ekonomilerinden biri olan ülkemizin ordusu yaklaşık 800.000 kişi, TÜİK verilerine göre Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 2010 yılında 735 milyar dolar. )
Markalar, sosyal CRM vasıtası ile neye ihtiyacımız olduğunu bize söyleyecek ve biz akıllı telefonlarımız ile satınalma yapabileceğiz. Korkutucu mu? Daha doğru soru tehdit mi, fırsat mı? Bu anlattığım şeyler hayal ürünü, konsept, prototip değiller, hepsinin teknolojisi hazır, yukarıdaki videoda da görüyorsunuz, Amerika’da kullanılıyor, yaygınlaşması yaklaşık 5 sene sürecek. Yani, bizim fırsatları değerlendirmemiz için biraz vaktimiz var.
Google Wallet, Google hesaplarımızın datası ile harmanlandığında (burada en önemlisi o zamana kadar kitlesel olmayı başarırsa Google Plus olacak, ya da Google’ın henüz çıkmamış sosyal ürünü) arkadaşlarımızın ne satın aldığını direkt olarak görebileceğiz. Sonrasında zaten buna sosyal ticaret demeyeceğiz, ticaret diyeceğiz. Bizim için normal bir alışveriş şekli olacak çünkü. Doğru zaman olduğunu hissetmemiz, bizim ne kadar başarılı marka yöneticileri, girişimci veya pazarlama profesyonelleri olduğumuzu direkt etkileyecek. Süre işliyor, istediğiniz fırsattan başlayabilirsiniz, herkese başarılar…
Not: Bu yazı dizisi hakkında ne düşündüğünüzü ya da hangi konularda yazmamı istediğinizi bir tweet ile gönderirseniz memnuniyetle değerlendirmeye alırım.
Bu serinin ilk ve ikinci yazılarında ülkemizdeki hem Sosyal Medya’ya hem de E-ticaret’e bakışıma değinmiştim. Bu yazımda öncelikli fırsatlara değineceğim.
Facebook’tan film izleme ve bedelini Credits ile ödeme temelinde sosyal ticaret. Dünya’nın en büyük e-ticaret sitesi Amazon.com’da e-kitap satışlarının fiziksel kitap satışlarını geçmesi trendin nereye doğru gittiği konusunda ciddi fikir verecektir. “Download ya da stream” edilebilen ürünlerin öncelikli fırsat alanı olduğunu söyleyebiliriz.
Hollywood’un en ünlü film stüdyolarından Miramax, Facebook’ta film kiralıyor. Yani filmi seçip, Credits ile ödüyor ve Facebook’tan izliyorsunuz. Dünya’da sadece üç ülkeye açık bu beta program ve bu üç ülkeden bir tanesi Türkiye. Bir kez daha, ülke olarak diğer endüstrilerde olan dezavantajlarımız veya geriden gelmemiz bu endüstri için geçerli değil. Dünya’nın en büyük şirketleri sosyal ürünlerini öncelikle Türkiye’de deniyorlar ve Türkler beğenirse tüm Dünya’nın beğenisine açıyorlar. Evet, bu sefer Dünya bizim gerimizde, yapmamız gereken ise bu fırsatı değerlendirmek.
Dünya’da Sosyal Ticaret konusunda öncü olarak FMCG sektörü ve özellikle Procter & Gamble, Coca-Cola gibi firmalar gösteriliyor. FMCG, bence sosyal ticarete çok uygun olmayan sektörlerden bir tanesi. Sosyal ticaret, bir otoban değil, daha çok dikenli bir yol gibi. Kendi içerisinde zaten dezavantajları var, ödeme, kredi kartı numarası vermenin hala çok güvenli olmadığı algısı, ekosistemin gelişmesine daha zaman olması (Facebook’a kredi kartımızı kaydetme, Credits’in %30 pay alması gibi gibi…)
Bir de tüm bunlara aracısızlaştırma yani ürünün süpermarket gibi bir aracısı olmadan direkt olarak firmadan son tüketiciye gönderilmesi eklendiğinde iş daha da zorlaşıyor. (Walmart, bunu kısmen çözdü bu arada, belki başka yazımda detaylı anlatırım) Ürünlerin çoğunun internetten satılmaya çok müsait olmaması da cabası. Yani hızlı tüketim ürünlerini bakkaldan almak çok daha mantıklı, P&G ürünlerini de süpermarketten. Ama örnek olarak giyim, moda sektörü öyle değil, kapalı alışveriş kulüpleri bu algıyı yıktı.
Bu arada, websitesi üzerinde sosyal ticaret sitesi kurmak, Facebook uygulaması yapmaktan çok daha farklı. sosyal ticaretin f-ticaretten farkı da bu bana kalırsa. Bu konuda dünyada en beğendiğim kurguları sürekli inceliyorum ve devamını ileride yazacağım.
Özetle, satınalmanın Facebook’un içinde gerçekleşmediği, sadece vitrin gibi bir facebook uygulaması yapmakta büyük fırsatlar yok, bunu kendi kurguları ile bir sosyal ticaret sitesine çevirebiliyorsak orada fırsat var.
Biz gerçekten sosyal medyanın paraya dönüştüğü zamanı gördüğümüzde başarı kriterlerimiz de (KPI) ona gore değişecek, e-ticaret KPI’larına daha çok yaklaşacak. Satılan ürün, dönüşüm (conversion), ciro, kar gibi başarı kriterlerimiz olacağı için sadece sosyal medya iletişimi yeterli olmayacak.
Markalar uzun süre hayran sayısını kendine KPI aldı, son bir iki aydır hayran sayısı değil, ne kadar konuşulduğu önemli dendi ve herkes yeni kriterlerden People Talking About’u öğrenmeye koyuldu, markalara bunlar öğretildi. Belli ki, önümüzdeki senenin konusu bu. Bu işin iletişim tarafı çünkü Facebook markaların 100.000’lerce hayranına iletişim / promosyon yapabileceği bir mecra olarak duyuruldu ve bu algısı devam ediyor. Sosyal CRM, Sosyal Alışveriş gibi kavramların anlaşılmasına daha var. (Burada 1 sene once yazdığım yazıyı refere edeceğim: www.hasanbasusta.com/gelecek/sosyal-iletisim-crm-ve-ticaret-pg-ornegi.html
Ne zaman ki markaların üst düzey yöneticileri, “bizim kaç hayranımız var” sorusundan “bizim hayranlarımız bize ne kadar para kazandırıyor” sorusuna geçer, o zaman bu konular çok daha önem kazanır.
Yani, sosyal konteks kullanarak ne kadar satış yapıldığı KPI’ına biraz zaman var. Şu anda sosyal medya ile e-ticaret birbirinden çok farklı iki ayrı konu. Bir tanesi daha Kurumsal İletişim’in diğeri ise satışın öncelikli konusu. Ama ben inanıyorum ki Facebook Insight’larda ne kadar satış yapıldığını görebileceğiz birkaç sene sonra. İşte o zaman, bu iki kavramın birbirine yaklaştığını ve çok daha önemli hale geldiğini göreceğiz. Olması gereken de bu değil mi?
Erik Johansson yıllardır takip ettiğim, acaba yeni bir şey yapmış mı diye sık sık sitesinden kontrol ettiğim yeni nesil sanatçılardan. Bir fotoğraf manipülasyon ve “Retouch” ustası, Photoshop sihirbazı. İmkansız senaryoların gerçekçi fotoğraflarını yaratıyor; anların değil fikirlerin üzerinde duruyor. Az önce TED’de yayınlanan bu 6 dakikalık videoda Erik, çalışmalarını ve hayalindeki fotoğrafları meydana getirmek için nasıl aylarca çalıştığını anlatıyor. Bizi sınırlayan tek şeyin hayalgücümüz olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Etkileyici…
Not: Yeni yayınlandığı için henüz altyazısı yok, ama yakın zamanda eklenecektir. Zaten sunum görselliği açısından sessizce bile izlenebilir.
1982' de doğdum. İstanbul ve Marmara'dan sonra İngiltere' de Pazarlama okudum. Blogumda 2006 yılından beri Yaratıcılık, Pazarlama, Reklamcılık ve Tasarım konularında "Değişik Düşünce'lerimi" paylaşıyorum. Bana hasan (at) hasanbasusta (nokta) com adresinden her zaman ulaşabilir, daha fazla bilgi için "buraya" tıklayabilirsiniz.