Mutluluk

Hep olmak istediğim ama olamadığım o insan olmak isterim. Sabahları erken kalkan, sporunu yapan eve dönüp duşunu alan, mutlu mesut işine giden yolda kitabını okuyan, bütün gününü olabilecek en verimli şekilde geçiren, kendisinden başka kimsenin moralini bozmasına izin vermeyen. Akşam evine dönen,  yatağında rahat uyuyan…

Türkiye’de mesleğimin en iyisiyim dedi bir arkadaşım geçen gün. Bunu mavi gözlüyüm der gibi söylemişti. Ve bunu söylerken ciddiydi. Hakikaten bir konuda herkesten iyi olmak nasıl olurdu acaba? Kriterleri neydi bir işte en iyi olmanın? Ben hiçbir zaman hiçbir konuda en iyi olmadım. Söyleyebileceğim yegane şey herhalde en iyisi olmak için efor sarf etmek olurdu.

Sayısız insan yaşar içimizde demiş ya Fernando Pessoa ben hep merak ederim, kaç insan yaşar benim içimde diye. Hatta her seferinde kahkalarla güldüğüm  iki isimli arkadaşım gelir aklıma. Bugün nasılsın diye değil bugün kimsin diye sorarım onu gördüğümde. Ben bazen Ahmet olurum bazen Mehmet der. Ahmet daha karamsar, mutsuz Mehmet ise daha iyimser ve kahkaları ile ortalığı çınlatan.

Bir süre sonra beraber vakit geçirdiğimiz insanlar oluruz. Ve eğer çıkar ilişkilerinden bıkmışsak bırakırız o çevremizi (bazıları buna hiçbir zaman cesaret edemez)

Bir insan hem akıllı hem aptal olabilir mi? Hem güzel hem çirkin, hem yalnız hem.. (yalnızın karşıtını bulamadım) var mı emin değilim…

Hayatım boyunca gazetede okuduğum bir adamı hiç unutamadım. Adamı unuttum ama ne söylediğini unutamadım. Başarısının sırrını soran muhabire, “Ben hiç bir şey karşısında stress yapmam demişti, hatta bir keresinde fabrikam yanmıştı, bahçede mangal yapmıştık işçilerle demişti.”

Ölümlü dünyada denir ya hani, çok severim ben o deyimi. Ve her zaman başaramasam da bu felsefe ile yaşamak isterim.

Gazetede yarın hava çok güzel olacak diye manşet varsa, ne güzel der geçeriz. Ama yarın fırtına geliyor yazarsa hemen gazeteyi alır en ince detayına kadar okuruz. Güzel bir manzara olursa bakmayız ama trafik kazasına bakarız. İnsan doğası gereği olumsuza odaklıdır. Bu odağı pozitife dönüştürmek için insan üstü bir çaba sarf ederiz.  Bir çoğumuz gene de odağını değiştiremez.

10 adımda mutluluğun formülünü verecek bir kişisel gelişim uzmanı değilim. Bu hayatta ne için yaşadığımız yüzyıllardır filozoflar tarafından irdelendi, irdeleniyor.

Nihai amacımızın mutluluk olduğunu düşünenlerdenim. Mutluluk çoğu zaman başarı ile karıştırılan bir kavram. Oysa başarılı olmak insanı her zaman mutlu yapmıyor. Zengin olmak da. Mutluluk bir iç huzur hali aslında. Başarılıysan ama pazartesileri işine lanet ederek gidiyorsan, cumaları “Yaşasın bugün Cuma” diyorsan günün en az 8 saatini çok da mutlu geçirmiyorsun demektir.

Demek istediğim yarın işimizi bırakalım, yeni sulara yelken açalım vs. değil. Ama ne yapacağımızı bilmiyorsak bize kimse yardım edemez.  Öncelikle şunu kabul etmek lazım: Bütün bir hayatı haftasonunu bekleyerek geçirmek nasıl bir yaşam tarzı? Yedi günün beşine sabretmek zorunda kalmak, çok can sıkıcı… Tıpkı, bir gün çalışmayı bırakıp emekliliği düşlemek gibi…

Para, başarı, güzellik, zeka. Bu dört özellikten biri  sende olduğu zaman “yırttığını” düşünüyorsun. Örneğin güzelliğin varsa, diğer özelliklere sahip bir eş buluyorsun. (Her zaman değil ama çoğu zaman.) Bu 4 özelliğin tamamına sahip insanlar tanıyorum ama belki de geceleri yorganları üstlerine çekip ağlıyorlar bilemiyorum.

Özetle, şunu söylemek istiyorum, eğer her gün yeni bir güne başlayabiliyorsak o gün güzel bir gündür. Ve eğer sıkıntılarımız varsa, bir süre sonra bağışıklık kazanırız. Bunu da en iyi cenazelerde anlarız. Sen de sevdiğiniz bir kişinin cenazesinin ardından sadece üzülmek yerine yazmayı dene, bakalım nelerle karşılaşacaksın? Sen de benim gibi yazdıklarınıza şaşırabilirsin ama kesinlikle çok şey öğrenirsin.

NOT: Bu yazım ilk defa Martı Dergi’sinde yayınlanmıştır.