Canınız Sıkılınca Ne Yaparsınız?

Savaş Hoca’mın “Hani İçinizden Hiçbir Şey Yapmak Gelmez Ya” yazısını okuyunca ben de kendi listemi oluşturdum. Canım sıkılınca ne yaparım listesi. Aslında, kendime haksızlık yapmayayım, benim canım neredeyse hiç sıkılmaz. O aşamaya gelmeden önce mutlaka önlemimi alırım çünkü. İnternette gezmeyi çok tercih etmem. Ruh halimi değiştirmek için daha fiziksel bir şeyler yapmak gerektiğine inanırım. Aksi halde canım bilgisayar başında oturarak daha da sıkılabilir. “Emotion comes from motion” ( Duygu hareketten gelir) sözünün doğruluğuna inanırım. Neler yaparım peki?

1. Eski dostlar ile görüşürüm. (Özellikle beni bu modumdan çıkaracak, komik ve pozitif olanlarla)

2. Yeni insanlar tanırım, sohbet ederim, daha çok dinlemede kalırım, yeni  bilgiler edinirim.

3. Cem Yılmaz izlerim.

4. Blog yazarım.

5. Hayal kurarım, planlama yaparım. Hayatımın 5 sene sonra neye benzeyeceğini düşünürüm.

6. Yemek yerim, atıştırırım, abur cubur, çikolata ne bulursam

7. Sahilde yürüyüşe çıkarım, kitap okurum.

Aklıma ilk gelenler bunlar. Siz canınız sıkılınca kendinizi daha iyi hissetmek için ne yaparsınız?

E-tohum – 15 Yarın Açıklanıyor

E-tohum Burak Hocam’ın inanılmaz emek verdiği “Türkiye’de internet sektörünün gelişmesi için” sarf edilen en büyük çabalardan bir tanesi. Bugüne kadar bu sektör için neler yapıldığını okuyunca inanması zor geliyor. İlk günlerinden beri tüm gücümle destekliyorum. Toplantılarına katılıyorum, çok şeyler öğreniyorum.

Bu senenin ilk 15 girişimi ise yarın ( 30 Ocak 2010 Cumartesi ) açıklanıyor. E-tohumun ne olduğunu buradan, yarınki toplantının detaylarını ise şuradaki yazıdan okuyabilirsiniz.  Yarın görüşmek üzere.

Webrazzi Gündem Sosyal Medya Toplantısı

Dünkü Webrazzi Gündem – Sosyal Medya Toplantısı oldukça keyifli geçti. Dokuz buçuk gibi salona geldiğimde zar zor yer bulabildim. Gerçekten böyle büyük bir salonu dolduracak bir organizasyon yapmak kolay değil. Arda’ya ve tüm Webrazzi ekibine tebrikler.

Aslında bugünün üzerine çok uzun bir yazı yazılabilir. Ama ben yorum yapmadan Gündemden aklımda kalan kilit cümleleri özetleyeceğim:

  • Farmville oynamak demek pazarlamanın geleceğini hissetmek demektir. (Özgür Alaz)
  • Sosyal Medya hava-i fişek gibi. Bir şeyler patlıyor, hepimiz bakıyoruz. (Serdar Kuzuloğlu)
  • Başarı hikayeleri yerine başarısızlık hikayelerini tartışmalıyız. (Serhad Akkılıç)
  • 24 Saat televizyon izleyen televizyoncu olabilir mi? Burada sürekli Friendfeed’de, Twitter’da gezen insanlar sosyal medya uzmanı olabiliyor (Elif Dağdeviren)
  • Her yerden bir ajans çıkıyor. İyi bir stratejisti olmayan ajanslar maalesef batmaya mahkum. (Elif Dağdeviren)
  • Yolcu yok, hepimiz mürettebatız. (Hepimiz birer yayıncıyız) Selim Tuncer
  • Ajanslar ile muhattap olan marka yöneticilerinin yetkin olmaması büyük sorun. Marka stratejisi ajansa bırakılmamalı. Markaysan marka stratejini sen belirlemelisin, ajans da sana yardımcı olmalı. (Yüce Zerey)
  • Eğer ben Friendfeed’de “like eden” kişinin neden, hangi zihniyetle like ettiğini çözmüşsem o zaman etkili olurum. Bu işin felsefesine kafa yormak lazım, entellektüeli olmak lazım. (Yüce Zerey)
  • İçgörü kelimesi çok önemli. Ajans – Marka arasında işveren – tedarikçi değil beraber çalışılacak bir ilişki olması lazım. (Alemşah Öztürk)
  • Sosyal Mecranın sorunlarından biri de bu: Kalite Düşüklüğü. Diyalog dediysek o kadar da değil. (Selim Tuncer)
  • En çok paylaşılmaya müsait içerikler

1-Komik Videolar, Resimler
2- Absürd İçerik
3- Acaba Gerçek mi İçeriği. (Sakallı Bebek, Uçan Daire)
4-Bebek Videoları
5- Kedi Videoları (Alemşah Öztürk)

Zengin Olduğumda…

Süreyya Ciliv’in bloğunda Bill Gates’in ilham verici sözlerine rastladım: “Dünyanın en büyük servetini elde etme şansım oldu. Fakat ilk günlerden itibaren söylediğim gibi bu servetin hepsini dünya çocuklarının sağlığına ve eğitimine adayacağım.”
Yani kendi çocuklarına bırakmıyor. Kendi ailesine bırakmıyor. Kendi şehrine bırakmıyor. Kendi ülkesine bırakmıyor. Dünyanın çocuklarına bırakıyor. Bu inanılmaz bir insanlık örneği. Bu yüzden kendisi eşsiz bir insan.
Bir gün çok zengin olduğumda servetimin büyük kısmını -Bill Gates’den bir farkla- ülkemin çocuklarının sağlığına ve eğitimine harcayacağım. Türkiye’nin çocuklarının bu fonlara daha çok ihtiyacı var. Bu da kendime verdiğim bir söz olsun buradan. O zaman geldiğinde sanırım kendime başarılı diyebilirim.

Biz Sizi Tatmin Olmayasınız Diye Yetiştirdik!

Bir arkadaşım Türkiye’nin en iyi okullarında okumuş, şimdi de en güzide şirketlerinden birinde çalışmaktadır. Bir gün iş ile alakalı bir konuda Hocasına dert yanar.

Hocasının cevabı çok nettir: Böyle hissetmen çok normal. Çünkü biz sizi tatmin olmayasanız diye yetiştirdik.

Tatmin olmamak başarıların sebebi midir yoksa mutsuzluğun temeli midir?

Tatmin olmayıp o hızla bir şeyler yapmak, harekete geçmek midir hedef, yoksa tatmin olduğun için daha motive çalışmak mı?

Özetle, iyi bir şey midir, kötü bir şey midir tatmin olmak? Karar veremedim…

Ve bir çalışanı ne tatmin eder?

Türkiye Mobil Reklamcılık Pazarı

Türkiye’de Mobil Reklamcılık ile ilgileniyorsanız (ki bence gelecek vaat eden bir iş ile ilgilenmeyi düşünüyorsanız, ilgilenmelisiniz) Evrim Dirik’in sunumunu mutlaka incelemelisiniz. Eğer çok vaktiniz yoksa yukarıdaki resim Türkiye’de Mobil Reklamcılık Pazar’ının çok iyi bir özeti niteliğinde.

Abdullah Gül, Obama'yı Alt Edebilecek mi?

Star Gazetesinde Gül, Sarkozy ve Obama’ya karşı başlıklı bir haber vardı Pazar günü. Haber güzeldi ama sonundaki sürpriz daha da güzeldi. Webrazzi yazılarımı okuyan bir gazeteci haberin sonunda Webrazzi’yi ve Beni şu şekilde refere etmişti: “Cankaya.gov.tr etrafında oluşan bu sirkülasyonun, yani bir web sitesinin böylesine ilgi çekmesinin “âlem-i web”de başka ne anlamlara geldiği hususunda ise -Türk siyasetinde uygulanabilirliği olmasa da- Webrazzi sitesi yazarlarından Hasan Başusta’nın notları belki bir fikir verebilir.”


ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’a uzanan yürüyüşünde “sosyal medya” kavramı etrafında geliştirdiği operasyonlarla büyük bir ilgi ve malî güce, evet malî güce sahip olmuştu. Facebook ve Google’dan bizzat Obama’nın teklifiyle transfer edilen bililim ve sosyal iletişimin parlak isimleri, web ziyaretçilerini izleme kodu “analytics”ten de yararlanarak ABD’nin yeni başkanının belirlenmesinde küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olurken, patronlarına, kimi günlerde 10 milyon dolar olmak üzere Beyaz Saray’a varış sürecinde ceman 500 milyon dolar bağış topladılar. Obama’nın şahsî sitesi ile Beyaz Saray’ın sitesi arasında oluşturulan etkin bilişim entegrasyonlarla da söz konusu liderin adı etrafındaki maddî ve manevî popülerlik halen web tabanlı olarak devam ediyor.

Konu ile ilgili yazılarımı okuma fırsatı bulamayanlar için buradan da link vereyim:

1- Obama’nın Sosyal Medya Kampanyasının Sonuçları

2-Analytics Kullanarak Nasıl 500 Milyon Dolar Topladılar?

Siz ne düşünüyorsunuz: Gül, Obama’yı sanal alemde alt edebilir mi?

Hiçbir Şirkete CV ile Girmedim

Bu hafta Hürriyet’in İnsan Kaynakları ekinde Zeynep MengiYaratıcı CV üzerine bir haber yazıyordu. Benim de görüşlerimi yayınlamış, teşekkür ediyorum kendisine. 2007 yılında hazırladığım bu Video CV, şimdilerde çok komik gelse de o zamanlar kalabalıklar arasında fark edilmemi sağlamıştı.

HASAN BASUSTA VIDEO CV from Hasan Basusta on Vimeo.

Gazetede yayınlanan konu hakkındaki görüşlerim şöyle:

Youth Rep’e fikir insanı pozisyonu için başvuran Hasan Başusta, tecrübesi olmadığı için “Farklı bir şey yapmam gerektiğini biliyordum ve kendimi anlatan bir video CV hazırladım” diyor: “Mükemmel bir iş başvurusu değildi, sadece farklıydı. Aklıma geldi, hemen 1 saat içerisinde yapıp göndermiştim. Kağıda yazılan CV’lerden en önemli farkı, dikkat çekici olması. Bu tür bir CV ile işe başvurursanız yüzlerce rakibiniz arasından sıyrılmanız çok daha kolay olur. Zaten insan kaynakları yöneticilerinin bir CV’ye ayıracakları bir kaç saniyeleri var. O anda dikkat çekmelisiniz. Böyle bir CV’nin yaptığı etkiyi gördükten sonra bir daha sıradan bir CV hazırlamamaya karar verdim. Uluslararası şirketlerden yeni kurulan şirketlere birçok kurumda çalıştım, hiçbirine CV ile girmedim. Beni tanımak isteyenlere ise bloğumun ve sosyal ağ profillerimin adreslerini gönderdim. Bu adresler benim ile ilgili her türlü sorunun cevabını bir dosya kağıdı CV’den daha ayrıntılı bir biçimde veriyordu.”

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İşe yaratıcı bir cv ile mi  yoksa dosya kağıdı cv ile başvurmak daha etkili olur?

2020 Mobil Trendleri

2020 Mobile Trends

Az önce “2020 Mobile Trends” raporuna denk geldim. Son slaytta, bahsedilen kavramlar toplu bir şekilde gösteriliyor. Vaktiniz ve merakınız varsa araştırma yapmak için güzel bir kaynak. Mobil Trendler nelerdir, nereye gidiyor diye düşünmeye başlayacaksınız, yukarıdaki listeyi Google’lamak ile başlayabilirsiniz. Ben öyle yapacağım.

P.S: Hepsini olmasa bile birkaç öne çıkan kavramı incelemenizi öneririm: Augmented Reality, Mobile Social Networks gibi…

Sosyal Ağlarda İzleme

Picture 54

Sosyal Ağlarda Dinleme yazımın üzerine bir güncelleme yapmak istedim. Aslında her ne kadar şu anda Dünya’da kabul edilmiş bir model olmasa da “sosyal ağlarda dinleme” göreceli olarak kolaydır. Asıl zor kısım ise internette markanız ile alakalı her konuşulan ile sizin için asıl değeri yaratan konuşmaları ayırt etmek ve o diyaloglara katılmak için yaptığınız stratejik iletişimdir. Birçok marka sosyal ağlarda nasıl cevap verilmesi gerektiği hakkında çok fazla bilgi sahibi değil. Prensip gereği kötü örnekleri yazmıyorum ama sonraki yazılarımda birkaç iyi örnekten bahsedebilirim.

2009 Yılı Benim Açımdan Nasıl Geçti?

Benim için o kadar ilginç ve bir o kadar da güzel bir yıldı ki 2009. Çok kısa 5 maddede bunu özetlemiştim ama kendime not olması için daha uzun bir yazıya dönüştürmeye karar verdim. Böylece artık 2009’un nasıl geçtiğini hatırlamam gerektiği zaman bloğuma bakmam yeterli olacak. 2009 yılı önemliydi, farkında mısınız bilmem ama 2000’li yıllar geride kaldı, aynı 80’ler, 90’lar gibi. Peki neler değişti bu sene hayatımda?

Geçen sene bu zamanlar bir ihracatçıydım. İşin gene pazarlama tarafındaydım ama tamamen farklı bir sektörde farklı bir kariyere doğru yol alıyordum. Daha sonra yılın ilerleyen zamanlarında proje bazlı olarak Adobe’de çalışmaya başladım. Adobe gibi uluslararası bir şirkette çalışmak, freelance olmak çok zevkliydi. Burada çok güzel tecrübeler edindim ve çok güzel dostlar. Bu kişilerden çok şey öğrendim.

Freelance olduğum 6 aylık dönem yaz aylarını da kapsıyordu. Uzun zamandır ilk defa rahat bir yaz tatili geçirdim. Akdeniz sahillerinde güneşin tadını çıkardım, bol bol yüzdüm.

Ve Aralık ayının başında Özgür Alaz ile çalışmaya başladım Promoqube’de. Bir şekilde Sosyal Medya’nın içinde olacaktım ama doğru zamanı ve yeri bekliyordum. O yeri bulduğuma inandığım anda da değişiklik kararını verdim.

Bol bol kitap okudum bu sene. Boş vakitlerimi iyi değerlendirdim. Yeni güzel alışkanlıklar edindim. Kişisel gelişimime önem verdim. Güne başlarken kendi kendimi motive etmeyi öğrendim. Uzun vadede hayatıma en çok etki edecek değişikliklerden birini gerçekleştirdim.

Müzik konusunda daha tutucuydum.”Female Fronted Gothic Rock” tarzının dışında listeme gene farklı bir müzik giremedi. Her gün hiç sıkılmadan, bıkmadan aynı şarkıları dinledim. Çoğunlukla Epica ( Albüm sayfamın fon müziği ) Evanescence ve Within Temptation. Bu sene İzmir’e gelen Epica Konserine gidemedim, en büyük pişmanlıklarımdan biri bu oldu. Onun yerine Rock’n Coke’a gittim, o zaman da gayet rock müziğe doyduk.

Blog listemi çok kez değiştirdim bu sene. Ana bilgi kaynağım Friendfeed ile birlikte RSS oldu. Bu listeye birçok yeni eklemeler yaptım.

Bu sene çok ilişki geliştirdim. Birçok dost edindim, yüzlerce insan tanıdım. Likemindları ve e-tohumları elimden geldiğince kaçırmadım. Orada çok harika insanlarla tanıştım.

Paylaşıma önem verdim.Bloğuma özen gösterdim, yeni domain’ime taşındım. Bloğum BloggerV tarafından “Ayın Bloğu” seçildi,  PC NET tarafından “En İyi 50 Blog” arasında gösterildi. Mutlu oldum, gururlandım. Webrazzi’ye güzel makaleler, analizler yazdım. Bu yazılar onbinlerce kişiye ulaştı. Friendfeed’de düzenli olarak yararlı paylaşımlarda bulundum. Bütün bunlar beni 2009 yılında en çok takip edilen kişilerin arasına soktu. Şaşırtıcı bir gelişmeydi, onbinlerce kişi yazılarımı okumaya, beni tanmaya ve yazılarımı beğendiklerini söylemeye başladı.

Birçok hedefim vardı bu sene. Bunlardan bazıları ömür boyu hedeflerdi. ( mutlu olmak, öğrenmeyi hiç bırakmamak gibi) bazıları uzun vadeli hedeflerdi ( Dünya’yı değiştirmek gibi) bazıları da kısa vadeli hedeflerdi. Bunların gene bazılarını gerçekleştirdim bazılarına daha uzun vakit vermem gerektiğini anladım.

Nefesimi kesen birçok an yaşadım bu sene. F1 pistinde hızlı arabalar kullanmak gibi, ya da sadece sahilde oturup düşünmek, heyecanlanmak, birisine yardım ettiğimde yüzünde oluşan gülümsemeyi görmek gibi. Temelde hiçbiri birbirinden farklı değildi, hayatı hayat yapanın anlar olduğuna daha çok inandım.

Sosyal sorumluluk projelerine az da olsa zaman ayırdım. Türkiye’nin En Başarılı Gençlerinin seçildiği TOYP projesine elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Hayatımı değiştiren kitaplar arasında gösterdiğim Muhammed Yunus’un “Banker To The Poor” da anlattığı mikro-kredi başarı hikayelerinin Türkiye versiyonlarına yardımcı olmak için gönüllü oldum. Bu sene Sarper’in liderlik ettiği bu projenin temeli oluşturuldu. 2010 yılı ise bu projede daha çok ilerleme sağlayacağımız bir yıl olacak.

Futbola daha az zaman ayırdım bu sene. Fener maçlarını seyrettim ama hiç futbol yorumu dinlemediğimi fark ettim. Fenerbahçe’de oturmama rağmen stada hiç gitmedim. Bir de haberleri izlemeyi bıraktım. Zaten ilgimi çekecek haberleri ulaşabildiğim için tek kaybettiğim daha az cinayet haberinden haberdar olmak oldu. Genel olarak TV izlemeyi bıraktım zaten. Televizyon bizim evde daha çok ama televizyon kanalları daha az açılır oldu.

Diziler (özellikle Amerikan dizilerine) çok vakit harcadım bu sene. Pişman değilim. Hemen hemen hepsinden inanılmaz zevk aldım, çok şeyler öğrendim. Birçok diziyi bitirdim ve son yayınlanacak bölümleri beklemeye başladım. Bunlar diziler Lost, Heroes, Prison Break, Fringe, Flashforward, Misfits, V, Tudors ve Lie To Me. Hepsi çok zekice tasarlanmış diziler olsa da Mentalist ve Lie To Me’yi en azından öğrendiğim bilgi bakımından ayrı tuttum. Gözlem düzeyleri üst düzey olan, bir bakışıyla her şeyi çözen, çok zeki adamların başrolde olduğu dizileri hep çok sevdim. Yakın zamanda Psych’a başladım. Sanırım onu da çok seveceğim.

Picture 9Sağlığıma dikkat edemedim bu sene. O da bu sene beni idare etti, bu duruma içerlemedi. Gene düzenli spora başlayamadım.Haftanın bir günü oynadığımız halı saha maçları hariç. Ali Kaya’nın bana “halı saha maçı yapalım mı” mesajı ile başlayan, benim de görevi İsmail Demirayak’a devretmem ile devam eden süreç kısa sürede çok yol aldı. Bu halı saha maçlarının çok kısa zaman içinde 7 takımlı FF Master League’ye dönmesi beni inanılmaz şaşırttı. Eğlence için başladığımız bu maçlar yakında hakemli, sistemi olan birer lig maçına dönüşebilir. Burada İsmail’in inanılmaz eforu var, her şeyi ile kendisi ilgilendi. Halı sahaya servislik görevini bile.

Bir de unutmadan, gene düzenli aralıklarla Masa Tenisi Turnuvaları yaptık. O maçlar da çok zevkliydi.

Ufak şeyleri daha az kafama taktım bu sene. Sinirlenmenin çoğu zaman bir yararı olmadığını öğrendim. Olumlu düşünmenin proaktif davranmayla inanılmaz sonuçlar ortaya çıkardığına şahitlik ettim. Çok hata yaptım bu sene, hatalarımı telafi etmek içinse çok uğraştım. Her açıdan inişli çıkışlı bir seneydi. Heyecan her daim yüksekti. Planlı bir koşuşturma içinde geçti. Geçmiş senelerdeki gibi işin rutinlerine kaptırmadım kendimi, rüzgar nereden eserse ona göre davranmadım. Önceliklerimi belirlediğim ve onlara göre yaşamaya başladığım bir yıl oldu 2009. Değişmekte zorlandım. Hayatın detaylarına daha çok dikkat ettim bu sene. Ufak şeylerdeki mutluluk denirdi ya hep, onun ne olduğunu anlamaya bir adım daha yaklaştım. Hayatı bu sene daha farklı gözlerle görmeye başladım. Bir de fark ettim ki, bu sene hiç sıkılmadım. “Canım çok sıkılıyor” cümlesini bir kere bile kullanmadım. Kimsenin “sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz” espirisini yapmasına fırsat vermedim.

Keyifle yemek yedim bu sene, gereğinden çok fazla. Kendimi neredeyse hiç frenlemedim. Kameralara hep ağzım dolu yakalandım. Dostlarımla, ailemle, arkadaşlarım ile keyifli sohbetler yaptık. Gene o keyifli sohbetlerden biri ile yemek masasında 2009 yılını kapattık. 3,2,1… Hepimize uğur getirsin 2010, Hoş geldin, sefalar getirdin.