Sosyal Medya Uzmanları İçin Bulunmaz Bir Kaynak

social-mediaGeçen gün Global şirketlerde çalışan Sosyal Medya Stratejistlerinin, Community Manager’ lerinin, Evangelistlerin listesine rastladım. Tam da aradığım bir kaynaktı bu. Dünya’da başarılı sosyal medya kampanyalarını yapanlar kimler, bugüne kadar ne yapmışlar hepsinin bir listesiydi. Üstelik kişilerin Linkedin Profillerine ya da Bloglarına link verilmişti. Linkedin profillerinden de Twitter’a ve diğer sosyal medya profillerine ulaşmak mümkündü.

Bu listeyi saatlerce inceledim. Uzun zamandır aynı şeyleri okuduğumu fark ettiğim RSS’imi değiştirmemin de zamanı gelmişti. RSS Listesinden bloglarını uzun zamandır güncellemeyenler gitti, yerlerine bu listeden yepyeni ilhamlar alabileceğim kişiler geldi. Liste 2008 yılına ait olsa da birçok kişi günümüzde görevine devam ediyor. Bugün bir işin sosyal medya tarafında olabilirsiniz, markalara danışmanlık veriyor, markalarda ya da bir ajansta çalışıyor olabilirsiniz ya da sadece bu konulara ilginiz olabilir. O zaman bu linke uzun saatler ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Çok Başarılı Bir Facebook Kampanyası: Ikea

Son zamanlarda gördüğüm en başarılı Facebook kurgusu. Halihazırda herkesin kullandığı etiketleme özelliğini kullanarak kampanyanın Facebook’ta dağıtımı tek kelime ile zekice.

Sosyal Medya'da Var Olan En İyi 15 Marka

Top-15-Brands-Social-Media-PresenceDünya’da Sosyal Medya’yı ciddiye alan markaların takipçileri hızla artıyor. En çok takipçisi olan markaları yukarıda görebilirsiniz. Özellikle Coca-Cola’nın 4 milyona yaklaşan Facebook Fan sayısı ve Google’nin 2 milyona yaklaşan Twitter takipçisini yönetmek için Sosyal Medya ekibine sürekli yeni çalışanlar katılıyor. Türk markalarında ise henüz böylesine rakamlar görmek mümkün olmasa bile birkaç lokal başarılı örnek var, onları da önümüzdeki günlerde yazacağım.

Sina Afra'dan İnternet Girişimcileri için Tavsiyeler

sina afra etohumBu akşam E-bay Türkiye temsilcisi Sina Afra’yı dinledik e-tohumda. Kendisi inanılmaz içgörülerde bulundu. Bu sektör ile ilgilenen herkes için çok değerli bilgiler verdi, çok önemli düşüncelerini paylaştı. Aşağıda satırbaşlarını vereceğim her bir konu tekrar tekrar okunmalı, üzerine düşünülmeli ve uygulanmalı.

• Türkiye Dünya’da en hızlı büyüyen 3. internet pazarı

• Türk internet pazarında 2 kırılma noktası var. 1. nokta 2006-2009 arasında gerçekleşen yatırımlar (E-bay- Gittigidiyor, Cember.net-Xing) gibi ve Google’nin Türkiye’de ofis açması. İkinci nokta ise henüz gerçekleşmedi. Bu nokta Yatırım Sermayecilerinin ( Venture Capitalist) Türkiye’ye gelmesi. Bunun da 2012 yılında gerçekleşeceğini öngörüyorum.

• En büyük yatırımcıların bulunduğu ülekeler sırası ile 1. Amerika 2. İngiltere 3. İsviçre Buradaki yatırımcıların iki şansı var. Bir Amerika’da bir sonraki Google’ye yatırım yapmak ki bu çok riskli ya da henüz Türkiye gibi doymamış bir pazardaki internet şirketlerine karlı yatırımlarda bulunmak. Yatırım sermayecileri için Türkiye bulunmaz bir fırsat.

sina afra burak buyukdemir hasan basustaWebrazzi’nin ingilizce versiyonunu (Webrazzi Global) açması inanılmaz değerli. Webrazzi- Techcrunch Meet-up’lar inanılmaz değerli. Bununla da yetinmemeliyiz. Almanca, Fransızca Yatırım Sermayecilerinin takip edeceği, Türkiye’deki pazarı takip edebilecekleri bloglar açmalıyız ki 2012 yılında buraya Yabancı Girişim Sermayecileri geldiğinde bilgi sahibi olsunlar.

E-bay’in kurucusu yeni bir iş kurmamış ama 45 ayrı şirkete melek yatırımcılık (angel investors) yapmış. Türkiye’de yatırım melekleri ise çok yeni gelişiyor.

• Türkiye yatırımcılık açısından şu anda kısır döngüde. 300.000 dolarlık bir yatırım için Almanya’da şirketin %5-7’lik hisseye talip olurken, Türkiye’de %80’lik hisse teklif ediliyor.

•Paypal 2010’da Türkiye’ye gelecek. ( Sina Bey bunu daha önce açıklamıştı)

• Değişik hedef kitlelere yönelik internet siteleri kurmak lazım. Mesela iş arayanlar için Kariyer.net var ama part-time iş arayanlar için bildiğim kadarıyla bir site yok. Bu model Almanya’da ve Amerika’da işe yarayan bir model. Türkiye’de birçok konuda boşluklar var, özellikle dikey anlamda.

• Türkiye’de arkadaşlık siteleri çok gelişmiş. Arkadaş arayanlar için, evlenmek isteyenler için, tesettürlü eş arayanlar için gibi birçok farklı hedef kitlelere başarıyla hizmet veren siteler var.

•Bir internet girişiminde 3 kritere bakarım:

1. Fikire ve insana bakarım

2. Ölçeklenebilirliğine bakarım

3. Gelir modeline bakarım

E-ticaret anlamında fikir bulmak istiyorsanız Güney Kore’ye bakın. Dünya’da Amerika’dan sonra en gelişmiş pazar Güney Kore’dedir. İngiltere ile başabaş, Almanya’dan büyüktür.

Young Guns İzlenimlerim

Project House Young Guns

Türkiye’de dijital pazarlamaya en çok ilgi duyan insanlardan birisi olarak daha önce Webrazzi’de yazdığım Young Guns’ın ofisinde olmaktan oldukça keyif aldım. Bugün finale kalan 25 gencin sunumlarını Uğur Özmen, Yüce Zerey, Project House’nin kurucuları Cüneyt, Serhat ve Sinan Günal, Ülker’den Dilek  Ergenekon, Devletşah – Barış Özcan, Hakan Şenbir, Tuğçe Esener, Cabbar ile aynı toplantı odasında geleceğin dijital pazarlama silahlarını dinlemek oldukça heyecan vericiydi. Ayrıca, Türkiye’de Dijital Reklamcılığın geleceğini anlamam açısından da oldukça yararlıydı.

Artık bu günün sonunda şunu biliyorum: Dijital mecraya inanan, maddi manevi destek olan, gençlere arka çıkan insanlar var bu ülkede. İnanılmaz derecede şık, her gencin çalışmak isteyeceği  keyifli bir ortam yaratmışlar. Harika çalışma ve oyun alanları var. Play Station, Langırt bir yana ben en çok Street Fighter’a bayıldım. Beni çocukluk yıllarıma götürdü 🙂

Aralarında müthiş gençler vardı, her biri ayrı bir zeka pırıltısıydı. Yüzden fazla kişi arasından ilk yirmi beşe kalmışlar, şimdi de ilk altıya kalmak için uğraşıyorlardı. Benim kişisel olarak en beğendiğim arkadaştan örnek vereceğim aşağıda. Diğerleri hakkında yorum yapmayayım, haksızlık olmasın. Grup olarak da çok iyiydiler ama özel olarak bu arkadaş dijital konusunda diğerlerinden daha bilgiliydi. Neden daha iyiydi diye sordum kendime. Cevabı 3 ana maddeye indirdim. Young Guns bir maraton olduğuna ve sürekli yenileneceğine göre bu 3 madde yeni seçilecek Genç Silahlara fayda sağlayabilir. ( Hemen belirteyim, bunlar tamamen kişisel görüşlerim, ben jüri üyesi değilim ve tabii ki görüşlerimin hiçbir etkisi ve bağlayıcılığı yok. )

1. Risk alma ve kendine güven: Hedefleri tutturamadığımızda müşteriden para istemeyeceğiz diye bir iddaa ile çıktılar. Tecrübesiz bir takım için oldukça büyük bir iddaa, altını doldurmak gerekiyor ama tebriği de hak ediyor.

2. Konuya hakimiyet: Bütün gruplar içinde mikro site, augmented reality, Iphone application, sosyal medya, bloglar, SEO, SEM kelimelerini en yerinde kullanan gruptu. Aslında sunum süresi kısa olduğu için sadece ne yapacaklarını anlattılar. Nasıl yapacaklarını bile anlatmadılar ama bu kadarı bile yeterli oldu.

3. Kelime seçimi: Kelime seçimleri özenliydi. Bazen cümledeki tek bir fazla kelime bütün cümleyi bozabilir. Örnek veriyorum: Sosyal Medya ile falan bayaa ilgiliyimdir cümlesindeki tek bir kelimenin bu cümleyi ne kadar bozduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. İlginç olan ise çoğu gencin buna konuşma dilinde dikkat etmemesi. Nerede çalışıyorsunuz sorusunun cevabı “Project House şirketinde” veya “Project House diye bir şirkette” şeklinde cevap vermek karşı tarafta bambaşka iki duygu uyandırır.

( Bir de herkes birbirine bakarken, ortaya çıkan ve sorumluluk alan arkadaşı takdir ettim. Neredeyse sunum boyunca hiç konuşmadı ama en zor anda ortaya çıktı. Çok anlık bir şeydi. Gene de çabasını yeterli bulmadım, ben olsam yedek soyundururdum.)

Peki ne yapmamalı. Gözlemlerimi gene 3 ana maddeye indirdim:

1. Kesinlikle, ne olursa olsun, sözlere bahane ile başlamamalı. Anında üstünüz çizilir. Bazıları daha şanssız gruptaydı, bazıları sayı olarak eksikti ama karşı taraf genellikle bunu pek düşünmez. Burada her şeye rağmen… kuralı geçerlidir. Biliyorum kolay değil ama mümkün olduğunca “çok heyecanlıyım” da demeyin. Zor olsa da heyecanınızı kontrol etmeyi öğrenmelisiniz.

2. Gençlerin doğal olarak kurumsallıktan hiç haberleri yok. Bazıları reklam nedir, pazarlama nedir, müşteri nedir, brief nedir hiç bilmiyorlar. Rakiplerini hiç duymamışlar. Bu anlaşılabilir bir şey ama bunlardan haberdar olan birisi de arkadaşların birkaç adım önüne geçerdi. Yapmanız gereken tutkunuz olduğunu iddaa ettiğiniz konuda biraz bilgi sahibi olmanızdı.

3. Neredeyse hiçkimse “Farkınız Ne?” sorusuna doğru düzgün bir yanıt veremedi. Yaratıcıyız, genciz cevabı bir farklılık değildir. O zaman karşı taraf  herkes yaratıcı, herkes genç dediğinde söyleyecek daha güzel bir şey bulmalısınız.

Daha da yüzlerce şey yazabilirim ama sanırım ne demek istediğimi anladınız. Her şeye rağmen bu arkadaşlar çok akıllılar, çok gençler ve öğrenecekleri çok şeyleri var. Seçilen seçilmeyen herkes zaten ön elemeyi geçti, yakın gelecekte hepsi ile bir yerlerde eminim tekrar karşılaşırız. Hepsini tebrik ediyorum ve bu müthiş organizasyon için Project House ekibine ayrıca tebriklerimi sunuyorum.

Kaliteli İçerik Üreticisinin İkilemi

content is kingHer zaman daha kaliteli içerik üretmeye, özellikle hiçkimsenin yazmadığı konuları yazmaya çabalıyorum, bunun için ciddi mesai harcıyorum. Geçen gün, internet konusunda son derece bilgili bir arkadaşım ile konuşurken, ona Barack Obama’nın Sosyal Medya Başarısı Üzerine bir yazı dizisi hazırladığımı söyledim. Obama’nın ekibinin Analytics kullanarak nasıl 500 milyon dolar topladıklarını anlatacağım, daha sonra da yazıyı Türkiye’de Sosyal Medya Başarılarına bağlayacağım dedim.

Dost acı söyler Hasan dedi: Bu içeriği kimse okumaz! Haklılık payı vardı ama gene de itiraz ettim. Bu tür örneklerde en yaygın kullandığım “Türkiye’de Melek Yatırımcı Ağı Oluşur mu?” yazısıydı. Bu yazıya hem Webrazzi’de hem Friendfeed’de çok az yorum gelmişti. Ama özellikle FF’teki şu yazıya gelen yorumların sahiplerine dikkat çekmek isterim: Burak Büyükdemir, Serdar Kuzuloğlu, Uğur Özmen, Çağlar Erol gibi  bu konuda Türkiye’deki en yetkin kişiler.

Yıllardan beri var olan bir ikilem aslında bu. Televizyon’da magazin programları mı, belgesel programları mı tartışması ile başlayan günümüzde internette içerik üreticisinin ikilemi olarak devam eden… Kaliteli içerik üretince daha az kişi okuyor, daha popüler bir şey yazınca da daha çok kişiye ulaşıyorsunuz. İkilem de burada ortaya çıkıyor. Peki hangi içeriğe önem vermeli?

Benim cevabım şu: Yazıya yorum gelmemesi okunmadığı hatta beğenilmediği anlamına gelmez. Siz beğendiğiniz her yazıya yorum yazıyor musunuz? Okuyucuya en çok yarar sağlayacağını düşündüğüm yazılar genelde en az yorum alan yazılardır. Çünkü nicelik olarak az nitelik olarak daha yüksek kitleye hitap eder. Melek Yatırımcı ya da Sosyal Medya ile ilgili bir yazı yazdığımda en iyi ihtimalle birkaç bin kişiye hitap etmiş olurum. Bunun yerine Facebook hakkında bir yazı yazdığım zaman 14 milyon kişiye. Bunun yanında popüler içeriği herkes üretir, bu yüzden popülerdir bu içerik zaten. Öte yandan kişiyi farklı kılan daha niş konularda daha nitelikli bilgi üretmektir. Her ikisinin de kitleleri ayrıdır, ikisi de gereklidir ama dengesi iyi tutturulmalıdır.

Değişik Düşünce Ayın Bloğu Seçildi :)

hasan basusta ayın blogu

Daha önce Friendfeed’de paylaşmıştım, bloguma yazmayı atlamışım: Değişik Düşünce, Bloggerv tarafından Ekim ayının bloğu seçilmiş. Beni takip eden herkese teşekkür ediyorum 🙂

Neden Gençliğini Özler İnsan?

kavak yelleriEğer en güzel yıllarınızın gençlik yıllarınız olduğunu düşünüyorsanız daha da bir özlersiniz gençliğini. Çünkü inanırsınız ki, önümüzdeki yıllar geçmişten daha güzel olmayacaktır. O yıllar geride kalmıştır artık.

Ahh, o öğrencilik yılları yok mu lafını duyarız sık sık. Aslında “her yaşın bir güzelliği var” lafı bu sözün ardından söylenen bir teselli gibidir. Gerçekte ise hayatın getirdiği sorumluluktan kaçarız çoğumuz, öğrencilik yılları kebaptır, yan gelip yatmakla ve orayı burayı gezmekle yükümlüyüzdür bir de arada ders çalışmakla. İlginç olan şu ki, o zaman da öğrencilikten ve parasızlıktan yakınırız. Kıymetini bilmeyiz. Eğer çok hovardalık yapmışsak öğrencilikte o zaman kariyerimizin ilk basamaklarında zorlu bir yol beklemektedir bizi. Herkes çalışırken biz yan gelip yatmışızdır çünkü. Her halükarda şuçluyuzdur.

Evimiz Hollywood’da ya da Dawson’s Creek gibi bir hayat hayal ederiz, ya da lokal verisyonu Kavak Yelleri gibi. Hayatın kendisinin bu gerçekle alakası yoktur. Hayat, son sezonuna benzer Kavak Yellerinin, eğlence bitmiş drama başroldedir. Ve biz o hayatın içinde kaderinin yönlendirdiği bir kurbanı oynamaya başlamışızdır artık, ta ki bu gerçeğin farkına varıncaya kadar…

Bilgi Çağında E-Kitapların Geleceği

pdf-293x300Barrack Obama’nın etkiliyici bir konuşmasının tam metnini okuyordum. Daha sonra bu yazılardan ziyade konuşmanın kendisini görmek istedim, vurguları, ses tonu ve vücut dili ile ve kalktım internetten videosunu izledim.

İşte o zaman şu anda teknolojisi hazır olan bir oluşumun yakın zamanda hayatımıza nasıl etki edeceğini düşündüm. Pdf teknolojisi içerisinde video oynatmaya izin veren, dahası flash animasyon oynatan bir teknoloji günümüzde yaygın olmasa da kullanılıyordu. Ama bir kitap halinde üretilmişi bildiğim kadarı ile yoktu. Amazon Kindle gibi bir kitap okuyucusunda bu tarz kitapları okuduğumu hayal ettim.

Yakın zamanda, e-kitapların şu pdf belgesindeki ( ücretsiz Adobe Reader 9 ile bir göz atabilirsiniz) gibi özelliklerle daha interaktif olacağını düşünüyorum. Daha detaylı bilgi için Webrazzi yazımı okuyabilirsiniz.

Crunchbase Profilim

Türkiye'de Kişisel Markalaşma

personal brandingProject House’nin Smart Marketing Journal’inda geçen hafta yayınlanan yazım:

Bir önceki yazımda Kişisel Markalaşma’dan bahsetmiş ve Tom Peters’in önerilerinden en önemlilerini sıralamıştım. Yazının sonunda yazıyı beğenenlerden bir mail istemiştim. Neyse ki yazıyı beğenenler çoğunluktaydı, çok sayıda mail aldım ve yazının devamını yazmaya karar verdim. Bu yazımda biraz daha lokale inerek Türkiye’de markalaşma üzerine gözlemlerimi paylaşacağım:

Kişisel Markalaşma çok basit anlamı ile kendinizi ve kariyerinizi konumlandırmanız anlamına geliyor. Bu kavram ülkemizde ilk başta yanlış anlaşıldı. Hala da tam olarak doğru anlaşıldığı söylenemez aslında. Sorun “Balon Kişiliklerin” ortaya çıkması ile başladı. Yani sizin kadar çalışmayan, sizin kadar başarılı – bilgili – yetkin olmayan kişileri sürekli her yerde görür, uzman olmadıkları konularda konuşur halde buldunuz ( ve içten içe gülümsediniz) Balon Kişilikleri dinleyenler onların bazı terimlerden bahsettiklerini duymaya başlayınca bu konuda onları uzman ilan ettiler, kimse de buna itiraz etmedi. Ağzı laf yapan kişiler bir anda uzman kesildiler. Düzen kuruldu, kimse Kral Çıplak diyemedi.

Konu hakkında asıl bilgisi olanlar ise kenara çekildiler. Eleştiri alma ve ortaya çıkma cesaretini gösteremediler. Çoğu zaman da istemediler. “Ben mi kurtaracağım bu şirketi” zihniyeti ister istemez yerleşmeye başladı. Aslında meydanı “Balon Kişilere” onlar bıraktılar.

Sonuç olarak bir uyumsuzluk ortaya çıktı: İşi bilenler ortaya çıkmadı, işi bilmeyenler her yerde boy gösterdiler. Ve biz “Kötü Markalar” yarattık. Çok az sayıda kişi ise hem uzmanlık alanına hem de iletişim yeteneğine güvendi. Ve onlar bu konuda gerçekten parmakla gösterilecek marka haline geldiler.

İkinci sorun ise kişilerin marka olmaya karar verdikten sonra bu yolda gereken emeği harcamak istememeleri, heyecanlarını kaybetmeleri oldu. Bir konuda çok iyi olmak için (uzmanlık) gereken uğraşı vermeleri ama bunu yayma konusunda gereken özeni göstermemeleri çoğunlukla da “zamanım yok” bahanesine sığınmalarıydı. Öyle ki bütün zamanlarını uzmanlaşmaya daha çok bilgi edinmeye harcıyorlardı ama kimse ne yaptıklarını bilmiyordu. Bildikleri konuları hakkında blog tutmadılar, sosyal medyada var olmadılar, uzmanlık konusu hakkında etraflarında bir topluluk oluşturmadılar. Bilgilerini yakın çevrelerine bile anlatmadılar. Oysa bilgi paylaşımcısı olsalardı hem kendileri hem de çevreleri kazanacaktı. Olmadı.

Hepimiz zamanında yetkin olmayan yöneticilerden çok çektik. Potansiyelimize önem verilmedi. Şimdi potansiyelimizi gösterme zamanı, cesur olma zamanı. Uzman olmak, farklılık yaratmak, medya ile ilişkiler kurmak, bilgi üretmek, yazı-makale yazmak için en doğru zamandayız.

Türkiye’de herhangi bir konuda –ne olursa olsun- bu konuyu benden iyi bilen kimse yoktur diyebiliyor musunuz? Yakın gelecekte deme potansiyeliniz var mı? Konu ne kadar spesifik olursa o kadar iyi. Lider olarak adlandırılmanıza sebep olacak konu ne? Hangi konuda kendinizi geliştirmekten zevk alıyorsunuz? Lütfen bulun ve bu konunun üzerine gidin, gitmekle kalmayın, bilgi üretin, paylaşın. Ve sabırlı olun. Göreceksiniz, hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz, neler kazanacağınızı ise zaman gösterecek.