Türkiye'de Başarı Diyince

200534363-001Birçok kez deneyimleme şansım oldu, Türkiye’de başarı diyince şimşekleri üzerinize çekersiniz. Herkesin başarı tanımı farklıdır çünkü, yazdığım hemen hemen her yazıda her kesimden eleştrilere maruz kaldım. Bir çoğunda maalesef yapılan işin kıskanılması başroldeydi, yorumlardaki kelimelerden bunu anlamak hiç zor olmuyordu.

Ercüment Büyükşener’i yazdım, o da bir şey mi dediler, Ahmet Alp Balkan diye bir genç var -ki röportajı yapana kadar tanımıyordum, bir kere sohbet etmişliğimiz yoktu- 19 yaşında şu yazılımları yapmış dedim topa tuttular. Marro.ws projesini yazdım, tutmaz dediler. Bir çoğu kötü niyetli yapılan yorumlardı ve eleştiriden yoksundu.  (Eleştirinin tanımı: Bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan kısa metin) Ben yazmaya devam ettim kendime göre başarı hikayelerini. Herkesten Çağlar Erol olmasını beklemek ne derece mantıklıydı, özellikle 20’li yaşlarının başındaki gençlerden?

Bu yazıyı şunun için yazdım: Eğer birgün bir meyve verirseniz, kesinlikle taşlanacaksınız. Hazırlıklı olun. Agresif olmadan nedenini sorgulayın, uzun sürmeden anlayacaksınız. Hak vermeyeceksiniz ama anlayacaksınız.

Tweet'leyerek Girişim Sermayesi Alanlar

Ağustos ayında Webrazzi’de yazdığım “140 Karakterde Girişim Sermayesi Almak” konulu yazım oldukça ilgi çekmiş, Türkiye’den çok sayıda girişim fikri twitter vasıtası ile girişim sermayesi adayı olmuştu.

Konunun özeti şuydu: Richard Branson’a iş fikrinizi Twitter vasıtası ile direk  gönderebileceğiniz bir ortam oluşturulmuştu. Bunun için tek yapmanız gereken iş fikrinizi @PerfectBusiness‘a Tweetlemek ve Hashtag (#) olarak Micropitch yazmaktı. Geriye kalan 111 karakterde de iş fikrinizi anlatmak.

Pazartesi günü bu yarışma sonuçlandı. Türkiye’den hiçbir iş fikri dereceye giremese bile ilk üçe giren fikirler görülmeye değerdi. Normal şartlarda Richard Branson ile tanışmaları pek mümkün olmayan girişimcilerin kısa mesaj atar gibi fikirlerini gönderme imkanları artık girişim sermayesi alma konusunda da yeni bir çağa adım attığımızın göstergesi, internet sayesinde eskiden hayal bile edemeceğimiz imkanların parmaklarımızın ucuna geldiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Umarım, yakın zamanda bu örnekleri ülkemizde de görmeye başlarız.

Değişik Düşünce En İyi 50 Blog Arasında

En iyi 50 Blog1

PC Net Dergisi Kasım sayısında “En İyi 50 Blog’u” seçmiş. Değişik Düşünce’ye de diğer ustalarımızın yanında yer vermişler. Çok gururlandım ve mutlu oldum. Bu blogu takip eden herkese çok teşekkür ederim. Eğer takip etmiyorsanız RSS’e buradan ekleyebilirsiniz.

Hayatın Dengesini Tutturamayanlar

Bazısı sadece çalışmaya zaman ayırır. Hayatı çalışmaktan ibaret sanır. Cumartesi demez, pazar demez, gece-gündüz hiç fark etmez. Sürekli çalışır, işinde iyidir çünkü psikolojik ihtiyacı olan önemi buradan elde eder. O yüzden en iyi bildiği şeye odaklanır, tek hayali bir gün emekli olup, deniz kıyısına yerleşmektir. Öyle mutlu olacağını sanır, ne yazık ki…

Bazısı sadece okumaya zaman ayırır. Bilgi çağından bahseder hep. Ne kadar çok bilirse o kadar önem kazanır çevresinden. Bilgiyi güç zanneder. Aslında bilgi güç değildir, potansiyel güçtür. Kültürlü bir insan olarak tanınır. Ama çoğu zaman sıkıcı bir insan olduğunun farkında değildir. Konuşurken teknik, bol terimli konuşmaya özen gösterir ki, bilgisi olduğu herkes tarafından iyice anlaşılsın. Bilgisinin çok az kişiye yararı vardır. Hatta çoğu zaman kendisine bile çok büyük yarar sağlamaz.

Bazıları hem çalışmaya, hem okumaya ve en önemlisi bildiklerini paylaşmaya zamanını ayırır. Zamanının tümünü çalışmaya ayıran kadar işinde başarılı, okumaya ayıran kadar bilgili değildir. Yalnız bildiklerini karşısındakilere anlatmakta, kimin işine hangi bilginin yarayacağını bilmekte ustadır. Ben üçüncü tasvir ettiğim insana zaman ayırmayı, onunla muhabbet etmeyi ilk ikisine her zaman tercih etmişimdir. Siz?

Kendinizi Markalaştırmanın Yolları

Geçtiğimiz ay içerisinde Project House’nin Smart Marketing Journal’ında yayınlanan ve doğrudan binlerce marka yöneticisine gönderilen yazım:

Kendinizi Markalaştırmanın Yolları

Sizler bugün emrinizdeki ticari markaları çok iyi yönetiyor olabilirsiniz. Peki, çoğu zaman yönettiğiniz ya da en azından yönetmeniz gereken başka bir marka daha var: Kendiniz. Bu konuda gereken özeni gösteriyor musunuz?

Eğer bu konuda iyi değilseniz tavsiyeler benden değil, konunun uzmanı Tom Peters’ten geliyor. Aşağıda yazdıklarım Tom Peters’in “Kendinizi Markalaştırmanın 50 Yolu” adlı kitabının kendi düşüncelerim ile harmanlanmasından oluşuyor. Aşağıdaki tavsiyeleri dikkate alıp, soruları cevaplarsanız hayatınız tümüyle değişebilir. Yapabilir misiniz? Evet. Peki yapacak mısınız? Asıl cevabı verilmesi gereken soru bu.

Markalaşma hedefiniz mi var, farklı olmak ve bir konuda başarılı gösterilmek mi istiyorsunuz?

Sizi iyi tanıyan bir iki arkadaşınızı alın. Yemeğe çıkın ve “Ben ne olmak istiyorum” konusunu tartışın. En son ne zaman bu soruyu kendinize sordunuz?

Bir konuda nam salmış, insanların onun ismini duyduklarında kalite, ürün ve azmi düşünmelerini sağlayan bir –proje yöneticisi, pazarlama profesyoneli, avukat… arkadaşınız var mı? Onunla röportaj yapın. Sırlarını sorun. Bunu nasıl başarmış? Keyifli bir sohbet olacağının garantisini verebilirim.

Marka olmuş bireyleri gözden geçirin. Olmak istediğiniz kişi kim? Neden? Bu kişi nasıl başarılı olmuş? Derinlemesine inceleyin, detaylı cevap verin. Onun yaptıklarını kendi hayatınızda nasıl kullanabilirsiniz?

Markalaşma = Zaman bilinci. En değerli servetinizin çoğunu –sadece- çalışmak için mi harcıyorsunuz?  Kendinize en son ne zaman yatırım yaptınız? En son neden zevk aldınız? Takviminiz / Yapılacaklar Listeniz sizin her şeyiniz. Bu listede kaç madde “Kişisel Markalaşma” hedefinize uygun?

Markalaşma yarışında sizi önde götürebilecek olan öncelikleri sıralayın. Buna uygun olarak haftanızı yeniden planlayın.

%100 övünç kaynağı olabilecek bir iş üzerinde mi çalışıyorsunuz. Eğer çalışmıyorsanız bu konuda ne yapmalısınız?

Eğer keyif almıyorsanız doğru şeyi yapmıyorsunuz demektir. Acaba hiç keyif alabileceğiniz bir iş yapmayı düşündünüz mü? Bunca kariyerden sonra riskli mi geldi? O zaman sızlanmaya devam edebilirsiniz.

Markalaşma = Farklılık. Fark yaratmak istediğiniz tek şey nedir? Dikkatlice düşünün ve tarif edin.

Zamanınızı değerlendirmekte etkin olan kimi tanıyorsunuz? Sizden daha mı az önemli bir iş yapıyor, daha mı az meşgul? Zamanını nasıl kullanabiliyor? İş, aile, sosyal hayat dengesini nasıl kurabilmiş?

Kendinize hayır demeyi öğretin.

Eğer mümkünse patronunuzun sempatisini kazanın. Onunla “Markalaşma Tutkunuz” hakkında sohbet edin. Bu onun açısından da oldukça iyi olacaktır. Çünkü sizin bir konuda mükemmelliği yakalamaya çalışmanız her zaman hoşuna gider. Gelecek planınızı onunla paylaşın ve tartışın.

Markalaşma = Müşteri Odaklı Yaşam. Buradaki müşteri kendinizsiniz.

Bağlantı kurma konusunda (networking) ne kadar iyisiniz?

İnternet sizin arkadaşınız, belki de en iyi arkadaşınız. Kendinizi markalaştırmak için dijital stratejiniz üzerine düşünün. İçerik üretir misiniz? Blog yazar mısınız? Sosyal ağlarda ne kadar varsınız? Facebook’u, Twitter’i, Friendfeed’i

Markalaşma hedefiniz dahilinde ne kadar etkin kullanıyorsunuz? Eğer bu ağları kullanmayı bilmiyorsanız, bunları iyi kullanan birilerini tanıyor musunuz? Hiç etrafınızda kendi topluluğunuzu oluşturmayı düşündünüz mü? Nasıl yapılacağını bilmiyorsanız, bunun için birisi çalıştırmayı düşünür müsünüz yoksa bu konu o kadar da önemli değil mi?

Yukarda yazılanlar bu işin temeli ama aslında yazılacak daha çok konu var. Kişisel tanıtım, kişisel PR gibi kavramlardan henüz bahsetmedim. Lütfen bu yazı hakkında ne düşündüğünüzü hasan ( at ) hasanbasusta.com ‘a mail atın. Eğer yeterince ilgi görürse bu yazının devamını yazıp gene burada yayınlayacağım. İnternet çağında iletişime geçin, çok şey kazanabilirsiniz. Ama hiçbir şey kaybetmezsiniz. Garanti veriyorum.

KENDİNİZİ MARKALAŞTIRMANIN YOLLARI

Sizler bugün emrinizdeki ticari markaları çok iyi yönetiyor olabilirsiniz. Peki, çoğu zaman yönettiğiniz ya da en azından yönetmeniz gereken başka bir marka daha var: Kendiniz. Bu konuda gereken özeni gösteriyor musunuz?

Eğer bu konuda iyi değilseniz tavsiyeler benden değil, konunun uzmanı Tom Peters’ten geliyor. Aşağıda yazdıklarım Tom Peters’in “Kendinizi Markalaştırmanın 50 Yolu” adlı kitabının kendi düşüncelerim ile harmanlanmasından oluşuyor. Aşağıdaki tavsiyeleri dikkate alıp, soruları cevaplarsanız hayatınız tümüyle değişebilir. Yapabilir misiniz? Evet. Peki yapacak mısınız? Asıl cevabı verilmesi gereken soru bu.

Markalaşma hedefiniz mi var, farklı olmak ve bir konuda başarılı gösterilmek mi istiyorsunuz?

Ø Sizi iyi tanıyan bir iki arkadaşınızı alın. Yemeğe çıkın ve “Ben ne olmak istiyorum” konusunu tartışın. En son ne zaman bu soruyu kendinize sordunuz?

Ø Bir konuda nam salmış, insanların onun ismini duyduklarında kalite, ürün ve azmi düşünmelerini sağlayan bir –proje yöneticisi, pazarlama profesyoneli, avukat… arkadaşınız var mı? Onunla röportaj yapın. Sırlarını sorun. Bunu nasıl başarmış? Keyifli bir sohbet olacağının garantisini verebilirim.

Ø Marka olmuş bireyleri gözden geçirin. Olmak istediğiniz kişi kim? Neden? Bu kişi nasıl başarılı olmuş? Derinlemesine inceleyin, detaylı cevap verin. Onun yaptıklarını kendi hayatınızda nasıl kullanabilirsiniz?

Ø Markalaşmak = Zaman bilinci. En değerli servetinizin çoğunu –sadece- çalışmak için mi harcıyorsunuz? Kendinize en son ne zaman yatırım yaptınız? En son neden zevk aldınız? Takviminiz / Yapılacaklar Listeniz sizin her şeyiniz. Bu listede kaç madde “Kişisel Markalaşma” hedefinize uygun?

Ø Markalaşma yarışında sizi önde götürebilecek olan öncelikleri sıralayın. Buna uygun olarak haftanızı yeniden planlayın.

Ø %100 övünç kaynağı olabilecek bir iş üzerinde mi çalışıyorsunuz. Eğer çalışmıyorsanız bu konuda ne yapmalısınız?

Ø Eğer keyif almıyorsanız doğru şeyi yapmıyorsunuz demektir. Acaba hiç keyif alabileceğiniz bir iş yapmayı düşündünüz mü? Bunca kariyerden sonra riskli mi geldi? O zaman sızlanmaya devam edebilirsiniz.

Ø Markalaşma = Farklılık. Fark yaratmak istediğiniz tek şey nedir? Dikkatlice düşünün ve tarif edin.

Ø Zamanınızı değerlendirmekte etkin olan kimi tanıyorsunuz? Sizden daha mı az önemli bir iş yapıyor, daha mı az meşgul? Zamanını nasıl kullanabiliyor? İş, aile, sosyal hayat dengesini nasıl kurabilmiş?

Ø Kendinize hayır demeyi öğretin.

Ø Eğer mümkünse patronunuzun sempatisini kazanın. Onunla “Markalaşma Tutkunuz” hakkında sohbet edin. Bu onun açısından da oldukça iyi olacaktır. Çünkü sizin bir konuda mükemmelliği yakalamaya çalışmanız her zaman hoşuna gider. Gelecek planınızı onunla paylaşın ve tartışın.

Ø Markalaşma = Müşteri Odaklı Yaşam. Buradaki müşteri kendinizsiniz.

Ø Bağlantı kurma konusunda (networking) ne kadar iyisiniz?

Ø İnternet sizin arkadaşınız, belki de en iyi arkadaşınız. Kendinizi markalaştırmak için dijital stratejiniz üzerine düşünün. İçerik üretir misiniz? Blog yazar mısınız? Sosyal ağlarda ne kadar varsınız? Facebook’u, Twitter’i, Friendfeed’i markalaşma hedefiniz dahilinde ne kadar etkin kullanıyorsunuz? Eğer bu ağları kullanmayı bilmiyorsanız, bunları iyi kullanan birilerini tanıyor musunuz? Hiç etrafınızda kendi topluluğunuzu oluşturmayı düşündünüz mü? Nasıl yapılacağını bilmiyorsanız, bunun için birisi çalıştırmayı düşünür müsünüz yoksa bu konu o kadar da önemli değil mi?

Yukarda yazılanlar bu işin temeli ama aslında yazılacak daha çok konu var. Kişisel tanıtım, kişisel PR gibi kavramlardan henüz bahsetmedim. Lütfen bu yazı hakkında ne düşündüğünüzü hasan ( at ) hasanbasusta.com ‘a mail atın. Eğer yeterince ilgi görürse bu yazının devamını yazıp gene burada yayınlayacağım. İnternet çağında iletişime geçin, çok şey kazanabilirsiniz. Ama hiçbir şey kaybetmezsiniz. Garanti veriyorum.

Hasan Başusta

Sosyal Medya Uzmanı /Stratejisti Ne İş Yapar?

social-media-bandwagon1Geçen gün Eren ile tartışıyorduk. Tartışmamızın ana konusu şuydu:

Sosyal Medya Uzmanı / Stratjisti ne iş yapar? Kime Sosyal Medya Uzmanı ( daha çok kullanılanı Social Media Expert / Specialist ) denir?

Günümüzde bu ünvanları çok duymaya başladık. Gördüğüm kadarı ile Sosyal Medya Uzmanlarının geneli şu işlerle uğraşıyorlar:

1. Facebook’ta grup kuruyorlar.
2. Friendfeed’de / Twitter’da hesap açıp, herkesi ekliyorlar. Daha sonra da takip edilmeyi bekliyorlar.
3. Bloglara marka adına yorum bırakıyorlar vs. vs.

Bunlar güzel ama olması gereken bu mu? Bu sorunun cevabını en iyi “Sosyal Medya Uzmanlarının ve Stratejistlerinin” verebileceğini düşünüyorum. Ve gerçekten bu ünvanı taşıyan arkadaşlarıma soruyorum: Sosyal Medya Uzmanı ne iş Yapar? Daha doğrusu “Ne iş yapmalı?”

Konu ile ilgili Friendfeed’de çok geniş bir tartışma başlamıştır. Sosyal Medya ile ilgili iseniz okumanızı tavsiye ederim.

Lamborghini ile F1 Pistinde Tur Atmak

Lamborghini GallardoDaha once BMW M3 ile F1 pistinde tur atmak baslikli yazimda belirtmistim. Dunyada boylesine bir zevk herkese nasip olmaz. Cumartesi gunu insanin hayatinda cok az karsisina cikacak bir firsat geldi ve Lamborghininin Dünya’da sadece 250 adet üretilen Gallardo LP 550-2 Valentino Balboni modeli dahil 3 adet Lamborghiniyi  test etmek icin saat 10da F1 pistine gittik.

Bir 10 dakikalik teorik egitimden sonra yanimizda Italyan test pilotlari ile pisteydik. Bize cok eglenceli ve heyecan verici bir parkur hazirlamislardi. Pistteki kukalar bize yon verirken yanimizdaki test pilotlari ne zaman fren yapmamiz, ne zaman vites yukseltmemiz konusunda bizi yonlendiriyorlardi.

Altinizda 5200 cc, 560 beygir, 100 kmye 3.7 saniyede cikan bir aracla bas etmek cok kolay degil. Insan surekli kontrol ve guc arasinda kaliyor. Sonunda guc baskin cikiyor –en azindan bende-  ama arac o kadar basarili ki yoldan cikartmak pek mumkun degil. O yuzden ne kadar hizli giderseniz gidin cok da buyuk bir tehlike arz etmiyor.

Tam bu kadari da olmaz derken daha da heyecan verici deneyimler yasiyorum.  O yuzden M3 yazisindaki son cumlemi tekrar ediyorum: Bu deneyimi yaşadığım için kendimi Dünya’ nın en şanslı insanları arasında sayıyorum ve iyi ki nefes alıyorum :)

P.S. Pazar gunku araba programlarinda muhtemelen beni izleyebilirsiniz. Montaji bittikten sonra videoyu da buraya koymaya calisacagim.