İdeal Yaşamın Formülü

Aslında çoğu zaman önemli şeylerden bahsediyorsun; mutsuz insanların nasıl daha mutlu olabileceklerini tartışıyorsun, ideal bir yaşamın nasıl olması gerektiğinden bahsediyorsun. Karşında ise, çoğu zaman düşüncelerini paylaştığın için teşekkür eden insanlar bulamıyorsun. Sanki birçoğu ideal bir yaşamın olduğunu dahi kabul etmek istemiyor. Çünkü biliyorlar ki eğer ideal bir yaşam varsa, bugüne kadar yürüdükleri yol onları bu ideal yaşama götürmeyecek. Yani, bunun için değişmeleri gerekecek. Ve çok ilginç, bazı insanlar ne kadar acı çekerlerse çeksinler, bunu değişimin yaratacağı korkudan daha az acı verici görüyorlar. Değişim korkutucu ama ya değişmezsen ve sürdürdüğün yaşam tarzına ölene kadar devam edersen bu değil mi asıl korkutucu olan?

Sana sürekli iki argüman sunuyorlar. Birincisi, eğer ideal yaşamın basit bir formülü varsa neden herkes ideal bir yaşam sürmüyor? İkincisi, madem bu kadar kolay, sen neden ideal bir yaşam sürmüyorsun?

Peki senin argümanların yeterli mi? Pek değil, ideal yaşamın formülü belli. Bunu herhangi bir gereğinden fazla popülarize olmuş kişisel gelişim kitabında bulabilirsin. Büyük düşüneceksin, hedeflerini belirleyeceksin, çok çalışacaksın, yılmayacaksın, sonucu alana kadar devam edeceksin vs. vs. vs. İdeal yaşam onları bilmekle, okumakla hatta yazmakla olmuyor. Türkçeye çevirdiğimde anlamını yitirmesinden korktuğum bir cümle var: “ It is common sense, but not common practice“ Başarılı olmanın sırrını bilmeyen yok, gördüğüm en başarısız adama bile sordum nasıl başarılı olunabileceğini. Herkes biliyor. Zorluk insanın bildiğini yapmasında…

Peki madem bu kadar kolay, sen neden ideal bir yaşam sürmüyorsun? Birincisi, evet o kadar kolay. Bu üzerinde çok çalışmamak gerektiği anlamına gelmiyor. Yarın gerçekleşeceği anlamına da. Sadece bu sürecin gerektirdiği adımları sabırla atmayı gerektiriyor. Her gün kendini biraz daha geliştirmeyi… Sen iyi gidiyorsun, bu yoldan dönmeyeceksin ve büyük adam olacaksın, bu belli. O yüzden eskiden kızdığın ama artık anlayışla karşıladığın o insanların sözlerini dinlememekle işe başlayabilirsin. Peki sen kimin sözlerini dinleyeceksin? Tavsiyelerini aldığın insanların çoğu ölü, yaşayanların büyük kısmı da yabancı. Kendine, ülkene ve diğer insanlara daha hızlı yardımcı olabilmen için senin acilen bu satırları okurken kafa sallayan, sana ilham kaynağı olacak bir akıl hocasına ihtiyacın var.

Akıl hocanı çabuk bulman temennisi ile…
BilinçALTIN

Her İnternet Girişimcisinin Bilmesi Gereken Bir Hikaye: Ortakantin.com

ortakantin-yourthrep-logos124 Eylül 2009 Perşembe akşamı gerçekleşen etohum’da iki internet başarı hikayesini dinledik. Bir tanesi geçtiğimiz haftalarda Youth Republic tarafından satın alınan Ortakantin, diğeri Silikon Vadisi’nde kurulan ve 2 milyon Dolar yatırım alan Grou.ps idi.

Yaklaşık 150 kişinin katıldığı toplantıda Orta Kantin adına kurucular Vadi Efe ve Volkan Biçer, siteyi satın alan Youth Rep adına ise Serhat Gürcü konuştu ve genel olarak bu başarıda neyin etkili olduğunu anlattı.

Ortakantin’in hikayesi şöyle başladı: 1984 doğumlu iki genç Vadi Efe ve Volkan Biçer, bu işe 2004 yılında üniversitede başladılar, yazılımdan pazarlamaya tamamen amatör bir ruh ile giriştiler. Boş zamanlarında kod yazdılar, geri kalan zamanlarında arkadaşlarına siteden bahsetmeleri ilk pazarlama faaliyetleriydi. Daha sonraki pazarlama faaliyeti ise el ilanları dağıtmak oldu. İlk serverlarını arkadaşları sağladı, daha sonra da bu maliyetleri ceplerinden karşılamaya başladılar.

Vadi de Volkan da Boğaziçi üniversitesinde okurken aynı zamanda çalışmaya başladı. İkili, bunu da bir avantaj olarak kullandıklarını, çalıştıkları sırada edindikleri iş çevrelerine bu işi kolayca anlatabildiklerini söyledi.  Yollarına beraber iş yaptıkları insanların da yardımını alarak devam ettiler. Şimdi ise ortakantin’in bütün üniversitelere, 500 liseye ve yüzlerce ilköğretim okuluna erişimi var.

etohum ortakantin

Peki, Ortakantin 100.000 üniversite öğrencisine ulaşmayı nasıl başardı? Vadi, Ortakantin’i Facebook Amerika’da çok popüler iken kurduklarını ve bunun da başarıların da ciddi bir etken olduğunu söyledi. Volkan ise, şansın ve  komünitenin bir parçası olmalarının buradaki en önemli kriterler olduğunu belirtti. Yani, eğer öğrenci olmasaydık bu topluluğu çok kolay yönlendiremezdik.  Bir de hedef kitlemizin çok net olarak belirlememizin de etkisi büyük şeklinde konuştu.

Youth Rep’in kurucu ortaklarından Serhat Gürcü ise Vadi ve Volkan’a katıldığını ek olarak buradaki önemli kriterlerden birinin “o işe adanmak” olduğunu söyledi. Youth Rep.’in gençleri hedefleyen markalara 360 derece pazarlama sunan bir ajans olduğundan bahseden Gürcü,  dijital tarafta bugüne kadar yoktuk. Bu noktada bizimle aynı kitleyi hedefleyen ortakantin ile ortak olmayı stratejik olarak uygun bulduk şeklinde konuştu. Gelecekte ise offline ve online dünyayı burada birleştirerek yeni yatırımlar yapacaklarını, 1 Ocak’tan itibaren tasarımın yenileneceğini, 1 sene sonra da yeni ürünle çıkacaklarını belirtti.

Bu arkadaşlar hem üniversite okudular, hem çalıştılar hem de kendi şirketlerini kurarak, büyüttüler ve yatırım aldılar. Yani, Türkiye’de çok da kolay olmayan bir başarıya imza attılar. Ben de bu arkadaşların hikayelerinin internet girişimcisi arkadaşlara örnek olmasını diliyor ve kendilerine yeni işlerinde başarılar diliyorum.

Friendfeed'i Twitter'e, Onu da Facebook'a Bağlamak

Uzunca sayılabilecek bir süreden beri sosyal ağlarda varım. Facebook ve diğer kullandığım sosyal medya araçları ( Bloğum, Twitter’im, Youtube, Linkedin profilim, Picasa, Flickr, Digg, Google Reader, Slideshare profillerim…) Friendfeed’e bağlı. Bu ilişkiyi uzunca bir süre tek taraflı devam etti. Daha sonra Friendfeed’i Twitter’e bağladım. Benzer platformlar olduğu için gayet de iyi oldu.

Uzunca bir süredir ayrı tuttuğum Facebook’u ise geçenlerde Twitter’e bağladım, dolayısı ile FF, Twitter üzerinden Facebook’a bağlanmış oldu. Böyle olunca, FF’i çok sık güncellediğim için özellikle sosyal medyadan olmayan arkadaşlarım tepki göstermeye başladı. Ben de birkaç gün denedikten sonra Facebook’un FF entegrasyonunu kaldırdım. Nedeni şuydu: Facebook, lise-üniversite arkadaşlarının, akrabaların bulunduğu bir yer. 13 milyon üyesi var Türkiye’de. Herkes orada. Twitter, FF gibi platformlar ise daha çok “ilk kullanıcıların” (early-adopters) yeri. O yüzden orada verilen iki mesaj çok farklı etki yapıyor. Facebook kitlesi doğal olarak “sosyal medya hatta Facebook rakamları” ile bile ilgilenmiyor. Tek amaçları o sosyal platformda arkadaşları ile kontakta kalmak. Öyle olunca da paylaşmanın bir anlamı kalmıyor. Biz Friendfeed’de yüzlerce kişiyi akışkan bir ekranda takip etmeye çok alışkınız ama ortalama bir Facebook üyesi sadece kendi çekirdek çevresini takip ediyor.

Sonuç olarak, siz de FF kullanıcısı iseniz ve benim gibi Facebook arkadaşlarınız lise- üniversite arkadaşlarınız gibi sosyal çevrenizden farklı ise FF’i Facebook’a bağlamamanızı öneririm.

Facebook'u Dünya'da En Çok Google'da Aratan İki Şehir: İzmir ve İstanbul

facebook google Google Trends verilerine göre Google’da en fazla Facebook kelimesini arayan ülke Türkiye, şehir olarak da İzmir birinci, İstanbul ikinci, Ankara dördüncü. En çok aratılan dil olarak da Türkçe birinciliği kimselere kaptırmamış.

Bunun ilk nedeni Türk milleti olarak adresini bildiğimiz bir siteyi bile önce Google’da aratarak siteye oradan ulaşmamız. İkinci ve daha önemli nedeni ise Türkiye’nin Dünyadaki Facebook nüfusunda an itibari ile 13 milyon kullanıcı ile 3. sıraya yükselmiş olması. Anlaşılan bu trend uzunca bir süre böyle devam edecek.

İşe Girmek İsteyenler Facebook'taki Bilgilerine Dikkat Etsin

facebook_obamaBu uyarı benden değil, Amerika Başkanı Barack Obama’dan geliyor. Obama, Amerika Başkanı olmak için Sosyal Medya Kampanyasının başına Facebook’un kurucularından Chris Hughes’i getirerek online dünyada şu ana kadar gördüğümüz en başarılı kampanyayı yaratmıştı. Sosyal Medya’yı dolayısıyla Facebook’u dahiyane bir şekilde kullanan Obama’nın Facebook hakkındaki görüşleri değişmedi elbette. Demek istediği başka bir şey ve kesinlikle kulak verilmeli.

Obama’nın Sosyal Ağlar konusunda uyarıları şöyle:

  • İşe eleman alırken önceki hayatını incelemek isteyen işverenler artık Facebook, MySpace ve Twitter gibi sosyal ağlardaki profilleri de gözden geçiriyor.
  • Facebook gibi sitelere konulan ” fazla kişisel” bilgiler ileride işverenlerin dikkatini çekebilir. Başkaları ile paylaşılan bilgiler gelecekte iş veya terfi peşinde koşarken kişinin karşısına dezavantaj olarak çıkabilir.
  • Herkes Facebook`a koyduğu bilgilere dikkat etsin. İnsan gençken hatalar, aptalca şeyler yapar. YouTube çağındayız ve bu çağda yaptığınız herşey gelecekte karşınıza çıkabilir (Milliyet)


Twestival İstanbul

12 Eylül Cumartesi günü Twitter kullanıcıları Sosyal Yardımlaşma için İstanbul’da bir araya gelecek. Ülkemizde ikinci kez düzenlenecek bu Sosyal Medya organizasyonunun geliri Türkiye Otizme Destek ve Eğitim Vakfı’na bırakılacak. Müzayede  Taksim 360’da düzenlenecek.  Duygu Saylam tarafından gerçekleştirilen Twestival İstanbul’un Twitter hesabını buradan, takibe alabilir, daha detaylı bilgi için Webrazzi yazımı okuyabilirsiniz.

Başarıya Giden Yol

road to successBugüne kadar okuduğum Başarıya Giden Yolları anlatan birçok kitabın özeti niteliğinde, onlarca metaforu içinde barındıran harika bir karikatür. Yolculuğa en alttan başlayın ve yukarıya doğru devam edin.  İngilizce bilmiyorsanız bile resmin üzerine tıklayın, bir sözlük yardımı ile kelimelerin anlamlarına bakın ve dikkatlice inceleyin mutlaka. Memnun kalacaksınız. (via Özer)

E-mail Kavramında Devrim: Google Wave

Google Wave’yi kullanmamıza çok az zaman kaldı. 30 Eylül’den itibaren ilk davetiyeler gönderilmeye başlanacak. Eğer Google Wave’nin ne olduğunu bilmiyorsanız kısaca bahsedeyim: Google Wave ile

* Bir e-posta aynı anda birden çok ekranda da görüntülenebiliyor. (Anında mesajlaşma gibi)
* E-postanın içindeki iki paragrafın ortasına cevap yazabiliyorsunuz.
* Yazdığınız yorumları isterseniz bloglarınızda eşzamanlı olarak paylaşabiliyorsunuz.
* Son derece gelişmiş bir otomatik kelime düzelticisine sahip. Örneğin “icland is an icland” cümlesini “Iceland is an island” olarak düzeltiyor.
* Resim eklemek için sürükle – bırak özelliği entegre edilmiş.
* Google Translate (Çevirici) özelliği entegre edilmiş. Artık e-maili yazarken karşı tarafa aynı anda başka bir dilde göndermeniz mümkün.
* E-posta içerisine Google Video ve Google Maps entegre edilerek başka bir siteye gitmemize gerek kalmadan çalışabiliyor. Üstelik bir Google haritasında aynı anda çalışıp karşılıklı yorum yazabiliyorsunuz.
* Sosyal ağlara ve mikro-blogging sitelerine tek tuşla bağlanabiliyorsunuz.
* Proje açık kaynak kodlu ve şimdiden Twitter eklentisi mevcut.

Eğer daha fazla bilgi edinmek isterseniz bu konu ile ilgili Webrazzi yazımı okuyabilir ve davetiye için şuradan listeye girebilirsiniz.

Big Big Gerilla

Big Big sakızlarının ne kadar büyük baloncuk çıkarabildiğini gösteren eğlenceli, etkileyici bir gerilla. Kaynak

Soutwest Airlines Virali

Son zamanlarda gördüğüm en eğlenceli viral çalışma. Bu vesile ile THY konkurundan zaferle çıkan ajanslara özellikle Mobilera’ya başarılar diliyor ve yeni işlerini merakla bekliyoruz 🙂

Pazarlama Profesyonellerinin Mutlaka Okuması Gereken 5 Kitap

Aslında liste uzatılabilir. Eminin işini iyi yapan pazarlama profesyonelleri bu kitaplardan en az ikisini okumuştur. Eğer öyleyse diğer üç kitabı da tamamlamanızı öneririm. Yok, daha azını okuduysanız çok şanslısınız ve önünüzde harika vakit geçirebileceğiniz bir kısa liste var.

5. Jeffrey Gitomer – Satışın Küçük Kırmızı Kitabı: Adından da anlaşıldığı gibi bu bir pazarlama kitabından çok satış kitabı. Ama satış da pazarlamanın bir süreci olduğuna göre işe önce satışı anlamaktan başlayabiliriz. Bu kitap satışı ve satışın nasıl yapılması gerektiğini çok iyi anlatıyor ve kesinlikle kitaplıklardaki yerini almalı.

4.Richard Branson – Screw It, Let’s Do It: Bu kitabın Türkçesi sanırım yok. Ben “ Yapalım, Anasını Satayım” diye çeviriyorum. Bu çok kolay okunan kısa kitap Richard Branson’un girişimci hikâyesini ve olaylara bakış açısını anlatıyor. Özellikle sadece düşünen ve harekete geçmeyen bir insansanız Richard’in hareketlerinden çok şey öğrenebilirsiniz.

3. Seth Godin – Mor İnek: Bir pazarlama klasiği. Ana konusu ise farklılaşma ve değişik düşünme. Sıradanlıktan sıyrılmak için okunması gereken kitaplar arasında en önemlisi, en ilham vereni.

2. Philip Kotler: Pazarlama’nın Temelleri: Bu kitabı okumamış bir pazarlama profesyoneli düşünemiyorum. Daha çok pazarlamaya yeni giren arkadaşların Pazarlama’ nın Temellerini alabilecekleri bir başyapıt. Pazarlamayı çok iyi bilenlerin de tekrar tekrar dönerek yararlanacakları bir referans kitap.

1. İşinizi Yeniden Yaratın- Tom Peters: Hayatta en çok ilham aldığım isimlerin başında geliyor Tom Peters. Eğer Tom Peters’ in hiçbir kitabını okumadıysanız çok şey kaçırmışınız demektir. Sadece bu kitap değil, en başta “ Kendinizi Markalaştırmanın 50 Yolu” ve “Vay Canına Dedirtmek” de bu kitabın tamamlayıcısı niteliğindedir. O yüzden, aslında bu kitapların hepsi kendinize yapacağınız en büyük yatırımlardır.

Sizin başka tavsiye edeceğiniz ve “Mutlaka Okunmalı” dediğiniz kitaplar var mı?

P.S. Bu yazım sevgili Cengiz Çatalkaya tatildeyken kendisinin bloğunda yayınlanmıştır.

Türkiye'de Kişisel Gelişim

İnsanların çoğu Kişisel Gelişim kitapları okumaz, okuyanla da dalga geçerler. Nedeni açıktır aslında. Bir çoğu büyük şeyler hayal edip sonunda hayal kırıklığına uğramaktan çekinirler. Bu kesimin fark etmediği, aslında zaten büyük bir hayal kırıklığı olduklarıdır.

Ben bu tür kitaplara oldukça düşkünümdür. Genelde aynı anda en az iki tanesini okurum. Bazen heyecanlanır, hayati kararlar alırım. Bazen de bu kararları uygulamaya geçiririm.

Neden daha önce yazmadım bilmiyorum ama bir gün Doğan Cüceloğlu’na spontane bir kaç soru sordum. Kendisi de bu sorularımı internet sitesinde yayınladı ve takipçilerine yöneltti. Büyük bir genelleme içeren ama yine de kanımca çok da yanlış olmayan sorularım şunlardı:

Hocam, Türkiye’deki kişisel gelişimciler neden kişisel gelişimlerine önem vermiyorlar? Neden İngilizce yayınların ucuz Türkçe çevirilerinden öteye gidemiyorlar. Üzerine hiç bir şey koymuyorlar? Ve neden sıfırdan belli bir yere gelmiş, belli bir işi başarmak için profesör olmak gerekmediğini pratikte kanıtlayan kişisel gelişimcilerimiz yok? Biz hedefimize ulaşan yolda ilerlerken sadece yabancıları mı örnek almak zorundayız?

Kendisi de hem kişisel gelişimci, hem Türk hem de değerli bir profesörümüz olan Doğan Cüceloğlu’nun hoşgörüsü beni çok etkiledi. Cevapları merak ediyorsanız buradan okuyabilirsiniz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Baktığınızı Algılayan Reklam

3708879919_5b16841392

Gene harika dizayn edilmiş çok yaratıcı bir reklam. Aile içi şiddetin konu edildiği posterin hemen üzerinde bir hareket sensörü var ve kimse bakmazken ilk görüntüyü, birisi bakarken ikinci görüntüyü gösteriyor. Kaynak

Türkiye'ye Action Script'çi Aranıyor!

Geçenlerde piyasada bilinen bir ajans bana ileri derecede Action Script bilen birilerini tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de tanıdığım olmadığını ama şirkettekilere ( Adobe ) bir soracağımı söyledim. Adobe’ de de aldığım cevap şaşırtıcıydı:

“İleri derecede Action Script bilen birisini herkes arıyor ama ne yazık ki çok fazla yok. İyi derecede bilenlerin hepsi de zaten iyi bir yerlerde çalışıyor.”

Türkiye’ de Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama geliştikçe Action Script’e ilgi artıyor ve bu ilgi gelecek yıllarda bu ilgi daha hızlı artmaya devam edecek. Bu işin profesyoneli şu anda çok fazla yok, yani rekabet başlangıç seviyesinden sonra hızla azalıyor. Piramitin aşağısı kalabalık ama yukarıda çok az insan var.

Eğer kariyerinize yeni başlamış ya da başlayacak bir yazılımcıysanız size bir tüyo vereyim: Action Script öğrenin. İyi derecede öğrenin hem de. Piyasanın en aranılan yazılımcılarından birisi olursunuz.

Eğer kendinize güvenen bir Action Script’çi iseniz bana mail atın (hasan “et ” hasanbasusta . com ) özgeçmişinizi ajansa göndereyim 🙂