Geleneksel Pazarlama VS Yenilikçi Pazarlama

Geleneksel Pazarlama: Mesaj iletmeye çalışmak

Yenilikçi Pazarlama: Cevap vermek

Ortalama bir Amerikalı 245 reklam mesajıyla karşılaşıyor her gün. Ayda 7485 mesaj eder. Herkes reklam yaptı, oyunun kuralı buydu. İnsanlar mesajları absorbe etti bir süre için. Aslında bu süre baya uzun sürdü. İnsanlar sıkıldı. Bir süre sonra reklam onlara bir şey ifade etmemeye başladı. Televizyonda görünce kanal değiştirdiler, bilboardda görünce kafalarını çevirdiler. Pazarlama iletişimi değişmeye başladı. İnsanlar dinlemediler. Ta ki kendileri isteyinceye kadar.

Ve geleneksel pazarlama yara aldı. Ölmedi ama can çekişiyor. Sonra, insanlar merak ettikleri markaların peşine düşmeye başladılar. Google’ da arattılar, web sitelerine girdiler. O zaman bile iletişim tek yönlüydü. Daha sonra dijital araçlar geldi. İnsanlar sosyal medyada kalabalıklar oluşturmaya başladıkça markaların dikkatini çektiler. Facebook’ ta grup kurdular, uygulamalar geliştirdiler. Cebimize kadar girdiler, Twitter’ dan iletişime geçtiler. Bloglar yazdılar, yorumlar aldılar. Aralarında başarılı olanları müşterilere içerik yarattırdılar, diyaloga geçtiler. Kitlesel iletişim geride kaldı, bireysel iletişime geçildi. İnsanlar markaları tekrar dinlemeye başladılar. Ta ki yeni bir yol bulunana kadar, o yeni yol ne miydi…

Türkiye'de Sosyal Medya'nın Geleceği Parlak

Webrazzi için yazdığım şu yazıda Comscore’ un 4. Dalga Raporunu okudum ve analiz ettim. Bu rapor Türkiye açısından gayet olumlu rakamlardan oluşuyor ve Sosyal Medya’ nın Türkiye’ de geleceğinin daha da parlak olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin genç nüfusu ve hızlı internet adaptasyonu en büyük avantajımız. Avrupa’da ilk onda yer aldığımız ender konulardan bir tanesi internet ve sosyal medya. Eğer bu konularda kendinize yatırım yapıyorsanız geleceği yakalamışsınız, hız kesmeyin doğru yoldasınız. Şimdi rakamlara bir göz atalım:

ComScore’ un raporunda değerlendirilen 17 Avrupa ülkesi arasından 40 milyon kullanıcı ile en büyük popülasyona sahip Almanya’yı 36.8 milyon ile İngiltere ve 36.3 ile Fransa takip ediyordu. Türkiye bu sıralamada 17 milyon kullanıcısı ile 7. sırada yer alıyordu. Bu raporda da benzer rakamlar karşımıza çıkıyor. Aktif internet kullanıcıları yaklaşık olarak tüm internet kullanıcılarının 1/3′üne denk geliyor. Türkiye 4,8 milyon aktif internet kullanıcısına sahip ve Avrupa’da 9. ülke konumunda. Ayrıca raporda Türkiye’nin internet penetrasyonunun %35 ile 38 ülke arasında 28. olduğu belirtilmiş.

Son derece sosyal olduğunu bildiğimiz Türk internet kullanıcıları araştırmaya göre Avrupa’ da en fazla sosyal ağ profiline sahip 8. popülasyon. Dünyadaki aktif internet kullanıcıların yaklaşık 2/3′ü bir sosyal ağa katılmış durumda. Gördüğümüz kadarı ile bu oran Türkiye’de dünya ortalamasının bir hayli üzerinde.

Bir diğer dikkat çeken konu da sosyal medyanın artık mobil hale geliyor olması. Aktif internet kullanıcılarının %17’si sosyal medyaya cep telefonlarından ulaşıyor.

Eğer birisi bana gelip ne yapacağını bilmediğini söyleseydi onlara Sosyal Medya ve İnternet konusunda uzmanlaşmalarını söylerdim. 5 sene içerisinde yatırdıklarından fazlasını alacaklarına eminim, özellikle internete cepten ulaşanların oranı %17′ lerden çok daha yukarılara çıkmaya başladığı zaman…

Dahice Tasarlanmış Bir Pazarlama Yönetimi: Harry Potter

harry-potter-ve-melez-prensPunk Marketing pazarlamada farklılık yaratarak nasıl başarı elde edildiğini örneklerle anlatan çok sevdiğim bir kitap. Kitaptaki örneklerden birisi Harry Potter markasını ön plana çıkartacak bir taktiğin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor:

Dördüncü kitap “Harry Potter ve Ateş Kadehi”  Temmuz 2000′ de hem İngiltere’ de hem de Amerika’ da aynı anda piyasaya sürüldü. Öncesinde kitapçılara, medyaya, halka hatta Harry’ nin kendisine bile çok az bilgi verilmişti.

Kitabın hikayesi ile ilgili hiçbir şey yayınlanmamıştı; kapak bile gizli tutulmuştu. Rowling, kitap çıkmadan önce hiç röportaj yapmadı, hatta kitabın ismi bile uzun süre açıklanmadı. Satıcılar, lansmana kadar kitapların paketlerinde tutmak için çok ciddi emirler almışlardı ve çoğu ambargo kalkar kalkmaz satışa başlamak için mağazalarını gece yarısında açtılar. Öyle Yıldız Savaşları tadındaydı ki!

Daha sonraki lansmanlar da aynı şekilde yapıldı. Ancak plana, resmi satış gününden önce Kanada’ daki bir kitapçıda ” Oh!, Çok özür dilerim” diyerek 14 kopya Harry Potter ve Melez Prens kitabı satılması gibi birkaç taktik eklenmişti. Bugün, Harry Potter markasının değeri 1 milyar dolardan fazla ve utangaç Rowling İngiltere’ deki en zengin, medya için en vazgeçilmez kadınlardan biri yaptı.

Punk Marketing ( 2007 basımı) değerin 1 milyar Dolara ulaştığını söylese de Ali Atıf  Bir Hürriyet’ teki yazısında bu imparatorluğun 5 milyar Dolara ulaştığını söylüyor. Bu başarıyı da şöyle açıklıyor: Harry Potter yaratıcılarının kompleksleri yok. Ürünlerini bir marka gibi görüyorlar ve bugün marka konusunun çocuk edebiyatı dahil yaşantımızın her anını derinliğine etkilediğini kabul ediyorlar. Harry Potter’in başarısı 5 milyar dolarlık başarısı da çok dahice tasarlanmış etkili pazarlama yönetimine dayanıyor. Pazarlama akademisyeni ve Harry Potter hayranı Stephan Brown’da oturmuş Harry Potter’ın pazarlama ve markalama sihrini derinliğine incelemek için “Harry Potter’ın Marka Sihri isimli bir çalışma yapmış. Harry Potter’ın modern pazarlamanın en büyük örneklerinden biri olduğunu bir bir anlatmış. Ortaya her pazarlamacının okuması gereken mükemmel bir “modern pazarlama ve markalama” kitabı çıkmış. Brown kitabında şöyle bir cümleye yer veriyor: “Bugün markalaşmanın kalbinde müthiş bir sihir yatıyor. Ve bu sihir öncelikle bir öyküyle başlıyor. Ve bu öyküyü iyi anlatmakla…” Brown’a tüm kalbimle katılıyorum.. Markalaşmayı da anlamak her şeyden önce insan yaşamında öykülerin ve öykü anlatmanın sihrini anlamaktan geçiyor. Bir de bunu bizim yazarlarımız anlayabilse!

Ali Atıf  Hocamın cümlesini tekrar ediyorum: Harry Potter’in başarısı 5 milyar dolarlık başarısı da çok dahice tasarlanmış etkili pazarlama yönetimine dayanıyor. Buna çoğumuzun piyasaya sızdı, lansmandan önce bilgiler gizlice elde edildi gibi safça inandığımız ama aslında marka kontrolünde olan casusluk haberleri ve dahice yapılan gerilla uygulamaları dahil.


Yaratıcı Çikolata Reklamı

milkyway_store

Çikolata tadında bir gerilla reklam uygulaması. Buradaki kaynak’ ta dahası mevcut.

Gerilla Reklam Ödülleri – Croquette

dexter

Dünya’ da ilk defa Gerilla Reklamcılık ödülleri dağıtıldı. Yukarıdaki reklam benim en beğendiğim işti ve Field Marketing ( Saha Pazarlama) konusunda gümüş ödülün sahibi oldu. Burada daha bir çok ilham alabileceğiniz işler bulabilirsiniz. Bu güzel yarışma için Torke’ ye ve Lisbon Ad School’ a teşekkür ediyor, bu ödüllerin ikincisini merakla bekliyoruz.

Karamsar Olursam Sonunda Üzülmem!

karamsarlık

Dün biri İngiliz 3 arkadaşımla sohbet ediyordum. Konu karamsarlığa geldi ve ben İngiliz arkadaşa sordum:

Ben: Karamsar bir insan mısın?

A: Evet.

Ben: Peki karamsar olmak iyi bir şey mi?

A: Evet, iyi bir şey. Çünkü karamsar olursam, işin sonu kötü olsa bile “Ben zaten bunu bekliyordum derim, iyi olursa da ne ala” dedi.

Diğer 2 arkadaşım da hak verdi. Üçü birden bana neden karamsarlığın iyi bir şey olduğunu anlatmaya, ardı ardına sebepler sıralamaya başladılar. O anda şunu anladım: Karamsar olmak bir seçimdi. İnsanlar karamsar olmayı işin sonunda üzülmemek için garanti bir yol olarak görüyorlardı. İşin sonuna kadar geçirdikleri kötü vakit umurlarında bile değildi. Bir savunma mekanizmasıydı bu. Dile, dine, millete göre değişmeyen evrensel bir olgu.

İnsanların yıllarca inandıklarını değiştirmek hiç kolay değil. Ben arkadaşlarımı ikna edemedim ama umarım sizi edebilirim. Karamsarlığın kimseye faydası yoktur, en başta kendinize. Bu sıcak yaz gününün tadını çıkartın. Nasıl olsa akşama yağmur yağar demenin, yağmur yağınca da ben demiştim demek nasıl bir yaşam tarzı? Zaten önemli olan da yağmur yağdığında o anın tadını çıkarmak değil mi? Ya da en azından öyle olmamalı mı?